~SES BAKIRKÖY ŞYK ÜYESİ
~RADYOLOJİ
~BAVÊ LORÎN HÊJA Û RODÎN
~Bir tabak yaşam istiyoruz garson
Şöyle zulümsüz köşesinden
Biraz umut
Bir bardak da mutluluk~
İstanbul: Emperyalist savaş politikalarına karşı; sürdürülebilir bir barış ortamı biz emekçilerin fiili, meşru ve birleşik mücadelesiyle sağlanacaktır.
@sesbakirkoysube@sesgenelmerkezi Görevlendirme adı altında yapılan mobing uygulamadı ne arkadaşımızı nede sendikal mücadelemizi geri adım atırmıyacak. Hastane idaresi şunu iyi bilsinki tüm kamu emekçilerinin sesi olmaya haksız ve hukuksuzluklar karşısında sessiz kalmayacağız.
Örgütlenmeye sürgünle karşılık verilemez !
Temsilcimize yönelik bu hukuksuz görevlendirmeyi kınıyoruz !
Mehmet Akif Ersoy Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapmakta olan sendikamız işyeri temsilcisinin, sendikal faaliyetleri aktif şekilde yürüttüğü bir dönemde, 1 ay süreyle başka bir hastaneye geçici olarak görevlendirilmesi tarafımızca ciddi bir şekilde değerlendirilmiştir.
Söz konusu görevlendirmenin “hizmet ihtiyacı doğrultusunda” yapıldığı ifade edilmiş olmakla birlikte, temsilcimizin sendikal faaliyetleri ile görevlendirme zamanı arasındaki dikkat çekici zamanlama, tarafımızda haklı soru işaretleri oluşturmaktadır.
Sendikal faaliyet yürüttüğü için bir işyeri temsilcisinin çalışma düzeninin değiştirilmesi, görev yerinden uzaklaştırılması veya sendikal çalışmalarını fiilen zorlaştıracak uygulamalara maruz bırakılması kesinlikle kabul edilemez. İdarenin takdir yetkisi, sendikal faaliyeti etkisizleştirecek veya temsilcilik görevini güçleştirecek şekilde kullanılamaz.
Eğer söz konusu görevlendirme gerçekten hizmet ihtiyacından kaynaklanıyorsa, bu ihtiyacın somut, objektif ve denetlenebilir gerekçelerle ortaya konulması gerekmektedir. “İhtiyaç vardı” şeklindeki genel ve soyut bir açıklama, özellikle işyeri sendika temsilcisinin söz konusu olduğu bir durumda yeterli değildir.
Sendikamız, temsilcimizin sendikal faaliyetleri nedeniyle herhangi bir şekilde baskı altına alınmasına, görev yerinin değiştirilmesine veya sendikal çalışmalarının zorlaştırılmasına kesinlikle sessiz kalmayacaktır.
Bu nedenle, söz konusu geçici görevlendirmenin hangi somut hizmet gerekçesine dayandığının, neden özellikle ilgili temsilcinin seçildiğinin ve görevlendirmenin objektif kriterlere göre yapıldığının tarafımıza açık ve yazılı şekilde bildirilmesini talep ediyoruz.
Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engelleyebilecek her türlü uygulamanın karşısında olduğumuzu ve bu konuda gerekli tüm idari ve hukuki girişimlerde bulunacağımızı açıkça ifade ederiz.
İşyeri sendika temsilcimizin sendikal faaliyetleri nedeniyle herhangi bir mağduriyet yaşamaması konusunda gerekli hassasiyetin gösterilmesini ve söz konusu görevlendirmenin yeniden değerlendirilmesini talep ediyoruz.
Sendikal haklar tartışmaya açık değildir. Temsilcimizin haklarını ve sendikal faaliyetlerini korumak konusunda gereken her türlü adımı atmaktan geri durmayacağımızın bilinmesini isteriz.
@ismgovtr@saglikbakanligi@drmemisoglu@dr_aemreguner
Bugün Diyarbakır Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi Acil Servisi’nde yaşanan olay, sağlık emekçilerinin çalışma ortamlarında karşı karşıya kaldığı şiddetin ulaştığı boyutu bir kez daha göstermiştir.
Sabah saat 09.00’da motosiklet kazası nedeniyle acil servise getirilen hastanın yaşamını yitirmesinin ardından, hasta yakınları acil serviste görev yapan sağlık emekçilerine saldırmıştır.
Saldırı sırasında iki hemşire arkadaşımız darp edilmiştir. Arkadaşlarımızdan biri aldığı yumruk darbesiyle yere düşerek bayılmış, yerde olduğu sırada da tekmelenmiştir. Diğer arkadaşımızın ise belinde çatlak oluşmuştur. Her iki arkadaşımıza geçmiş olsun dileklerimizi paylaşıyoruz.
Sağlık emekçilerine yönelik şiddeti kınıyoruz.
Sağlık hizmeti sunanların can güvenliğinin sağlanması, güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması ve sağlıkta şiddetin önlenmesi kamu idaresinin sorumluluğudur.
SES Amed Şube olarak saldırıya uğrayan arkadaşlarımızın hukuki sürecinin takipçisi olacağımızı, her türlü sendikal desteği sunacağımızı ve dayanışma içinde olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.
Sağlıkta şiddetin münferit olaylar olmadığını biliyoruz. Şiddeti doğuran koşullara karşı, sağlık emekçilerinin güvenli ve insanca çalışma hakkı için mücadelemizi büyüteceğiz.
📢 Yarın saat 12.30’da Selahattin Eyyubi Devlet Hastanesi önünde basın açıklamamızı gerçekleştireceğiz.
Tüm sağlık emekçilerini, sendikalarımızı, meslek örgütlerini ve demokrasi güçlerini dayanışmaya ve basın açıklamamıza katılmaya çağırıyoruz.
Sağlıkta şiddet sona ersin!
#Beyazkod1111
İnsanca yaşam için %35 #EkZam talebiyle topladığımız 48 klasör dolusu imzayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önünde gerçekleştiridimiz basın açıklaması sonrası bakanlığa teslim ettik. @tvmeltem
YYÜ Dursun Odabaş Tıp Merkezi’nde sağlık emekçileriyle yeni dönemde gerçekleştirilecek Kurum İdari Kurulu (KİK) görüşmeleri öncesinde taleplerimizi değerlendirdik.
KİK görüşmelerine sağlık emekçilerinin ortak talepleriyle katılacağız. Emeğimizi, haklarımızı ve insanca çalışma koşullarını kararlılıkla savunacağız, mücadelemizi örgütlü gücümüzle büyütmeye devam edeceğiz.
Birlikte kazanacağımızı biliyoruz. Çünkü bu inanç ve kararlılık, örgütlü mücadelemizden ve dayanışmamızdan güç alıyor.
Haklarımız için, emeğimiz için, güvenceli bir çalışma yaşamı için mücadeleye devam!
@sesgenelmerkezi
Bugün de Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi’nde çalışmalarımıza kaldığımız yerden devam ettik.
Genel Merkez Eş Başkanımız M. Sıddık Akın, Genel Merkez Hukuk Sekreterimiz Salih Erbaş, Genel Merkez avukatlarımız Linda Sevinç Hocaoğulları ve Çiğdem Kozan ile Tüm Bel-Sen Toplu Sözleşme Uzmanı Evren Ergin’in katılımıyla sağlık emekçileriyle bir araya geldik.
Toplantımızda, yakın zamanda gerçekleştirilecek Kurum İdari Kurulu (KİK) toplantısı öncesinde Genel Merkez Eş Başkanımız M. Sıddık Akın değerlendirmelerde bulundu. Ardından, sahada yürütülen anket çalışmasının ortaya koyduğu başlıca sorun alanları ve talepler katılımcılarla paylaşıldı, sağlık emekçilerinin görüş ve önerileri dinlenerek karşılıklı değerlendirmelerde bulunuldu.
Sağlık emekçilerinin sesi olmaya, sorunları birlikte tespit edip çözüm için ortak mücadeleyi büyütmeye devam edeceğiz.
#SES #KESK #SağlıkEmekçileri #YYÜ #DursunOdabaşTıpMerkezi #KİK #BirlikteMücadele
@sesgenelmerkezi
Hak verilmez, mücadele ile alınır!
🔴İnsanca yaşam hakkımıza hep birlikte sahip çıkmak için "%35 #EkZam!" talebiyle onbinlerce kamu emekçisinin imzasını Çalışma ve Güvenlik Bakanlığı'na teslim ettik!
Yaşasın örgütlü mücadelemiz!
Yaşasın KESK!
KESK’ten Çalışma Bakanlığı önünde ek zam eylemi
📌 KESK, ek zam talebiyle topladığı 20 bin imzayı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na teslim etti.
📌 Sendika, kamu emekçileri için yüzde 35 ek zam çağrısında bulundu.
📌 Bakanlık önünde taleplerini kamuoyuna duyurdu.
Detaylar Haber Değer’de.
EPSU Genel Sekreteri Jan Willem Goudriaan'ın sendikamız 30. yılı dolayısı ile paylaştığı mesajı
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında@EPSUnions@JW_Goudriaan
Geçmiş dönemde sendikamız Kütahya temsilciliğinde görev alan ve Kütahya delegemiz olan eski CHP PM üyesi sayın Op. Dr. Zeliha AKSAZ ŞAHBAZ'ın 30. yılımız için göndermiş olduğu mesajı
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında@drzelihaaksaz
Umut, Dayanışma ve Mücadele ile Geçmişten Geleceğe...
#SESimiz30Yaşında
Dayanışma ve Mücadele Dolu 30 Yıl...
https://t.co/4TBYkUkLl0 @YouTube aracılığıyla
Artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir
Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolunda Görev Yapan Tüm Emekçi Arkadaşlarımıza Duyurumuz ve Çağrımızdır:
Sevgili çalışma ve mücadele arkadaşlarımız;
Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize, etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verimi alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor.
Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet, iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz.
Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardı. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizlerde bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz.
Bugün Türkiye kamu emekçilerinin sendikal hareketinde dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibari ile 72’ye, üye oranı da yüzde 80’lere çıkmıştır. Dışardan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir.
SİSTEM KADAR BU SENDİKALARININ AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR!
Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz.
Türkiye ve dünya sendikal hareketinde “sarı sendika” olarak kavramsallaşan sendikal hareket tanımına bile uymayan bir sendikal yapıyı bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu yapı “sarı sendika” tanımına uymadığı için biz buna “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” dedik. Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tamda bu sendika literatürde karşılığı olan “sarı sendika” kavramına tam olarak uyuyordu.
8 dönem yani 14 yıldır “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” ve “sarı sendika” kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor.
Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleşmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşı karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır.
Bir dönem “daha az okusaydık ta hemşire olsaydık” diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem “daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık” ifadeleri sosyal medya da sürekli dolaşıma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılatırmayı yapar hale gelmiştir.
Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temzilik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Biziler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz arttırabilmek bizleri için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık.
İster sağlık ve sosyal hizmetlerde ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın. İster hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamını maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir. Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin ekip işi olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir.
Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansayon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz.
Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre;
Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen milli gelir, hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar,
Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam yaklaşık 19.018 dolar Kişi Başına GSYH (2026) - IMF - Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir.
Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır.
O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır. Mesleklerin aldığı ücretlerin tamanının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir.
Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz.
Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır. Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır.
İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve belsenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaclarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan, eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmadır.
Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur.
İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz;
Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemi ile bağını kur(a)mayan, pıtrak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareketler sendikal hareket değildir.
Bu tarz sendikal hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek, yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır.
Dışsal bütün olumsuz etkenler, baskılar mücadele ile aşılır. Ama içerden aşındıran, çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur. Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz.
Saygılarımızla.
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SES MERKEZ YÜRÜTME KURULU
https://t.co/EZuTk3eJuj
Sağlık ve Sosyal Hizmetler İşkolunda Görev Yapan Tüm Emekçi Arkadaşlarımıza Duyurumuz ve Çağrımızdır:
Sevgili çalışma ve mücadele arkadaşlarımız;
Sağlık ve sosyal hizmet kurumları tüm topluma hizmet veren komplike çalışma sistemi içerisinde yer alan kamusal alanlardır. Bu alanlarda birçok meslek mensubu bir ekip halinde çalışmak zorundadır. Sistem; mesleklerimize, cinsiyetimize, etnik kimlik ya da dünya görüşümüze bakmadan en yüksek verimi alacak şekilde bizi çalıştırmak için devlet gücü başta olmak üzere tüm olanakları kullanıyor.
Fakat örgütlenme ve mücadele söz konusu olunca da zenginliğimiz olan tüm farklılıklarımızı birbirimiz ile çatışmanın zemini haline getirmek için de çok yoğun bir çaba sarf ediyor. Bunlar ve daha birçok dışsal etkenler gerçek anlamda örgütlenmemizin önünde engel oluşturuyor. Grev ve özgür pazarlık hakkını içeren toplu sözleşme düzeneği kuramamamızın, sefalet ücretlerine mahkum angarya çalışma koşulları, demokratik olmayan çalışma yaşamı, kışkırtılan talep artan şiddet, iş cinayetleri, tükenmişlik hepsinin dışsal onlarca sebebini sayabiliriz.
Fakat bu dışsal sebepler Dünya ve Türkiye emek mücadele tarihinin her aşamasında karşılaştığımız sorunlardı. Bu engelleri; büyük bedellere, yitirilen canlara mal olsa da Dünya ve Türkiye işçi ve emekçi sınıfları her dönemde aşmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmiştir. Bizlerde bu kazanımların bir sonucu olarak istediğimiz düzeyde olmasa da örgütlenebiliyoruz.
Bugün Türkiye kamu emekçilerinin sendikal hareketinde dışsal baskıların yanında örgütlü yapıların ayrıştırcı diline tanıklık etmekteyiz. İşkolumuzda sendika sayısı bu yıl itibari ile 72’ye, üye oranı da yüzde 80’lere çıkmıştır. Dışardan bakıldığında ciddi bir örgütlülük gibi görünmektedir. Oysa artan sendika sayıları, meslek sendikacılığı, siyasetsiz sendikacılık, yeni nesil sendikacılık gibi birçok ifade ile kavramsallaştırılan sendikal hareketin kendisi üyeleme yapmış olsa bile aslında örgütsüzlük ve parçalanmışlığın sebebi haline gelmektedir.
SİSTEM KADAR BU SENDİKALARININ AYRIŞTIRICI AÇIKLAMA VE PRATİKLERİ EKİP ANLAYIŞINA, ORTAK MÜCADELEYE ZARAR VERİYOR!
Kamusal alanda yaşanan istihdam ve ücret rejimindeki değişikliği sistemin politik aklını, emperyal kapitalist sistemin işleyişini tahlil etmeden ve nasıl bir siyasal saikle bizleri çalıştıran sistemi tam ve derinlikli olarak analiz etmeyen hiçbir sendikal yapının emekçilere vereceği hiçbir şeyi yoktur.
Bugün kamu sağlık kurumları adeta fordist üretim dönemlerinde olduğu gibi bant sistemi ile çalışan onbinlerce kişinin bir arada olduğu fabrikalara dönüşmüş durumda. İşkolumuzdaki tüm çalışmanın bir ekip işi olduğunu ve ekibin tüm bileşenlerinin mutlu olacağı bir sistemin inşa edilmesi gerektiğini bunun için de ortak ve birleşik bir mücadeleye ihtiyaç olduğunu öncülümüz sendikalar ile birlikte 35-36 yıldır ifade ediyoruz.
Türkiye ve dünya sendikal hareketinde “sarı sendika” olarak kavramsallaşan sendikal hareket tanımına bile uymayan bir sendikal yapıyı bu sistemin nasıl güçlendirdiği, beslediği, büyüttüğü ve yetkilendirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu yapı “sarı sendika” tanımına uymadığı için biz buna “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” dedik. Kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesinin başında ise; sendikalaşma sürecine engel olamayacağını anlayan sistemin bir gecede nasıl bir konfederasyon kurduğunu ve bu sendikayı güçlendirmek için kapalı kapılar ardında yapılan anlaşmalar ile sendika aidatlarının devlet tarafından nasıl ödenir hale geldiğini de unutmadık. İşte tamda bu sendika literatürde karşılığı olan “sarı sendika” kavramına tam olarak uyuyordu.
8 dönem yani 14 yıldır “yetkilendirilmiş sendikamsı yapı” ve “sarı sendika” kol kola vermiş iktidarların izdüşümü gibi iktidarlar (işveren devlet) ile birlikte emekçileri sefalet ücretlerine mahkum ediyor.
Bunların dışında kurulan yeni sendikalar ise; ortak ve birleşik mücadele olanaklarını zorlayarak tüm emekçilerin maaşlarını yoksulluk sınırı üzerine çıkarmak, çalışma koşullarını demokratikleşmek, özlük ve sosyal haklarını geliştirmek yerine adeta ücretler ve eğitim düzeyleri üzerinden meslekleri karşı karşıya getiren tam da sistemin istediği tarzda ekibi parçalayan açıklamalar ve pratikler ile gündem oluşturmaya çalışmaktadır.
Bir dönem “daha az okusaydık ta hemşire olsaydık” diyerek hekimleri ve hemşireleri ayrıştırıcı paylaşımlar, başka bir dönem “daha az okusaydık ta taşeron (süresiz sözleşmeli) işçi olsaydık” ifadeleri sosyal medya da sürekli dolaşıma sokuldu. Artık sosyal medya dolaşımları yerine bazı sendikalar direk kendi sosyal medya hesaplarından, web sitelerinden ve basına verdikleri demeçlerle bu karşılatırmayı yapar hale gelmiştir.
Bugün sağlık ve sosyal hizmet kurumlarında çalışan temzilik işçisinden profesörüne kadar hiç kimsenin maaşı yeterli değildir. İşkolumuz ağır ve tehlikeli işler kapsamındadır. OECD ve AB ülkelerinin yarısı kadar personel ile ve onların 2 katı başvurucuya ücretlerinin yarısı kadar alarak çalışmaktayız. Biziler bu ülkelerdeki meslektaşlarımıza göre onların yarı ücretine 4 kat çalışıyoruz. Aldığımız ücretlerin büyük çoğunluğu emekliliğe yansımamakta, performans, teşvik, ek ödeme vb birçok kalem adı altında ödenmektedir. Ücretlerimizi biraz arttırabilmek bizleri için daha fazla çalışmaya, nöbetlere gönüllü rıza gösterir hale getirdiler. Tüm bunlara (performans, teşvik vb) karşı durmamız gerekirken kimin teşviki, katsayısı kaç üzerinden birbirimize düşmeye başladık.
İster sağlık ve sosyal hizmetlerde ister yerel yönetimlerde ister başka bir kurumda çalışsın. İster hizmetli olsun ister hemşire veya doktor olsun herkesin yaşamını maddi kaygı güdmeden yaşayabileceği bir gelire sahip olması için mücadele etmek sendikaların temel görevidir. İşkolumuzdaki her meslek değerlidir. Her mesleğin bilimsellik ile ve mesleki bağımsızlığı korunarak ama aynı zamanda birbiri ile ilişkisi ve birinin eksikliğinde diğerinin de eksik kalacağı bilinciyle yaklaşmak gerekir. Yani işkolumuzdaki çalışma disiplinin ekip işi olduğunu bilince çıkarmak gerekir. Bu bilinç ile birlikte mücadelenin de ekipçe verilmesi gerekir.
Ücretler, katsayılar, teşvik puanları, performans üzerinden sansayon yaratmak emekçileri ayrıştırmak yerine tüm bu kalemleri red edip, rekabeti değil dayanışmayı, angarya çalışmayı değil güvenceli istihdam ve yeterli personel ile sağlıklı ve güvenli çalışma koşullarını talep etmeliyiz.
Bakınız resmi ve tahmin kuruluşlarının verilerine göre;
Türkiye'de 2026 yılı için kişi başına düşen milli gelir, hükümetin Orta Vadeli Program (OVP) hedefleri kapsamında 18.621 ABD dolar,
Uluslararası tahmin kurumlarının Worldometer verilerine göre ise bu rakam yaklaşık 19.018 dolar Kişi Başına GSYH (2026) - IMF - Worldometer seviyesinde tahmin edilmektedir.
Satın Alma Gücü Paritesine (SAGP) göre kişi başına düşen gelir ise 46.672 dolar Worldometer olarak hesaplanmaktadır.
O zaman bizlere düşen görev vergilerimizle toplanan milli gelirden payımıza düşeni almak mücadelesi olmaktadır. Mesleklerin aldığı ücretlerin tamanının eksik olduğunu bilen bir yerden birlikte gelirlerimizi yükseltmek için mücadele etmemiz gerekmektedir.
Biz SES olarak ücret meselesine şöyle yaklaşıyoruz.
Mesleği ne olursa olsun her bir emekçinin öncelikle temel ücreti yoksulluk sınırının üzerine çıkarılmalıdır. Bunun üzerine yapılan işin niteliği ve riski, eğitim düzeyi, meslekteki çalışma yılı gibi kriterler ile bir ücret skalası oluşturulmalıdır. Bu şekilde belirlenen ücret skalasının tamamı emekliliğe yansıyacak şekilde olmalıdır. Çalışırken ve emeklilikte insanca yaşamaya yetecek ücret koşulları oluşturulmalıdır.
İnsanca yaşamdan bahsettiğimiz sadece uygun barınma ve belsenme koşulları ya da zorunlu ihtiyaclarımızı karşılama değil; kültürel ve sanatsal açıdan, eğitimin sürekliliğini gören yerden bilimsel çalışmalara ulaşacağımız ve yapacağımız olanaklara, bedensel sağlığımızı korumak adına spor yapacağımız olanaklara kavuştuğumuz yani kendimizi iş dışında da eğleyebileceğimiz ve geliştireceğimiz olanaklara sahip olmadır.
Bunun da yolu milli gelirden payımızı alma ile olur. Çalışma ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesi ile olur. Angarya çalışmanın son bulması ile olur. Sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları ile olur.
İşkolumuz emekçilerine bir daha sesleniyoruz;
Bunları önermeyen ve mücadelesini yürütmeyen hiçbir sendika ne mesleğin ne de sınıfın genelinin haklarını elde etme şansı yoktur. İçinde bulunduğumuz durumun politik ve siyasal sebeplerine değil sadece sonuçlarına odaklanan, emekçileri halktan ve birbirinden ayrıştıran, istihdam ve ücret rejiminin kapitalist sömürü sistemi ile bağını kur(a)mayan, pıtrak gibi kurulan ve bireyler etrafında şekillenen hareketler sendikal hareket değildir.
Bu tarz sendikal hareketler; Dünya ve Türkiye emek hareketi içinde büyük bedeller ödeyerek, yaşamlarını ortaya koyarak ve bizlere örgütlenme kanallarını açan insanların sadece kemiklerini sızlatır.
Dışsal bütün olumsuz etkenler, baskılar mücadele ile aşılır. Ama içerden aşındıran, çatıştıran ve bölen yaklaşımları bertaraf etmek zordur. Bunu yapan ve kendine de sendika diyen tüm yapıları/kurumları emekçilerin takdirine bırakıyoruz.
Saygılarımızla.
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!
SES MERKEZ YÜRÜTME KURULU
https://t.co/EZuTk3eJuj
Emekçilerin örgütlü mücadelesi yargılanamaz!
Çiğdem Yıldırım 40 gündür sermayenin ve iktidarın baskı politikalarının hedefidir.
Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber ya hiçbirimiz!
#ÇiğdemeÖzgürlük