@yenipartiyiz Artık sana inanmak yok!!
Halk komisyona katılmayın üye göndermeyin dedi. Halka rağmen katıldınız. Katıldınız da bizim bilmediğimiz ne katkınız oldu.
Seçmen vekiline hayır de dedi. Siz Evet dediniz. Niye ki siz vekil değil misiniz de seçmeninizi dinlemediniz.
Artık inanmak yok.
Bu yasa Anayasaya aykırıdır.
Bu yasa üniter, laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluş felsefesine aykırıdır.
Bu yasa 1923'ten bugüne laik hukuk önünde eşit haklara sahip tüm yurttaşları "Türk Milleti" potasında birleştiren ulus devletin genetiğine aykırıdır.
İstisna yasa olmaz. Tüm yasalar için geçerli olduğu gibi bu yasaya imza koyanlar da gerektiğinde millete hesap vermek zorundadır.
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
📌Türkiye Cumhuriyetinin tapu senedi olan Lozan Barış Antlaşmasının 103. Yılı Kutlu Olsun.
NOTLAR:
⚠️Lozan Antlaşmasının herhangi bir GİZLİ MADDESİ yoktur.
⚠️Lozan Antlaşmasında antlaşma öncesi sahip olduğumuz hiçbir ada verilmemiştir.
⚠️Lozan öncesi sahip olduğumuz hiçbir toprak Lozan'da terk edilmemiştir.
⚠️Lozan Antlaşmasında "madenlerinizi çıkaramazsınız" diye bir madde yoktur.
⚠️Kıbrıs, Mısır, Sudan Lozan'da verilmemiştir. Çok daha önce İngilizler buraları ilhal etmiştir. İngilizlerin 1914'teki ilhak kararı kabul edilmiştir.
📌Lozan Barış Bayramı/Sulh Bayramımız Kutlu olsun.
EK: Lozan Barış Antlaşmasının tam metni; https://t.co/6Pl0ryb28A
#LozanBarısAntlasması #TreatyofLausanne #Lozan #SulhBayramı #LozanBarışBayramı #24Temmuz1923 #LozanAntlaşması #tarih #TarihteBugün #TürkiyeninTapuSenediLozan
Atatürk portresi önünde poz veren genç Türk çiftlerin başlattığı o romantik akım:
FETÖ’ye ‘hocam’ demedik.
Apo’ya ‘önder’ demedik.
Yunan Kadir’e ‘üstad’ demedik.
Şeyhlere ‘peygamber’ demedik.
Biz yalnızca ‘ne mutlu Türk’üm diyene’ dedik.
*Hala hakkında yeni şeyler öğreniyorum, hayretim ve hayranlığım arttıkça artıyor..*
**
Dünya tarihi bir sıfatın sadece Mustafa Kemal’e verildiğini yazar..
Dünyada O'ndan başka hiçbir liderin alamadığı bir sıfattır bu..
Hangi sıfat mı?
Bir insan doğumundan ölümüne kadar ya bir askerdir, ya bir devlet adamıdır, ya çevrecidir, ya tiyatrocudur, ya sanatçıdır, ya arkeologdur, bir şeydir. Ama bunların hepsi birden olabilen dünyadaki tek lider Mustafa Kemal ATATÜRK olduğu için dünyada; “KÜLTÜR ANTROPOLOĞU” sıfatı verilebilen tek lider de Mustafa Kemal’dir.
'KÜLTÜR ANTROPOLOĞU nedir, ne değildir?Uzun uzun başınızı ağrıtmayacağım. Hadi gelin 5 Mayıs 1935, Ahlatlıbel’e gidelim.
Ahlatlıbel Ankara yakınlarındaki kazıların başladığı yer biliyorsunuz. Bütün arkeoloji kazılarının yapılma emrini veren Mustafa Kemal, müzelerin açılma emrini veren de Mustafa Kemal. Ama bugünkülerde olduğu gibi açın, kazın, imza, öyle değil. Nasıl yetişmiş inanın, 25 yıllık araştırmacıyım hiç anlamadım..😞
Bakıyorsunuz Efes kazıları başlıyor iki kere gidiyor. Konya‘da Asar kazıları başlıyor başında. Bir de bakıyorsunuz Ahlatlıbel kazıları başlamış başında. Toprak alıyor, ölçüyor, biçiyor. “Ya, ne yapıyor Mustafa Kemal?” diyorlar. Çankaya’ya gidiyor, Çankaya’da üç gün üç gece hiç uyumadan; uyumamak için alnına ıslak bezler koydurmuş, birilerini çağırıyor, telefonlar ediyor, bir heyecan, bir telaş...
Üç gün sonra; “Gelin, diyor Ahlatlıbel’e gidiyoruz”. Hemen geliyor, diyor ki; “arkeologlar toplanın..”
Biliyorsunuz başlarında büyük arkeoloğumuz Zübeyir KOŞAY var. Bu Zübeyir KOŞAY’ın bire bir anısıdır. Toplanıyorlar. Mustafa Kemal heyecanla;
“Kazdığınız yer yanlış, şurayı kazmanız gerekir” diyor.
Yabancı arkeologlar; “El insaf paşam. Anladık iyi askersin, iyi devlet adamısın ama yani bu iş de bizim işimiz, niye karışıyorsun” der gibi aralarında birkaç şey oluyor ama emir büyük yerden..
Başlıyorlar Mustafa Kemal’in gösterdiği yeri kazmaya. Sonuç mu?
Bütün bulgular oradan çıkar..
İnat uğruna, ceplerinden ödeyip kendi dedikleri yeri kazarlar hiçbir bulguya rastlanamaz.
Bunun üç gün sonrası, ATATÜRK Galip ARCAN’ın yazdığı “Sırat Köprüsü” adlı piyese davetlidir. Piyesin başında mutludur, biraz sonra sinirlenmeye başlar, bir müddet sonra bitince;
“Bana Galip ARCAN’ı çağırın!” der.
Galip ARCAN gelince;
"Bu piyesi siz mi yazdınız?" der. “
" Evet paşam, ben yazdım”.
" Hayır, bu bir "Bolunun Flor Doranj" adlı Boldvilin'in aynen çevirisi. Neden bunu belirtmediniz? Hakkınızda soruşturma açtırıyorum” diyecektir.
Buna benzer pek çok anıyı da okuyunca ne dedim biliyor musunuz? Samimi konuşacağım inanın sizlerle. Dedim ki;
“A be Atam, Boldvilin’e varıncaya kadar ne zaman okursun?
Ne zaman kafanda tutarsın?”
Ve o sırada ne yaptım biliyor musunuz? Yirmi yıllık araştırmacıydım, ATATÜRK’le iddiaya girmek gibi, dedim ki; “Senin başında durmadığın, ilerletmeye çalışmadığın bir alan bulmak benim boynumun borcu olsun..”
O sırada da “Sanat ve ATATÜRK” adlı araştırmamı yapıyorum. Baktım resimde Türk tarihinde ilk resim sergisini o açıyor, heykelde dinin etkisini kaldırıyor!!!
Ama karşıma yedinci sanat dalı geldi. Ne? Sinema. Dedim; “herhalde burda iddiayı kazandım”.
Heyhat, baş yönetmen Cezmi AR, başrolde Mustafa Kemal, film çekiyorlar. Ve Cezmi Ar Mustafa Kemal’e tabi Cumhurbaşkanı ya, diyemiyor; şöyle dur, böyle dur, diye. Diğer oyunculara şiddetle bağırıyor. Atatürk; “Gel Cezmi gel, diyor. Burda başkomutan sensin, ben bu işi bilmem. Önemli olan işin iyi çıkması. Bana da aynı şiddet ve hiddetle bağıracaksın..”
Cezmi AR hayatının son günlerinde “Ben bir daha asla öyle bir oyuncuyla çalışmadım..” diyecektir.
Prof. İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI
VATAN SİZE MİNNETTAR! 🇹🇷
Bizim Kurtuluş Savaşımız, milletimizin dünya tarihinden tamamen silinmek istendiği en karanlık dönemde, küllerinden yeniden doğduğumuz en görkemli varoluş destanımızdır.
Bu mücadele; haritalar üzerinde ülkemizi bölenlere, orduları dağıtılan ve her köşesi işgal edilen bizim halkımızın, topyekun "Ya istiklal ya ölüm!" diyerek verdiği en sert cevaptır. Dünyanın en güçlü ordularına karşı, hiçbir şeyi kalmamış bizim milletimizin sadece göğsündeki sarsılmaz inanç, bağımsızlık aşkı ve vatan sevdasıyla direnişidir.
Bizim bu muazzam direnişimizin, karanlığı yırtan sönmez meşalesi ise bağrımızdan çıkan dahi lider, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür!
Tarihin en umutsuz anında Samsun'a ayak basarak bizim kaderimizi değiştiren, askeri dehasıyla imkansızı imkanlı kılan ve "Geldikleri gibi giderler!" diyerek sarsılmaz iradesini dünyaya ilan eden büyük kurtarıcımız... Senin o mavi gözlerindeki bağımsızlık ateşi, cepheye mermi taşıyan analarımızın, göğsünü siper eden mehmetçiğimizin, yani bizim ecdadımızın yolunu aydınlatmıştır.
Cumhuriyetimizin kurucusu, başkomutanımız Atatürk’e ve onun izinde canını feda eden aziz atalarımıza minnetimiz sonsuzdur! Sizin emanetiniz olan bu kutsal vatan, bizlerin omzunda sonsuza dek başı dik ve hür yaşayacaktır.
Ruhunuz şad olsun, vatan size minnettar! 🌹🇹🇷
Yeliz Kılıçaslan
"İngilizler İstanbul'u neden terk etti?"
Murat Bardakçı: Çünkü Atatürk İngilizleri tehdit ediyor. İstanbul'a geliriz, İstanbul'u boşaltın diyor. Bunun üzerine İngilizler sömürgelerinden asker istiyor. Kanada Başbakanı vermiyoruz diyor. Avustralya ve Yeni Zelanda vermiyoruz diyor.Çünkü 100 senedir sizin için savaştık, bıktık diyorlar.
Bunun üzerine İngiltere de sert tartışmalar yaşandı ve azılı Türk düşmanı Lloyd George hükümeti 22 Ekim 1922 düşmüştür. Yerine gelen Muhafazakar Parti Başkanı Bonar Law da "Kemalcilere yenilip küçük düşmeyelim" diyor ve İstanbul'dan çekilme kararı alıyor.
İngiltere Kemal'in ordusundan korkmuş ve yılmıştır. Bunlar niye söylenmiyor?
Bunlar söylenmeyince, cahil avan ulema uyduruyor da uyduruyor!
Murat Bardakçı
Atatürk der ki; “Görevim bitmemiştir,
bitmeyecektir, ben toprak olduktan sonra da görevim devam edecektir.”
Ve Atatürk der ki; “Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”
-Atatürk’le yarışmayın… Savaşın Ustası Barışın Efendisi… Tarihin Kıskandığı Lider…
#Atatürk
If someone hacks your Gmail, they don't need your passwords.
They can reset everything.
Bank. Instagram. Apple ID. Crypto. PayPal. Password manager.
Your Gmail isn't email.
It's the master key to your entire life.
Here's how to lock it down in 10 minutes ↓
TDK, bugün babalar günü nedeniyle "Atatürk Türk milletinin babasıdır" şeklinde güzel bir paylaşım yapmıştı. Ancak ne olduysa, kim veya kimler baskı yaptıysa gün içinde bu paylaşımı kaldırmış...
Atatürk'ün kurduğu Türk Dil Kurumu'na sesleniyorum!
Evet! Atatürk Türk milletinin babasıdır.
Atatürk'e düşmanlık, Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne düşmanlıktır.
Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti devletine düşman, emperyalizmden ve azgın azınlık durumundaki yerli işbirlikçilerinden korkma, paylaşımını silme!
Evet, Atatürk Türk ulusu için babadır. Bu ulusa önce Çanakkale'den Dumlupınar'a savaş meydanlarında kol kanat germiş, milli hareketi örgütlemiş, başkomutan olarak Türk Bağımsızlık Savaşı'nı yöneterek kazanılmasını sağlamış, sonra tam bağımsız, çağdaş bir Cumhuriyet kurmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi TDK da Atatürk'ün eseridir.
TDK, Atatürk düşmanlarına, dolayısıyla Türk ulusu ve Türkiye Cumhuriyeti düşmanlarına boyun eğme!
Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir parti değildir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir.
Bir seçim bürosu değildir.
Bir kariyer planlama merkezi hiç değildir.
Bu parti, Sakarya’nın tozudur.
Dumlupınar’ın dumanıdır.
Lozan’ın imzasıdır.
Cumhuriyet’in ilk nefesidir.
Kasasında, Atatürk’ün emanet ettiği miras vardır.
Duvarlarında, Millî Mücadele ruhu vardır.
“Altı Ok”unda, Cumhuriyet’in değerleri, erdemleri vardır.
Ve en önemlisi…
Milyonlarca insanın umutlarını yeşerten bir hikayesi vardır.
1 milyar insan Google Maps’i sadece yol tarifi için kullanıyor.
Oysa içinde öyle özellikler var ki, Maps artık bir navigasyondan ziyade bir Yapay Zeka asistanı.
İşte işinize en çok yarayacak gizli özellikler:👇🏻
KURULTAY KONUSUNU SON KEZ HERKESİN ANLAYACAĞI ŞEKİLDE TEKRAR ANLATALIM.
CHP’nin 38. olağan, 21. ve 22. olağanüstü, 39. olağan kurultaylarının İstinaf mahkemesince mutlak butlan sebebiyle ve bütün sonuçlarıyla birlikte iptaline karar verildi.
Bu karar temyiz edildiği için kesinleşmedi. Tedbir kararında ise bu kurultaylar hakkında herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu duruma göre karar yargıtayca onanıp kesinleşinceye kadar 2025 yılı Kasım ayında yapılan olağan kurultay bütün sonuçlarıyla hukuki varlığını devam ettiriyor.
Öte yandan tedbir kararında olağan ya da olağanüstü kurultay yapılıp yapılmayacağı konusunda da bir sınırlama da yoktur.
Ancak 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunun 14. maddesi hükmüne göre büyük kongre (kurultay) son olağan büyük kongrenin yapıldığı tarihten itibaren iki yıl geçmedikçe büyük kongre yapılamaz.
CHP’de kurultay süreci başlatılmasında hiç bir hukuki engel yoktur. Ancak karar henüz kesinleşmediği için Kasım 2025 de yapılan kongre halen geçerli olduğundan yukarıdaki madde hükmü gereğince bu tarihten sonraki iki yıldan önce yani Kasım 2027 den önce kurultay toplanamaz.
Kasım 2027 yılına kadar Yargıtay, butlan kararını onarsa karar kesinleşir ve 2025 yılındaki kurultay hükümsüz kalacağından iki yıllık süre sınırı ortadan kalkar.
Olağanüstü kurultay toplamak için süre sınırı yoktur, hiç bir hukuki ve yasal engel de yoktur, tedbir kararında da bu konuda bir düzenleme bulunmamaktadır. Butlan kararının kesinleşmesini bekleme zorunluluğu da yoktur. İstenildiği zaman usulüne uygun çağrı yapmak suretiyle olağanüstü kurultay toplanabilir.
Konu bu kadar basit ve nettir.