Ekliyorum, mevzu utanmazlıkta. Bu hayatı devamlı kendinden utanarak, elalem ne der diye düşünerek geçirirsen hayatı kendine zehir edersin. O utangaçlık bi kırılsın, yaşam adeta level atlıyor.
Okullarda doğru düzgün spor yok; müzik yok, yabancı dil yok, resim yok, tiyatro yok. Eleştiri yok, edebiyat yok. Doğayla, tarihle, toplumla kurulan sahici bağlar yok. Yerine, leş gibi bir sınav düzeni, yalancı ilişki ağı ve eşitsizliğin rutin hali var.
Bir vize için konsolosluklardan şefaat beklemem!
Sıra beklemem, banka hesabımı ispat etmem, neden seyahat etmek istediğimi açıklamam. Otel rezervasyonu, uçak bileti, sigorta poliçesi vesaire…
Sanki suçlu gibi, sanki sıradan bir insan gibi değil de şüpheli gibi muamele görmek nasıl bir saçmalıktır.
Ben bir hukuk devletinin vatandaşıyım. Türk Pasaportu bir kimlik belgesidir, dilekçe değil.
Şefaat, güçsüzün güçlüden lütuf dilemesidir. Ve hakkımı bir konsolos memurunun iki dakikalık keyfine bırakmam.
Vize rejimi bir seyahat meselesi değil, bir egemenlik meselesidir. Vatandaşlarını dünyaya açık tutamayan devlet güçsüzdür, vatandaşlarını başkasının kapısında bekletip buna “uluslararası ilişkiler” diyen devlet ise bu sorunun muhattabıdır.
Ben o kapıda beklemiyorum.
Kendini geliştirmemiş insanlar, her konuda yalnızca kendi doğrularını kabul eder ve değişimi inatla reddeder.
Gelişmeyi ve değişmeyi reddeden bu tür insanları hayatınızdan çıkarmak, çoğu zaman kendinize yapacağınız en doğru iyiliktir.