Tam bir savrulmanın yaşandığı bu çağda müslümanların dünya izzeti için sahih imandan sonra sahip olması gereken en büyük nimet siyasi şuurdur.İslam,şuur dinidir
Zilleti, şeref ve gurur sanmaktan daha büyük bir ceza olamaz. ABD, Trump ve NATO güzellemelerini okudukça Seyyid Kutub'un ölümsüz sözünü tekrar hatırlıyoruz:
"Amerika'dan nefret ediyorum ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum!"
İran’ın, ABD’nin Ortadoğu’daki, hava olaylarını ve bulutları etki altına alan iklimlendirme merkezini yok etmesi sonucu bölgemiz nasıl ki yağmurlara ve bereketlere tekrar kavuştuysa;
Jelatin ve sistein denen maddelerin gıdalarımızdan çıkartılması sonucunda da
Bugün Çin’de, dünyanın en uzun köprüsü olan Jiaozhau Köprüsü’nden geçtik.
-Uzunluğu tam 42.5 km.
-Maliyeti 1.5 milyar dolar.
-Devlet tarafından yapılmış.
Osmangazi köprüsü:
-Uzunluğu 2.9 km.
-Hazineye maliyeti 12.5 milyar dolar! (O da şimdilik)
-Yap İşlet Devret modeliyle yapıldı.
Peki nasıl oluyorda Çin; Osmangazi Köprüsü’nün 15 katı büyüklüğündeki bir köprüyü, Osmangazi’nin 10’da biri fiyatına mal ediyor!
Biri çıkıp bu hesabı bu millete anlatabilir mi?
Bir gün lokantacı bir arkadaşım bana dedi ki: "Hocam, ölen çocukların sayısına değil, Brent petrolün fiyatına bak: Varil fiyatı yükseliyorsa İran bu savaşı kazanıyor demektir!"
Gerçekten de bu savaştan çıkarmamız gereken en önemli derslerden biri buydu. Utanç vericiydi, iğrençti, korkunçtu ama gerçek buydu.
ABD neden geri adım attı? Neden İran'a onca taviz verip o zaptı kabul etmek durumunda kaldı?
Minab'taki kız okulu kan gölüne döndüğü için değil.
ABD ve İsrail; hastaneleri, üniversiteleri, sivil binaları, ambulansları, içme suyu kaynaklarını vurduğu için değil.
Soykırım yaptıkları için değil!
Hayır!
Dünya bunlar için ayağa kalkmadı!
Hürmüz boğazı kapatıldığı için ayağa kalktılar. İran, körfez rejimlerindeki petrol ve doğalgaz sahalarını vurduğu için; Brent petrolün varili yükseldiği için ayağa kalktılar.
Şunu unutmayın: Bizim kanımızın hiç bir değeri yok. Çocuklarımızın hiç bir değeri yok.
Hani şu bizim Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamalarda sürekli "uluslararası toplum"a seslenip duyuyor ya.. İşte o uluslararası topluma seslenmenin zerre kadar faydası yok.
Dünyanın en büyük aldatmacası müstekbirlerin "empati" yapacağını zannetmektir.
Mr. Robot dizisinde geçtiği gibi: "Bir holdingi kalbini hedef alarak çökertemezsin. Onların kalbi olmaz."
Mazlumiyetimizi, haklılığımızı anlatmanın hiç bir kıymeti harbiyesi yok.
Eğer bu zalimlerin canını yakmıyorsanız bunların hiç ama hiç bir önemi yok.
Kendinizi acındırarak, onlara "haklı" olduğunuzu ispat etmeye çalışarak hiç bir şey elde edemezsiniz.
İstediğiniz kadar kitap yazın, seminer yapın, akademik kariyer yapın; istediğiniz kadar yürüyüş yapın.
Bunların hiç birinin Brent petrolün varil fiyatı kadar önemi yok!
O yüzden Gazze'de soykırım sürerken şunu söyledik: İsrail'e giden petrolün vanalarını kapatın!
Bize Filistin'in mazlumiyetini anlatmayın. İsrail'in ne kadar zalim olduğunu anlatmayın. Petrolün vanalarını kapatın!
Nutuk attılar, yürüyüş yaptılar ve sık sık "uluslararası topluma" seslendiler ama petrolün vanalarını kapatmadılar.
Bunları diplomasiyle yenemezsiniz; hukukla, felsefeyle, kalemle-kitapla yenemezsiniz.
O yüzden diyoruz ki, "direniş" tek seçenektir.
Direniş demek hukuktan, felsefeden, kalem ve kitaptan uzak olmak demek değildir.
Bilakis, direniş demek herşeyden ve hepsinden önce "haklı" olmak demektir.
Hakkını "bilgiyle" "hikmetle" ve "cesaretle" savunmak demektir.
Haklıysak ama hikmetle ve cesaretle düşmana karşı çıkmıyorsak haklı olmamızın da bir önemi yok.
O yüzden Hz. Ali (ra) ilelebet yolumuzu aydınlatan şu pusulayı vermiş bize:
"Haksızlığa karşı susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz"
🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳
BOŞUNA TIKLAMA HABER SİTESİ ÜZERİNDEN (Aşı ve topuk kanı reddi yapanlara) BİR ALGI OPERASYONU BAŞLATILDI, EN TEMEL İNSANİ HAKLARINI VE ÇOCUKLARINI SİSTEMİN SUİSTİMALLERİNE KARŞI KORUMARA ÇALIŞAN AİLELERE BİR SAVAŞ AÇILDI 👇
🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳🕳
BİZ DİYORUZ Kİ; Test'e karşı değiliz, ama test yapılıp yapılmaması kararını anne-baba verir, "ZORUNLU TEST" kavramı, otomatik olarak zorunlu tedavi anlamına da gelir, ailenin doktoru, tedaviyi seçme-ret hakkını yok eder, bu hem hukuka-insan haklarına aykırıdır. Çünkü çocuğunun (Üstün) menfaatini gerçekten düşünen sadece anne-babasıdır, anne baba çok sayıda doktora danışabilir, ama sağlık sektörünün çocuğu hasta ilan edip ilaç-tedavi vs. satmakta menfaati vardır.
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısınız, siz cahilsiniz geri zekalısınız.
DİYORUZ Kİ; Test kesin tanı yöntemi değildir, sahte pozitif verebilir, ayrıca testler taşıyıcı ile ileride hasta olacak çocuğu ayırt edemez, (Klinik) hastalık bulgusu göstermeyen bir çocuğa sadece test ile tanı koyulması yanlış teşhis ve tedavi ile onun zarar görmesine hatta ölmesine sebebiyet verebilir, bununla ilgili yargıya ve basına yansımış çok sayıda vakıa (Ör; Yenidoğan çetesi) vardır.
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısınız, siz cahilsiniz gerizekalısınız.
DİYORUZ Kİ; Bu hastalıkların iyileştirici tedavisi yoktur, vaat edilen palyatif (iyi hissettirici) ve semptomatik (Belirti baskılayıcı) tedavilerde ancak hastalık bulgularının ortaya çıkmasından sonra fayda sağlayabilir. O halde bu hastalıklarda erken tanı için aileleri mahkemelerde perişan etmenin bir mantığı yoktur.
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısın, siz cahilsiniz gerizekalısınız.
DİYORUZ Kİ; Türkiyede Devlet artık sağlık hizmeti vermemektedir, sistem tamamen ticarileşmiştir ve ABD merkezli ilaç kartellerinin çıkar ve isteğine göre yönetilmektedir, çocuğa yapılacak tıbbi müdahale yetkisini (Gerçekten onu düşünen) anne-babadan alıp onun hasta ilan edilmesinde çıkarı olan (bunlara) vermek Türk Milletinin geleceğini tehlikeye atmaktır.
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısın, siz cahilsiniz gerizekalısınız.
DİYORUZ Kİ; 6000 genetik, 500 metabolik hastalık var, çocuklarımızın üstün yararını sadece çok nadir (üç tanesinin tedavi ücretleri astronomik olan) 6 hastalık için mi düşünüyorsunuz ve neden bu testler ile hasta ilan ettiğiniz aileleri meydanlarda dilendiriyorsunuz? (Ör: SMA ilacı Zolgensma bir dozu 2.100.OO,oo Dolar)
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısınız, siz cahilsiniz gerizekalısınız.
BİZ DİYORUZ Kİ: Bu 6 hastalık, idrar, ter, tükürük ile taranabilir, venöz kan ise fazlası ile yeterlidir, bunu Sağlık Bakanlığı da inkâr etmiyor, neden aileler bu çözümleri kabul etmesine rağmen (üç yerinden) topuk delmek sureti ile doku-kan örneği topluyorsunuz? Neden gerekmediği halde 2-3 hatta 4 kez bu testi tekrarlıyorsunuz, bu yaptığınız uygun donör eşleşmesi için kullanılır.
DİYORLAR Kİ; Bir damlacık kan ile hayatlar kurtarıyoruz, niye test'e karşısın, siz cahilsiniz gerizekalısınız.
Bizde daha ne sorular var, bu böyle gidiyor... şimdi siz karar verin GERİZEKÂLI KİM? CAHİL KİM?
AŞI TOPUK KANI REDDEDEN AİLELERE YAPILAN BU AKIL ALMAZ BASKILAR GERÇEKTEN ÇOCUKLARIN ÜSTÜN YARARI İÇİN Mİ?
YOKSA BU İŞİN ALTINDA RANT VE BİR MİLLETİN ÇOCUKLARINA EL KOYMA OPERASYONU MU VAR!
Ülkemizin başında çeşitli özelliklere, niteliklere, kriterlere vb sahip bir cumhurbaşkanı isteyebiliriz. Ama bu yeterliliklerden bir tanesi de mutlaka şu olmalıdır: paradan, ekonomiden, finanstan, ticaretten anlayan bir #cumhurbaşkanıistiyoruz
7-8 Temmuz’da elinde on binlerce mazlumun kanı olan zalimler ülkemizde toplanacak. Soykırımın arkasındaki güç NATO, 36. zirvesini Ankara’da yapacak.
Çevrenize bir bakın: Utanç verici bir sessizlik, utanç verici bir ilgisizlik!
Sadece ilgisizlik ve sessizlik olsa iyi. NATO toplantısının Türkiye’de olmasından gurur duyanlar! Hala NATO’yu bir “güvenlik şemsiyesi” olarak görenler!
Bir kaç kelamın bir faydası olur mu bilmem. Ama yine de yazmak istiyorum.
STK’lara, alimlere, aydınlara ve kanaat önderlerine seslenmek istiyorum. Siyasi liderlere seslenmek istiyorum. Bu ülkeyi sevdiğini söyleyen herkese seslenmek istiyorum:
Aşağıdaki Netanyahu’nun sözünü iyi okuyun.
Sonra, gidin ve NATO sekreteri Rasmussen’in 2011’de İsrail’in Herzliya kentinde yaptığı konuşmayı okuyun.
İsrail için “kader ortağımız” ifadesini kullandığını göreceksiniz.
Sonra 7 Ekim’den bir hafta sonra NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in Filistinlilere neler söylediğine bakın.
Onları nasıl “korkunç teröristler” olarak suçladığını; “İsrail yalnız değildir!” diyerek, soykırıma nasıl destek verdiğini okuyun.
Evet İsrail NATO’nun üyesi değildir çünkü bir üyeden çok daha fazlasıdır. NATO’dan sınırsız destek alır ama hiçbir sorumluluk taşımaz.
Pek çok kez olduğu gibi size yalan söylüyorlar: NATO’nun Türkiye’ye “güvenlik” sağladığı manipülasyonunu yapıyorlar. Her zaman olduğu gibi sizden gerçekleri saklıyorlar.
35 yıldan bu yana istihbarattan teknoloji transferine; askeri ortaklıktan siyasi dayanışmaya kadar NATO ve İsrail arasındaki ilişkinin nasıl derin bağlarla örüldüğüne bakın. NATO'nun İsrail'le imzaladığı "Individual Cooperation Program"a bakın. İsrail’in NATO için NATO üyelerinden bile daha değerli olduğunu göreceksiniz…
Ama yine de NATO-İsrail ilişkisini Netanyahu ve Rasmussen’in sözlerinden daha iyi hiçbir şey anlatamaz: “NATO İsrail’dir ve İsrail NATO’nun kader ortağıdır!”
Şimdi size sormak istiyorum: Bu sessizliğin fetvasını kimden aldınız?
Ey herşeye bir fetvası olan alimler, hocalar, hocaefendiler!
Netanyahu’nun sözüne ne buyurursunuz? Böyle bir teşkilatta bulunmanın fetvası nedir?
“Vatan-Millet” sözlerini dilinden düşürmeyen siyasi liderler!
Filistin üzerine her gün seminer düzenleyenler, makale ve kitaplar yazanlar...
Söyleyeceğiniz bir şey yok mu?
Size yürekten bir çağrıda bulunuyorum: "NATO'ya hayır!" deyin.
Gördüğümüz bunca acı için, kaldıysa eğer hâlâ bize bir damla umut bağlayanlar için, yanmış-yıkılmış Filistinimiz için...
Ve Allah için...
"NATO'ya hayır!" deyin.
Netanyahu için tutuklama kararı veren UCM Savcısı görevden alındı.
Uluslararası hukuk yoktur, uluslararası sistem vardır ve bu sistem Haçlı-Siyonist ittifakın güdümündedir.
İslâm ülkeleri kendi Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni ve kendi uluslararası kolluk sistemini kurmalıdır.
AMAN DİKKAT!
"Türkiye üzerinden silah, mühimmat ve askeri patlayıcıların transit geçişine" ilişkin düzenlemeler, Cumhurbaşkanlığı tarafından yayımlanan son kararla yürürlüğe kondu.
🔺️Gerekçe: “Ulusal güvenlik ve lojistik denetimi artırmak”
🔺️Fakat zamanlama çok düşündürücü...
İsrail ve ABD haydutluğu çaresiz....
🔴 Türkiye'mizin emperyalistlerin oyun alanına çekilmesi çabası malum...
🔴 Körfez ülkelerinden alınan destek İran'ı altetmek için kafi değil.
🔴 Avrupa uzak duruyor.
🔴 NATO'nun sürece dahil edilmesi mümkün görünmüyor.
🔴 Trump, Türkye'ye hala çok güveniyor.. Amerika özellikle de Türikye'nin yanlarında olmasını çok istiyor.
🔴 Tek çareleri kaldı Türkiye ve Azerbaycan'ı birlikte İran'a karşı kullanabilmek.
Kamuoyunun ABD ve İsrail haydutluğuna karşı net tavrının da etkisiyle bugüne kadar baskılara iyi direnildi. Fakat Trump'ın ve siyonizmin bu baskılarını artırdığını da biliyoruz..
İsrail ve ABD, coğrafyamızdaki karanlık hesaplarına ve siyonist projelerine ülkemizi eklemlemek istiyor. Gizli saklı da değil...
🟢 Tüm bu gençekler ortadayken ...
HARP ARAÇ VE GEREÇLERİ İLE SİLAH, MÜHİMMAT VE BUNLARA AİT YEDEK PARÇALAR, ASKERİ PATLALICI MADDELER, BURLARA AİT TEKNOLOJİLERİN TÜRKİYE GÜMRÜK BÖLGESİNDEN TRANSİT GEÇİŞİNE...." ilişkin kararın yürürlüğe konulması...
🟢 Geçmişteki 1 Mart Tezkeresi (Irak'ın işgali-2003) süreci, Libya'yada Kaddafiyi hedef alan saldırılar için 5 savaş gemimizin gönderilmesi vb. acı tecrübeleri ister istemez akla getiriyor..
... ve diyorum ki;
AMAN DİKKAT!‼️
Türkiye bir kez daha "tavlanmasın", bir kez daha kaldırılmasın...
..........
#IranWar #Iran Demir Kubbe #Netanyahu #18MartÇanakkaleZaferi
REPKON DOSYASI: SOYKIRIMIN TEDARİKÇİSİ
ABD’nin İsrail’e göndereceği 12 bin adet BLU-110 “sığınak delici” bomba gövdesinin ana yüklenicisi Türkiye merkezli Repkon'un ABD iştiraki Repkon USA. Bu, savaş tedarik zincirinin Türkiye’ye uzandığını gösteriyor.
Talebimiz açık: Repkon bu anlaşmadan çekilsin, aksi halde Türkiye’deki faaliyetleri durdurulsun!
Türk şirketleri Gazze'yi ve İran'ı vuran bombaların üretiminde yer alıyor!
REPKON'U TANIYIN!
"Yerli ve milli" şirketlerimizin elinde kan var!
Ey Filistin dostları!
Ey İnsanlığını kaybetmemiş olanlar!
Vicdanını yitirmemiş olanlar!
Allah'a hesap vereceğine inananlar!
Buna göz yummayın, başınızı çevirmeyin, sessiz kalmayın!
İsrail güçlü olduğu için değil, işbirlikçilere ses çıkarmadığımız için bu katliamları yapıyor!
🟥ACİL EYLEM ÇAĞRISI!
REPKON’U DURDURUN!
ABD, İsrail’e gönderilecek 12 bin adet 450 kg’lık BLU-110 bomba gövdesinin satışını “acil durum” gerekçesiyle onayladı. Bu mühimmatların İran’a yönelik saldırılarda kullanılması planlanıyor.
Bu satışın ana yüklenicisi Türk savunma şirketi REPKON’un ABD’deki iştiraki Repkon USA.
Türkiye’de faaliyet gösteren bir şirketin emperyalist savaşın mühimmat tedarik zincirinde yer almasını kabul etmiyoruz.
📢 8 Mart Pazar – 13.30
REPKON önünde buluşuyoruz.
📍 REPKON
Yaman Evler, İnkılap
Dr. Adnan Büyükdeniz Cd. No:13 Unilever Plaza
Ümraniye / İstanbul
REPKON'UN SOYKIRIM ORTAKLIĞI
BLU-110 yaklaşık 450 kg ağırlığında, sığınak ve güçlendirilmiş hedeflere karşı kullanılan bir hava bombası gövdesi.
ABD bu satışı “acil durum” gerekçesiyle Silah İhracatı Kontrol Yasası’nın 36(b) maddesi kapsamında Kongre denetimini bypass ederek onayladı.
Türkiye merkezli bir şirketin bu zincirde yer almasını kabul etmiyoruz.
REPKON anlaşmadan çekilmeli, çekilmezse derhal yaptırım uygulanmalıdır.
Özellikle bugün, savaşın ortasında İran aleyhine çıkan yüksek ses ve hakaretlerin iki sebebi var;
- Türkiye’nin yapmasını arzu ettikleri şeyi Şii İran yapıyor ve bu onlara aslında çok koyuyor. Çünkü küffara karşı savaşan müslümana Türk denirdi onlara göre ama şimdi Fars savaşıyor!
- Yıllardır İran, amerika ve israil arasında danışıklı dövüş var diyorlardı, öyle olmadığı ortaya çıktı, utançlarını bastırmak için bağırıyorlar.
Türkiye bu şerefsizin gazına gelmemeli ve İsrail için çalışan, Azerbaycan halkına zulmeden, kendine Krallık kuran bu şerefsizden de Azerbaycan halkını kurtarmalıdır...
#EspanaTurquia
Hakan Fidan'a bu açıklamalarından dolayı sorulacak çok şey var tabii ki. Başka bir yazıda onları da sorarız. Fakat bu açıklamada çok ilginç bir ifade var. Fidan diyor ki: "İranlılar aslında Başkan Trump’ın karşı karşıya bulunduğu karar baskısını iyi okuyup onun eline daha önceden bir şey verselerdi İsrail’in baskısı bu kadar işe yaramayabilirdi!"
Merak ediyorum acaba siz bu tür durumlarda böyle mi yapıyorsunuz, size düşmanlık yapandan hep bir şeyler vererek mi kurtuluyorsunuz? Şey gibi mi mesela, Salih Aruri'yi vermek, Brunson'ı vermek, Gazze'yi vermek gibi mi?
Klasik sağcı siyaset mantığı böyle işler. Güçlüyü gördüğü zaman hemen ne vereceğini düşünür. Eğer gücü eline geçirirse de ne alacağını düşünür.
Ümmet refleksi nedir?
Irak'ı, Suriye'yi, Libya'yı, Gazze'yi ve İran'ı gören Ümmetin yöneticileri derhal bir araya gelip Ümmetin her karış toprağını ve her ferdini koruyacak kararlar almalıdır.
1-Ümmet Üs İradesi:
Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan, Ürdün, Irak ve Türkiye’deki ABD askerî varlığı sonlandırılmalıdır.
2-Ümmet Siyasi Koordinasyon Konseyi:
İİT (İslam İşbirliği Teşkilatı), Arap Birliği (Arap Devletleri Ligi), GCC (Körfez İşbirliği Konseyi / Gulf Cooperation Council), ECO (Ekonomik İşbirliği Teşkilatı / Economic Cooperation Organization), D-8 (Gelişen Sekiz Ülke / Developing Eight) ve AMU (Arap Mağrip Birliği / Arab Maghreb Union) gibi Müslümanların kurduğu tüm birliktelikler, ABD ve İsrail'e karşı tek merkezden koordine dilmelidir.
3- Ümmet Ekonomi Dayanışması:
ABD ve İsrail’e karşı küresel boykot başlatılmalı, petrol sevkiyatı, gıda ve lojistik ticareti durdurulmalıdır. Stratejik boğazlar ve kritik ticaret yolları kapatılmalı ve saldırıya uğrayan Müslüman ülkelere destek fonu oluşturulmalıdır.
4- Ümmet Askerî Birliktelik Mekanizması:
Müslüman ülkeler arasında caydırıcılık üretmek üzere ortak savunma paktı ve müşterek kuvvet/komuta mekanizması kurulmalıdır. Hava savunması, deniz güvenliği, sınır emniyeti ve siber savunma için ortak tatbikat–ortak istihbarat–ortak lojistik standardı geliştirilmelidir. Böylece saldırılar karşısında dağınık tepkiler yerine, hızla devreye giren tek planlı bir caydırıcılık kapasitesi oluşturulmalıdır.
5- Ümmet Hukuk Masası:
Uluslararası Müslüman hukukçular ve delil uzmanlarından daimi ekipler kurularak ABD ve İsrail tarafından saldırıya uğrayan ülkelerdeki katliamlara dair kanıtlar toparlanıp uluslararası hukuk mekanizmaları devreye sokulmalıdır.
6-Ümmet Medya İttifakı:
Müslüman ülkelerdeki Associated Press (AP) ve Reuters gibi emperyal bilgi akışını belirleyen ajansların haber dağıtım ayrıcalıkları, abonelik ve resmî içerik tedarik kanalları sonlandırılmalıdır. Bunların yerine Ümmet Medya İttifakı’nın doğrulama ve dağıtım ağı geçirilerek haber akışı emperyalist tekelden kurtarılmalıdır. Bununla birlikte ümmetin kendi uluslararası haber ajansları (veya mevcut ajansların ortak konsorsiyumu) güçlendirilerek sahadan gelen doğrulanmış bilgi ve görseller tek merkezden standart bir protokolle üretilmeli, dünya medyasına ve yerel basına eşzamanlı servis edilmelidir.
7- Ümmet Dijital Seferberlik Merkezi:
Müslüman ülkeler, kendi internet sistemlerini, veri merkezlerini ve sosyal medya platformlarını kurup aktif hâle getirmelidir. Yapay zekâ merkezli gerçekliği tahrif eden içerikler (deepfake, manipüle video/ses) deşifre edilip dolaşımı durdurulmalı ve kaynak ağları etkisizleştirilmelidir. Emperyalist propaganda erişim kısıtlanmalı ve içerik engeliyle sınırlandırılmalıdır. Müslüman coğrafyada emperyal amaçla faaliyet yürüten hesaplar kapatılır/etkisizleştirilmelidir.
8 -Ümmet Ortak İstihbarat Masası:
Müslüman ülkeler arasında tehdit değerlendirmesi, erken uyarı ve kriz yönetimi için ortak istihbarat koordinasyon merkezi kurulmalıdır. Uydu/açık kaynak, siber istihbarat ve saha raporları tek standartta birleştirilip doğrulanmalıdır. Böylece saldırı hazırlıkları, dezenformasyon operasyonları önceden tespit edilip, karşı hamleler eşzamanlı ve tek merkezden planlanmalıdır.
9- Ümmet Sivil Koruma Ağı:
Gazze başta olmak üzere kriz bölgeleri ve her İslam ülkesi için ayır ayrı tahliye–sahra hastanesi–insani yardım koridorları planlanmalıdır. Sınır kapıları ve lojistik merkezleri arasında ortak operasyon protokolü geliştirilmelidir. Uzun süreli gıda, su, ilaç, sığınak vb ihtiyaçlar için planlamalar tek merkezden yürütülmelidir.
10- Ümmet Eğitim ve Ortak İrade İnşası:
Okul–cami–STK gibi merkezlerde “anlık öfke” değil kalıcı, disiplinli ve meşru ümmet reflekslerinin üretilmesi başta ABD ve İsrail olmak üzere tüm siyonist ve emperyalistlere karşı öfkenin, hazırlığın ve cihad ruhunun diri tutulması sağlanmalıdır.
Peki bu maddeleri hayata geçirmek mümkün müdür?
Bugün dünya petrolünün, gaz rezervlerinin ve su kaynaklarının yüzde ellisinden fazlası, stratejik boğazlar, coğrafyalar ve genç nesiller Müslümanların elindedir. 57 İslam ülkesi ve iki milyardan fazla Müslüman vardır. Elbette bunlara birer hayal değildir. Sadece inanmak ve adım atmak yeterlidir.
Erbakan hocamızın dediği gibi "Hayal deyip geçmeyin! Her şey bir hayalle başlar, bunun temelinde ise inanç yatar, inanırsanız başarırsınız..."
Dr. Abdulaziz KIRANŞAL
Müslüman Şahsiyet Akademisi