Yunan mahkemesi: 1974 bir işgal değil. Türkiye hukuki bir müdahalede bulundu.
Bunu Türkiye değil, Yunan mahkemesi söylüyor:
"Kıbrıs’taki Türk müdahalesi hukuki niteliktedir, asıl sorumlular Yunan subaylarıdır."
Yunan mahkemesi, 1979 yılında, Türkiye’nin 1974 müdahalesini işgal değil, hukuki bir müdahale olarak nitelendirmiştir.
Ayrıca Avrupa Konseyi, 29 Temmuz 1974 tarihli 573 sayılı Kararı ile Yunan darbesini kınamış ve Türkiye'nin müdahalesinin, 1960 Garanti Antlaşması'nın IV. maddesinden kaynaklanan meşru bir hakka dayandığını açıkça kabul etmiştir:
Madde 2: Yunan askeri diktatörlüğüne bağlı subaylar tarafından Kıbrıs’ta gerçekleştirilen darbeyi kınayarak;
Madde 3: Diplomatik bir çözüme ulaşma girişiminin başarısız olmasından üzüntü duyarak; bu durumun, Türk Hükûmeti’ni 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesi uyarınca sahip olduğu müdahale hakkını kullanmaya sevk ettiğini kaydederek;"
Sonuç:
1. Avrupa Konseyi Yunanistan'ı kınamış ve Türkiye'yi haklı bulmuştur.
2. Yunanistan Atina Yüksek Temyiz Mahkemesi 21 Mart 1979 tarihli ve 2658/79 sayılı kararında, "Kıbrıs'taki Türk müdahalesinin hukuki olduğu, asıl sorumluların Yunan subayları olduğu" açıkça ifade edilmiştir.
1974, "hukuksuz bir işgal" değil. Uluslararası hukuk, yargı kararı ve antlaşmalarla tanımlanmış meşru bir müdahaledir.
Khojaly, February 1992: An Azerbaijani family trying to escape the massacre is captured by Armenian militia.
▪️The father (standing, robbed) later went missing (still missing).
▪️The mother, cradling her baby against the deadly cold, was tortured and killed (body was recovered).
▪️The child froze to death in her arms.
Civilians. Defenseless.
This is the face of the #KhojalyGenocide, just 3 innocent out of 613 in one night.
#NeverForget #JusticeForKhojaly
📷 26 Feb 1992, Khojaly corridor
Biyolojik silah olduğunu düşündüğüm Kokarcalar bir vatandaşımızın aracini istila etmiş. Bu canlı ülke tarımını bitirecek insanları şehir merkezinde dahi oturamaz hale getirecek. Lütfen gündem yapalım
Türkiye’nin egemenliğine yeni bir açık müdahale!!
Cihat Yaycı, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılması için ABD ve Yunan lobilerinin devreye girdiğini belirterek bunun Türkiye’nin egemenliğine açık müdahale olduğunu söyledi. https://t.co/h8NDZtTUI7
🔴 Kara Papaz’dan, Sözde Bizans Bayrağı Altında, Yeni Provokasyon...
‼️25 Eylül 2025 günü, Fener Rum Kilisesi Başpapazı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ABD ziyaretinden hemen önce ABD’ye giderek Başkan’a Türkiye’yi şikâyet etmiş, ardından da New York’ta tıpkı bir devlet başkanı gibi Ermenistan Cumhurbaşkanı ile görüşmüş; masaya Doğu Roma sözde Bizans motifli Fener bayrağını ve Ermenistan bayrağını koyarak diplomatik protokol görüntüsü içinde “işbirliği” konuşabilmiştir.
‼️Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının ABD ziyaretinden hemen önce davranıp, ABD Başkanı’na Türkiye’yi şikâyet etmesi,
‼️New York’ta tıpkı bir devlet başkanı gibi Ermenistan Cumhurbaşkanı ile masaya oturması,
‼️Görüşmede masaya Doğu Roma sözde Bizans motifli Fener bayrağını ve Ermenistan bayrağını koyarak diplomatik protokol havası estirmesi,
‼️Bir din adamı olmasına rağmen, siyasi otorite sahibiymiş gibi davranarak Ermenistan ile işbirlikleri konuşması,
‼️Lozan Antlaşması ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı hiçe sayarak, kiliseyi uluslararası siyasetin bir aktörü gibi konumlandırma çabaları,
‼️Türk devletinin iradesine rağmen ABD ve Yunan desteğiyle “ekümeniklik” propagandasını sürdürmesi,
‼️Batı Trakya’daki Türk azınlığın hakları gasp edilirken, Türkiye’den Ruhban Okulu talep etme cüretini gösterebilmesi…
‼️Tüm bunlar, Fener Rum Kilisesi’nin bir “din kurumu” olmanın çok ötesinde, Türkiye’nin egemenliğini hedef alan siyasî bir provokasyon merkezi hâline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır.
‼️ BUGÜN TRİPOLİÇE S*YKIRIMININ 204. YILDÖNÜMÜ
Yunanların, Mora, Tripoliçe, Girit'te Türklere uyguladıkları soykırımı herkes öğrenmeli ve her fırsatta yüzlerine vurmalı
TRİPOLİÇE SOYKIRIMI
Mora Yarımadası'ndaki sözde Yunan isyanı, özde Türk s*ykırımı 25 Mart 1821'de Filiki Eterya örgütü öncülüğünde Patras'ta başladı ve hızla Mora'ya sıçradı.
Başta Türkler olmak üzere, Arnavut, Çerkez ve yahudiler, sistematik bir yok etme politikasına maruz kaldı.
Katliamların zirvesi, 23 Eylül 1821'de, Mora eyaleti merkezi olan Tripoliçe (Tripolitsa) şehrinde yaşandı.
Katiller şehri yaz aylarında kuşattı, yiyecek suyunu kesti, buna karşın ardı ardına yapılan saldırılar püskürtüldü. Direniş 3 ay sürdükten sonra, kent 23 Eylül 1821'de düştü .
Şehri ele geçiren Yunan katiller, Cuma'dan Pazara kadar 3 gün boyunca vahşi bir katliam yaparak kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden on binlerce sivili işkenceyle katletti, evlerini, paralarını, mallarını yağmaladı
Şehirde yaşayan yaklaşık 30-40 bin Türk, Arnavut, Çerkez ve Yahudi, acımasızca kılıçtan geçirildi, insanlar canlı canlı yakıldı, kuyulara atıldı, toplu mezarlara gömüldü. Kadınlara tecavüz edildi, bir kısmı esir alınarak köleleştirildi
Katliam ancak öldürülecek Türk kalmadığı zaman sona erdi.
19 Ağustos 1821'de ise bu kez Navarin'de 3.000 Türk katledildi. Katliamlar en ücra Türk köylerine kadar yayıldı.
Mora İsyanı denilen soykırım sırasında 70 bin Türk'ün öldürüldüğü tahmin ediliyor.
Bu katliamlar milli marşlarına konu edilerek bir gurur ve kahramanlık vesilesi yapıldı
75 YIL SONRA GİRİT'TE
1896-1898'de ise Girit'te katliama başladılar.
Adada barışı sağlamak için güya garantör olarak bulunan İngiltere, Rusya, Fransa gibi ülkelerin askerlerinin göz yummasıyla 1897'de, Lassithi ve Hanya gibi şehirlerle birçok köyde ENOSİS sloganı ile Türklere yönelik saldırılar yapıldı, büyük vahşetler yaşandı.
Katliamlar ve zorunlu göç sonucu Adadaki 90 bin Türk nüfusu sıfırlandı ve Girit 1913'te Yunanistan tarafından ilhak edildi
YABANCILAR NE YAZDI?
Katliamlara tanık olan İngiliz gazeteciler olayları " Türklere, Arnavutlara, Çerkezlere ve Yahudilere karşı organize bir işkence, katliam ve soykırım" olarak tanımladı.
(Sabahattin İsmail’e @sabahatinismail bilgiler için teşekkür ederiz)
DOĞU'DAN TÜRK GÖÇÜ DURUNCA OSMANLI DİNAMİZMİNİ KAYBETTİ
9. yüzyılın ortalarından itibaren Türkler, Anadolu’da yerleşmeye başlamışlardı. Asıl yerleşme ise Malazgirt savaşıyla oldu. Malazgirt’ten sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı oluştu. Türkmenler, büyük kitleler hâlinde Anadolu’ya gelmeye başladılar. Türk göçü birkaç asır sürdü. Anadolu’ya en büyük Türkmen dalgalarından birisi 13. yüzyılda Türkistan’ın Moğol istilasına uğramasından sonra gerçekleşti.
Osmanlı Devleti, Doğu'dan mütemadiyen devam eden Türkmen göçü sayesinde kuruldu ve bir imparatorluk oldu. Fethettiği yerlere kalabalık Türkmen kitleleri yerleştirebildiği için Rumeli vatan oldu.
Türkmenler’in göçü 16. yüzyılda Safevî Devleti’nin kurulmasına kadar devam etti. Safevî Devleti'nin kurulmasından sonra Türkistan ile Anadolu arasındaki bu göç kanalı kapandı. Osmanlı Devleti, Orta Avrupa'da yeni fethettiği yerlere yerleştirecek Türk nüfusu bulamadığı için bu bölgelerdeki hakimiyeti Balkanlardaki kadar kuvvetli olmadı. Osmanlı Devleti göç durunca dinamizmini kaybetti.