Jung der ki ; Başkalarından daha çok şey bilirsen yalnızlaşırsın...
Herkesin illüzyonlarla, küçük hesaplarla ya da gündelik gürültülerle oyalandığı bir dünyada, hakikatin kokusunu alan veya meselelerin arkasındaki o asıl "özü" gören insan, ister istemez bir parça dışarıda kalır.
O artık bir katılımcıdan ziyade bir gözlemciye (seyirciye) dönüşmüştür.
"Yalnızlık, insanın çevresinde hiç kimsenin olmaması demek değildir. Asıl yalnızlık, insanın kendisi için önemli olan şeyleri başkalarına iletişim yoluyla aktaramamasıdır."
Bildiğini paylaşamamak, anlatsan da karşılık bulamayacağını bilmek, insanı kendi içine doğru büyük bir yolculuğa zorlar.
Belki de bu yüzden, bilginin ve farkındalığın yükünü taşıyanlar, kalabalıkların sahte gürültüsü yerine o derin ve anlamlı "hiçliği" ya da yalnızlığı seçerler.
Çünkü bilirler ki, kalpler aynı frekansta çarpmıyorsa, kelimeler sadece havada asılı kalan birer gürültüdür.
Aşk değil, iki yalnız insanın birbirini görme hikayesi. Birini değil, onun yanında olduğun kişiyi özlersin hissi bu filmden kalmıştı.
Ağlamalık…
Kim olduğunu ve ne istediğini bilirsen, olayların seni üzmesine daha az izin verirsin
-Lost in Translation
Love bombingci, aşırı romantik insan bana biraz korku filmi gibi geliyo. 3 sayfa aşk mesajı atmak?! Bu taciz değil mi ya? Ya da ben duygusal ihmalle yetişmiş, 1 gr sevilmemiş biri olduğum için jump scare algılıyorum bilemiyorum
Yüreğimde, bir sis gibi etki eden, dolaşan ve yayılan, ancak sözcüklere dökemediğim gölgeler var, Mişa. Yüreğim bir yıl önceki haline dönene kadar sessiz kalsam, belki daha iyi olacak. Muhtemelen sessizlik bana iyi gelecek, ama ne mümkün!
Gümrük mevzuatı çalışmam gerekirken Lacan okuyorum, sonra Lacan okuyarak neden Lacan okuduğumu analiz ediyorum. Bir noktada analiz edilen şey analiz etme eylemimin kendisi oluyor, harika bir bireyim ❤️
Anlamakla ilerlemek aynı şey değil ama işte…
“Aşk, sende olmayan bir şeyi, olmayan birine vermektir.”
Mantıksız gibi görünsede ne kadar çok şey anlatıyor.
Kimse tam değildir, kimse diğerinin eksikliğini tamamen kapatamaz. Aşk, iki eksik insanın birbirine yönelmesidir.
Çünkü insanın içinde doldurulamayacak bir boşluk vardır. Ve aslında o boşluk sayesinde hayal kurar, sever, üretir, yaşar.
Bu yüzden Lacan’ın bakışında olgunlaşmak, eksikliği ortadan kaldırmak değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.
Lacan’a göre aşkın içinde her zaman şu soru gizlidir:
“Ben senin gözünde kimim?”
Bu yüzden reddedilmek çok sarsıcı olabilir. Acı sadece kişiyi kaybetmek değil, onun gözünde olmak istediğimiz kişiyi de kaybetmektir.
Bir başka sevdiğim Lacancı fikir de şu:
Eksiklik insanın kusuru değil, yapısıdır.
Çoğumuz hayatı şöyle yaşarız:
Şunu elde edersem tamam olacağım.
Şu ilişki olursa huzur bulacağım.
Şu işi alırsam her şey düzelecek.
Lacan ise bunun bir yanılsama olduğunu söyler.
“İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum." Fernando Pessoa
Lacan, ‘özne’nin içindeki boşluğu tanımladığında Pessoa çoktan ölmüştü.
Edebiyat psikanalizden hep daha önde!