Timur Soykan: "Deniz Göktaş'ın avukatı anlattı, o kelepçe sahnesi var ya kelepçeyle götürdüler Deniz Göktaş'ı o sahne beş kere tekrarlanmış.
Polisler beş kere onu arkadan kelepçeli götürürken görüntü almaya çalışmışlar emniyette. Olmadı tekrar dön, olmadı tekrar dön, olmadı tekrar dön diye.
Ne büyük suçlu yakaladılar değil mi? Ne büyük başarı. Ne kadar? Ne kadar büyük övgü hak ediyor yani.
Bunun propagandası da ne kadar önemli değil mi?"
Bu ülkede yaşayan her bir yurttaş Pelin kardeşimize destek olmak mecburiyetindedir! Çünkü o, bizlerin hakkını ve hukukunu savunduğu için mağdur oldu!
— Pelin Gümüşdağ. Boğaziçi Üniversitesi’ne Türkiye 18.’si olarak girdi. Tarih bölümünü yüksek onur derecesiyle, bölüm BİRİNCİSİ olarak bitirdi.
— Hocaları tarafından yüksek lisansa kabul edilen Gümüşdağ’ın kaydı, Ekrem İmamoğlu’nun tutuklandığı 19 Mart sürecinde anayasal hakkını kullanarak eylemlere katıldığı bahane edilerek üniversite tarafından kabul listesinden ÇIKARTILDI!
— Gümüşdağ bu süreçte yalnız değil. Aynı şekilde 5 muhalif öğrenci de mağdur edildi! Haklarının ihlal edildiğini belirten öğrenciler konuyla ilgili dava açtılar.
— Mahkeme, 4 öğrenci hakkında üniversitenin işlemini “hakkaniyete aykırı” buldu ancak kayyum yönetimi mahkeme kararını UYGULAMADI; öğrencileri yeniden kabul listesine almadığı gibi kampüse girişlerine de İZİN VERMİYOR!
Üniversiteler iktidarın arka bahçesi değildir. Kayyum rektörler, iktidara yaranmak için keyfi kararlar alamaz; öğrencilerin emekleriyle kazandığı haklara el uzatamaz! Okulları kendi siyasi ajandalarına göre yönetemezler!
Özellikle öğrencilerinin çoğu muhalif olan üniversitelerde öğrencileri cezalandırmak oldukça sıradan bir rutin haline geldi. Yurttan atmalar, kredi bursunu kesmeler, kazandığı programı iptal etmeler gibi birçok hukuksuz karar normalleştiriliyor.
Anayasa, her yurttaşa protesto hakkı vermiştir. Hal böyleyken bir öğrenciyi sırf muhalif diye cezalandıramaz okul yönetimi. Bu eğitim hakkının gaspıdır, kabul edilemez!
Pelin ve arkadaşlarının sesini duyuralım! @YuksekogretimK
BÜYÜK SKANDAL… 6 yaşındaki kızı H.K.G.’yi müridi Kadir İstekli ile evlendiren tarikat şeyhi Yusuf Ziya Gümüşel adli kontrol ile serbest bırakıldı. Oysa H.K.G.’nin 6 yaşında evlendirildiğine dair Kadir İstekli’nin ses kayıtları da dahil çok sayıda delil var. Cübbeli Ahmet bu tahliyeyi müjde diye duyurduğu paylaşımında yaptığı iki önemli görüşmenin kararda etkili olduğunu açık açık yazdı. Cübbeli Ahmet geçen günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü. Yeni Şafak ve Akit, Gümüşel’i bıraktırmak için manşetler attı, H.K.G.’yi suçlayacak kadar alçaldılar. 6 yaşındaki çocuğu değil istismarcıları savunan bu karanlığa yazıklar olsun.
Sadece gazetecilik yaptığım için 75 gün cezaevinde tutuldum. Ben cezaevindeyken İletişim Başkanlığı basın kartımı iptal etmiş. Gerekçe ise “adli sicilimin” uygun olmamasıymış❗️
Benim hüküm giydiğim tek bir davam dahi yok. Sadece mesleki faaliyeti nedeniyle cezaevine atılan bir gazetecinin basın kartını iptal edenleri tebrik ediyorum
🚨SON DAKİKA | Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu’na kılıçları çekti!
Açıklaması önemli, paylaşalım:
"— O KURULTAY 45 GÜN İÇİNDE TOPLANMALIDIR!..
"— CHP Genel Merkezi’ne polis zoruyla girilmesi gibi bir tablo; sadece bir siyasi partiye değil, Türkiye’nin demokratik birikimine zarar vermekten başka bir işe yaramaz!
— Kurultay delegelerimizle seçilmiş olan irade ortadadır! Hal böyleyken bu tabloyu kimsenin kabul etmesi beklenemez!
— Unutulmamalıdır ki Cumhuriyet Halk Partisi’ne umudunu bağlamış milyonlarca insan vardır. Bu iradeyi yok sayan, her yaklaşım; toplumsal vicdanda derin yaralar açacaktır!
— Buradan bir kez daha sesleniyorum: O kurultay 45 gün içinde toplanmalıdır!..”
Saflar netleşiyor. Kemal Kılıçdaroğlu yapayalnız kalıyor!
Slogan da tanıdık, ses de…
Mesele edebiyat ya da haber yapmak değil ya belki yazarken kendimize de bir çıkış yolu buluruz. Belki bir haberle bir öyküyle bir paylaşımla bir şeyler değişir birilerinin hayatında.
Biliyorum artık mahpus değilim, eskisi gibi etki etmiyordur yazdıklarım, anlattıklarım. Bir yerlerde insan acıdığı, haksızlığa uğradığını düşündüklerine kol kanat geriyor. Haksızlığa uğrayan o kadar insan var ki…
Tek tek kaldırım taşlarını sayıyorum. Biraz da başım dönüyor. Merak etme güzel gönüllü teyzem bir iki bir şeyler devirdim normaldir. Öksürüğüme lanet ederek bir sigara yaktım. Başka bir şey de beklemeyin benden. Ha unutmadan.
Kehribar tesbihimi yalnızken gönül rahatlığıyla çıkardım cebimden. Sallamadım tesbihimi. Her sallamaya elim gittiğinde aklıma gelir, mahpuslukta tesbih sallayana atılan dayağı. Çocuktur, gençtir elinde tesbihi sallarlar, bilmezler, bilmese de düşünmezler bir raconu olduğunu. Çocuğa vurulan tokat kulaklarımda çınladı.
Bir öksürükte kafamı kaldırdım. Deri ceketim omuzlarıma ağır gelmeye başladı. Hayat garip değil mi yokluğunda aradığın varlığında ağır geliyor. “Bir şey yapmalıyım” dedim. Ne yapabilir ki bir insan? Neyi ne kadar değiştirebilir ki? Ya da değiştirmesi gereken kendinden başkası değil midir?
“Eeeh” deyip yoluma devam ettim. Tutuklu bir belediye başkanının pankartı gözüme ilişti. Beşiktaş’ta katıldığım bir nikahtaki çelenk aklıma geldi. Yeni evlenen çiftlere sunulan çelenkte ismi yazıyordu Rıza Akpolat’ın. Silivri hapishanesinden mutluluğa tebrik…
İndan bir şekilde yaşıyor değil mi? Ne yaşadığını bilmeli insan ama… “Bir şey yapmalım” derken tesbihimi parmaklarıma doladım. Bazı alışkanlıklar değişmiyor hiç. “Bir gazeteci haber yapmaktan başka ne yapabilir” diye düşünüyorum aylardır.
Bir TOMA gördüm yolun sonunda. Heybeti bir o kadar büyük, varlığı bir o kadar küçük. Direncin sembolü devletin aygıtı değil mi? Ne garip…
Tesbihime daldım. Omuzlarımdaki ağrı bitmiyor. Ağlamak, bağırmak istiyorum. Halkımıza bir faydası yoksa neden ağlıyoruz bağırıyoruz ulan diyorum kendime.
Bağırarak eğlenmesi gereken gençlerin yanından usulca göz ucuyla süzerek geçtim bir ses duydum, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” diye. Slogan da tanıdık, ses de…
“Bir şey yapmalıyız, en iyi yaptığımız şeyden de farklı, bir şey yapmalıyız kendimizden farklı.”
Ucube rejim: Erdoğan, Erdoğan'a karşı!
Bilgi Üniversitesi yeniden açılıyor. Çünkü Erdoğan, Erdoğan'ın aldığı kapatma kararını bu gece iptal etti.
Elbette öğrenciler için sevindirici bir haber. Bir haksızlığa uğramışlardı, giderildi. Ama rejimin herkesin hayatını aniden nasıl altüst edebileceğinin de son örneği oldu bu.
Gazla, barikatla, zorla parti binamıza girebilirsiniz; ama milletin iradesini asla teslim alamazsınız!
Bugün yağmura, doluya ve kurulan barikatlara rağmen parti binamızdan boyun eğmeden, dimdik çıktık!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, milletin iradesiyle yürüdük.
Koltuk meraklılarına ise yalnızca bir makam odası bıraktık.
Genel Başkanımız Özgür Özel ve binlerce yurttaşımızla attığımız her adım bir gerçeği gösterdi:
CHP’nin gerçek gücü duvarlarda değil sokakta; koltuklarda değil mücadelede; binalarda değil, milletin yüreğindedir.
Asla yalnız yürümeyeceksin! @eczozgurozel
Siz bakmayın Özgür Özel şunu yanlış yaptı bunu yanlış yaptı diye yumuşak sedirinde kıçından ahkam kesenlere. Özgür Özel tek başına müthiş bir demokrasi mücadelesi veriyor. Genel merkezden çıkması bile partiyi korumak için yaptığı bir hamle parti binasına polis yollayan utanmazlara karşı bir CHP lilik gösterisi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisine, demokrasiye, millet iradesine, siyasal alana bu saldırıyı yapanlar ve aparatları er ya da geç millete hesap verecektir!
Sonuna kadar mücadele edeceğiz!
Polis zoruyla gasp edilen parti binamızdan alacağımız tek bir şey vardı: En büyük emanetimiz, Gazi Mustafa Kemal Atatürk!
Bu hukuksuzluğa imza atan, talimat veren ve sessiz kalan herkes bilsin; günü geldiğinde bu zorbalığın da, bu hukuksuzluğun da hesabı mutlaka sorulacak!
The shattered entrance of the CHP’s historic headquarters is more than damage to a building. It is the image of a democracy being battered in real time. Turkish police stormed the main opposition party’s Ankara HQ with tear gas and rubber bullets after a court ruling against its leadership. Erdoğan’s Turkey is choosing force over pluralism. Europe must choose democracy — clearly, loudly, and without excuses.