Uykusuz Temmuz sayısı yarın tüm bayilerde ve satış noktalarında! Bu ay 2 kapakla çıktık. 🚚 NATO Zirvesi sebebiyle yaşanan ulaşım kısıtlamalarından dolayı Ankara’da perşembe günü raflardayız. Online sipariş https://t.co/cXFqqm7z30
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yeti��ti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye g��sterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye ba��larına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Yazarımız ve çalışma arkadaşımız Deniz Göktaş’ın gözaltına alınmasını kabul etmiyoruz. Mizahı ters kelepçe ile susturamazsınız; o kelepçeler ne Deniz’in cesaretini ne de mizahın özgürlüğünü tutsak alabilir. Arkadaşımız Deniz Göktaş’ın yanındayız, derhal serbest bırakılsın!
1 Mayıs İşçi Bayramı'nda İş Cinayeti..
Kadir Ortataş..
Bayram Demirhan..
Ankara Su ve Kanalizasyon İdaresi (ASKİ) Taşeron İşçileri..
Çankaya'da 11.00 sularında kanalizasyonda çalışması sırasında yokuştan geri kayan bir su kamyonunun altında kalarak hayatlarını kaybettiler..
Dün bu konuşmayı yapan köylümüz Esra Işık gece saatlerinde gözaltına alındı ve tüm gece Jandarma Karakolunda gözaltında tutuldu. Birazdan savcılıkta ifadesi alınmak üzere Milas Adliyesi'ne sevk edilecektir.
Anayasa uygulansın diyen Esra'yı derhal serbest bırakın!
GEÇ GELEN ADALET ADALET DEĞİLDİR!
Mücadelemiz bu ülkenin anayasası uygulansın diyedir.
Mücadelemiz köylerimiz talan edilmesin diyedir.
Anayasa Mahkemesi ve Danıştay'ın "telafisi imkansız zarar" yaşanmadan yürütmeyi durdurmasını bekliyoruz!
@AYMBASKANLIGI@TC_Danistay
Sosyal Oyun Sokakta (S.O.S) ekibi, Türkiye’de giderek artan çocuk işçiliği sorununu daha fazla görünür ve tartışılır kılmayı hedefleyen İşçi Değil Çocuk: Sokakta Bir Forum Tiyatrosu isimli yeni projesini hayata geçiriyor. https://t.co/XI4iJeUj4r
🎭Sosyal Oyun Sokakta: İşçi değil çocuk!
Çocuk işçiliği sorununu katılımcı performans yoluyla ele alan İşçi Değil Çocuk: Sokakta Bir Forum Tiyatrosu, Nisan ve Mayıs aylarında izleyici ile buluşacak.
@sosyaloyunsokak ekibi, Türkiye’de giderek artan çocuk işçiliği sorununu daha fazla görünür ve tartışılır kılmayı hedefleyen projesi, @CultureCivic Kültür Sanat Destek Programı’nın desteğiyle hayata geçiriliyor. @ClownMeIn@fizikseltiyatro
https://t.co/wknIkEKqG3
“İşçi Değil Çocuk” projesi İstanbul’da
Çocuk hakları temelli proje kapsamında sahnelenecek forum tiyatrosu gösterileri, Nisan ve Mayıs aylarında İstanbul’daki kamusal alanlarda gerçekleştirilecek
https://t.co/cl7osV5DTT
Neden bu yola çıktık, taleplerimiz nelerdir Genel Başkanımız Gökay Çakır yürüyüş alanımızdan bir kez daha tekrar ediyor:
🔴İçeride kalan maaşlarımız eksiksiz yatırılsın
🔴Banka promosyonları işçiye ödensin
🔴Özlük haklarımız güvence altına alınsın, iş güvencesi sağlansın.
#PolyakMadencisiyleYürü
İşçiye direniş çadırı da yasak!
İşten atılan Migros depo işçileri, hakları için Esenyurt deposunun önüne gitti. Yağmurda ıslanmamak için tente kurmak isteyen işçileri polis ablukaya aldı. İzin vermiyor.
Direniş çadırı yasak değil haktır!
#MigrostaSefaleteHayır#MigrosBoykot
BOYKOT VAR!
Türkiye’nin dört bir yanında; büfelerimizde, dükkânlarımızda, bayilerimizde ve tüm mağazalarımızda Efes biranın hiçbir ürünü yer almayacaktır.
Bu boykot,
Migros işçilerinin gasp edilen hakları iade edilene,
meşru talepleri eksiksiz karşılanana kadar
KESİNTİSİZ ve KARARLI biçimde sürecektir.
Sermaye düzenine teslim olmayacağız!
Kölece çalışmaya, güvencesizliğe, baskıya boyun eğmeyeceğiz!
Bir işçiye yapılan saldırı, tüm işçi sınıfınadır!
🔥 Yaşasın örgütlü mücadele!
✊ Yaşasın işçi sınıfının birliği!
🚩 Yaşasın dayanışma!
Anısına saygıyla....
Uğur Mumcu bir sosyalistti. Gazeteciliğini de bu şekillendirdi. Marksist ekonomi politiği, düzenin günlük işleyişini teşhir etmenin, sınıf mücafelesini halkın gözünde somutlamanın bir yöntemi olarak, daima gazetecilik pratiğinin merkezine yerleştirmeye çalıştı. Bunu en çok başaran da o oldu zaten.
Her yazısında işin dönüp dolaşıp sermaye egemenliğine dayandığını vurguladı. Bu düzeni Koçlar, Sabancılar, TÜSİAD vb. diyerek adını koyarak somutladı.
Bu özelliğini ondan çıkarırsanız, geriye bir 'adliye muhabiri' kalır!
Gazeteciliğe nasıl baktığını, 6 Aralık 1975'de “Sınıfsal mı, Kişisel mi?” başlıklı yazısında şöyle anlatıyordu:
“Önemli olan, soyut öğreti ile somut gerçekler arasında ilgi kurup yığınlara düzenin nasıl ve ne biçimde değiştirileceğini gösterebilmektedir. Bu düzen kimden yanadır, kime karşıdır? Temel sorun, bu soruların en açık ve en seçik biçimde yanıtlanmasına bağlıdır.
Güncel ve somut sorunlar, yığınların yaşam kavgası ile ilgilidir. İçinde yaşadığımız düzenin girdisi çıktısı, somut örneklerle anlatıldığı ölçüde, halk, hangi düzen içinde sömürüldüğünü anlayabilir.
Sınıf soyut kavramdır. Sınıfların nüfus hüviyet kâğıtları ve ev adresleri yoktur. Sınıf kavramını da toplum yaşantısında somutlaştırmak, sınıfların kimlerden oluştuğunu, adreslerini ve soyadlarını saptamak gerekiyor...
Güncel siyasal kavgada yer alıyor musunuz? İşin can alıcı yanı budur."
🕊️Hrant Dink'i anıyoruz
📌19 Ocak 2007'de vurulan gazetemizin kurucusu ve genel yayın yönetmenimiz Hrant Dink'i, 19’uncu yılında vurulduğu yerde Sebat Apartmanı önünde anıyoruz.
📌Hrant Dink'i, binlerce kişiyle birlikte "Hepimiz Hrant'ız hepimiz Ermeni'yiz", "Hrant için adalet için" sloganlarıyla, 19'uncu yılında anıyoruz.