Atatürk'ü görüp diyalog kuranlar yıllar sonra bile o anları anlatırken sanki yeniden yaşıyor.. Koca pehlivanın 52. saniyeden sonraki çocukluk neşesini andıran o iki gülüşü...
Bugün 40 yaşında biriyseniz eğer, hayatınızın üçte birinden fazlasında Galatasaray’ın kalesinde Fernando Muslera vardı. Değişkenliğin sıradanlaştığı, ayrılıkların çabuklaştığı, âşina olunanların yoklaştığı bir dünyada aynı yerde durduğunu bildiğiniz nadir figürlerdendi.
Bugün 30 yaşında biriyseniz eğer, hayatınızın neredeyse yarısında Galatasaray’ın kalesinde Fernando Muslera vardı. Çocukluk anılarınızın bulanıklaştığı, hâlâ genç olduğunuz ama bir şeylere geç kaldığınızı düşünmeye başlayıp, kendinizle hesaplaşma içine girdiğiniz bir dönemdesiniz belki de. Geri dönüp, 2011’den bugüne baktığınızda yaşadığınız her türlü duyguyu aklınıza getirin. Mutluluk, hüzün, umut, kayıp, hayatınıza girenler, hayatınızdan çıkanlar; ne uzun bir süre aslında…
Bugün 20 yaşında biriyseniz eğer, neredeyse kendinizi bildiğinizden beri Galatasaray’ın kalesinde Fernando Muslera vardı. Tüm ömrünüz onun hikâyesini izleyerek geçti. Öğrenim yılları, kurduğunuz hayaller, birçok ilk heyecan, üniversite zamanları belki de. Hepsi yaşanırken değişmeyen Galatasaray’ın kalecisiydi.
İnsan, böyle durumlarda sadece bir sporcuya değil; yüzlerce anıya, geride kalan dostlara, ailesine, çocukluğuna, gençliğine, hayatında olmayanlara ve daha birçok farklı duyguya veda ediyormuş gibi hissediyor. Çünkü aslında hiç tanışmamış olsanız dahi hikâyesine ortak olduğunuz insanlar, sizin hayatınızın bir parçası hâline geliyor onca zaman.
Dün, Nando’nun gözleri dolarken ve bugün oyundan çıkarken milyonlarcamızın yaşadığı his, geride kalan yıllardaki anılara ilişkindi. Çok alışkın olduğunuz bir dönemin sona erdiğini, size çok tanıdık gelen bir figürün artık hep baktığınız yerde olmayacağını bilmek, o günlerin bir daha gelmeyeceği gerçeğini hatırlatırken hüzünlendirir. İnatla bitmediğini düşündüğünüz birçok şeyin, “Yarın son dakikalarımı oynayacağım,” cümlesinden sonra artık geride kaldığını idrak edersiniz. Geleceğe bakmak, hayal kurmak elbette güzeldir ama kalbinize dokunan henüz yaşamadıklarınız değil; sahip olduğunuz hatıralarınızdır.
Bugünden sonra, Türkiye’de bir daha hiçbir futbolcunun 14 sene boyunca bu seviyede, aralıksız şekilde ve hep ana planda kalabileceğini sanmıyorum. Ne fiziksel, ne mental, ne de performans anlamında. O yüzden, bundan 100 yıl sonra da rekorlardan, efsanelerden bahsedilirken onun ismi hep bu konuşmalarda olacak.
Hikâyenin tamamına tanıklık edenler için ne şans…
15 Mayıs 1919 günü binlerce Yunan askeri İngilizlerin onayıyla İzmir'e çıktı. Türklerin elindeki silahlar çoktan toplanmış, Rumlara yüzlerce silah dağıtılmış, kiliselerde kanlı bir katliam için düğmeye basılmıştı.
O gün, Türk tarihinin en acı günlerinden biri yaşandı.
Hatalarından öğrenmekten aciz birisine gururuyla kaybetmeyi ve sahneden çekilmeyi öğretemeyiz. Karizma yoksunluğunu fırsat bilen ve mantar gibi biten; onun naifliğini nepotizm ile sömüren dalkavuklara ve pseudo-entellektüellere liyakat nedir, şeref nedir anlatamayız. Cumhuriyetin 100. senesinde tertemiz vatansever gençlerin yıldız gibi parlayan umudunun üzerine basiretsizlik ve kibir balçığını dökmenizi unutamayız. Artık yapmanız gereken şey, mertçe ve alkışlanacak şekilde gençlere yol açmanız, etrafınızdaki kılbazlar ile beraber başka meslekler bulmanız. Çünkü biraz daha zorlarsanız, muhalefet ediyoruz kısvesi altında soytarılığa biraz daha devam ederseniz, kalıcı mirasınız, bu ülkenin doğurduğu gelmiş geçmiş en kötü siyasetçiler olmanız olacak.