ORTADA SAKLANMIŞ "LEHE DELİL" DEĞİL SİSTEMLİ BİR ŞEKİLDE YAPILAN ALGI OPERASYONU VAR.
Alıntıladığım paylaşımda yer alan "lehe beyan dosyaya konulmadı" iddiası, dosyanın bütününe bakılmadan sanık Elçin Karaoğlu'nun savunması üzerinden yapılan parçalı bir okumanın ürünüdür. Oysa iddia edilen suçlamanın omurgasını, Beşiktaş Kuruçeşme'deki taşınmazda yapılan aykırı tadilatlar nedeniyle idari sürecin başlaması, yapı tatil tutanaklarının düzenlenmesi, encümen kararıyla yıkım ve para cezalarının uygulanması oluşturuyor. Bu süreçte Ayşegül Kayabay'ın, sorununu çözmek amacıyla Süleyman Atik ile temas kurduğu yalnızca beyanlarla değil; banka hareketleri, HTS ve baz kayıtlarıyla da destekleniyor.
Kayabay'ın iki ayrı ifadesi birlikte okunduğunda ise sanık Elçin Karaoğlu yönünden "tamamen aklayıcı bir lehe beyan" tablosu çıkmıyor. Aksine, kendi içinde çelişen ve hukuki sonucu değiştirmeyen bir anlatım var. Bir yanda "kimseye rüşvet vermedim" deniliyor, diğer yanda aynı kişi savcılık ifadesinde Atik'e toplam 500.000 TL verdiğini açıkça kabul ediyor. Bu kabul, suçun adlandırılmasına itiraz içerse de para ilişkisinin varlığını ortadan kaldırmıyor. Ceza muhakemesinde böyle bir ifade "lehe delil" değil; aksine maddi ilişkiyi teyit eden, suçun vasfını tartışmaya açan bir içerik olarak değerlendirilir.
Soruşturma dosyası ve hazırlanan iddianamede bu beyanın yalnız olmadığı da ortada. 2021 yılında yapılan yüksek tutarlı nakit çekimleri ile hemen sonrasında tarafların aynı lokasyonda baz vermesi, teknik olarak bu ilişkinin zaman ve mekan boyutunu da ortaya koyuyor. Yani ortada sadece söz değil, sözle örtüşen veri de var. Bu nedenle savcılığın iddianameye aldığı kısım, beyanın suç isnadıyla doğrudan ilgili olan bölümüdür. İddianame bir tutanak kopyası değildir; hukuki anlam taşıyan kısımların süzülmüş halidir. Aynı metin içindeki çelişkili veya sonucu değiştirmeyen cümlelerin birebir taşınmaması, "lehe delil saklandı" iddiasını hukuken geçersiz kılar.
Yine her zaman olduğu gibi asıl sorun ise burada başlıyor. Davayı takip eden muhalif gazetecilerin, dosyanın tamamını incelemek yerine sanıkların veya avukatlarının beyanlarını tek başına "mutlak doğru" gibi sunması, gazetecilik refleksiyle açıklanabilecek bir durum değil. Çünkü gazetecilik, taraflardan birinin söylediğini olduğu gibi aktarmak değil; o beyanı bağlamına oturtmak, karşı delillerle birlikte değerlendirmek ve kamuoyuna bütünlüklü bir tablo sunmaktır. Oysa davanın başından beri yapılan bu tür haberlerde, dosyada yer alan teknik veriler, çelişkili ifadeler ve savcılığın değerlendirmesi görmezden geliniyor; yalnızca sanıkların yapmış olduğu savunmalarından seçilen birkaç cümle üzerinden kesin hüküm kuruluyor.
Bu yaklaşım, klasik haber verme pratiğinden ziyade bir anlatı kurma çabasıdır. Bir beyanın içinden yalnızca işine gelen kısmı çekip büyütmek, geri kalanını yok saymak, kamuoyunu bilgilendirmek değil yönlendirmektir. Gazeteciliğin temel ilkeleri olan doğrulama, denge ve bağlam bütünlüğü bu noktada kasıtlı olarak devre dışı bırakılıyor. Oysa özellikle yargı dosyaları söz konusu olduğunda, eksik veya seçilmiş bilgiyle yapılan yayınlar sadece hatalı değil, aynı zamanda yanıltıcıdır.
Daha açık söylemek gerekirse; burada yapılan şey habercilikten çok bir algı inşasıdır. Çünkü gerçek, tek bir cümlede değil; dosyanın tamamında saklıdır. O bütünü parçalayarak sunmak ise okuyucuya gerçeği değil, kurgulanmış bir versiyonu verir. Bu da ister istemez kamuoyunu belirli bir yönde şekillendirme, yani bir tür toplumsal algı mühendisliği sonucunu doğurur.
Sonuç olarak ortada gizlenmiş bir "lehe beyan" yok; aksine bütün içinde anlamı değişen, hatta başka bir ilişkiyi teyit eden bir ifade var. Buna rağmen tek bir cümle üzerinden "delil saklandı" iddiası üretmek, hukuki gerçekliği değil, seçilmiş bir anlatıyı büyütmektir.
Gazetecilik ise anlatı kurmak değil, gerçeği bütün boyutlarıyla ortaya koymaktır. Bu sınır aşıldığında ortaya çıkan şey haber değil, yönlendirmedir.
BİR CÜMLEYLE YAPILAN İTİBAR SUİKASTI VE MUHALİF MEDYAYA BURAK KORZAY'I LİNÇ ETME TALİMATININ ASIL AMACI.
BAŞLAMADAN BİR NOT: Bu yazıyı iktidar medyasında dinleyemez, bu detayın öneminin anlatıldığını duyamazsınız. Bu aralar iktidar medyasının işi bir muhasebecinin muhtelif yetişkin sitelerden indirdiği videoların reel mi yoksa internet bazlı mı olduğuna yönelik porno analizi...
Dün Silivri'de gerçekleşen Aziz İhsan Aktaş Çıkar Amaçlı Suç Örgütü iddiasının ikinci celsesinde ortaya çıkan tabloya bakınca mesele sadece bir duruşma günü yaşanan tartışmalar ya da bir "etkin pişmanlık" ifadesinin satır aralarına sıkıştırılmış cümleden ibaret değil. Burada daha büyük bir resim var ve o resimde Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen iddialar zincirinin tam merkezinde duran kritik bir isim olarak Burak Korzay öne çıkıyor. Tam da bu nedenle, muhalif medya organlarında Korzay'ın ifadelerinin seçilerek, budanarak ve bağlamından koparılarak servis edilmesi tesadüf gibi durmuyor.
Çünkü Korzay, yalnızca Aziz İhsan Aktaş dosyasında adı geçen bir bürokrat değil. Aynı zamanda Fatih Keleş, Murat Gülibrahimoğlu, İbrahim Bülbüllü ve Ali Nuhoğlu gibi isimlerle birlikte anılan Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü İddianamesi ve davasının da kesişim noktasında duruyor. İddianame anlatımlarına bakıldığında, ihalelerin organizasyonu, finansal akışlar ve özellikle Keleş ve Gülibrahimoğlu ortaklığında yapılan Cebeci'deki hafriyat faaliyetleri gibi başlıklarda Korzay'ın konumu "tanık" olmanın ötesinde, sistemin işleyişine vakıf bir içeriden figür olarak çiziliyor.
Hal böyleyken, kamuoyuna yansıtılan haberlerde özellikle tek bir cümlenin öne çıkarılması dikkat çekiyor.
"Şüphem var ama gözümle görmedim" cümlesi, hukuki teknik anlamı itibarıyla bir ifadenin tamamını temsil etmezken, medya dilinde Korzay'ı "dayanaksız iddialar ortaya atan" biri gibi konumlandırmak için kullanılıyor. Oysa aynı kişinin daha önce verdiği ve dosya kapsamına giren ifadelerde ihale süreçleri, karar mekanizmaları ve belirli isimler arasındaki ilişkiler hakkında çok daha detaylı anlatımlar bulunuyor. Bu çelişki değil; farklı aşamalarda verilen ifadelerin doğası gereği kapsam değişimi. Ancak bu fark, haber metinlerinde bilinçli şekilde görünmez kılınıyor.
Daha kritik olan ise, Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alındığı 19 Mart 2025 sabahı başlayan ve bugüne kadar ne İmamoğlu'nun avukatları ne de İmamoğlu'nun medyası tarafından somut şekilde cevaplanamayan Sarıyer'deki villa devri meselesi ve Cebeci hafriyat sahasındaki milyarlarca liralık vurgun iddiaları. Başta İmamoğlu'nun medyası olmak üzere ne siyasi düzeyde ne de hukuki savunmalarda bu başlıkların merkezine giren iddiaların kapsamlı şekilde ele alındığı görülüyor. Bu boşlukta, bu konulara temas eden isimlerin itibarsızlaştırılması doğal olarak daha "işlevsel" hale geliyor.
İşte tam bu noktada Korzay'ın pozisyonu belirleyici. Çünkü Korzay demek, sadece bir bürokrat değil; aynı zamanda ihale mekanizmasının nasıl işlediğine dair içeriden bilgi demek. Korzay demek, Cebeci Hafriyat sahasındaki Fatih Keleş, İbrahim Bülbüllü, Murat Gülibrahimoğlu'nun faaliyetleri demek. Korzay demek, Ali Nuhoğlu, Güllüce Tarımcılık, Tuncay Yılmaz, İmamoğlu İnşaat ve Sarıyer'deki villa devri demek.
Bu nedenle onun güvenilirliğinin zedelenmesi, yalnızca bir kişinin itibarıyla ilgili değil; aynı zamanda ileride Ekrem İmamoğlu Çıkar Amaçlı Suç Örgütü İddianamesi'nin görüldüğü davada vereceği ifadeyi itibarsızlaştırmak ve etkisini baştan sınırlamak anlamına geliyor.
Bu yüzden Burak Koray hakkında kullanılan haber diline bakarken sadece "ne söylendiğine" değil, "neyin özellikle öne çıkarıldığına" bakmak gerekiyor. Bir ifadenin içinden tek bir cümleyi çekip manşet yapmak, geri kalan kısmı görünmez kılmak ve ardından bu cümle üzerinden bir karakter inşası yapmak klasik bir algı yönetimi tekniğidir. Bu teknik, özellikle büyük davalar öncesinde tanıkların ya da sanıkların kamuoyu nezdindeki ağırlığını azaltmak için sıkça kullanılır.
Sonuçta ortada iki ayrı ama kesişen dosya var ve bu dosyaların ortak noktalarından biri de Burak Korzay.
Bu nedenle bugün yürütülen tartışmayı sadece bir duruşma gününe indirgemek, büyük resmi görmemek olur. Asıl mesele, hangi bilginin öne çıkarıldığı, hangisinin gölgede bırakıldığı ve bunun kime ne kazandırdığıdır. Bu soruya verilecek dürüst bir cevap, yaşananların basit bir haber akışı değil, daha geniş bir toplum mühendisliğinin, algı operasyonunun bir parçası olduğunu gösterecektir.
Modern Türkçülüğün kurucularının tamamı gayri Türk ve bunların da ekserisi Yahudi.
Nazım Hikmet'in büyük dedesi Polonya Yahudisi Mustafa Celaleddin
Gökbayrak isimli romanın sahibi Fransa Yahudisi Leon Cahun
Selanik Yahudisi Moiz Kohen (Munis Tekinalp)
İlçe Başkanımız Sn. Serkan Polat, geçmiş dönem İlçe Başkan Yardımcımız Mehmet Meriç’i umre ziyareti vesilesiyle ziyaret etti.
Nazik misafirperverlikleri için kendilerine teşekkür ederiz.
@abdullahozdemir@srkplt@mmurselkaya@akpartiistanbul
Değerli komşularım,
Deprem bölgesinde sadece 20 ayda 455 bin konut teslim edildi.
Karşılaştırmak gerekirse; Şişli’de yaklaşık 80 bin konut bulunuyor.
Deprem bölgesinde 20 ayda teslim edilen konutlar neredeyse 6 Şişli’nin inşa edilmesi demek.
Şişli’nin 30 yıllık çarpık kentleşme sorununu çözmek için 30 yıla daha gerek yok.
5 yıl; planlama, kararlılık ve liyakatle fazlasıyla yeterlidir.
Şişli için zaman kaybetme lüksümüz yok.
#AsrınLideriErdoğan • #TürkiyeninBaşarısı • #Türkiyeninİnşası
@RTErdogan@murat_kurum@abdullahozdemir@sislibelediyesi@istanbulbld
İlçe Teşkilat Başkanımız Sn. Sinan Şamil Meriç ile birlikte, Doğuş Bayramı vesilesiyle Mor Efrem Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi’nde, Süryani Ortodoks Cemaati Ruhani Reisi ve Patrik Vekili Sn. Metropolit Mor Filüksinos Yusuf Çetin’i ziyaret ettik.
Nazik misafirperverlikleri için kendilerine teşekkür ederiz.
@abdullahozdemir@srkplt@sinanmericc@avyavuzaksoy@akpartiistanbul
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı:
Bizim yediğimiz domatesler İsrail’in domatesleri değil, safsata bu.
Biz 1.300.000 ton tohum üretiyoruz. 110 ülkeye ihraç ediyoruz.
İsrail’den tohum almıyoruz. İhtiyacımız da yok.
Ak Parti milletvekili Leyla Şahin Usta,
CHP'li Seda Kaya Ösen'in kendisine
"Kenar mahalle dilberi" diyerek hakaret ettiğini dile getirip hakaretini dürüp büküp Seda Hanım'a iade etti.
"Cahil kimseler laf attığında 'selametle' der geçeriz."
🔴ABD’li Gazeteci Tucker Carlson:
▪️Hristiyanlar kendini nerede daha güvende hissediyor; Katar’da mı İsrail’de mi?
▪️Katar’da yaşayan Hristiyanların sayısı, İsrail’dekilerin en az iki katı.
▪️Eğer Katar, ‘İsa’nın adını ananların kafasının kesildiği’ bir yer olsaydı, bu nasıl mümkün olurdu?
▪️Üstelik ülkede çok sayıda kilise var ve çoğu hükümetin tahsis ettiği arazilerde inşa edilmiş.
▪️Katar’ı övmüyorum, taşınmıyorum da. Ama eğer bu ülkeye gitmeyi bile bir suç gibi gösteriyorsanız, ya yalan söylüyorsunuz ya da bizim değer yargılarımız tamamen farklı.
Nitelikli barınamıyor..
Nitelikli beslenemiyor..
Ama devlet KYK yurtlarında nitelikli koruyor onları…Bu da bir şeydir..
Gece 23:00 olunca burada ol diyor. Kız-erkek öğrenci ayrımı yapmadan hem de…
Bu arada ayda 750- 1.200 liraya kalıyor o yurtta.
Kahvaltı ve akşam yemeği devletten.
Devlet öğrenci başına ayda 15 bin lira harcıyor. İnterneti, sıcak suyu var. Güvenliği var.
Bizim zamanımızda…. Diye başlayan cümleler anlamsız. Herkes biliyor ama hatırlamak istemiyor yurtların eski halini…
Aşağıdaki iddia doğru değil. Türkmenistan’da böyle bir şey yaşanmadı…
1- Putin, Pakistan Başbakanı Şerif’i 40 dakika bekletmedi.
2- Pakistan Başbakanı sinirlenerek Putin-Erdoğan görüşmesinin gerçekleştiği salona izinsiz girmedi.
3- Pakistan Başbakanı Şerif, kendi protokol görevlileri üzerinden haber yolluyor Putin ve Erdoğan’ın protokolüne.
4- İki lider de Şerif’i davet ediyor. Şerif’in de katılımıyla görüşme diplomatik nezaket çerçevesinde devam ediyor.
Not: Bu görüşmenin gerçekleştiği Türkmenistan’daydım. Haber kaynaklarıma sorarak edindiğim bilgi bu şekilde.
Mike Tyson:
“İsrail'e karşı verdiğimiz direnişin işe yaramadığına bizi inandırmaya çalışanlara aldırmayın.
İsrail'in yıkılması imkansız, güçlü bir rakip olduğunu göstermek isteyen şeytana inanmayın;
Attığımız her yumruk onu yere yıkacağımız son yumruğa hizmet ediyor.”