Mert Başaran:
“Bizim aile önceden çok zenginmiş. Bakırköy’ün yarısı bizimmiş. Köşklerimiz, Kapalıçarşı’da dükkanlarımız varmış.”
“Fakat hayat öyle bir şey ki bugün hiçbir şey kalmadı. Ben şimdi 1+0 evlerin hesabını yapıyorum.”
“Babaannem bir gün, köşkle uğraşılmaz demiş. Köşkü müteahhide vermişler, yerine iki apartman yapılmış, toplam 34 daire çıkmış.”
“Sonra babam, kiracıyla uğraşılmaz, kira toplamak çok zor demiş, dairelerin hepsini birer birer satmış. Para da zaman içinde harcanmış.”
En son annemin oturduğu bir daire kalmıştı, o da kentsel dönüşüme girdi. Yani önce köşk gitti, sonra apartmanlar gitti, sonra daireler gitti.
Babam ev satardı. Diyelim, evin değeri 850 milyon lira. Gidip 800 milyona verirdi. Ben daha çocuğum, baba niye bu kadar ucuza verdin diye kavga çıkarırdım.
Bana, uğraşmayalım derdi.
Çünkü kendi çalışıp kazanmadığı zaman o paranın kıymetini anlamak çok zor.
Miras kalan mal, insanın gözünde kolay kazanılmış gibi duruyor. O yüzden de pazarlık etmiyorsun, beklemiyorsun, satıp geçiyorsun.
Babaannem öldüğünde evde eski tablolar, şamdanlar, aynalar ve mobilyalar vardı.
Biz bunların değerini bilmiyorduk.
Eve eskici çağırdık, geldiler ve çoğunu alıp götürdüler. Sonradan yaşlı bir akrabamız geldi. Şu tablo nerede, bu şamdan nerede diye sordu.
Meğer içlerinde çok değerli eserler, hatta İbrahim Çallı’ya ait olduğu söylenen tablolar varmış. Biz sıradan eşya sanıp vermişiz.
Bana, o değerli tabloları ve antikaları verdiğinize yanıyor musun diye soruyorlar.
Açıkçası onlara sıra gelmiyor.
Bakırköy’deki 34 daire gitti.
Ondan önce iki apartman gitti.
Kapalıçarşı’da dükkanlar varmış, onlar gitmiş. Cami altlarında dükkanlar varmış, onlar gitmiş.
O kadar çok mal kaybolmuş ki birkaç tablonun hesabını yapamıyoruz…
Boş boş işlerle uğraşmayı bırakıp bütün işi gücü bi kenara koyun. Netflix veya YouTube'da takılmaktan daha faydalı bir 2 saat sizi bekliyor. Ama ben bara cluba gidicem, starbucks moruk ya, akşam okeydeyiz diyenler varsa kendileri bilir.. Zorla finansal özgür yapamayız sizi.
Bir erkek, duygusal hiçbir şey aramıyor ve sadece seks istiyor olmasına rağmen, aynı kendi gibi sadece seks isteyen bir kadına yaklaşmıyor. Gidip tam tersi, duygusal bağ kurmak isteyen kadını kendine hedef seçiyor. Çünkü olay sadece seks değil. O kadın ��zerinde güç ve kontrol kurmaya da ihtiyacı var. Bunu da ancak kendisine karşı bir şeyler hisseden kadın üzerinde yapabilir. Bu kadını manipüle edip onda belirsiz duygular uyandırarak kendine bağlaması ve ardından süründürmesi lazım ki yalnızca cinsel olarak değil, ego açısından da tatmin olabilsin. Bu yüzden çok çaresiz kalmadığı sürece seks işçilerine de gitmezler çünkü kadının ona bağlanmaktansa yaptığı işin karşılığını almasından da hoşlanmıyorlar. Yani erkekler, sizleri her açıdan sömürmek isterler. Seks karşılıklı deseniz bile duygular karşılıklı değil çünkü herifler hiçbir şey hissetmiyor, sadece sizin ona karşı hissetmenizi, ölüp bitmenizi istiyorlar.
"이러면 복근 절대 안 생깁니다.."
복근 운동할 때 배가 이렇게 볼록 밀려나오는 분들 있는데,
이거 코어를 못 잡아서 그런 거라고 함.
복압 제대로 잡으려면 숨을 깊게 내쉬면서
****갈비뼈를 아래로 내린다는 느낌으로 천천히 뱉어야 함.
이 상태로 운동��야 허리 부담도 덜하고 복근에 자극도 훨씬 잘 들어감.
CTA
다음 운동할 때 갈비뼈를 아래로 내린다고
한번 의식하고 해보세요 💪
كثير بنات أشوفهم يشتكون: "مهما سوينا تمارين قلوتش، مافي أي نتيجة واضحة!
بس عن تجربة والله السر كله في التسلسل الصحيح
لو ما مشيتِ بالترتيب الصح زي اللي بالفيديو، بتتعبين عالفاضي. العضلة لازم تتسلسل عشان تستجيب وتبان النتيجة معك بجد و زيدي الوزن كل اسبوعين
Cilt bakımına ihtiyacınız yok, şunlara ihtiyacınız var:
- Güçlü karaciğer = cilt altında toksin yok
- Yüksek CO2 = cilde kan akışı
- Zerdeçal & Zencefil = parlak cilt
- Devedikeni & Karahindiba = temiz vücut
- Tereyağ & Yumurta = yağda çözünen vitaminler
- Kolajen + jelatin = yapı & inşa
- Meyveler = ışıltı için polifenoller
- Tohum yağı yasak = iltihaplanma yok
- Güneş ışığı 15 dakika = kolajen sentezi
Birini suskunlukla terbiye etmeye çalışmak çirkin bir şey hakikaten. O “sakin ve kendine dönmüş” erdem soslu görüntünün altında korkunç bir cezalandırma, punduna getirme, yola getirme, karşı tarafı muhatapsız bırakarak yorma çabası var çünkü. Oysa bana göre küfürleşerek kavga etmek bile susarak terbiye etmeye; hizaya çekmeye, duygusal olarak adeta “ürkütmeye” çalışmaktan daha erdemli. Neden biliyor musunuz? Çünkü susarak yaptırım uygulamaya çalışmakta “erdem görünümlü” bir taklit var. İkiyüzlülük var, riyakârlık var. Ve daha da ötesi ne biliyor musunuz? Bu zamanda artık herkes o kadar kenardan dolaşıyor, herkes o kadar yarım ağız konuşuyor, kimsede o kadar sınır duygusu yok, kimsede o kadar ben-sen-ilişki bilinci yok ki. O muğlaklık içinde sen de kayboluyorsun. Sana bir sınır çizse, bunu böyle istiyorum, bu şöyle olmalı, bu böyle olmalı dese “tamam” dersin mesela. Genellikle susarak cezalandıran insanlar açık iletişim de kurmayan insanlar çünkü.