Bilim adamları der ki; aynı gün belden aşağısı felç olan bir adamla piyangodan büyük ikramiyeyi kazanan adamın mutluluk düzeyi tam bir yıl sonra hemen hemen eşit düzeye gelir. Yani başımıza gelen şeyleri (iyi-kötü) abartmaya gerek yok. Doğa bizi nasıl olsa ortalamaya çekecek!
Karahantepe'den muhteşem bir buluntu daha çıkmış. Daha önce sırtında leopar taşıyan insan heykeli çıkmıştı ve müzede sergilenmişti; şimdi de leoparın sırtında oturan bir insan heykeli bulunmuş. Bunların ilişkisi ve simgesel anlamı ne acaba? Nolursa olsun, muhteşem bir buluntu!
Karahantepe’de 11 bin yıllık benzersiz bir heykeli gün yüzüne çıkarttık!
Geleceğe Miras Projemiz kapsamında yürüttüğümüz 2026 yılı kazılarında, daha önce benzerine rastlanmayan bir üsluba sahip kompozit heykel bulduk.
Yaklaşık 11 bin yıl önce bırakıldığı yerden günümüze ulaşan 70 santimetre yüksekliğindeki heykel, leoparın sırtında oturan bir insanı betimliyor.
Bu özel eser; 3 metre çapında, zemini yassı taşlarla kaplanmış bir yapının duvarı boyunca uzanan sekinin üzerinde bulundu. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ilişkin yeni soruların kapısını aralayan keşfin bilim dünyasında geniş yankı uyandıracağına inanıyorum.
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğümüze, kazı heyetimize, bilim insanlarımıza ve sahada özveriyle çalışan tüm ekip arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.
Bazen biz insanların da tek ihtiyacı, sorunlarımız üst üste gelip bizi sıkınca, her şeyin yolunda olduğu o ilk ana, hiçbir şeyin henüz bozulmadığı o “sıfır noktası”na geri dönmek değil midir? Belki de bu yüzden çocukluk anılarımıza sığınır, o günleri yeniden arzularız.
Bilgisayarınız donduğunda duyduğunuz o meşhur "kapatıp açmayı denediniz mi" sorusu bir baştan savma taktiği değil. Cihazlar durum tabanlı makineler; her an bir durumdan diğerine adım adım geçiyorlar. Siz cihazı kullandıkça geçici hafıza olan RAM'de veriler birikiyor, bozuluyor veya programlar birbiriyle çelişen komutlar göndererek sistemi kilitliyor. Yeniden başlatma tuşuna bastığınızda RAM'i tamamen silip cihazı o hataların hiç yaşanmadığı taze sıfır noktasına döndürüyorsunuz. Bazen IT uzmanlarının "fişi çekip biraz bekleyin" demesinin de fiziksel bir sebebi var: İçerideki kapasitörlerde dolanan o son elektriği de boşaltıp donanımı tam anlamıyla sıfırlamak. Bazen sistemin tek ihtiyacı, her şeyin yolunda olduğu o ilk ana geri dönmektir.
https://t.co/HZpsh2dBxb
Parmak çıtlatmanın kireçlenmeye yol açtığı inancı, en yaygın tıbbi efsanelerden biri. O ürkütücü ses kemiklerin birbirine sürtmesinden değil, eklem sıvısının içindeki mikroskobik gaz baloncuklarının aniden kendi içine çökmesinden geliyor.
Doktor Donald Unger, sırf bunu test etmek için 60 yıldan uzun süre sadece sol elinin parmaklarını çıtlattı ve sağ elini bilerek rahat bıraktı. Yıllar sonra çekilen röntgenlerde iki el arasında kireçlenme açısından hiçbir fark yoktu ve Unger bu inatçılığıyla bir Ig Nobel ödülü kazandı.
1990'da yapılan daha geniş bir klinik çalışma da Unger'i doğruladı. Çıtlatmak kireçlenme yapmıyor; sadece bunu yıllarca günde onlarca kez yapanların ellerinde hafif şişlik ve kavrama gücünde çok ufak bir düşüş olabiliyor. Yani o ses kıkırdak hasarının habercisi değil, sıvının içindeki geçici bir basınç cebi.
526 yılında başlayan bu felaketler silsilesi bence Anadolu'nun en zor yıllarını oluşturuyor. Çünkü hemen sonra olanlar:
536-540: Büyük volkanik patlamalar, İklim krizi ve kıtlık
541: Justinianus Vebası
542 ve sonrası: Salgınların tekrarlaması.
557: İstanbul büyük depremi.
Antakya 526 yılında büyük bir depremde büyük zarar görmüş, İmparator Justinyanus ve karısı Teodora büyük yardımlarda bulunarak şehri iki sene içinde yeniden imar etmişler. Ancak şehir 528 yılında ikinci kez büyük bir depremle sarsılmış. Şehrin lanetlendiğini düşünen halk o dönemin en kalabalık kentlerinden biri olan Antakya'yı hızla terk etmeye başlamış. İmparator Justinyanus lanet düşüncesinin önüne geçmek için üzerine şehre Theopolis yani Tanrı'nın şehri denmesini karara bağlamış. Kaynak, Selçuk Gür, Anadolu uygarlıkları, s. 324-343
@videocuefendi Martin Scorsese, Alfred Hitchcock, Quentin Tarantino, Steven Spielberg toplanıp gelse şu 6 saniyelik sekansı böyle güzel çekemez. Mükemmel bir sinematagrofi...
@leuropefootball İlginç bilgi: Enes Ünal'ın golünü attığı Partizan takımınıb teknik direktörlüğünü 2006-2007 yıllarında Galatasaray'da oynamış Sasa İliç yapmakta...
Demogoji yapma Acun, Pemier Lig'in başlamasına bir gün var ve senin takımının kadro kalitesi ortada. Zaten çıkan takımların çoğunun ilk senesinde küme düştüğü Pemier Lig'de bu kadro değeriyle tutunmam mümkün değil. Mümkün değil!
📌 Acun Ilıcalı’nın paylaşımı:
“Güzel şehrimiz Hull’un, bu şehri ve kulübü daha iyi tanıması gereken insanlar tarafından eleştirilmesi gerçekten hayal kırıklığı yaratıyor.
Bir kulüp olarak küçümsenmeye alışığız ve açıkçası bundan keyif alıyoruz. Geçen sezon Premier Lig’e yükseldiğimizde ise bundan daha da fazla keyif aldık.
Bir yerin gerçek güzelliğini belirleyen, orada yaşayan insanlardır. İşte bu yüzden Hull, benim için dünyanın en güzel yerlerinden biri.
Bana göre, hak ederek Premier Lig’e yükselmiş bir kulüple dalga geçen iki eski oyuncuyu görmek, onların dalga geçip güldüğü şeylerden çok daha komik.”
Kırk yılın başında TV'den belgesel açtım(genelde YouTube izleriz evde), tam o sırada x'te bu gönderi karşıma çıktı. Simülasyon yine error veriyor, ailecek güncelleme bekliyoruz...
Yıllarca fare sanılan ve soyunun tükendiği düşünülen dibbler, Avustralya açıklarındaki Boullanger ve Whitlock adalarında yeniden keşfedilerek küçük ama etkili bir etçil keseli olduğunu kanıtlıyor.
“Küçük, Şirin Avcılar”, 21.00'de TRT Belgesel’de.
Dolaysıyla avcılar da turuncu kıyafetler giyer. Böylece ormanda diğer avcılar birbirlerini kolayca fark eder ve kaza riski azalır. Av hayvanlarının çoğu ise turuncu tonlarını yeşilden ayırt edemezler ve onların gözünde yeşile daha yakın olarak algılanır ve hayvanı fazla ürkütmez
Kaplanların turuncu olması ilk bakışta kötü bir kamuflaj gibi görünüyor. Ama avlarının çoğu dünyayı bizim gibi görmüyor.
Geyikler dikromattır: kırmızı–turuncu tonlarını yeşilden ayırmakta zorlanırlar. Bu yüzden kaplanın parlak turuncu kürkü, onların gözünde ormanın sarı-yeşil tonlarına çok daha fazla karışır.
Siyah çizgiler de vücudun ana hatlarını parçalayarak kamuflajı güçlendirir.
Yani evrim kaplanı bizden saklanacak şekilde değil, avından saklanacak şekilde biçimlendirdi. 🐅
En büyük pişmanlıklarımdan biridir: Afrodisias Antik Kentine gidip stadyumundan, agorasına, hamamlarından amfi tiyatrosuna kadar onca yeri güneş altında susuz gezip bitap düşünce, bu muhteşem yapıyı görmeyi ihmal etmek...
Babür, 1526’da Panipat Savaşı’nda Hindistan’ı fethettikten sonra bu sözleri ifade etmiş. Üstünden de tam 500 sene geçmiş olmasına rağmen, Hindistan'ın bahsettiği konulardaki istikrarı akıllara durgunluk vermektedir adeta...
Fethettiği ülkeyi beğenmeyen Türk Sultanı Babür Şah, "Babürname" adlı eserinde şöyle der:
"Hindistan hoş bi yer değildir. Bir güzelliği yoktur. İnsanlarının sohbetlerinden, gidiş gelişlerinden bi şey anlaşılmaz. Sanatlarında ve işlerinde hiçbir nizam, tenasüp ve simetri bulunmaz. Bu memleketin ne asil atları vardır, ne iyi etleri, ne iyi kavunları ne de iyi üzümleri.
Pazarlarında ne iyi yemekleri ne de düzgün ekmekleri bulunur. Hindistan'ın en büyük kusurlarından biri, cehennem gibi sıcağıdır.
İnsanları bu sıcaktan terlerler ve yıkanacak yer
bulamazlar.
Bu yüzden burayı alınca ganj nehrinin kenarına büyük taş havuzlar, çarhlı su kuyuları ve hamamlar inşa ettirdim.
Bahçeleri düzene soktum ki her yerden temiz su aksın.
Burada sevdigim tek șey ise mangodur. Lezzet bakımından hiçbir meyve onunla boy ölçüşemez. İyi olgunlaşmış bir mango, en tatlı kavundan daha üstündür."
"Hıdırellez'de insanlar adaklarını adarlar ve kağıtlara dileklerini yazarlar. Ardından kapatırlar ve bir yere gömerler. Burada da, yuvarlak halkalar oluşturan mimari bir düzenleme var. Bunların etrafında da toprağa saplanmış halde, kireç taşından kaplumbağa heykelcikleri bulduk."
Bilecik'in İnhisar ilçesindeki Gedikkaya Tepesi ve İn Mağarası Arkeolojik Kazı Alanı'nda yürütülen çalışmalarda, MÖ 14 bin 500 ila MÖ 11 bin 200 yıllarında yapıldığı değerlendirilen 25 kaplumbağa heykelciği bulundu...
Detaylı bilgi için linke tıklayınız.
https://t.co/dQVjviqJ1b
Bruniquel: Yaklaşık 176.500 yıl önce Neandertaller tarafından,
Taş Tepeler: Yaklaşık 11.500–12.000 yıl önce Homo Sapiens tarafından yapıldı.
Demek ki karmaşık mimari ve sembolik mekan inşası sadece Homo sapiens ile başlamadı, insan zihninin bu dürtüsü çok eskilere dayanmakta!
Fransa'daki Bruniquel Mağarası'na giriyorsunuz. 336 metre ilerliyorsunuz ve gün ışığı tamamen kayboluyor. Tam o karanlıkta yüzlerce dikit parçası duruyor; birileri bu parçaları 176.500 yıl önce kırıyor ve halka halka diziyor.
Araştırmacılar burada iki halka ve dört küçük yığın belirliyor. Yapılarda yaklaşık 400 dikit parçası yer alıyor; bunların toplam uzunluğu 112,4 metre ve toplam ağırlığı yaklaşık 2,2 ton. Üstelik bu parçaları etrafa rastgele saçmıyorlar. Benzer boyda parçaları seçiyor, bir ila dört kat üst üste diziyor ve bazılarını kamalarla destekliyorlar. Başka parçaları dik yerleştiriyor ve payanda gibi kullanıyorlar.
Altı yapının hepsinde ısı izleri var; 57 parça kızarmış ve çatlamış, 66 parça da kararmış. Araştırmacılar ayrıca bir bölgede yanık kemik ve kömürleşmiş organik madde buluyor. Dikitlerin üzerinde sonradan kalsit katmanları büyüyor. Uzmanlar dikitleri ve bu katmanları uranyum serisiyle tarihliyor; inşanın yaşı 176.500 ± 2.100 yıl çıkıyor.
Bugünkü bilgilere göre o tarihte Avrupa'daki tek insan topluluğu erken Neandertallerdi ve ekip bu yüzden yapıları onlara atfediyor. Ama biz bu halkaların amacını bilmiyoruz. Ritüel alan, barınak veya gündelik kullanım gibi öneriler var ama hiçbiri kesin değil.
Yine de kesin bir gerçek var. Gün ışığı bu yere hiç ulaşmıyor ve Neandertaller buraya aydınlatma götürüyor. Onlar yüzlerce dikit parçasını seçiyor, taşıyor ve belirli bir düzen içinde yerleştiriyorlar. Karanlığa sadece girmiyorlar; girişten 336 metre ötede ortak bir emeğin izini bırakıyorlar ve biz bugün bile bu emeğin amacını çözemiyoruz.
���� Çorum’un Boğazkale ilçesindeki Hattuşa’da yürütülen kazılarda, Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na tarihlenen 16 büyük küp gün yüzüne çıkarıldı.
MÖ 1800-1750 yıllarına tarihlendirilen yapının, Hititler öncesinde “Hattuş” olarak bilinen kentin ticaret ve depolama merkezinin bir parçası olduğu düşünülüyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Andreas Schachner, “Sanki o dönemin Hattuş kentinin ticari merkezine ve depolama merkezine denk gelmişiz” dedi. Büyük bir heyelanla tahrip olduğu belirlenen alandaki küplerde hangi ürünlerin saklandığını ortaya çıkarmak için botanik analizler yapılacak. Kazılar, yapının batıya doğru devam eden bölümlerinde sürüyor. Kaynak: AA (12.08.2026)
@drleeclare So you’re saying it wasn’t deliberately buried? Until now it has always been said that Göbekli Tepe was intentionally backfilled with earth and then abandoned.