Evli iş arkadaşlarının flörtleşmesi, aslında şirketlerin sözleşmeye yazmadığı ama sessizce onayladığı görünmez bir motivasyon paketidir. Şirket size özel sağlık sigortası, yemek kartı ve evet, biraz da kontrollü adrenalin sunar.
Sistem, o sıkıcı açık ofiste sabah dokuz akşam altı kalabilmeniz için size küçük bir fantezi dünyası bahşeder. O küçük kaçamak bakışlar ya da kahve otomatı başındaki imalı şakalar yani o flörtleşme olmasa, o iş yerinde bir gün bile duramayacağınızı bilir. Sistem, çalışanların kendilerini bu küçük illüzyonla özgür ve isyankar hissetmesine izin verir.
Fakat işin ironik tarafı, bu heyecan tam da ertesi gün o ofise tıpış tıpış dönme isteği yaratır. Yani sözde başkaldırı, en nihayetinde şirket verimliliğine hizmet eden bir yakıta dönüşür.
Burada çekici gelen şey kesinlikle o kişinin kendisi değildir. Asıl büyü, yakalanma riskinin yarattığı adrenalin ve yasak olanın cazibesidir.
Düşünsene, bu iki insan işten ayrılsa, ikisi de evliliklerini bitirse ve sıradan bir kafede teklifsizce buluşup standart bir ilişkiye başlasa ne olur? Bütün o gizem ve tutku ilk beş dakikada buharlaşır. Bütün o tutku, fotokopi makinesinin arkasındaki gizli bakışmalar bittiği an yok olur.
Demek ki fanteziyi ayakta tutan şey aşk değil, plazanın o klimalı, steril ve baskıcı atmosferidir. Kurumsal hiyerarşi onların libidosunun yakıtıdır.