📌Yoksulluğu gizlemek için 12 milyar lira harcadılar
🚨Milyarlık NATO harcamaları vatandaşın boğazından kesildi. Ankara'da 2 gün sonra çöpe atılacak reklam panolarına 181 milyon TL harcandığı ortaya çıktı. Türkiye'deki yoksulluğu gizlemek için harcanan para ise 12 milyar lirayı buldu. İşte dudak uçuklatan o harcamanın detayları.
📐 Sadece tabela ve panolar: 181 Milyon TL
🍃 Geçici dikey bahçeler: 69.8 Milyon TL
🛫 Havalimanı, VIP konukevi ve protokol yolu: 9.5 Milyar TL
🍽️ Konukların yeme, içme ve ağırlama lüksü: 2 Milyar TL
📈 Toplam: Tam 11 milyar 761 milyon TL!
📉 HALK AÇLIKLA, İKTİDAR İMAJLA MEŞGUL!
Açlık sınırının 36.042 TL, yoksulluk sınırının 118.404 TL olduğu Türkiye'de; milyonlarca işçi 28.075 TL asgari ücrete, emekli ise 20.000 TL aylığa mahkum edilmişken kamunun parasını buraya saçtılar.
🔎YENİÇAĞ MERCEK- AYKUT METEHAN
https://t.co/QOu74wBVMI
Son dönemde bazı belediye başkanlarının seçildikleri partilerden istifa ederek AK Parti saflarına katıldıklarını görüyoruz.
Bu gelişmeler, Türk demokrasisi ve seçmen iradesi açısından çok ciddi ve çok yıpratıcı bir süreçtir.
Belediye başkanları, görevlerine yalnızca kendi şahsi kimlikleriyle değil; seçmenlere verdikleri sözler, temsil ettikleri siyasi program ve mensubu oldukları partilerin desteğiyle gelmektedir.
Türk milletinin vermediği belediye başkanlıklarını, düşman ceza hukuku ile almak ise siyasi bir gücün değil, siyasi bir etik yoksulluğunun göstergesidir.
Bu istifalar ve katılımlarda rol alanlar; çocuklarına ve torunlarına miras olarak bir övünç değil, bir utanç bırakacaklardır.
Seçim döneminde bir siyasi partinin politikalarını savunarak vatandaşlardan oy isteyenlerin, seçim sonrasında farklı bir siyasi çizgiye geçmeleri etik açıdan tartışmalıdır.
Seçmen, sandıkta tercih yaparken yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda bir siyasi anlayışa ve programa da oy vermektedir. Bu nedenle, seçim sonrasında gerçekleşen parti değişiklikleri seçmen iradesinin zedelenmesine yol açmaktadır.
Demokratik siyasetin temelinde şeffaflık, hesap verebilirlik ve seçmene sadakat bulunmaktadır. Eğer bir belediye başkanı seçildiği siyasi görüşü artık temsil etmediğini düşünüyorsa, en doğru ve demokratik yöntem milletin hakemliğine yeniden başvurmak, yani seçim sürecini işletmektir.
Siyasi ahlakın korunması, demokratik kurumların sağlıklı işlemesi için vazgeçilmezdir.
Bu vesileyle, seçmen iradesine saygının ve siyasi etik ilkelerinin tüm siyasi aktörler tarafından gözetilmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.
Parti değiştiren belediye başkanlarını istifaya zorlayanlar ve saflarına katılmaya ikna edenler bu süreçten güçlenerek değil, halk iradesine saygı duymadıklarından dolayı zayıflayarak çıkacaklardır.
Zafer Partisi olarak devlet ve demokrasi için mücadelemiz kararlılıkla ve kesintisiz olarak devam edecektir.
#Repost @ulusdevletisavunuyoruz with @use.repost
・・・
TERÖRİSTBAŞI ‘ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK’ MİTİNGLERİNE HAYIR
Türkiye dış güçlerin desteğiyle bölücü bir kuşatma altında…
Elli binden fazla insanın katledilmesinden sorumlu, PKK terör örgütünün ele başı Öcalan için etnik kimlikli DEM parti ve iş birlikçilerinin 27 Haziran Cumartesi günü Muş ve Mersin’deki, 28 Haziran Pazar günü Diyarbakır ve İstanbul’daki mitinglerine ve bu şekildeki mitinglere karşı çıkıyoruz.
Bir terör örgütünün başı için özgürlük mitingleri yapılamaz. Böyle mitingler; Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma gibi suçları oluşturmaktadır. Konusu suç oluşturan, suç işlenmesi konusunda açık ve yakın tehlike bulunan, kamu düzenini bozucu mitingler hak kullanımı değildir, açıkça yasaklanma nedenidir.
Terör sorununu çözmüş hiçbir ülkede örneği olmayan bu mitinglerin amacı, terör elebaşı Öcalan'ı meşrulaştırarak ülkenin bütünlüğünü, barışını ve huzurunu bozacak yasal ve anayasal değişiklik girişimlerine toplumsal zemin hazırlamaktır. Siyasi iktidar tarafından ülkemizde çoktan bitirildiği ifade edilen PKK terör örgütüne, hangi ad altında olursa olsun ülkemizde veya bölgemizde can suyu vermeye çalışanlar, tarih ve bağımsız yargı önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır.
“Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına, Anayasaya, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağına” yemin etmiş yetkililer ile adli ve idari makamlarda bulunan sorumluları görevlerini yapmaya davet ediyoruz.
ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELERİNE SAHİP ÇIKIYORUZ
Cumhurbaşkanı örtülü ödenekten 5 ayda 9.1 milyar TL harcadı.
Cumhurbaşkanlığı bütçesinden 5 ayda 7.6 milyar TL harcandı.
2025’in ilk beş ayında örtülü ödenek ve cumhurbaşkanlığı bütçesi için harcanan rakam 11.5 milyar TL
Yıllık 32,6 enflasyonun 9.6 puanı gıdadan, 6 puanı konuttan, 6 puana yakını da ulaştırmadan. Yani 32,6'nın 22 si 3 gruptan.
Yıllık fiyatı en çok artan konut grubu:%45,6.
Gıdanınki %35'e yakın, ulaştırmanın %34,2.
Eğitim ise %50'nin üzerinde.
Fiyatı en az artan giyim: Yıllık %14
Az önce İsrail'in hapishaneleri hakkında iğrenç bir rapor okudum.
Cinsel işkence organize devlet politikası,
En yüksek otoriteler tarafından onaylanıyor.
Kadınlar günlerce tecavüze uğruyor.
Erkekler köpekler tarafından tecavüze uğruyor.
Yangın söndürücü hortumları vücutlara sokuluyor.
Batı medyasının ahlaki durumu böyle savunuluyor ve rapor etmeyi reddediyorlar.
Devlet politikası olarak tecavüz. Organize uygulama olarak işkence.
Kadınlar ve erkekler en vahşi şekillerde ihlal ediliyor.
İsrail komşularına böyle davranıyor.
Bakanlar değişiyor,
FAKİRDEN ALIP ZENGİNE VEREN sistem değişmiyor !
Bakan Albayrak döneminde kur tutuldu, rezerv eridi, altın cinsinden ve enflasyona endeksli borçlanma yapıldı.
Bakan Nebati döneminde KKM uygulandı ve ucuz kredi verildi.
Şimdi ise yüksek faiz ve baskılanan kur nedeniyle kaynaklarımız yurtdışına akıyor.
Parası olan, kredi çekebilen kazandı. Yüksek borcu olan büyük şirketlerin borcu eridi, kazandılar. Carry trade'ciler kazandı.
İşçi, esnaf, çiftçi, emekli, memur... kaybetti.
Sorunun temeli sistemdir, sorunun temeli Erdoğan’ın yönetim tarzıdır, hukuksuzluktur!
SAKLANAN GERÇEK ORTAYA ÇIKTI!
BU MECLİSİN YENİ ANAYASA YAPMA YETKİSİ YOK!
Kimse kendi kendine gelin güvey olmasın!
Sistem tıkır tıkır işliyor, planlar perde arkasından yürütülüyor olabilir... Ama unuttukları, halktan gizledikleri devasa bir HUKUKİ DUVAR var!
Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’ndan, Yeni Anayasa ve Başkanlık heveslilerine sarayları titretecek, ezber bozan tarihi uyarı geldi!
"Eğer Cumhurbaşkanı 'gözlerimi kaparım, işimi yaparım' dese bile; SEÇSİS ile her şey kurgulansa bile... BU MECLİS YENİ ANAYASA YAPAMAZ!"
İŞTE SİSTEMİ KİLİTLEYEN 3 BÜYÜK GERÇEK!
Mevcut parlamento istese de, zorlasa da hukuken sıfır noktasındadır. Neden mi?
📍YETKİ SINIRLI: Bu meclis, halktan sadece 5 yıl boyunca yasama (kanun yapma) yetkisi almıştır; devleti sıfırdan kurma yetkisi değil!
📍NAMUS YEMİNİ: Meclisteki her bir milletvekili, mevcut anayasaya sadakat yemini ederek o koltuğa oturdu.
Kendi namus yeminini çiğneyerek anayasa değiştiremezsin!
📍YETKİSİZLİK: Yukarıdaki iki somut nedenden dolayı, mevcut meclisin yeni bir anayasa yapma HUKUKİ YETKİSİ YOKTUR! Hukuken hükümsüzdür!
GERÇEK BİR ANAYASA İÇİN GEÇİLMESİ İMKANSIZ OLAN O 3 AŞAMA:
Eğer gerçekten yeni bir anayasa yapılmak isteniyorsa, o gizli planlar değil, şu "Kırmızı Çizgiler" uygulanmak zorundadır:
👉1. ADIM: Önce halka sorulacak! Halk yeni bir anayasa istiyor mu, istemiyor mu? Referandum şart!
👉2. ADIM: Halk "Evet" derse; barajsız, tam demokratik bir seçimle sadece bu iş için bir "KURUCU MECLİS" kurulacak!
👉3. ADIM: Kurucu Meclis'in hazırladığı o taslak, tekrar halkın onayına (ikinci referanduma) sunulacak!
Bunların dışındaki her yol, hukukun katledilmesidir!
VATANINI SEVEN HERKESE AÇIK ÇAĞRIDIR!
Yarın Kendi Elinle İdam Fermanı Yetkisini Verecekmisiniz?
Bu hukuki gerçekler kulaktan kulağa yayılmasın diye sansürleniyor, üzeri örtülüyor!
Eğer ülkenin geleceğini, Cumhuriyet'i ve haklarını korumak istiyorsan... Bu gerçeğe kör kalma!
ŞİMDİ PAYLAŞ, HERKESİ UYANDIR, OYUNU BOZ!
KASTİN MONİ KILIÇDAROĞLU?
Gazetemizin Yazarı Eğitimci-Yazar-Şair Halil Yılmaz Hıtmiye, Kılıçdaroğlu’nun AKP’nin yandaşı olduğunu 10 yıl önce öngörmüştü.
23 Ağustos 2016 yılında, Antakya – Atayurt Gazetesi’nde “KASTİN MONİ KILIÇDAROĞLU?” başlıklı yazısında, Sözde Alevi olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu’na şöyle seslenmişti:
“Sayın Kastin Moni Kılıçdaroğlu!
Aleviler, Atatürk Cumhuriyetinin, demokrasinin, Laikliğin çimentosu, mayası, teminatıdır, TE-Mİ-NA-TI. Fakat siz değilsiniz. Çünkü, Küresel güçlere, Aleviliğiniz üzerinden AKP iktidarının devamlılığını sağlatarak, Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’yi, BOP’a kurban ettirdiniz. Türk Ordusunu, camcı dükkanına giren filler gibi dağıttırdınız.”
YAZARIMIZ HALİL YILMAZ HITMİYE’NİN 23 AĞUSTOS 2016 TARİHLİ YAZISI ŞÖYLE:
KASTİN MONİ KILIÇDAROĞLU?
“Hava kurşun gibi ağır!/ Bağır, bağır, bağırıyorum./ Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum.../ Yüreklerin, kulakların sağır.../ Hava kurşun gibi ağır.../ Hava toprak gibi gebe/ Bağır bağır bağırıyorum./ Koşun kurşun eritmeye çağırıyorum...” Nazım HİKMET
“Bak şu bebelerin güzelliğine/ Kaşı destan gözü destan/ Elleri kan içinde/ Kör olasın demiyorum/ Kör olma da gör beni...” – Gör halkı. H.H. KORKMAZGİL
Bir gün Bizans Hükümdarı birkaç Türk askerini esir almış. Kastamonu Kalesi’nin zindanına attırmış. Bizans hükümdarının “Moni” adında güzeller güzeli bir de kızı varmış. Güzeller güzeli “Moni” zindana atılan Türk askerlerinden birine gönlünü kaptırıvermiş. “Moni”, bir gece yarısı kalenin anahtarını aşık olduğu Türk askerine vererek, askerlerin kaçmalarını sağlamış. Durumun farkına varan babası - Bizans hükümdarı, güzeller güzeli kızı Moni’ye, “Kastin Moni? - Kastın ne idi Moni?” diye sormuş.
“Kastin Moni” sözü, zaman içinde “KASTAMONU” ilimizin adı olmuş.
Şimdi ben de Siz Kılıçdaroğlu’na soruyorum:
“Kastin Moni Kılıçdaroğlu?”
Sizin, Atatürk’ün kurduğu ve Cumhuriyeti kuran CHP’ye yaptığınız ile; “MONİ” arasında bir fark var mı? CHP’ye Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarını niçin doldurdunuz Kastin Moni Kılıçdaroğlu?
Deniz Baykal’ın iktidar olmak yerine; hizipçiliğinden, Tanrı’nın, sadece kendilerini siyaset yapmak için yarattığı vehmine kapılmış olan her ildeki siyasi Baronlarından bıkan; partiden kaydı silinen, uzaklaştırılan, küstürülen, cenazesine, düğününe gidilmeyen halk, size umut bağladı, güvendi. Siz bu umuda, güvene karşın; CHP’yi kuruluş felsefesinden çıkardınız. Politik ve siysi omurgasını; emperyalizmin FETÖ gibi İBLİS ve firavunlarına, CIA ajanlarına tartışmaya açtırdınız.
Size gözleri kör, kulakları sağır Kılıçdaroğlu demeyeceğim. Çünkü sizin gözünüz de görüyor, kulağınız da duyuyor. Yalandan delilik yaparak, size verilmiş üç maymun rolünü güzel oynuyorsunuz Sayın Kılıçdaroğlu.
Okyanus ötesinin referanslarıyla seçtiğiniz belediye başkalarınız, milletvekilleriniz, partililerin gözünde dökülüyor, dökülüyor Kılıçdaroğlu. Hiçbir belediye başkanınızın kapıları partililere açık değildir. Hiç kimse CHP ve partililer için çalışmıyor. Seçtikleriniz, seçtirdikleriniz; partilileri, ”Burası işçi bulma kurumu değildir.” diyerek kovuyor Kılıçdaroğlu. Seçtikleriniz partiyi, partiliyi değil; siyasi ikballerini düşünerek hazırlık yapıyor. Seçtiğiniz belediye başkanları da, milletvekilleri de, birçok il başkanı da dahil; bu CHP’liler kuzu, koyun, saf, alık; başka yere oy vermezler, veremezler anlayışındalar. Bu halk – bu partililer, siz Kılıçdaroğlu’na, belediye başkanlarınıza ve milletvekillerinize, öyle tarihi bir ders verecek ki...
Siz, kendini çok uyanık sanan kinci ve kindarları; partilileri salak gören, ciddiye almayan tilkileri kümeslere bekçi yaptınız, bekçi. Siz hiçbir zaman partilileri düşünmediniz sayın Kastin Moni Kılıçdaroğlu.
Yarım asırdır iktidar olmamış CHP’ye oy vermeyi namus borcu, yurtseverlik, Atatürk’e ve cumhuriyete bağlılık bilen partililere dönüp de bakmadınız. Meclisteki, genel merkezdeki e – postanıza gönderilen, cebinize konan patililerin çığlıklarını anlatan bildirimleri çözmek şöyle dursun; okuduğunuz veya dinler göründüğünüz anda unuttunuz. Partililere, dolaylı olarak da cumhuriyete ihanet ettiniz.
1 Refarandum, 5 seçim geçirdiniz. Siz, muhalefet yapmıyorsunuz; size verilen rolü oynuyorsunuz.
Şair H.H. Kormazgil’in yukarıdaki dizelerinde belirttiği gibi, ülkeyi kan götürüyor. Yetim kalan bebelerin destansı elleri, masalsı gözleri kan içinde Kılıçdaroğlu.
Büyük Üsat Nazım’ın dediği gibi; Sizin yüreğinize, gözlerinize, kulaklarınıza denizlerin ötelerinden ipotek konmuş Kastin Moni Kılıçdaroğlu. Siz, bir büyük projenin yedeğisiniz, yedeği.
Tunceli insanını ben yakından tanırım. Siz Tunceli’li olamazsınız Kılıçdaroğlu. Tunceli kültüründe halkı kandırmak, bu aymazlık, bu sapkınlık yotur, yok. Düşün halkın yakasından. CHP’de bir umut, bir ışık olsun.
Sayın Kastin Moni Kılıçdaroğlu!
Aleviler, Atatürk Cumhuriyetinin, demokrasinin, Laikliğin çimentosu, mayası, teminatıdır, TE-Mİ-NA-TI. Fakat siz değilsiniz. Çünki, Küresel güçlere, Aleviliğniz üzerinden AKP iktidarının devamlılığını sağlatarak, Irak ve Suriye’den sonra Türkiye’yi, BOP’a kurban ettirdiniz. Türk Ordusunu, camcı dükkanına giren filler gibi dağıttırdınız.
Kına yakın Sayın KILIÇDAROĞLU, KINA YAKIN.
23 Ağustos 2016 / Antakya
İktidar medyasının 'İBB itirafçısı' dediği isim tahliye edildi. İddianamede ne 'itirafçı' ne de şüpheli olarak yer aldı. Tahliye edildikten sonra Beykoz'da ortak olduğu 1 milyon metrekarelik ormanlık arazi imara açıldı. Şimdi de 212 adet villa için ağaç kesimine başlandı.
AKP’nin vatandaşın dikkatinden kaçırmaya çalıştığı gerçekler-52!
AKP tarzı Yap-İşlet-Devret modeliyle işletilen köprüler ve otoyollarda;
2026 yılında tutturulamayan araç geçiş garantileri nedeniyle, Hazinenin yandaş şirketlere devasa tutarlarda ödeme yaptığını tespit ettik.
2026 yılının ilk 5 ayında⬇️
Hazinenin yandaş şirketlere yaptığı garanti ödemesi: 49.640.288.997 TL
49 Milyar 640 Milyon Lira!
Bunun adı mega soygundur!
Kaynak: KGM 2026 Yılı Aylık Mali Tablolar
SON DAKİKA | Yerebatan Sarnıcı, İBB’nin elinden alınıp Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.
📌 İBB Kültür AŞ, yapıyı tahliye etti ve ziyarete kapatıldı.
İBB Miras sana çok iyi baktı, Hoşçakal Yerebatan Sarnıcı...
DEĞİRMENİN SUYU NEREDEN GELİYOR???
Fatih Altaylı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun emekli maaşıyla bu kadar aktif bir siyasi ofis veya düzen kurmasını sorgulayarak "Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Bu suyu kim taşıyor?"
Altaylı, Kılıçdaroğlu'nun ofis açma ve iddialı bir siyasi çalışma yürütme masraflarını kastederek, yalnızca milletvekili emekli maaşıyla bu harcamaların nasıl finanse edildiğinin açıklanmasını talep etmiştir.
İstanbul’da bir Büro, Ankara’da bir Büro, Mercedes ve Audi marka araçlar, seyahat masrafları, personel giderleri tüm bunları bir
Emekli maaşınla mı karşılıyorsun???
Farkındamısınız bir tane Müslüman ülke yok!
Türkiye dahil...
Demekki;
Öyle kameralar karşısında coşarak,köprü üstü feryad ederek olmuyor bu işler...!
#MutlakButlanaMilliMücadele
HER DEVRİN ADAMI
Çevrenizde bunlardan mutlaka vardır. Bunlar genellikle toplum içinde saygın görünürler ya da daha doğrusu, insanlar onları tanır ama kusurlarını yüzlerine vurmaktan çekinirler. Çünkü her zaman güçlüden yana oldukları için, halk onlardan zarar gelmesinden korkar. Bu sebeple sevilmezler; sadece sevilir görünürler.
Bunlar her devrin adamı, her devrin sülüğüdür. Nerede çıkar varsa, oraya akarlar. İlke bilmezler, omurga taşımazlar. Vicdanları yoktur; onun yerine kurnazlığı koymuşlardır.
Bir bakarsınız dün sövdükleriyle kucak kucağadırlar.
Bir bakarsınız dün direndiği kapının paspası olmuşlar.
Bir bakarsınız "dava" dedikleri şey, söylem ve eylemlerinde bir alışveriş aracı olmuştur.
Bunların ne yüzü kızarır ne de sesi titrer. Çünkü utanma duygusu, bedenlerinden çoktan sürülmüştür.
Dindar görünürler; din konuşulurken sesleri gür çıkar. Ama aynı dinden kardeşleri katledilirken, diyet gerektiren sahiplenme durumunda ortadan kaybolurlar. O gür sesleri birdenbire kesilir.
Siyasi ortamlarda bu tür asalakların adı "pragmatik," "esnek," "akıllı adam" olarak kodlanır. Ama onlardan uzakta, biz halk arasında onlara ne denir biliyor musunuz? Sümüksü, yapışkan, iğrenç tipler. Yalakalığın anatomisi. Kıvırmanın karaktere dönüşmüş hâli...
Üstelik sadece saf değiştirmezler, her safın propagandasını en hararetli onlar yapar. Yeni girdiği yere yaranmak için eskisini linç ederler. Onlar için dünün yalanı, bugünün gerçeğidir.İdeoloji yok, dava yok, sadakat yok.
Peki ne var?
Güce tapan bir bünyede, çıkarına tapan bir bilinç…
Bu insanlar, sınıflı toplumların insanlığa kötü bir armağanıdır. Güç ilişkilerinin yarattığı bir insan tipidir. Bu insanlar sistemin gözdesidir. Çünkü sistemin istediği şey; düşünen, direnen, hesap soran insan değil… Biçim değiştiren, hizmet eden, yararlanan insandır.
Kokularından tanırsınız onları. Sürüngen gibidirler ama izleri sürülemez. Her zaferde en önce mevzi kaparlar. Her yenilgiden en önce tüyen onlardır. Her durumda en kazançlı çıkan onlar olur. Çünkü onların ruhu her zaman pazardadır. Hem de fiyat etiketi bile taşımayan bir ucuzlukla!
Bu topraklarda en ağır ihaneti kim yaptı sorarsanız. Sanılanın aksine kurşunu sıkanlar değil, bu yönünü her gün güç merkezine göre değiştirenlerdir.
Tüm mesele;
Her devrin adamı olmak değil,her devirde adam olmaktadır.
Bizim her devrin adamı değil, her devirde adam olanlara eyvallahımız var. Gölgesinde oturamadığın ağacın meyvesine heves etmeyeceksin; ya yol olacaksın ya da yoldan çekileceksin....
İŞTE MENDERES GERÇEKLERİ...
Menderes neden idam edildi?
> Adnan Menderes neyle suçlanmıştı?
>
1- Örtülü ödenek paralarını zimmetine geçirmek,
2- 6-7 Eylül Olayları'na önceden haberi olduğu halde müdahale etmemek,
3- Kanuna aykırı olarak üniversite basmak ve halka ateş açtırtmak,
4- Bazı muhalefet milletvekillerinin ve muhalefet liderinin seyahat
özgürlüğünü kısıtlamak,
5- Devlet radyosunu siyasi çıkarları için kullanmak,
6- Halkı Demokrat İzmir gazetesinin matbaasını tahrip etmeye teşvik etmek
7- Kırşehir'i haksız olarak ilçe yapmak,
8- Yargı bağımsızlığının ihlal etmek,
>9- Tahkikat Komisyonu'nun kurulup olağanüstü yetkilerle donatmak,
10- CHP'nin mallarına "haksız" yere el koydurmak,
> Gibi nedenlerle.
> Peki bunlar idam cezası için yeterli mi?
> Bence hiçbir suçun cezası idam olamaz, idama tamamen karşıyım. Fakat
> Menderes de idama karşı mıydı?
Elbette değil, 1951-1960 yılları arasında Menderes 43 kişinin idam
kararına imza attı ve hepsi idam edildi.
> İdamların en dramatik olanı ise, 14 Nisan 1955'te casusluk suçundan
idam edilen Hayati Karaşahin'di.
İnfazı, Ankara Samanpazarı'nda halka açık olarak yapıldı. Suçu neydi?
Rusya için casusluk yapmak
>
>
> Menderes'in başka suçları yok muydu?
Aslında Menderes'in suçları mahkemelerde gündeme gelmeyenlerdi.
ABD'nin tepkisinden çekinen Gürsel hükümeti aşağıdakileri hiç gündeme getirmedi.
>
>
1- 1951 yılında Menderes hükümeti Kore Savaşı'na Amerika için asker gönderdi.
Amerikan çıkarları için bine yakın vatan evladı Kore'de yaşamını
yitirdi, binlercesi yaralandı.
> 2- 1952'de NATO'nun isteği üzerine komünizme karşı gayri-nizamı harp
yapacak Seferberlik Tetkik Kurulu, daha sonraki adıyla Özel Harp
Dairesi kurdu.
> 3- 1954 yılında Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi.
> 4- Tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları
> Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için
kapatıldı.
> Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından
devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları,
Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası Menderes
döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapattı.
> 5- Cezayir kurtuluş savaşı sırasında Fransa'yı destekledi.
6- 1954-1958 yılları arasında 238 gazeteci iktidara karşı yazılar
yazmak suçundan mahkûm ettirdi.
7- "Tahkikat Komisyonu"nu kurdu. 15 DP milletvekilinden oluşan
komisyon hem suçlama hem de yargılama hakkına sahipti.
Komisyon 5 kişiden fazla yan yana yürümeyi bile yasakladı.
> 8- İsmet İnönü'ye 12 oturum meclisten men cezası verildi.
> 9- Turan Emeksiz hükümete karşı İstanbul Üniversitesi'nde düzenlenen
> bir protesto mitinginde polisin açtığı ateş sonucu öldü.
> Hüseyin Onur ise sol bacağı kesilerek kurtarıldı.
> 10- Hukuk'un üstünlüğünü savunan Yargıtay Başkanı Bedri Köker,
> Yargıtay Başsavcısı Rifat Alabay, Yargıtay 2. Başkanlarından Haydar
> Yücekök,
> Yargıtay Üyeleri Melehat Ruacan, Kamil Çoşkunoğlu, Faik Uras ve
> İlhan Dizdaroğlu 'görülen lüzum üzerine emekliye sevkedildiler.
>
> Aslında Menderes hükümeti, ordu darbe yapacak gerekçesiyle daha 6
> Haziran 1950'de,
> Genelkurmay Başkanı Nafiz Gürman olmak üzere bütün üst komuta kademesi
> dahil olmak üzere 15 general ve 150 albayı re'sen emekliye sevk
> etmişti.
>
1950-1960 DP hükümetinin kısa bir değerlendirmesini yapmaya çalıştım.
>
Erdoğan, Menderes'in ölüm yıldönümü ile ilgili olarak yaptığı
konuşmayı Necip Fazıl'dan şiir okuyarak tamamladı.
> Ben de Nazım Hikmet'tin bir şiiri ile yazımı tamamlıyorum.
> O şiirde belki Menderes'in niçin idam edildiğini de bulabilirsiniz.