Kemalizm nedir? Atatürk'ün düşüncelerinden farklı mıdır?
"Kemalizm" kavramı ilk kez Mondros Ateşkesi sonrası Anadolu'da Mustafa Kemal'in etrafında örgütlenen Kuvayi Milleye hareketini kastederek kullanıldı. Yani Kemalizm o dönemde bir liderin (Mustafa Kemal) arkasındaki (milliyetçi) kitleyi temsil ediyordu. Hatta dış basın "Türk milliyetçileri" ile "kemalistleri" eş anlamlı olarak kullanıyordu.
1930'lardan itibaren ise Kemalizm Türkiye Cumhuriyetinin resmi kuruluş ideolojisi olarak benimsendi. 6 ilkeye (6 ok) Kemalizm adı verildi. Bu 6 ilke anayasada başlangıç hükümlerinde ve ilk 3 maddede günümüze kadar korundu. Ders kitaplarına konuldu. Devlet eliyle Kemalizmi benimseten yayınlar hazırlandı. İlber Ortaylının deyimiyle Kemalizm Türkiye Cumhuriyetinin düsturu oldu.
Atatürk bizzat Kemalizmin kurucusuydu. Enteresan bir şekilde bugün Atatürk'ü ebedi lider olarak benimseyen birçok kişi kendini Kemalist olarak tanımlamıyor. Muhtemelen muhafazakar sağcılara göre aşırı pozitivist; solculara göre ise aşırı milliyetçi bir ideoloji olduğu için.
Osmanlı'da saray elitleri ;
Araplara kavm-i necip yani asil millet,
Ermenilere millet-i sadıka yani sadık millet dedi.
Türklere ise "etrak-ı bi-idrak" yani idraksiz Türkler dedi.
Araplar da Ermeniler de isyan edip bizi arkadan vurdular.
Sonra Atatürk çıktı "Ne mutlu Türk'üm diyene" dedi. Gelecek ne gösterir bilinmez ama Türk milleti için hala en doğru motivasyon budur.
Arapların kahir ekserisinin bize bakış açısı aşağıdaki gibidir:
ABD'li New York Times gazetesinin Türkiye hakkında orantısız bir şekilde öne çıkardığı konular:
Sorunların arkasındaki güçler aynı zamanda bu sorunları sürekli gündemde tutuyor.
Adana'da mezarlıklarda "sahte hoca" denetimi yapıldı:
+ Okuduğum duaya devam edin lütfen.
- İnne ashabel... Eee... Ee...
+ Tamam devam edin.
- Eee...
+ Arkadaşı dışarı alalım.
Türk siyasetine yön vermiş birçok siyasetçiyle profesyonel olarak çok yakın çalıştım. Her partide vatansever de tanıdım makam/parasever de tanıdım.
Şunu çok net gördüm; birçok siyasetçi kendi makamını muhafaza etmek için gerekirse sistemi paralize etmekten çekinmez.
Ben Türk gençliğinin, siyasetçinin arkasında heba olmasına karşıyım. Türk gencinin görevi siyasetçinin rant koltuğunu korumak değil.
Benim idealim Türk milliyetçiliğinin işimize yayılmasını sağlamak. Her iş ve eylemimizde bu vatanı bu milleti düşünerek adım atmak. Ben bu vatanın ekmeğini yiyorum işimi en iyi şekilde yapmalıyım diyebilmek. Makamının peşinde olanları değil millet olarak birbirimizi koruyup kollamak.
Kılıçdaroğlu hainse 15 sene niye peşinden koştunuz, 15 sene boyunca yanıldıysanız şu an yanılmadığınız ne malum? Millete cahil, koyun derken çok başka bir kitleye dönüştüler.
Kılıçdaroğlu hainse 15 sene niye peşinden koştunuz, 15 sene boyunca yanıldıysanız şu an yanılmadığınız ne malum? Millete cahil, koyun derken çok başka bir kitleye dönüştüler.
Hiçbir şey olduğu yok. 195 sayılı kanunda 49uncu maddede geçen "basın ahlak esasları" ibaresinin neyi işaret ettiği zaten Basın İlan Kurumu Genel Kurul kararı ile açıklanmıştı. Değişen bir şey yok. Sadece kanuna ekleniyor.
Yani mevcut durumda da devletin varlık ve bağımsızlığına, bölünmez bütünlüğüne, Atatürk ilke ve inkilaplarına aykırı yayım yapılamaz.
Bunlar zaten Anayasamızın başlangıç hükümleri. Türkiye'de hiç bir faaliyet bu hükümlere aykırı olamaz.
Atatürk ilke ve inkilapları diye işeret edilen bu ülkenin ve milletin mevcudiyeti, bölünmez bütünlüğü, kuruluş sözleşmesi. Buna itiraz etmek demek Türk devletinin varlığına itiraz etmek demek. Sembolik bir durum.
AYM geçen sene 49/a yı iptal etti ama o başka bir bentti, bu durumla alakası yok. Şu an teklifte yer alan ibareler GK kararı ile uygulamada var olup yasa metninde yer almıyordu. Şimdi yer alacak.
@avturkoglum@facr_tr İptal edilen bent o değil. Nasıl avukat oluyosunuz siz çok enteresan gerçekten. Yukardaki BİKin "Basın ahlak esasları" ibaresinin neyi kastettiğini anlatan GK kararı. İnternet elinizin altında açın bakın neyi iptal etmiş AYM.
J.Buchanan'a göre siyasetçi doğası gereği kamu yararını değil kendi çıkarını maksimize etmeye odaklanır.
Bu anlamda siyasetçinin; malını satmak için "yanıltan, abartan" pazarlamacıdan farkı yoktur.
Bugün TÜİK doğum istatistiklerini açıkladı ve doğum hızımızdaki trajik düşüş devam etti.
Geleceğe dair senaryolar gösteriyor ki eğer toparlanma olmazsa nüfusumuz bu yüzyılın sonunda 40 milyona kadar gerileyebilir. Aşırı iyimser bir senaryoda 110 milyon da olabilir.
Özellikle son 15 yılda dünyada doğum oranlarındaki azalışın sebepleri tam olarak açıklanamıyor. Gelir-beklenti uyumsuzluğu, yetersiz konut arzı, değişen yaşam biçimleri, yalnızlaşan birey veya hepsi.
Tabi bu sebebi bilinmeyen düşüşe sebebi bilinmeyen bir artış cevap verebilir. Dünya tarihi belli bir trendin etrafınfaki konjonktürel dalgalanmaların hikayesidir. Devletin görevi trendden sapmaların vereceği hasarı yönetebilmektir.
"1919 senesi Mayısının 19. günü Samsun'a çıktım" diye başlar Gazi Paşa Nutuk'a.
Doğum günü net olarak bilinmediğinden 19 Mayısı kendi doğum günü olarak belirlemiştir.
Ruhu şad olsun. Adı Türkiye Cumhuriyeti ile ilelebet yaşasın.
18 Mayıs 1944 Kırım Türklerinin vatanından, hafızasından ve köklerinden koparılmaya çalışıldığı büyük bir insanlık suçudur.
Kırım Türk’tür, Kırım Tatarlarının acısı Türk milletinin ortak acısıdır.
Sürgünü unutmadık, vatan mücadelesini unutmayacağız.
Sosyal medya kullanımı nüfusu azaltan temel sebep mi?
Avrupa ülkeleri, çocuk doğurma sayısında önlenemez keskin düşüşü yıllardır araştırıyor. Uygulanan maddi teşvikler sonuç vermedi.
Son yapılan araştırmalar gösteriyor ki ekran süresi arttıkça kadın erkek ilişkileri azalıyor.
Çok yeni bir sorun. Belki çözüm sorun gibi görünen sosyal medyayı nüfus politikası aracı olarak kullanmakta saklıdır.
Tam sayfa FT makalesinin kısa bir özeti:
"Why birth rates are falling everywhere all at once?"
https://t.co/xXKw2PMrIi
Dünya genelinde doğum oranları hızla düşüyor. 195 ülkenin üçte ikisinde oran nüfusu koruyacak eşiğin altına indi; bazı ülkelerde kadın başına en yaygın çocuk sayısı "sıfır".
Neden?
Eskiden çiftler daha az çocuk yapıyordu. Artık sorun daha az çift olması. Yalnız yaşayan, partner bulamayan genç sayısı dramatik artıyor — ve bu düşük gelirli, az eğitimli kesimde çok daha belirgin.
Konut sorunu, ekonomik belirsizlik gibi faktörler kısmen açıklasa da asıl şüpheli akıllı telefonlar ve sosyal medya. Ülke ülke bakıldığında doğum oranındaki düşüş, mobil internetin yayılımıyla ve smartphone'ların kitlesel kullanımıyla örtüşüyor. Yüz yüze sosyalleşme azalıyor, ilişki standartları gerçek dışına çıkıyor, çiftler arasında cinsel işlev bozukluğu artıyor.
Sonuç?
Yaşlanan nüfus, küçülen işgücü, baskı altındaki emeklilik sistemleri. Japonya'nın onlarca yıllık durağanlığı bunun somut örneği.
Çözüm kolay değil — akıllı telefonu yeniden icat edemezsiniz. Uygun konut ve yeterince cömert bebek teşvikleri yardımcı olabilir, ama asıl mesele ortak bir dijital kültür dönüşümü.
Anlamazsın da anlatayım.
Bir milleti bölmek istiyorsan önce dillerini ayrıştırırsın.
pkknın,"Demokratik Konfederalizm" tezinde, tek dilli klasik ulus-devlet yapısı reddedilir. Devletsiz, çok dilli ve çok kültürlü bir toplum" retoriği anlatılır. Çünkü hedefleri önce toplumun dilini sonra devleti bölmektir.
Üniversitede okuyan herkesin bildiği Türkçe varken farklı bir dilde içerik sunmak iyi niyetli değil. Bugün üniversiteye giren ayrı gayrılık elli adım sonra orduya girer.
Bu tepkiler tarihin en büyük devletlerini kurup, tarihe yön vermiş bir milletin devletini korumak adına gösterdiği genetik refleksler. Sizlik bir şey yok.
Eh, sıktınız artık yeter.
“Kürtçe bilinmeyen bir dil” ise niye bu kadar anksiyete nöbeti geçiriyorsunuz diye sormazlar mı adama?
Ayrıca Kürtçe çok eski bir dil. Dilbilimcilere göre Kürtçenin kökleri yaklaşık 2.500 yıl öncesine dayanıyor. Hadi bir halk ve ırka yönelik nefretiniz var bilime de mi karşı geliyorsunuz?
Bizim şu an kullandığımız Latin alfabesiyle yazılan Türkçe yaklaşık 100 yıllık. Dilimizin dönüşüm geçirdiği ortada. Siz hala tamamen öz Türkçe kullandığımızı mı zannediyorsunuz? Türkçe, Arapça, Farsça, Fransızca, İtalyanca ve daha birçok dilden gelen sayısız kelimenin harmanlanmış hali. Birçok dil gibi aşureden farksız.
Kendi öz güvensizliklerini, bir gruba aidiyet üzerinden başka bir kesime nefret kusarak mı tatmin ediyorlar. Artık bunlar tıbbın konusu. Benim nezdimde ağır vakalar.
Şu üç beş sinir küpüne dönüşmüş, kasıla kasıla konuşup sağa sola “bölücü” yaftası yapıştıran insanları görmekten sıtkımız sıyrıldı.
Rusça mı konuşurlar, Lazca mı, İngilizce mi, Kürtçe mi, kuş dilimi… Rahat bırakın insanları. Vatanseverlik insanları sürekli kışkırtarak olmaz. Vallahi de billahi de bunun adı vatanseverlik değil.
Hiçbir yere varamayacağınız konular yerine gidin film izleyin, kitap okuyun, ne bileyim aşık olun ama kışkırtmayın insanları, yeter.
Tüm dertleri Türk milletinden 'ayrı', 'muadil' bir hareket yapmak.
Hiçbir milli bayrama katılmayıp taklitçi bir kültürle kendilerine bayram icat etmek.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:
"Kürt Dil Bayramı, yalnızca bir bayram değil; bir dilin yüz yılı aşan var olma mücadelesidir.
Anadil kimliktir, hafızadır, yaşamın kendisidir. Kürtçe ve bu toprakların tüm kadim dilleri, geçmişin mirası olduğu kadar özgür bir geleceğin de taşıyıcısıdır.
Kürtçe yaşamın her alanında özgürce var olmalı; anadilde eğitim hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır."