siz hiç fakülteden çıkar çıkmaz kırmızı hastasıyla baş başa kalan ilçe acilindeki tek doktor olmadığınız için bu twiti linçlediniz sanırım. yokluk içinde inanılmaz bi sorumluluk altında çalışmak ne demek deneyimlememişsiniz tabi. herkes defansif davranıyor üstelik. uzmanı arayıp danışmak istersin görüş istersin ya azarlar ya aşağılar. acil asistanları bile bi süre kırmızıya ayak basmazken hiç saha tecrübesi olmayan pratisyen tek başına acili yönetmemeli bence. 1 sene boyunca venöz kan alıp sonda takmak zorunda olmasak “pratisyenleri küçük görüyosunuz” laflarına hak vercez hadi. şak diye görevlendirme verseler yarın bilmem ne ilçesi hastanesinde tek doktor çalışcaksın deseler hepinizin eli ayağı titrer. bakkaldan almıyoruz diplomayı tıp fakültesinden mezun oluyoruz doktoruz falan evet de ben bu ağır sorumluluğun pratisyene sırtına böyle acımasızca yüklenmesini doğru bulmuyorum. kimse yok yanında seni koruyan kollayan. boş duyar kasmayın hadi abicim.
Benim cerrahide 4. Senem doktorlukta 5. Yılıma döneceğim. Sadece instagramda influencer, blogger doktor olacağım diyenler için ufak bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Ben influencer, blogger vs değildim. Ama ben de sosyal medyada çok eleştirildim ama ben twittera günlük hayatımı fotoğraf attığım için vs eleştirildim. Asla doktorluğun kalitesini düşürecek bir paylaşım yapmadım yapmam. Mezun olduğum okula, olduğum cerrahi kliniğe saygıdandır bu. Özellikle yeni jenerasyon çok fazla içeriği boş ve halkın eleştirisine, doktorları öne atacak paylaşım yapıyor. Arkadaşlar sosyal medyada kazandığınız ün gecici, aldığınız diploma ve doktorluğunuz kalıcıdır. Her şeyden önce sizin sağdan soldan gelecek 2 -3 link parasına ihtiyacınız olmayacak. Kendinize kullanmadığınız şeyleri önermeyin. Ameliyathanede saçınız gözüken, tırnaklar uzun ojeli videoları sosyal medyada paylaşmayın. Doktorluğun bir statüsü vardı geçmişte ve şimdi de olsun.
Asistanlığımın ilk yılından beri, tam 25 yıldır milim değişmeyen bir durum: yoğun bakımda yer yok.
Bu kadar hastane yapılırken hala yatak yok. Sebebi yoğun bakım yatışlarında kriter olmaması. 6 ay bilinci kapalı hasta izlediğimi bilirim. Beklenti olmayan terminal hastalarda yoğun bakim gereksiz, hatta hastalara eziyet. Bu hastalar için hospisleraçılmalı ya da evlerinde yakinlarinin yaninda palyatif bakimla huzur içinde ölmeliler. Hastanin prognozuna bakmadan bilinci kötüleşen her hastayı yoğun bakima alirsan orayı entübe hasta bakim evine çevirirsin. Yohğun bakimdan gerçek fayda görecek hasta da dışarıda yer arar durur.
Olimpiyatlara en çok sporcu gönderen kulüp Fenerbahçe.
Basketbolda hem erkek hem kadınlarda Avrupa’nın en büyük kupalarını defalarca kazanan yine Fenerbahçe.
Ama amatör branşlara yatırımlar, “Büyük Galatasaray, şampiyon cimbom” sloganlarıyla Galatasaray’a yapılıyor.
Yıllardır derbi istatistikleriyle algı yapan satılmış medya ve kalemşörleri, bu sezon 3 maymunu oynuyor. Derbilerin lideri Tedesco’yu da, sonuncusu olan okan’ı da konuşamıyorlar.
“atla suya” dedim, atladı. yüzme bilmiyordu. biz onu çıkarana dek neredeyse boğuluyordu. onu çekip sudan çıkardım diye bana öyle minnet duydu ki, ”atla!” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu.
• fareler ve insanlar | john steinbeck
Bundan 9 gün önceden düne kadar ufak çaplı bir tatile gittim. İstanbul'a defalarca gitmiş hatta bir süre yaşamış olmama rağmen hiç detaylı gezmemiştim. Bu sefer Topkapı, Dolmabahçe, Galata kulesi, Kız Kulesi, Ayasofya, Blue Mosque, Süleymaniye, Vehbi M. Koç müzesi, İstiklal/Taksim, Eminönü, Yerebatan, Şerefiye her yeri, tüm bölümlerini detaylı detaylı gezdim. Dünya'ya bakış açım değişti. Bunca yıldır Acil kapılarının içine tıkılmış vaziyette her ay 11-12 nöbet boyunca 24 saat en temel insani gereksinimlerimizi bile ya karşılayamadan ya da koştura koştura hallederek, İcapçı/Nöbetçi Dr dan sanki kendi akrabamı danışıyormuşum gibi laf duyarak, her serum order edişimde Hemşirelerin tripleriyle uğraşarak saçma sapan bir sistemin içinde bunalıma girip duruyordum. Öncesi zaten Tıp fakültesinde her ay sınava girmekten, ne ara tatil ne yaz tatili görmeden 6-7 sene boyunca hayat yaşamadan gençliğimizi çürüterek geçti. Mezun olunca da aldığın maaşı çok görenler, sürekli hiçbir eğitimi olmayan kişilerin ağzında meze edilerek hayattan soğutularak günler geçmeye başlıyor.
Hayat denilen şeyi Doktorlar olarak kaçırdığımızı fark ettim. Yaşamanın güzelliklerini, aynı ortamda bulunmamıza rağmen insanların yaşamları arasındaki devasa farkları, her şeyi bütün netliğiyle görünce zihnim açıldı. Bu şartlarda Doktor olarak neden sürünüyoruz ki? Kim "eline sağlık, teşekkür ederim" deyip hakkın olan parayı ödüyor? Yönetim sadece senin dış dünyayı görüp uyanmaman için sürekli hasta baktırıyor. Çünkü bir kere uyanırsan tekrar seni çalıştıramaz. İnsanların yaşadığı hayatı fark ettikten sonra tekrar köle gibi çalışamazsın. Doktor olmak için ömrün boyunca çalıştın didindin, tüm gençliğini hayatını verdin. Artık iyi ortamlarda yaşamak, gezmek, değişik lezzetler tatmak en çok senin hakkın. Senin hak ettiğin; "İçeride ameliyat mı yapıyorsunuz" deyip kapının yumruklanması değil. "Beğenmiyorsan istifa et" değil. "Doktorlar çok para kazanıyor, gözleri doymuyor" değil. Dayak yemek, öldürülmek hiç değil.
Bir Doktora yakışır şartlarda yaşaman gerekiyor. Bir Doktora yakışır şartlar altında hasta bakman, temel ihtiyaçlarını karşılaman gerekiyor. Bir Doktora yakışır şekilde gezmen, eğlenmen, kültürel gelişim sağlaman gerekiyor. Şartların bunlar değil ama senden beklenen, sana yüklenen sorumluluk bir Doktora yakışır şekilde(!)
Yo dostum Yo. Bu kabul edilemez. Doktorlar olarak biz kendimizden çok fazla ödün vermişiz. Artık uyanma vakti geldi. Dünya'ya farklı çerçeveden bakma vakti geldi.
Tıp öğrencileri ameliyata girmek ister; orası çay bahçesi mi der,
polikliniğe gelir; ben profa para ödedim çıksınlar der,
Serviste vizit atılır, odaya 50 kişi giriyorlar der...
Tıp öğrencisini her türlü muayene/tedavi basamağından dışlar. Uygulama yapacak olsalar benim damaryolumu İntern açmasın diye ona da karşı çıkar. En sonunda Acile başlayan Doktora, bu nerede eğitim almış, hiç hasta görmemiş, der...
Tüm eğitim alanını bencilliğinle gasp ettiğin adam ağaçta mı yetişecek? Biraz sana bakacak, biraz ötekinin üstünde deneme yapacak, biraz Hocasını izleyecek... öğrenecek.
Her şeyi otomatik öğrendiği bir simülasyon yok.
Her hekim iyi bir pratisyen olmalıdır. Ardından spesifik alanlarda uzmanlaşabilir. Tıp fakültesi bitirmiş, intörnlük yapmış her hekim son derece kaliteli, donanımlı ve yetkindir.
Bahsettiğin 3. Basamak hastanelerde çalışıyor olmanın profesör, asistan veya pratisyen olmak ile ilgisi yok. Dünyanın en harika cerrahı 2. Basamakta çalışabilir mesela, ona da aynı dili kullanacak mısın?
Arkadaşlar gerçek hayat dizi değil, tıbbiye doktorlar dizisi hiç değil.
Kendinizi Arslan İbrahimoğlu sanma işini azaltın ve meslektaşlarınıza saygı duyun.
Unutmayın, saygı sınav puanıyla kazanılmaz.
İyi bir pratisyen olmadan da iyi bir uzman olunmaz.