Arkadaşımın hediyesi olan bu defter İncil'den bir ayetle süslenmiş: "Kır çiçeklerinin nasıl büyüdüğünü düşünün."
(Luka 12:27)
İncil'deki dağ vaazında geçen bu ayeti Kierkegaard 'Gökteki Kuş ve Kırdaki Zambak' kitabında varoluşun merkezine yerleşen bir soruya dönüştürüyor:
Hayatın sade ama paha biçilemez o engin hikmetini ya da. Zannediyorum Allah'ın merhametini ve yollar açan yüceliğini;kaygının, ispat çabasının ve dahi her şeyin üstünde tutmayı fısıldayan kır çiçeklerini, dağdaki zambak ve gökteki kuşu görmeden hayatı şefkatle büyütemeyeceğiz.
Kırdaki zambak ve gökteki kuş gibi varlığını teslimiyete mi emanet edeceksin yoksa kaygıyla bulandırıp duracak mısın?Yarına dair kaygı taşımayan, kendini ispatlama çabası gütmeyen ve ancak kendi toprağında boy veren kır çiçekleri bize kendi varoluşumuza bakmayı öğretmeli.
"İşte doğduğumuz ada! Yeryüzünün bizi bir
şarkı ve muamma olarak yükselttiği yer burası: Gökyüzüne doğru bir şarkı, yeryüzüne doğru bir muamma. Peki, gökyüzü ile yeryüzü arasında bizim tutkumuz değil de, kim taşıyacak şarkımızı, muammamızı kim çözecek?"
Edebiyat öğretmeni bir anne ve polis başmüfettişi bir babadan toplu katliam yapan bir evlat. Terörize olmuş ilişkiler, terörize olmuş çocuklar, terörize olmuş aileler. Simülasyon ile gerçeğin birbirine karıştığı umutsuz bir kötülük evreni. Başımız sağolsun. #Kahramanmaraş
"Hakikat için geçerli olan mutluluk için de geçerlidir. Kişi ona sahip olmaz, onun içinde olur. Aslında sarmalanmış olma duygusundan başka bir şey değildir mutluluk."
"Hani ya o özlem, hani ya o tad?
Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat
Haftalar öncesi her gün, her saat
Babamdan sorduğum bayramlar hani?
...
Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?
Huzura erdiğim bayramlar hani?"
Babam bayramlarda uzaktaki dostları için sms yazdırırdı bana. Arefe günü mesaj taslağını oluştururdum. Sesli bir şekilde okur, beğendiğini göstermek için alnıma buse kondururdu. Bir mesajımızda şu şiiri alıntılamıştık: "arife gecesi yer yatağında, üstüme serdiğim bayramlar hani?"
Boyunu değil sadece ömrünü de aşan bir taş var önünde.Yontuyor. Bazen ustaca bazen yüzerek derisini.Bir cevher neşet edecek taştan.Bu ümitle yontup duruyor. Bir ikindi vakti,hayat en olağan halindeyken taşın basit bir taş olduğu gerçeğiyle yüzleşiyor. Sade bir taş,sadece bir taş.
"Söylemez size kimse dünyadaki ömrü boyunca
Hiçbir insana yan bakışı olmayan kimdi
Kimdi yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile Öğretmek için cephe nedir
Kıyam etti
Torunu kucağında
Dönünce bütün gövdesiyle döndü
Bir bu anlaşılsaydı son yüzyılda
Bir bilinebilseydi
Nedir veche"