Helal olsun kızım sana. Ben refah içindeyim, keyfimde yerinde bana dokunmayan yılan bin yaşasın dememiş , banane yahu Türkiye'den onu oradakiler düşünsün dememiş. Belki onun için küçük ama insanlık için büyük bir hamle yapmış. İşte gerçek vatanperverlik budur.
26 yaşındaki kadın kuaförü, aylık kazancının en az 500 bin TL olduğunu, bu nedenle lise terk olduğunu, zaten üniversitenin gereksiz olduğunu gururla söyledi.
Bu kıyaslama yanlıştır! Çünkü üniversite diploması daha yüksek kazanç sağlamaz. Üniversitelerin esas işlevi bozulmuştur.
Üniversitelerin esas işlevi, belli bir alanda literatürün genel bilgisini bireye kazandırmanın yanı sıra eleştirel düşünce, bilim felsefesi, araştırma yöntemleri ve küresel ölçekte çoklu katma değer yaratabilme yetkinliği kazandırmaktır. Zira uygulamalı bilimler tek başına çalışmaz. Örneğin, bir kişi muhasebe bölümü okuyup 25-65 yaş aralığında 40 yıl sadece klasik muhasebe işi yaparak yaşamını maddi ve manevi boyutlarda asla sürdüremez. Bunun yanı sıra finans, psikoloji, mali mevzuat, girişimcilik, yönetim bilişim sistemleri veya finansal teknoloji gibi disiplinler arası çalışmalar yürüterek kendisini bilim ve meslek ile ilgili geliştirmesi gerekir. Aynı zamanda iyi bir birey olarak toplumda faydalı olmalıdır. İşte üniversite bireye bunlara kazandırır. Ancak, üniversitelerin esas işlevi bozulmuştur.
Üniversiteler, çağın koşullarına uyum sağlayamadığı için işlevini yitirmiştir. Çünkü üniversite sınav sonucuna göre bir okul ve bölüm seçilmesi baştan hatalıdır. Bireyin zeka, kişilik, psikoloji, yetenek, finansla durumu vb. göstergeleri kariyer danışmanlığı ile ölçülmeden ve tüm bu içsel değişkenlerin piyasa veya ekosistem tarafındaki diğer dışsal değişkenlerle uyumumun eşleştirilmediği ve sonra da en az gelecek 50 yılın değişim ve dönüşümleriyle uyumlarının dinamik bir şekilde yürütülmediği tüm süreçler akla, mantığa, topluma ve bilime aykırıdır. Bugün yürütülen sistem-sizlik baştan sona hatalıdır.
Üniversiteler, çağın koşullarına uyum sağlayamadığı için işlevini yitirmiştir. Çünkü literatür bilgisi dahi çok eksik aktarılırken bunun uygulamadaki karşılığı yetersizdir. Üstelik akademisyenlerin dahi uygulama deneyimi sınırlı, eksik veya yok iken öğrencilerin bunu kazanmasını beklemek ya da ölçme ve değerleme sisteminin bunda başarılı olduğunu kabul etmek ve bunun sonucunda mezunları piyasaya sürmek son derece hatalı kabuller içerir. Özellikle işletme, yönetim, pazarlama, finans, hukuk, sürdürülebilirlik vb. sosyal bilimler alanında bunlar son derece aykırılıklarla piyasaya yansımaktadır.
Öte yandan akademisyen maaşları da adaletsizdir. Bugün bir belediye işçisinin veya bekçinin maaşı ile Dr. öğretim üyesinin maaşı aynıdır. Bu, geçim sıkıntısı yaşanmasının ötesinde korkunç bir adaletsizliktir. Ancak, bu durum bir hata ya da gözden kaçan sorun değil, hükümetin bilinçli bir politikasıdır. Bunun sonucunda da İstanbul'daki ortalama kiranın 1,5 katına veya asgari ücretin 3 katına eşitlenmiş bir maaş ile gencecik insanların topluma faydalı yetiştirilmesi imkansız bir hal almıştır.
Mezunlar da uzun süreli işsizlik sürecini gizlemek için yüksek lisans tercih etmekte ve asgari ücretli bir iş bulduklarında günlük birkaç saat süren trafik çilesiyle ve mobbing ile başladıkları kariyerlerinin birkaç yıl sonrasında farklı mesleklere yöneliyorlar. Türkiye'de mezun olunan lisans programında iş yapanların oranı yalnızca %28'dir. Bu da demek oluyor ki en iyi yetişmiş birey dahi olsa %72 olasılıkla alan dışına yöneliyor. Oysaki yönetim bilimlerinin bir çözümü olan kariyer danışmanlığı ile milli servet kaybı bu önlenebilirdi. Çünkü en büyük israf, yetişmiş insanın doğru değerlendirilmemesidir.
Bugün okullar, şirketler veya devletin idari kadroları tamamen sanayi devriminin ikinci evresindeki yönetim bilimlerinin ilkel kurallarını devam ettirmektedir. Bunun üzerinden 110 yıl geçmiş olmasına rağmen kimsenin bu konuda bilinçli farkındalığı yoktur. Bugün at arabasına binen veya güvercinle haberleşen insanlar görmüyorsak yönetim bilimlerinin sistem, süreç ve insan üçlüsünün uyumu konusunda da ilkel yaklaşımların terk edilmesi gerekir. Ancak, ne yazık ki sistem, süreç ve insan üçlüsünün herhangi bir örgüt bağlamında bilimsel yönetim ilkelerinin en ileri yaklaşımlarıyla değerlendirildiği örneklerini Türkiye'de görmeniz mucize denecek kadar düşük bir ihtimaldir. Bugün mesai saati, ofis, belli görevlerin emir olarak yöneticiden çalışana iletilmesi, çeşitli kontrollerin yürütülmesi vb. uygulamalar tamamen lüzumsuzdur. Bunları yönetim bilimleri profesörü veya yönetim danışmanı yetkinliğinde açıklayamasalar da gençlerin bu sistemi reddetmesi ve yaşlıların da çaresizce emekliliği beklemesi şirketlerin verimsizliğine neden olmaktadır. Şirketler, geleneksel yöntemlerle iş yapma ve para kazanma yani kar etme amacında olsalar da günümüzün küresel finans sistemlerinin yıkıcı etkileri altında her geçen gün daha kısa ömürlü olmaktadırlar. Çeşitli araştırmalarda şirketlerin ömürlerinin kısalmasının temel nedenleri burada açıkladıklarımdır. Buna bağlı olarak eskiden olduğu gibi çalışanların 20-30 yıl aynı şirkette çalışması söz konusu olmamaktadır. Şirketler, Türkiye'de ortalama 25 yıl ömürlüdür. İlk 10 yılda %90 ihtimalle kapanırlar. Şirketin deden toruna devir oranı ise %3 civarıdır. Bütün bunların neden böyle olduğu yönetim bilimlerinde çok net açıklanmıştır. Bilimsel yönetim danışmanlığı da şirketlerin baştan sona tüm süreçlerinde patronun sınırlı bilgisi, deneyimi veya algısına takılarak öncekiler gibi aynı hatalara düşmesini engellemeye ve en başarılı şirketlerin ortak yönlerini çok hızla kazanmaya yarar. Bu sayede şirketler kurumsal ve finansal sürdürülebilirlik kazanabilir. Aksi halde yalnızca inşaat yapan bir şirketin daire satarak hayatta kalması, tekstil işi yapan bir şirketin gömlek, pantolon satarak hayatta kalması veya bir otelin yalnızca odaların tümünü satmış olmasına odaklı bir yaklaşımla hayatta kalması mümkün olamayacaktır. Bunları anlamak ilk anda zor olabilir ve belki de mantıksız gelebilir ama bilimsel gerçekler...
Türkiye, dünyanın en zengin kaynaklarına sahip bir ülkedir. Türkiye, madenleri, toprakları, denizleri ve insanlarıyla çok değerlidir. Ancak, gerek siyaset gerekse iş dünyası bu potansiyeli toplum yararına kullanma becerisi, niyeti ve başarısı ortaya koyamamıştır. Bunun sonucunda da insanlar büyük bir yoksulluk halinde olduğundan bilim, felsefe, spor, sanat, kültür, sağlık, beslenme ve yaşamlarını daha iyi bir hale getirecek çözümlerden uzaklaşma yoluna sürüklenmiştir. Sadece hayatta kalmaya çalışan insanlar görüyoruz. Çözümler sunulduğunda "ama" diyerek öğrenilmiş çaresizliği tercih ediyorlar. Bu, bilinçli bir eserdir. Bu eserin sahibi de siyaset ve iş dünyasıdır. Bu ikisi arasında denge kuracak çözüm ise Antik Mısır, Antik Roma, Selçuklu, Osmanlı ve Atatürk'ün kurucu olduğu Türkiye için danışman (consul; consultant) tarafından bilimin, uygulamanın, deneyimin, adaletin yanı sıra üretim, ticaret, finans ve vergi boyutlarında değer yaratılmasıdır. Bu devletler tarihin en yüksek medeniyet ve refah seviyesine liyakat sahibi danışmanlar sayesinde yükselmiş ve liyakat terk edilip kayırmacılık, rüşvet, yolsuzluk ve vatan hainliği görüldüğünde ise çöküş dönemleri başlamıştır.
Buradan tüm siyasetçilere, iş dünyasına, millete ve özelliklere gençlere veya öğrencilere kitabımı okumalarını tavsiye ederim. Bu kitapta yer alan bilimsel araştırmalar, küresel vakalar ve 25 yıllık uluslararası deneyimlerim ile sağlık, başarı ve mutluluk sağlayan refaha yönelik çözümler hakkında bilgi ve bilinç sahibi olabilirsiniz. Şunu unutmayın ki bilimsel gerçekler kişiye göre değişmez; bilimi uygulayan danışman da liyakat sahibi ise kişinin kim olduğundan bağımsız bir çözümdür. Bir hastalığın teşhisi, tedavisi ve şifayı verecek hekim olarak düşünün. Hekimin kimliği önemsizdir! Yönetim bilimleri de birey, şirket veya devlet için hastalıkların önlenmesi ve hastalık varsa da şifa sunulması için yegane araçtır. Finans ise yönetimin iyi veya kötü sonucudur.
#danışman #finans #yönetim #kitap #bilim
Bugün ortaokul Türkçe öğretmenimle karşılaştım.
Yanına gidip “beni hatırladınız mı?” dedim. Durakladı. Okul ismimi sorup “şimdi ne yapıyorsun?” dedi.
“Yurtdışında doktora yapıyorum” dedim.
Yaşlı ve mutlu gözleriyle “Kendini bana biraz daha hatırlatır mısın? Çok öğrenci geldi geçti. Sınıfında kimler vardı?” dedi.
Ben de “O zaman 11 yaşındaydım. Siz ise bir veli toplantısında anneme şöyle demiştiniz:”
“Hatice’nin bazı sorularda yanlışları olabilir, bazen sınavlara adapte olmakta güçlük çekiyor. Ancak bir şeyi var ki okuma anlama kapasitesi gördüğüm herkesten daha yüksek. Siz ona bakın. Notları gelip geçer. İleride bu kapasitesi onun çok işine yarayacak.”
Kadının bir anda gözleri parladı. Beni o an hatırladı. “Bak, öngörmüşüm işte!” dedi.
Ardından vedalaştık, belki de bu, hocamı hayattaki son görüşüm olacaktı.
….
Ben 11 yaşındayken o toplantıdan sonra annem eve gelip bu diyaloğu anlatmıştı. Hatırlıyorum, odada kendi başıma oturuyordum. Bir anda “benim öyle mi kapasitem mi varmış?” demiş ve küçük kalbimde gururlanmıştım.
Küçücük bir kız çocuğu olarak sırf o diyalogla kendime güvenim gelmişti. Ve ben o günden sonra çok ama çok daha fazla kitap okumaya başlamıştım. Çünkü benim öyle bir “kapasitem” vardı.
Diyaloğun etkisini görüyorsunuz değil mi?
Yetişkinler ve öğretmenler böyle olmalı.
Bizde genelde hep eleştiri var.
Hayır, çocukların zayıf yönlerine değil güçlü yönlerine odaklanmalıyız. Övmeyi bilmeliyiz.
Belki sadece bir sözümüzle hayatlarını değiştirebiliriz.
Bugünün hatırası, bu oldu bende.
Yarın ve Cumartesi günü @DogusUniv Çengelköy Kampüsünde gerçekleşecek "Müzik Endüstrisinde Telif Hakları" özelinde 3. Ulusal Kültür Endüstrisi ve Telif Hakları Sempozyumuna hepiniz davetlisiniz.
@ktbtelifhaklari Telif Hakları Derneği @mesamglobal Program: https://t.co/6qvh9fn4uL
📌Bakanlığımız desteği; @DogusUniv, Telif Hakları Derneği ve @mesamglobal işbirliği ile 3. Ulusal Kültür Endüstrisi ve Telif Hakları Sempozyumu "Müzik Endüstrisinde Telif Hakları"
başlığıyla 8-9 Aralık'ta İstanbulda
gerçekleştirilecektir.
🔗https://t.co/mZvIIYgQWl
Maalesef öyle... Bu işin o partisi bu partisi yok. Trafikte kontrol ve denetim olmadığı için her gün daha fazla trafik yaşıyoruz. Her iki yönde park eden araçlar, çakarlılar... Bu yetmiyor gibi vatandaşlar olarak yeterince bilgilendirilmiyoruz.
Yıl 1995, Bill Gates TV Programında Internet'i anlatıyor: "Kişiler, şirketler web sayfalarını yapıyorlar, mail gönderiyorlar, her türlü güncel bilgi var".
Yıl 1991, Prof. Dr. Oğuz Manas Yeni Asır'da 3 yıl sonra çıkacak Interneti anlatıyor: "2000'li yıllarda oturduğumuz yerden alışveriş yapacağız."
Gerçek Fütürist olan babamı kaybedeli 6 yıl oldu. Mentorumdu, arkadaşımdı. Hep birbirimize takılırdık. Özgüvenimin kaynağı oldu. Onu özlüyorum.
Haberde bir yanlışlık vardır umarım. Yargıtay da bu ifadeye inanmış olmalı ki böyle bir karar almış. Anayasa mahkemesi kararına uymamakla kalmamış bir de üyelerinin hakkında suç duyurusunda bulunmuş 😳
Bugünkü basın açıklamamızın tam metni👇
Vakıf üniversitesi eğitim ve bilim emekçileri olarak yoksulluğa mahkum değiliz.
Yasaların ve yönetmeliklerin aleni ihlaliyle, keyfi baskılarla sürdürülen bu güvencesizlik sarmalını kıracağız.
Birlikte güçlüyüz!
Vakıf üniversitesi akademisyenleri olarak “eşit işe eşit ücret” talebimizi dillendireceğimiz ilk ortak basın açıklamamıza son 7 gün!
#YasayıUygulaÜcretleriEşitle
Hem master hem de doktoramda Danışmanım olan Prof. Dr. Gerald Spindler'in vefat haberini aldım. Göttingen Üniversitesi Hukuk Fakültesinin en genç yaşta profesörlüğünü alan, en çok eser yayımlayan kürsüsüne sahip, herkesin bir hukuk dahisi dediği bir akademisyendi...Çok üzgünüm...
VAKIF ÜNİVERSİTELERİNDE HAK GASPI DEVAM EDİYOR!
📌Vakıf üniversitelerinde akademik personele uygulanan zam miktarları belli oldu. Geçtiğimiz ay sizlerden ulaşan maaş bilgileri doğrultusunda, bu dönem belirlenen ücretleri bilgilerinize sunuyoruz.
#YasayıUygulaÜcretleriEşitle