@evettoyledir@ebilgeuysalmd Olan kararları üzerinden yapmamanız gerekiyor bence.
Her basamakta tedavi red hakkınız da varken üstelik.
Sağlıklı günler dilerim size.
@evettoyledir@ebilgeuysalmd Davranmamız gerekiyor çoğunlukla (az uyumun sebepleri ayrı bir tartışma konusu)
Kısacası sadece hastamızla değil sistemle ve genel ülke şartlarına da uyumlu öneriler yapmak zorundayız.
Sistemin bir çok alanda kötü olduğu aşikar, ancak bunları hekimlerin tıbbi dayanakları+
Poliklinik hekimliğin en angarya işidir.
Sabahın köründe kimse bir hevesle hasta şikayeti dinlemeye gelmiyor hastaneye.
Polikliniğin yine de en verimli yapıldığı saatler sabah saat 9-11 arasıdır.
Öğleden sonraya insanda kafa beyin kalmaz zaten sabahkilerin sonuç yoğunluğu kalabalığı da ekleniyor.
Hele 16.20 gibi saatlere randevu alanlara çok şaşırıyorum sağlığını düşünen kendine saygısı olan kimse o saatte muayeneye gelmez.
Dünyanın en iyi doktoruna da gitsem sabahtan beri yüzlerce hastayla beyni dolmuş birine öğleden sonra gidip muayene olmam.
Bir kalbe dokunmaya, bir ömür paylaşmaya hazır mısınız? 🐾
Bir yuvaya ihtiyaç duyan can dostlarımızla, kalbini onlara açmaya hazır hayvansever vatandaşlarımızı bir araya getiriyoruz.
Veteriner İşleri Müdürlüğümüz bünyesinde düzenlediğimiz Köpek Sahiplendirme Festivali ile hem sahipsiz can dostlarımıza sıcak yuvalar kazandırmayı hem de hayvan sevgisini birlikte büyütmeyi amaçlıyoruz.
Çocuklarımızla el sanatları atölyelerinde buluşacağımız, uzman veteriner hekimlerimizle can dostlarımızın sağlığına dair söyleşiler, yarışmalar ve konserlerle keyifli vakit geçireceğimiz bu dolu dolu festivale tüm Büyükçekmece ailemizi ve hayvansever vatandaşlarımızı davet ediyoruz.
Detaylı Bilgi ve Başvuru İçin:
https://t.co/2W6uAmW54y
🗓️ 27-28 Haziran 2026
🕒 15.00 – 21.00
📍 Mimaroba Büyük Atatürk Parkı – Sanat Sokağı Girişi
Batılı sinemacılar İstanbul'u Ortadoğu çölüne benzetmek için sürekli kameralarında sarı filtre kullanıyorlar. Ama İstanbul dünyada maviyi yaşatan en güzel şehirlerden biridir.
CHP kurultayının iptali meselesinde ortaya çıkan tablo artık çok daha net görülüyor.
Bir taraftan
“kurultay iptal edildi, yönetim değişti”
algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Ama ortadaki resmi belgeler başka bir şey söylüyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
YSK kayıtlarında da
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
Mevcut yönetimin mazbatası duruyor.
Yani seçim hukukunda en önemli belge olan mazbata geri alınmış değil.
İptal edilmiş değil.
Yerine başka bir isim adına yeni mazbata düzenlenmiş değil.
Üstelik YSK’nın resmi yazısında çok açık bir ifade var:
“Kurulumuzun Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını uygulamak gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.”
Yani halkın anlayacağı şekilde konuşalım:
Ortada tartışılan bir mahkeme kararı olabilir.
Ama seçim hukukunda bir yönetimin değişmesi için resmi kayıtların değişmesi gerekir.
Mazbatanın iptal edilmesi gerekir.
Yeni mazbata düzenlenmesi gerekir.
Bunların hiçbiri yapılmadan,
“CHP yönetimi değişti” demek hukuken de siyaseten de havada kalır.
Çünkü seçim hukukunda esas olan yorum değil,
resmi kayıttır.
Yetkiyi belirleyen şey dedikodu değil,
mazbatadır.
Bugün görünen gerçek şudur:
YSK kayıtlarında değişiklik yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında değişiklik yok.
Mazbata iptali yok.
Yeni mazbata yok.
O halde ortaya çıkan bu tartışmanın temelinde hukuki belirsizlik olduğu açıktır.
Bu mesele sadece CHP’nin iç meselesi değildir.
Bu mesele;
demokratik siyasetin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir.
Çünkü bir siyasi partinin kurultay iradesi,
delegelerin oyuyla oluşur.
Eğer seçim kurullarının verdiği mazbatalar yok sayılarak,
mahkeme koridorlarında siyasi sonuç üretilmeye çalışılırsa,
yarın hiçbir partinin kongresi,
hiçbir seçimin sonucu,
hiçbir demokratik irade güvende olmaz.
Mesele tam da budur.
Sandıkla gelen iradenin,
hukuki tartışmalar üzerinden etkisiz hale getirilmek istenmesidir.
Ama unutulmamalıdır:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine;
kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar değil,
delegeler,
partililer
ve millet karar verir.
CHP sahipsiz değildir.
Millet iradesi de sahipsiz değildir.
Kalp Damar Cerrahisi çok enteresan bi bölüm. Mesela bir gün sabaha karşı uykunuzdan kalbe nafiz bıçaklanma vakasıyla uyandırılıyosunuz, acil olarak torakotomi yapıyosunuz (çünkü mecburi hizmet yaptığınız yerde tek uzmansınız ve sternotomi ekipmanınız yok). +
Bu yazı inanılmaz faydalı olmuş. Çünkü, obezite ve fazla kilolarla yıllardır düzeltmeye çalıştığımız birçok bilgisizliği ve safsatayı barındırıyor. Benim doğrusu anlatmam için de fırsat oldu tabii ki. Gelin ben doğrusunu anlatayım:
GLP-1 ilaçlarına ‘sadece daha az yediriyor’ demek, bağımlılık tedavisini ‘sadece isteği azaltıyor’ diye anlatmak kadar yüzeysel.
Kulağa basit geliyor olabilir ama biyoloji bu kadar sığlaştırıldığı gibi çalışmıyor.
Obezite; disiplinsizlik, iradesizlik ya da “iştah kontrolsüzlüğü” değil, kronik ve nüks eden nörohormonal bir hastalıktır. Hipotalamik set point, leptin direnci, ghrelin dinamikleri ve ödül devreleri ahlaki zaaf değil, patolojik mekanizmalardır. Birine “ilaç yerine git 1500 kalori ye” demek, majör depresyonu olana “biraz mutlu ol” demek kadar indirgemeci ve bilgisizce bir yaklaşımdır.
Üstelik GLP-1 RA’lar iştah baskılamanın çok ötesinde etkiler gösterir. Trombosit agregasyonunu azaltırlar, endotel disfonksiyonunu baskılarlar, inflamasyonu azaltırlar, aterosklerotik plağı stabilize ederler. Bunları kalori açığı tek başına yapmaz. SELECT çalışmasının analizinde kardiyovasküler faydanın büyük kısmının kilo kaybıyla açıklanmadığı gösterildi. Yani mevzu “daha az yemek”ten ibaret değil.
“Uzun vadede ne yaptığı bilinmiyor” iddiası da doğru değil. Bu ilaçlar yeni çıkmadı. Exenatide 2005’te, liraglutide 2010’da onay aldı. Yaklaşık 20 yıla yaklaşan güvenlilik verisi ve çok sayıda kardiyovasküler sonlanım çalışması var(okumak isteyenler için birkaç örnek çalışma: LEADER, SUSTAIN-6, PIONEER-6, SELECT). Buna karşılık tekrar tekrar yapılan crash diyetlerin (çok fazla kalori kısıtlaması olan diyetler) uzun dönem zararlarını gayet iyi biliyoruz: sarkopeni, metabolik adaptasyon, insülin direncinde kötüleşme ve rebound kilo artışı.
“Kolay ama sağlıksız” vs “zor ama sağlıklı” yaklaşımı ise tamamen yanlış ve çok tehlikeli bir ayrım. Tedavi edilmemiş obezite ölüme sebep olur; çünkü, kalp krizi, inme, Kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon, kronik böbrek hastalığı, uyku apnesi, ve çok sayıda kanserle ilişkilidir. Etkili farmakoterapiyi, sırf bazılarına “kolay yol” gibi geliyor diye küçümsemek tıp değildir. Bilgisizliği sağlık tavsiyesi diye pazarlamaktır. Çünkü, “kolay(!)” olmayan yol birçok hasta için zor değil imkansızdır.
Özetle: Kalori açığı elbette önemlidir. Ama GLP-1 tedavisini “irade eksikliğine koltuk değneği” gibi anlatmak, hem farmakolojiyi hem de obezite biyolojisini anlamamaktır. Bu konuda özgüveni, bilimsel kavrayışından belirgin şekilde daha yüksek insanların tavsiyelerini lütfen dinlemeyin. Eğer kilonuz fazlaysa veya obeziteniz varsa, mutlaka konunun uzmanı bir hekime danışın. Bir de unutmayın, unvanında “doktor” yazan herkes hekim değildir.
Biz hekimler hastaları MEMNUN ETMEK zorunda değiliz. Doğru tanı ve doğru klinik değerlendirme ile modern tıbba uygun TEDAVİ ETMEK zorundayız. Karıştırmayın @saglikbakanligi
Kamuda çalışan kişileri;
Doktor, Öğretmen, Polis, Hemşire... fark etmeksizin; maaş alıyorlar diye satın aldığını zanneden;
Sunulan hizmetin sadece kendilerine özgü olduğunu sanan, kendini kral/kraliçe çocuklarını da prens/prenses olarak gören; doğru birimde/kurumda ve doğru zamanda olmamasına rağmen hatta randevu gibi çağın getirdiği temel sıra gereksinimlerini bile karşılamamasına rağmen karşısındaki insanın iyi niyetini suistimal eden, istediği olmayınca kaos çıkaran bir kitle var ki; laf anlatmaya çalışıyorsun dinlemiyor, kural diyorsun anlamıyor, ezberlediği 3-5 kelime dışında hiçbir sözcük dağarcığı yok. Hayatında okuduğu en son kitap Cin Ali, toplum içinde nasıl oturulur kalkılır, nasıl konuşulur hiçbir fikri yok...
Bu alt seviye insani yeteneklere bile sahip olmayan sürüye, Acili gereksiz meşhul etme diyoruz;
Verdiği cevap; "Maaş alıyorsunuz, Acile gelince bana e*** gibi bakacaksınız"
Bu beyinsize laf anlatamadığımız için sırasını bekleyen, naif ve saygılı ama hayatın kendine sunduğu olanaklar sebebiyle okuma fırsatı olmamış teyze/amca Acilde sırada beklerken kalp krizi geçirip hayatını kaybediyor.
Laftan anlamayanların oy potansiyeli var diye hiç kimse bu arsız tiplere dokunmuyor. Gereksiz yere sistemi tıkayıp, devletin çalışanlarına sorun çıkaran bu tiplere ağır yaptırımlar olması gerekiyor.
Eskiden memurun düğmesini koparmak 10 yıldan başlardı, şimdi memuru dövüp atsan hiçbir şey olduğu yok.
Devletin devlet olduğunu hissettirmesi gerekiyor.
Memur mesai saatlerine uymuyor mu? Koy kapının önüne.
Memur rüşvet mi alıyor? Koy kapının önüne.
Memur işini mi aksatıyor? Koy kapının önüne.
Memurun yapması gereken işleri belli bir tanıma sokarsın, kuralını çizersin. Dışına çıkan memura tekmeyi bas.
Ama bunun dışında angarya iş mi yükleniyor? Koy yöneticiyi kapının önüne.
Ama bunun dışında vatandaş memura zorluk mu çıkarıyor? Kes cezasını maddi/özgürlük kısıtlaması
Ülkede ne memur, memur; ne vatandaş, vatandaş; ne yönetici, yönetici.
Kimin ne yaptığı net değil. Hayat düzenimiz olsun diye, ne zaman girip ne zaman çıktığımız belli olsun diye, ne iş yapacağımız belli olsun diye Kamu'da çalışıyoruz.
Kurallar sürekli değişiyor. Beklentiler sürekli değişiyor. Gelirim bile sürekli değişiyor.
Garanti meslek diye girdik hiçbir şeyin garantisi yok. Vatandaş her gün daha dengesiz davranıyor.
Aciller zaten içler acısı. Canı sıkılan Acil servise gidiyor ve bu durumdan normalde rahatsız olunması gerekirken, yöneticiler yeşil alanda daha çok hasta bakılması için çalışanlarını sıkıştırıyor...
Sistem falan yok, ne yaşadığımızı anlamıyorum bile
Sıra 700 lerde, hastanın sırası 1200 lerdeymiş. Yani arada toplam bakılan hasta kadar sıra var.
Sağdan gelen Doktor diyor ki; "ben burada çalışmıyorum, yoğunluktan dolayı yardıma geldim"
Yardım gelmese muhtemelen sıra 350 lerde olacak.
Artık sistemin içindeki herkes çıldırmış durumda. Beğenmiyorsanız bırakıp gidin denilecek yine ama gerçekten tartışan insanlardan orada çalışan Doktordan daha sağlıklı görünüyor. Ne işleri var acilde? Belki bir hastalarını getirdiler mi acaba desek 1200 kişiden bahsediyoruz, Acil serviste 1200 kişi olması için o şehirde büyük bir afet yaşanmış olması gerekiyor.
Bir sorununuz olduğunda ilk önce Aile Hekimine, orada çözemiyorsanız Polikliniğe gitmeniz gerekiyor. Acil servise sadece ölmeniz veya sakat kalmanız ihtimalinde gitmeniz gerekiyor.
Hani diyorsunuz ya bize bakılması için ölmemiz mi gerekiyor diye, Acil servise başvurmanız için ölmeniz gerekiyor. Mükemmel ayrım yapmanızı beklemiyoruz ama en azından burnum aktı diye acil servise başvurmasanız yada 1-2 yıldır devam eden kaşıntınız için acil servise başvurmak yerine Aile Hekimliğine gitseniz oradaki 1200 sayısı 400-500 lere inecek. Böylece tartışma yaşanmayacak.
Aile Hekimliklerinin maksimum kullanılması gerekiyor ki Aciller rahatlasın. Aile Hekiminizi beğenmiyorsanız değiştirin ama şu Aile Hekimliği sistemini kullanın. Her şikayetinizde soluğu Acilde almamanız gerekiyor.