İran, ABD & İsrail savaşının birinci haftası değerlendirmem aşağıdaki gibidir:
1.Trump son konuşmalarında “Küba’nın düşmesi artık sadece bir zaman meselesi” diyerek dikkat çekici bir iddia ortaya attı. İran savaşı sürerken böyle bir söylem kullanması tesadüf olmayabilir. Çünkü İran cephesinde beklenen hızlı zafer gerçekleşmemiş, savaş kısa sürede karmaşık bir yıpratma sürecine dönüşmüştür. Bu nedenle Trump’ın Küba söylemi stratejik bir manevra olabilir. İran gibi büyük ve dirençli bir ülke yerine askeri açıdan daha zayıf bir hedefe yönelmek ABD için hızlı ve sembolik bir zafer yaratabilir. Böyle bir başarı iç politikada güçlü liderlik görüntüsü sunarken İran’daki maliyetli savaşın baskısını azaltabilir.
2.Savaşın ilk haftasında İran’ın bazı hedeflerine ulaştığı görülmektedir. İran ilk saldırı dalgasını atlatmış, bazı radar sistemlerini devre dışı bırakmış, hava savunma önleme stoklarını tüketmiş ve Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatarak küresel enerji akışını ciddi biçimde etkilemiştir. Buna karşın ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth İran’ın neredeyse tamamen imha edildiğini ve savaşın sona yaklaştığını söylemektedir. Trump da savaşın hızlı ve kolay bir zafer olacağını iddia etmektedir.
3.İran yönetimi bu tabloyu doğrulamamaktadır. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ateşkes istemediklerini ve ABD ile müzakere etmeyeceklerini açıklamış, Trump’ın kara harekâtı ihtimali sorulduğunda gülerek “Gelsinler, bekliyoruz” diyerek meydan okumuştur.
4.Eğer İran’ın askeri kapasitesi gerçekten yok edilmiş olsaydı rasyonel davranış içinde ateşkes aramak olurdu. İran’ın müzakereyi reddetmesi savaşma kapasitesinin tamamen ortadan kalkmadığını göstermektedir.
5.Bunun nedeni İran’ın uzun süredir yıpratma savaşına hazırlanmış olmasıdır. Bu stratejinin ağırlık merkezi Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulmasıdır. Hürmüz’ün kapanması küresel enerji sistemi üzerinde çok büyük bir baskı yaratmaktadır.
6.ABD ve İsrail savaşın ikinci safhasında İran’daki yeraltı sığınaklarını imha etmek için yoğun ateş gücü kullanmaktadır. Ancak İran’ın ultra yüksek performanslı (UHPC) betonla yapılmış sığınakları ve geniş yeraltı ağları bu tesislerin tamamen yok edilmesini zorlaştırmaktadır.
7.Açık kaynaklara göre İran’ın 150–300 arasında yeraltı sığınağı bulunabilir. Bunker delici bombalar bile bu tesislerin tamamını imha etmekte zorlanmaktadır ve çoğu zaman yalnızca görülebilen girişler hedef alınabilmektedir.
8.İran bu derin savunma yapısını kullanarak savaşı uzatmayı ve dünya ekonomisine verdiği zararı stratejik kaldıraç olarak kullanmayı hedeflemektedir. Amaç saldırılara direnirken karşı tarafın siyasi ve ekonomik maliyetini artırmaktır.
9.Bir diğer kritik unsur hassas mühimmat stoklarıdır. Açık kaynaklara göre ABD şu ana kadar yaklaşık 3000 civarında hassas mühimmat kullanmıştır ve bu stokların yeniden üretilmesi zaman alacaktır.
10. Hürmüz Boğazı’ndan dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’si ve günde yaklaşık 20 milyon varil petrol geçmekteyid. Benzer şekilde LNG ihtiyacının % 20'si Katar'dan sağlamıyordu. Artan savaş riskleri, sigorta şirketlerinin başlangıççekilmesi ve navlun maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle boğaz fiilen ticari olarak kapanmıştır.Savaşın ekonomik etkileri ise çok hızlı ortaya çıkmıştır. Avrupa’da jet yakıtı fiyatları yalnızca ilk haftada yaklaşık %70 artmıştır ve bu durum havayolu maliyetlerini doğrudan etkilemektedir. Bu durum petrol piyasasında yalnızca finansal bir fiyat dalgalanması değil, doğrudan fiziksel arz ve lojistik krizine yol açmıştır. Eğer Körfezdeki deniz trafiği kısa sürede güvence altına alınamazsa bu kriz küresel ekonomiyi uzun süreli bir enerji şokuna dönüştürebilir.
11. Alternatif rotalar kullanılsa bile Hürmüz’den geçen 20 milyon varilin yalnızca 7–9 milyon varili başka güzergâhlara yönlendirilebilir. Yaklaşık 12 milyon varil lojistik olarak mahsur kalmaktadır. Kriz uzarsa küresel petrol fiyatlarının 100–150 dolar bandına yükselmesi mümkündür. Bu da sanayi üretiminde düşüşe ve küresel ekonomide ciddi bir yavaşlamaya yol açabilir. Bunun sourmlusu ABD ve İsrail'dir.
12. Sahte bayrak operasyonları ile başta Azerbaycan ve Türkiye -dolayısı ile NATO-ABD ve İsrail yanında savaşa çekilmek istenmektedir. Ancak Gazze'de soykırım yapmış bir İsrail ile Epstein dosyalarınn gölgesinde kaba güç kullanmada sınır tanımayan ABD yönetimi için hükümetler savaş kararı alsa bile halklar bu karara destek vermez. Amerikan şantajı altındaki hükümetlere karşı da savaş uzadıkça önce eleştiri sonra direnç aratacaktır. İspanya örnektir. Endonezya'nın Trump'ın ünlü Gazze Barış Komitesinden ayrılmayı gözden geçirme kararı örneklerdir.
Sonuç olarak İran teslim olmayacaktır. Hürmüz krizi yalnızca finansal bir fiyat dalgalanması değil, küresel enerji sisteminin ana lojistik damarını hedef alan fiziksel bir arz şoku, Hukuksuzluk, kuralsızlık ve güçlünün kaba kuvvet egemenliğine başkaldırının manifestosuna dönüşmüştür.
ABD, Trump yönetiminde “ciddi bir devlet” olma vasfını hızla kaybediyor:
- Trump, eşinin BM güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık etmesini sağladı.
- Trump, dünürünü Paris Büyükelçisi yaptı.
- Trump’ın damadı Ortadoğu’daki görüşmelerde ABD’yi temsil ediyor.
- Hepsinden önemlisi, Trump, günde en az üç tane “açık yalan” söylüyor.
Mayıs 2024'te, ABD seçimlerinden önce, Pekin merkezli tarihçi Jiang Xueqin o zamanlar çılgınca gelen ÜÇ büyük şeyi öngörmüştü... ancak ikisi zaten gerçekleşti:
1. Trump 2024 seçimlerini kazanacak.
2. Amerika Birleşik Devletleri İran'a karşı savaşa girecek.
3. Amerika Birleşik Devletleri bu savaşı kaybedecek ve bu da küresel düzeni sonsuza dek değiştirecek.
Bu mafya bozuntuları kaybedecek.
"Konuşmayı kabul ettim, bu yüzden onlarla konuşacağım."
Washington, DC🇺🇸'de 24 saatteki kayıplar:
🔹560 asker
🔹8 CENTCOM generali
🔹12 F-25 jeti
🔹8 F-14 jeti
🔹13 askeri üs imha edildi
🔹1,8 milyar radar tespit sistemi imha edildi
🔹12 milyar dolar değerinde Lincoln eyaleti (bilinmiyor)
🔹1,2 milyar dolar değerinde 🇧🇩🇵🇰🇮🇳🇮🇶🇮🇷🇯🇴 büyükelçiliği
Iraklı askeri analist Süleyman el Fahd:
Donald Trump ve Netanyahu, İranlı ve Rus Stratejistlerin Kurduğu Tuzağa Düştü
ABD ve İsrail, İran'ı haritadan silmek için tetikte bekleyen 800 uçaktan en az 400'ü ile devasa bir saldırı başlattı. Ancak büyük bir sürprizle karşılaştılar: İran hazırlıklıydı. Semaları hava savunma sistemleri ve dijital bombalarla (elektronik harp) donatılmıştı; bu durum ABD ve İsrail uçaklarını İran hava sahası dışından rastgele saldırmaya zorladı.
Hava saldırısının püskürtülmesinden bir saat sonra İran, ABD'nin daha önce hiç tanık olmadığı kadar büyük، eş zamanlı ve geniş çaplı bir karşı saldırı başlattı. Bölgedeki ABD askeri üsleri ağır bombardıman altına tutuldu.
Wall Street Journal'a konuşan bir ABD'li yetkili, ordunun İran'ın kapasitesi karşısında şokta olduğunu belirtti. İran; Ürdün, Irak, Katar, BAE, Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt'teki tüm Amerikan üslerini hedef aldı.
İran’ın Körfez’deki ABD Üslerini Vurmaktaki Asıl Hedefi Neydi?
En stratejik hedef, Körfez ve İsrail'in kuzeyindeki Amerikan radarlarını kör etmekti ve bu hedef başarıldı. Özellikle Katar'da bulunan, 5000 km menzilli ve balistik füzeleri takip etmek için kullanılan, 1.1 milyar dolar değerindeki bölgenin en büyük radarı FP-132 tamamen imha edildi. Bu radar, geçen Haziran ayındaki savaşta İsrail'e giden füzeleri durdurmak için kullanılmıştı.
Radarların yok edilmesiyle İsrail ve ABD uçak gemileri korumasız ve şaşkın durumda kaldı. İnisiyatifi ele alan İran, asıl büyük saldırı paketi olmamasına rağmen, bir işaret fişeği olarak "Haşimi" füzelerini fırlattı.
Buna rağmen, en az 18 adet THAAD ve Patriot hava savunma sistemi İran füzelerini durdurmayı başaramadı. İran'ın siber saldırıları nedeniyle İsrail savunma sistemleri "kör" oldu. Devrim Muhafızları; İsrail şehirlerini, limanlarını, hükümet binalarını ve istihbarat merkezlerini vurmaya devam etti.
Şunu not düşelim: Bunlar henüz ana füzeler değil! Hassas, sıvı yakıtlı ve ağır harp başlıklı en tehlikeli füzeler doğru zamanı bekliyor.
Jeopolitik Dengeler Alt Üst Oldu
Şu an Trump şokta; Amerikan ordusunun gururu kırıldı ve hayalet uçakları (stealth), İran radarları için kolay bir hedef haline geldi. Savaşlar artık uçak sayısıyla değil, ritmi kimin belirlediğiyle ölçülüyor. Bu yaşananlar sadece askeri bir çatışma değil, caydırıcılık denkleminde bir devrimdir.
Çin Faktörü: Çin, ABD askeri varlıklarını izleyip İran’a bildirerek savaşın bir parçası haline geldi. Çin biliyor ki asıl hedef Pekin’i kuşatmak ve İpek Yolu'nu kesmek.
BAE ve Ekonomi: Dubai ve Abu Dabi gibi "cam şehirler" İran füzeleriyle sarsıldıktan sonra artık güvenli liman olma özelliğini kaybetti. Gayrimenkul fiyatlarının en az 5 yıl boyunca sert düşmesi bekleniyor.
Rusya ve Tayvan: Putin şimdi Ukrayna'ya geniş çaplı saldırılar başlatacak. ABD, Hürmüz Boğazı'nda boğulurken Tayvan da Çin için açık bir sahne haline geldi.
Bugün sadece milyarlarca dolarlık radarlar düşmedi, dünyanın jeopolitik haritası yeniden çizildi.
İran’la savaşın ikinci gününde değerlendirmem aşağıdaki gibidir:
1. ABD için bu savaşta kritik mesele meşruiyet sorunudur. ABD bu savaşa Kongre onayı olmadan girdi. Kamuoyu desteği %25’i bile bulmuyor. Bu oran bir süper gücün uzun süreli harp yürütmesi için yeterli değildir. Yakında Amerikan toplumunda şu soru daha yüksek sesle sorulacaktır: Bu savaş gerçekten Amerikan ulusal güvenliği için mi başlatıldı, yoksa İsrail için mi? ABD iç kamuoyu bölünmüşken uzun savaş sürdürülemez. Vietnam’dan Irak’a tarih bunu gösterdi.
2. Diplomasi artık güven üretmiyor. Müzakere süreçleri askeri harekâtın uzantısına dönüştü. Masada konuşulurken sahada plan yapılıyorsa, bundan sonra hiçbir devlet güvenlik garantilerine inanmaz. Bu küresel sistem için ciddi bir kırılmadır.
3. ABD çok kıymetli mühimmatını harcıyor. Uzun menzilli önleme sistemleri ve hassas güdümlü mühimmat sınırlı üretim kapasitesine sahip. Yılda yaklaşık 800 kritik önleme sistemi üretiliyorsa ve her İran füzesine iki önleyici atılıyorsa, birkaç yüz angajman bir yıllık üretimi eritmeye yeter. Üstelik bu sistemlerde kullanılan nadir metaller Çin tedarik zincirine bağlı. Bu savaş Pasifik’e ayrılması gereken stokları da tüketebilir. Yarın Tayvan hattında bir kriz çıkarsa bugünkü kadar mühimmat olmayabilir. Ayrıca İran coğrafyası büyük. Uzun menzilli operasyon, yakıt ikmali ve uzak üs demektir. Bölgedeki hava ve deniz unsurlarının sürdürülebilirliği ciddi lojistik yük yaratmaktadır. Bahreyn’in kırılganlığı arttıkça Diego Garcia gibi uzak üsler devreye girer. Bu da özellikle AEGIS muhripleri için bir haftalık gidiş-dönüş lojistik döngüsü demektir.
4.İran’ın direnç kültürü hafife alınıyor. Hamaney ‘in kaybı direnci asimetrik şekilde artıracaktır. 47 yıldır yaptırım altında yaşayan, İran-Irak Savaşı’nı görmüş bir toplumdan söz ediyoruz. Rejim içi çatlak beklentisi şu aşamada gerçekçi değil. Dış saldırı içeride çözülme değil, kenetlenme üretir. İran gibi onurlu bir halk bunu yapar.
5.Körfez ülkeleri açısından alarm zilleri çalıyor. Şii nüfus yoğunluğu olan monarşiler için istikrar hayati önemdedir. İsrail’in hamleleri ve ABD’nin desteği bu istikrarı bozuyor. Burj Al Arab gibi sembolik hedeflere veya ABD üslerine düşen her füze Amerikan güvenlik şemsiyesine olan güveni aşındırır. Körfez başkentleri artık şunu görüyor: İsrail’in kararları kendi huzurlarını riske atıyor. Bu ya ABD ile mesafelenmeye ya da daha sert askeri pozisyona zorlanmaya yol açabilir. Her iki senaryo da istikrarsızlık üretir.
6. Hürmüz Boğazı’nın kapanması küresel dengeyi altüst eder. Bab el-Mandeb’de Husilerin devreye girmesi sigorta maliyetlerini patlatır.
Özellikle Çin’den AB’ye yönelik Konteyner taşımacılığı ve enerji sevkiyatı ağır darbe alır. Varil fiyatının 150 doların üzerine çıkması ABD ekonomisinin tolere edebileceği bir tablo değildir. 150 dolar petrol ABD ve Avrupa için sürdürülebilir değildir. Enerji şoku haftalar içinde siyasi baskı üretir.
7. Pakistan faktörü de önemlidir. Nükleer bir güçten söz ediyoruz. Suudi Arabistan ile askeri iş birliği önemlidir. Ancak Hindistan-İsrail yakınlaşması göz önüne alındığında ve ayrıca Pakistan Taliban Savaşı’nın tam da İsrail Amerika’nın İran’a saldırısından önce başlaması tesadüf değildir. Pakistan’ın oyalanması amaçlanmaktadır. Trump’ın Pakistan liderliğine övgüleri bu yüzden tesadüf değildir.
8.Türkiye açısından tablo nettir. Ortada açık bir İsrail saldırganlığı ve Amerikan askeri gücünün bu çerçevede kullanılması vardır. Ankara şunun farkındadır: İran düşerse baskı hattı Türkiye’ye dayanır. Bu nedenle İranın yanında olmak jeopolitik zorunluluktur. İran’daki Kürt gruplarının birleşmesi Türkiye için ciddi bir güvenlik endişesidir. Türkiye bu grupların birleşerek bağımsız bir kukla Kürt devletini kurmasına izin vermeyecek hamleleri desteklemelidir.
9. ABD meşruiyetsiz, düşük kamuoyu desteğiyle, kıymetli mühimmatını harcayarak, direnç kültürünü hafife aldığı bir ülkeye karşı savaşmaktadır.
İran kısa sürede çökmez. Rejim değişimi ihtimali zayıftır.
The Ethereum Protocol Fellowship (EPF) had a very successfully fourth cohort. A new cohort is on the horizon. Catch the recap and how you can get involved. #Ethereum#EPF4
https://t.co/au3d0tGgSf
🧵A recap recap:
Mehmet Şimşek'in, Erdoğan'a Sunduğu Ekonomi Politikasından bir kaç madde
- KKM, MB yeterli döviz rezervine erişene ve kur baskısı hafifleyene kadar sürdürülmesi zaruri
- Vergi mevzuatlarının sadeleştirilmesi
- Sıkılaştırıcı para politikası, MB politika faiz oranı artışı ve kredi hacminin azaltılması
- Miras ve Servet vergisi
- Şirketlerin öz sermayelerini artırmaya teşvik edilmesi
- Kamu ihalelerinde şeffaflık ve rekabetin tesisi
Belki de 13 milyon yabancıyı göndereceğiz demek iyi bir politika değildi. Belki bunun tersini söyleyip işbaşına geçince göndermek lazımdı.
Evden eve nakliyat yapan şeref amca haftalığına 1500 verdiği Afganların gitmesini ister miydi?
Evinin her odasını dörder Afgan bekara 5'er bin liradan verip bir evden 20 bin kazanan ve kira piyasasını belirleyen Süleyman abiler ister mi hiç?
Kocası idlib'de savaşan Suriyeli kadına çökmek isteyen Halil dayı Suriyelilerin gitmesini ister miydi?
80'inde 25'lik Suriyeli genç kız almak isteyen Abdülkadir Mele sen ister misin Suriyelilerin gitmesini?
Antepli baklava ustasına haftada beş bin vereceğime Halepli ustaya 3.500 verir sigorta da yapmam diyen baklavacı Ali amca hiç ister mi gitmelerini?
Doğudan kamyon kasalarına doldurduğu Pakistanlıları İstanbul Güngören'de, Kartal'ın, Samandıra'nın ara sokaklarına boşaltan şöför Serkan hiç ister mi tek seferde 50 bin kazanma fırsatının yanmasını?
Ege kıyılarında zodiac ve can yeleği satan av malzemecisi Hüseyin abi ister mi?
Üzerinde Bulgar'ı durdurduğumuz Çatalca sırtlarını Katarlı müşterileri için çeviren arsa simsarı Ayhan abi ister mi?
O sırtları, yeşillikleri, imara açan büyüklerimiz ister mi hiç?
Camlı binalarda, plaza ve kulelerde körfezli araplara DAM pazarlayan dam satıcısı, emlak satıcısı abiler hiç ister mi?
Onların yaptığı işin esas ekmeğini yiyen Ankara'daki yağlı abiler hiç ister mi?
Bayrampaşa kuru gıda halinde, organize sanayi bölgelerinde üç kuruş az verip sigorta ödememek için Mehmet'imin yerine tercih edilen Nawazuddin bu topraklar için hiç ölür mü?
Dağları emanet ettiğiniz Afgan çoban, Trabzonlu Eren gibi tehlikeyi görüp hiç ölüme yürür mü?
Erenler ölecek, Mehmetler ölecek yine. Ekmeğini yemediği, emeğinin karşılığını alamadığı ülkesi için o ölecek.
Giremediği kıyıları korumak için ölecek, manzarasını bile bilmediği ada manzaralı rezidans mahalleleri düşmesin diye o ölecek.
Binemediği arabalara binilsin diye o ölecek.
Giremediği otellere girilsin diye, otel katları kulağı kulaklıklı korumalarla dolsun, içlerinde keyif yapılsın diye o ölecek.
Mehmet ölecek ki başkalarının dölü yürüsün.
Fakir ölecek ki zenginin namı duyulsun.
Milletin düzeni yerine milleti düzenler yaşasın.
Askere de, Suriye'ye de Mehmet gidecek, soyu kuruyacak, nesli tükenecek ki Ali abi, şöför Serkan, Ayhan abi, Halil dayı rahat etsin.
Yurtdışında PKK'lısı fetösü, mağduru oynasın mazlum gibi kanallarda, salonlarda, konferanslarda ağlasın. Ülkenin gerçek mazlumlarının adı duyulmasın istenir tabi.
Bu her tarafı, her paydaşı kârlı bir oyundur. Kaybedeni de cennetle müjdelenir, bir ömür öyle avunur.
Mehmet'in anası damı akan briket bir gecekonduda oğlunun kokusu yerine yaktığı tezekle bekler ölümü, dışarı asılmış bayrakla avunur.
Tabii ki Kâbilli Nawazuddin değil, Rakkalı faddal değil Mehmetler gidecek ki şehitler ölmez vatan bölünmez korosu devam etsin.
Sonuçta yan gelip yatmayacak, yüzü kıbleye bakacak şehit düşünce...
Mehmet'in kaderidir düşmek.
Medine'de düştü, Kumanovo'da düştü, Plevne'de, Şipka'da düştü, Ahıska'da, Kırım'da, Kut'ta, Filistin'de, Gelibolu'da, Sakarya'da bile düşmüş... yine düşer nasılsa...
O düşsün ki bayrak yüksekte olsun.
Bayrağa bak desin birisi, Mehmet'ten bahsetsin, bu devran böyle yürüsün...
Mehmet sen bu ülkenin en öksüzüsün.
Anan vatan, baban millet.
Yoksa millet, sen tabii ki öksüzsün...
"İyi ki varsın Mehmet, iyi ki varsın Eren..." derken,
iyi ki varsın kelimesine hep bu düşüncelerle baktım. Bugün de o düşüncelerimi döktüm bu satırlara...
İyi ki varsınız Mehmetler, Erenler...
Siz var olun, ölmeyin daha... Başkaları şehit düşsün. Tüm saydıklarım da biraz sizin yerinize düşsün.
Düşsün de memleket az da olsa gün görsün... Güzel günleri görsün...
Selam ve saygılarımla.
Adalet için… İnsanlık onuru için… bir daha başka sabiler vicdansızların para hırsına kurban gitmemesi için…
Yapanın hanına kar kalmasın, çocuklarımızın hesabı sorulsun diye…
#isiasortakdavamız