Küresel Sumud Konvoyu’nda bulunan dostlarımla az önce telefonda konuştum, sizlere mesajları var: Sosyal medyada konvoyun gündemde tutulmasını istediler. Vicdan yolcuları evlerine dönene kadar gündemden düşürmeyelim. En azından beni takip eden kardeşlerimden istirhamımdır. 🇹🇷🇵🇸
@elonmusk Hi dear Elon Musk,
We heard that you will come to Adana/Türkiye for Teknofest. We would like to host you at out home. We have 3 kids and a cat, i think you won't get bored. I promise to cook you Adana kebab. Wish to meet you in Adana
@TraderAT12 Bir keresinde çocuklarımın doktoru 'bilginin de sadakası vardır paylaşmak gerekir' demişti. Bu bilgileri paylaştığınız için çok teşekkür ederim
Biliyor musun Sebastian, bazen Tanrıyı hiç anlamıyorum.
- Tanrı mı efendim ? Hangi Tanrı ?
- O ne demek öyle Sebastian? Kaç tane
Tanrı var ki ?
- Bilmiyorum efendim. Sizce kaç tane var ?
- Elbette bir tane var Sebastian. O da bildiğimiz Tanrı. Hani şu adaleti sağlayan.
- Adalet mi efendim ? Hangi adalet ?
- Yeryüzündeki ve öteki dünyadaki adalet elbette Sebastian.
- Efendim, beni affedin ama ben yeryüzünde adalet göremiyorum.
- Saçmalama Sebastian. Elbette yeryüzünde adalet var.
- Bence yok efendim.
- Neden böyle düşünüyorsun Sebastian ?
- Çünkü eğer yeryüzünde adalet olsaydı efendim, fakir bir köylünün tek oğlu savaşta ölmezdi ve kralın oğulları da bugün hayatta olmazlardı. Çünkü o tek oğul, kralın oğulları rahat yaşantılarına devam etsinler diye öldü.
- Saçmalama Sebastian! O fakirin oğlu, ülkemiz için öldü ve şehit oldu. Şehitlik, bir insanın ulaşabileceği en üst rütbedir. Krallıktan bile daha üstündür şehitlik rütbesi.
- O zaman herhalde kral hazretleri oğullarını ve hatta kendisini hiç sevmiyor olsa gerek efendim.
- Neden böyle söyledin Sebastian ?
- Çünkü şehitlik gibi üst bir rütbe dururken, sadece krallıkla yetinmeyi seçiyor da ondan efendim.
- Seni anlamıyorum Sebastian. Ne söylemeye çalışıyorsun ?
- Sadece gerçekleri efendim.
- Sen delirmişsin olmalısın Sebastian. Tanrı sana akıl versin.
- Hangi Tanrı efendim ? Adalet dağıtan mı ? Yoksa bunca adaletsizlik karşısında kılını bile kıpırdatmayan mı ?
- Ne saçmalıyorsun sen ? Sadece bir tane tanrı var. Tanımıyor musun onu ?
- Ne yazık ki, tanıdıklarımın içinde hiç tanrı yok efendim. Zaten fazla bir tanıdığım da yok. Yan köşkün uşağı olan meslektaşım Filip, bizim köyün nalburu Moris ve bir de savaşta tek oğlu ölen şu zavallı köylüyü tanıyorum efendim. Ama hiç tanrı tanımıyorum. Siz tanıyor musunuz ?
Charles Bukowski
Türk'ün son kurganı Anıtkabir Atatürk'ün sadece bedenini toprağa vermek için değil, Türk Milletinin simgelerini, Kurtuluş Savaşı ile Cumhuriyetin kuruluşunu ve Atatürk'ün fikirlerini yaşatmak için tasarlanmıştır.
Anıtkabir düşmanları Türk Milleti ve kültürünün de düşmanıdır.
KURGAN ;TÜRK ALTAY KÜLTÜRÜNDE KUTSAL MEZAR DİYE TANIMLANIR VE DEVLET BÜYÜKLERİ İÇİN YAPTIRILIRDI.
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Aziz Nesin memleket de insanlarının %60'ın aptal olduğunu söylediğinde bir doktor kendisine hakaret edildiği gerekçesiyle Aziz Nesin'i mahkemeye vermişti.
Mahkemede karşı savunmasında; “Evet doğrudur bu ifadeleri kullandım, ama ben %60'lık bir kesime söyledim, %40'lık kesime birşey demedim. Bu beyefendi çoğunluğun içine girdiği fikrine nereden kapılmış acaba” der.
Hakim de adama sorar: “Gerçekten sizi kastettiğine dair bir kanıtınız var mı....” haliyle adam olduğu yerde çaresiz, cevap veremeden kalır. Ve beraat eder yazar.
Ama asıl finali müthiştir
bu işin.
Aziz Nesin mahkeme çıkışında kendisini bekleyen gazetecilere şunu söyler... “Memleketimiz insanlarının %60'ın aptal olduğu, mahkeme kararıyla onaylanmıştır.”