📌 Kemal Öztürk isimli gazetecinin
Arap Alevi Halkına Yönelik Nefret Söylemini TBMM gündemine taşıdım.
🔗Gazeteci Kemal Öztürk’ün bir televizyon programında Suriye’deki gelişmeleri değerlendirirken Arap Alevilerini topluca hedef alan nefret söylemi ve katliam çağrısı içeren ifadeler kullandığı görülmüştür. Söz konusu ifadelerin yalnızca bir gazetecinin Suriye siyasetine ilişkin siyasi değerlendirmesi olarak görülmesi mümkün değildir. Bu ifadeler, Suriye’deki iç savaş başladığından bu güne kadar örneği sıkça görülen ve her seferinde cezasızlık politikalarıyla geçiştirilen sistematik nefret politikalarının yeni bir yansımasıdır. Kullanılan dil, açık biçimde bir inanç ve kimlik topluluğunun tamamını tehdit eden ve bu topluluğa yönelik şiddet çağrısı yapar niteliktedir.
🔗Çok açık ki Öztürk bu cesareti, kendisini katliamlarla, inkârla, asimilasyonla ve toplulukları kimlikleri üzerinden hedef alan siyasal pratiklerle örülmüş tarihsel hafızadan almaktadır.
🔗Bugün kurulan bu dil, geçmişteki katliamları aklayan ve o katliamları mümkün kılan zihniyetin, siyasal atmosferin ve cezasızlık kültürünün günümüzdeki uzantılarından biridir.
🔗Türkiye’nin yakın tarihi, bunun ağır sonuçlarını defalarca göstermiştir. Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas, Alevi kimlik ve inançlar üzerinden hedef gösterilmesinin, nefret söyleminin ve katliamların cezasızlığın nelere yol açabileceğini gösteren tarihsel deneyimlerle doludur.
🔗Kamuoyuna açık televizyon yayınlarında bir inanç ve kimlik topluluğunun tamamını hedef alan, onları topluca suçlayan ve kitlesel şiddeti meşrulaştırabilecek ifadeler karşısında devletin görevi sessiz kalmak değil, hukukun gerektirdiği biçimde derhal ve etkili bir soruşturma yürütmektir.
🔗İktidarın ve kamu otoritelerinin temel görevi, toplumdaki farklı inanç ve kimlik gruplarının eşit yurttaşlığını, yaşam hakkını ve güvenliğini güvence altına almaktır. Devletin yükümlülüğü, iktidara veya siyasi konumuna bakmaksızın nefret söylemi ve şiddeti meşrulaştıran ifadeler karşısında hukuku eşit biçimde uygulamaktır.
📌SORUYORUZ:
1-Kemal Öztürk’ün sarf ettiği sözler hakkında herhangi bir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma başlatılmış mıdır?
2- Söz konusu ifadelerin Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesi kapsamında halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçu yönünden değerlendirilmesi için herhangi bir adli işlem yapılmış mıdır?
3- Alevilere yönelik nefret söylemi, hedef gösterme ve şiddeti meşrulaştıran ifadeler konusunda Bakanlığınızın özel olarak yürüttüğü bir çalışma veya politika bulunmakta mıdır?
4- Söz konusu ifadeler hakkında herhangi bir soruşturma başlatılmamışsa, Cumhuriyet savcılıklarının resen soruşturma yetkisini kullanmaması Adalet Bakanlığı’nın, dolayısıyla Bakanlığınızın herhangi bir talimatı, yönlendirmesi veya telkini sonucunda mı gerçekleşmiştir?
5-Alevilere yönelik sistematik nefret söyleminin cezasızlıkla geçiştirilmesi bir politik tercih midir?
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Alevilerin yaşadığı katliamları ve baskıları bilip yıllarca HDP vekilliği yapıp içindeki Alevi antipatisi gram azalmayan Altan Tan, bu aralar bulduğu her mikrofona içindeki koyu kini kusuyor.
Düşün Alevilerin yakasından
Tarih boyunca hep katledilen ve ibadethanelerinin bile hala bir statüsü yokken, siyasal Alevilicilik nasıl bir şey oluyor? Saadet Partili Altan Tan, gittiği mahalleye göre konuşan fikirsiz bir adam. Kürt Hareketine ve Alevilere atıp tutması için biri lazım olunca, eski HDP vekili titri giydirilip, konuşturuluyor. Boş kontenjan şeysi...
Madenciler kalacak yer bulamadılar. Mamak Belediyesi’nin spor salonunda turnuvalar olduğu için artık kalamıyorlar. Tamamı sünni ve şafi geleneğinden gelen madencilere bir tek Dikmen Hacıbektaş Cemevi kapılarını açtı, 2. kezdir. Sağolsunlar, baştacılar!
Korkakları herkes görüyor!
Bu kızın adı Aya Hader.
Tıp fakültesini birincilikle bitirdi ve dermatoloji ihtisasına başladı. 28 Haziran’da kaçırıldı. Ertesi gün ise “hastalık nedeniyle öldüğü” söylenerek cenazesi ailesine teslim edildi. İddialara göre tek suçu kadın ve Alevi olmaktı. HTŞ’nin Suriye’de Alevilere yönelik sistematik zulmünü sürdürdüğü yönündeki iddiaların bağımsız ve şeffaf şekilde soruşturulması, sorumluların hesap vermesi ve sivillerin korunması için uluslararası toplumun harekete geçmesi çağrısında bulunuyoruz.
@UN_Women@UNHumanRights@amnesty@hrw
"DEM'liler de göz altına alınıyor ama hiçbiri AKP'ye geçmiyor" yorumları doğru. Ama bir eksik var. CHP, Kürt hareketi gibi masif bir hareketin temsilcisi değil. Tam tersine Baykal ve Kılıçdaroğlu marifetiyle seküler gaz alma çorbasıydı. "Her eğilim" partisiydi. Demokrasi++
Tutuklanıp Silivri Hapishanesine götürüldükten 14 gün sonra ölüm haberi gelen Özcan Aksu'nun ablası:
"Kardeşimi feci şekilde dövmüşlerdi. Kaşını, gözünü, yüzünü patlatmışlardı."
“Kardeşime ‘Seni kim dövdü, kim böyle yaptı, bunlar mı?’ dedim. Arkasındaki gardiyanları işaret etti."
(Ahmet Ayva/İlke TV)
Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul buluşmasına figüran olarak katılan Sezer Çakmak:
“Ajans 'ben bugünkü etkinliğe kendi isteğimle, sadece Kılıçdaroğlu’nu sevdiğim için katıldım ve bunun karşılığı olarak herhangi bir ücret almadım’ dediğim bir video çekmemi istedi.
Dizi çekimi diye götürüldüğümüz Kılıçdaroğlu’nun etkinliğinde resmen siyasi malzeme olarak kullanıldık. Benim herhangi bir partiye kaydım yok. Ben sadece ekmek parası için dizilerde figüran, yardımcı oyuncu olarak yer alıyorum.
Etkinlik sonrası cast ajansı figüranlara teker teker isimlerini okuyarak 950 TL ücreti elden verdi.”
CHP törenine figüran taşınması olayında ismi öne çıkan Samet Özkaş, partili büyüklerinden azar yediğini açıkladı. Yani hem “yaktın bizi” diyerek adamı haşlamış hem de utanmadan ve binbir iftirayla BirGün muhabiri Ebru Çelik’in doğru haberini yalanlamışlar.