Sorunların çoğu fazladan vermeye başladığınızda ortaya çıkar. Ya siz verdiklerinizin karşılığını istersiniz ya da karşınızdaki sınırları aşma hakkına sahip olduğunu düşünür....
Binlerce kişi yürüdü bugün Kıbrıs sokaklarında.
Karşı kıyıda her gün ölen Filistinli çocuklar için değil...
Başörtülü gençler okullara giremesinler diye yürüdüler.
2025 yılında, Türk memleketinde, başörtülü gençler okuyamasınlar diye binlerce kişi yürüdü.
Utanç verici.
Yaşlı olmanın çirkin olmak için yeterli görüldüğü bir ütopyada yaşamaya çalışırken aynı zamanda yaşlanmamaya da çalışıyoruz.
Kim neresine ne kadar estetik yaptırmış konusunu kafamıza taktığımız kadar, 'yaşlanmamalı, hastalanmamalı, ölmemeli' diye direten ve bu yalana en az onlar kadar inanmış olan saf 'memeliler' olduğumuzu fark etsek ve hatta kabul etsek; 'next' tuşuna bastıktan sonra başka şeyler konuşmaya başlamış oluruz aslında.
İnsanların estetik yaptırma ihtiyaçlarının hep ötekinden kaynaklandığını, ötekinin de bizzat bizler olduğunu, bu sektörü de dedikodu yaparak ayakta tuttuğumuzu fark etsek ve hatta kabul etsek; birçok problemi çözmüş sadece kendimize dönmüş oluruz aslında.
Moda sektörünün, insanın 'aidiyet ihtiyacını' katalizör olarak kullandığını, toplum bizi onaylasın diye modaya uymaya çalıştığımızı anlasak, grup dışına itilme korkumuzu sektörün paraya dönüştürdüğüne fark etsek ve hatta kabul etsek; fıtratlarımızın üzerindeki boyaları silip aynaya yansıyan kendi aksimizi sevmeye başlarız aslında.
Değerli hissetme, onay alma, fark edilme ihtiyaçlarının yeme, içme ve barınma ihtiyaçları kadar elzem ve acil olduğunu fark etsek ve kabul etsek; etrafımızdaki insanlara iltifat ederken cimri davranmasak, kocaman şişirilmiş elmacık kemikleriyle karşımıza çıkıp 'beni sevin' diye dinlenmez bu insanlar aslında.
'Güzel olmalısın, zengin olmalısın, güçlü olmalısın, kaslı olmalısın, hep mutlu ve güleç olmalısın, düşmemeli ve hatta yılmamalısın' dayatmalarına karşı alternatif çareler arayanlar kadar; bunu onlara hissettiren bizler de suçlu değil miyiz?
Kilo almanın ayıp, iflas etmenin korkunç, sınav kazanamamanın telafisiz olduğunu zannını dedikodu yaparak biz canlı tutmuyor muyuz?
Bir yıl siyah saçlıları, diğer yıl sarı saçlıları eleştirmiyor muyuz? Bir yıl şal takanları, diğer yıl eşarp takanları kategori dışına biz çıkarmıyor muyuz? Alaçatıya gitmeyi 'İn' köye gitmeyi bir 'out' yapan bizler değil miyiz?
Sonra dönüp bizim kriterlerimize uymaya çalışan insanları dönüp yine biz eleştiriyoruz.
Kaybolun ruhlar çöplüğü sokaklar.
Birinin 'Kulağınızdan döktüğünüz bu karışım ile zihin detoksu yapabilir, kaybolan ruhunuzu bulabilirsiniz.' demesine ihtiyacımız var.
Ezgi Akgül
11 Ocak 2025 Cumartesi
Sanki yılanın deri değiştirdiği gibi kişiliğinizin bi anda değişeceğini mi düşünüyorsunuz yeni yıla girer girmez de, gerçekleştiremeyeceğiniz bi sürü karar alıyorsunuz ki zaten bize lazım olan adam olmak şu andan itibaren ve değil bi yıl, bi dakika hatta bi saniye bile beklemeden
Bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Bu vesileyle anlatmak istiyorum.
Mazen bir aktivist, zindanlardan kaçıp kurtulduktan sonra Avrupa’ya sığınıyor. Fakat 2020 sonrası Esad’ın çıkardığı aftan yararlanıp ülkesine dönüyor. Önceki gün Mazen’in bir cezaevinde cesedi bulundu. Öldürüp bırakmışlar.
“Suriyeliler gitsin işte savaş bitti” diyen herkese aynı şeyi söylüyordum: Gidebilirler ama giderlerse Esad onları paramparça edecek.
Ve bunu neye dayanarak söylüyordum biliyor musunuz? Suriyelilerin gözlerine.
Hangi Suriyeliye röportaj teklif etsem, korkuyla gözlerini kaçırıyordu.
Bizde sokak röportajında görüyorsunuz, insanlar karşı görüşe söverken ne kadar nefret dolular. Oysa Suriyelilerde nefret değil, bir panik hâli seziyordum.
Bir başka ülkede olmarına rağmen yüzlerce kilometre ötedeki rejim hakkında tek cümle kurmaktan çekiniyorlardı.
Hatta, birkaçına “neden konuşmuyorsunuz” diye kızmış, korkaklıkla suçlamıştım. “Tamam ülkenize dönün diyenlerden değilim ama hikâyenizi anlatın da insanlar neler yaşadığınızı bilsin.” demiştim.
Şimdi bu cezaevlerinin görüntüleri ortaya çıkınca hepimiz anladık herhalde. Baas’ın kurduğu hapishanenin yeryüzünde bir benzeri yok. Kitaplardan, masallardan, filmlerden gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor.
İnsanları öldürmek için değil, dayanabildikleri kadar zulmetmek üzerine kurmuşlar. Sırf halkı bombalamadı diye 43 yılını hapiste geçirenler var.
Delirenler, cep telefonunun icadından haberi olmayanlar, içeride tecavüze uğrayıp doğuranlar, ömrü boyunca “kuş” nedir duymayan çocuklar…
Türkiye’den de gidip bu aftan yararlanmak isteyenler oldu. Onlar da hapishanelerde kayboldu. Bazıları bulundu, bazılarının cesedi bile yok ortalıkta.
Bu cümleden sonra birkaç şey daha söylemek gerekiyor ama beyhude. Yaşadıklarımızdan öğrendik ki kalbinde merhamet olmayan kendi halkına bile acımıyor. Elin Suriyelisine neden acısın?
Bu apaçık bir fetihtir. Ya Rabbi bir kez daha iman ediyoruz ki senden başka güç ve kuvvet yok. Bize Halep'in, Hama'nın, Humus'un, Şam'ın özgürlüğünü gösterdiğin gibi Gazze'nin, Kudüs'ün, Kaşgar'ın ve işgal altındaki tüm şehirlerimizin de özgürlüğü göster.
Allah’ım! Yıllar sonra gülen Hama’yı, Humus’u, Guta’yı ve Şam’ı bir daha ağlatma! Bu sevincin arkasından tüm beldelerimize başka sevinçler de yaşat… Bizi fecr-i sadıklara eriştir…
"Allah'ım; Sen açık edip söylediğimi de bilirsin
Sen susup kendime sakladığımı da bilirsin
Unutup kendimden sakladığımı da bilirsin.
Kendi kuyularıma aklımın iplerini salarım
Kendime aklım ermez, sen beni benden çok bilensin."