Çocuk Kardiyoloğu Prof. Dr. Berna Saylan, evine sokmadığım 5 şeyi sıraladı.
• Birincisi; aromalı sütler.
• İnanılmaz bir şeker yükü var, tadı güzel olsa da...
• İkincisi; kahvaltılık gevrekler.
• Bunlarda sağlıklı diye pazarlanıyorlar ama insülin direnci üzerinde ciddi yan etkileri var.
• Üçüncüsü; paketli meyve suları.
• Gerçek meyvenin yerini hiçbiri tutmaz.
• Dördüncüsü işlenmiş soslar.
• Ketçap, mayonez gibi ürünler.
• Bunlarda, insülin direncinin artmasına ve vücudun gereksiz yere yağlanmasına sebep olur.
• Beşinci; kızartılmış hazır atıştırmalıklar.
• Bunlarda hem damar sağlığını hem de kalp sağlığını ciddi bir şekilde etkiler.
• Unutmayın kalp sağlığı, küçük tercihlerle ve küçük önlemlerle başlar.
ÇIPLAK ARAMA, ÇOCUKLARIYLA TEHDİT...
Dünden beri, İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in savunmasını okuyorum. Okudukça insanın kanı çekiliyor. Bir dava düşünün ki, tutuklandıktan ancak 15 ay sonra hakim karşısına çıkıp, savunma yapabiliyorsunuz.
Gözaltına alınırken geride 2 kız çocuğunu tek başına bırakmak zorunda kaldı. Emniyette "çıplak aramaya" tabi tutuldu. Tutuklandıktan sonra savcının kendisini itirafçılığa zorlamak için " Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" diyerek çocuklarıyla tehdit ettiğini anlatıyor.
Fatoş Pınar Türker'in Silivri Cezaevi'ndeki savunmasını, herkese duyurmak gerekir ki bu ülkede adalet sisteminin ne hale getirildiğini herkes görsün.
"Sabah 5.30- 6.00'da. Ben iki kızımla dediğim gibi yalnız yaşıyorum. Çok ilginç. İşte polisler eve geldi. Tam polisler gelmeden yani onlar kapıyı çaldılar, ben hemen onları görünce şeyde ekranda, Allah'tan avukatımı arayabilmiştim, çünkü girince polisler hemen telefonumu aldılar. "Hiçbir şeye dokunmayın" dediler.
POLİSLER 'CİNAYET MASASINDAN GELİYORUZ" DEDİ, KIZLARIM AVAZ AVAZ AĞLIYORDU
İşte çocuklarım ağlıyor, işte diyorum ki, "Bir su vereyim". "Hayır". İşte küçük kızım okula gidecek, "Hayır, kimse kımıldamasın, delil karartmayın" diyor sürekli şey. Polis bey, komiser herhalde. O çok yani onun gözlerindeki bakışı hiç unutmayacağım. Bir tane kadın memur vardı en sonunda kızlarımla birlikte o da ağlıyordu. Dedim ki "Kaşe var mı" dedim. "Ne kaşesi" dedi. "Şirket kaşesi" dedim. "Yoo" dedim ben şirketin genel müdürüyüm kaşeyi ne yapayım? "Arayın evi" dedim, neyse evi arıyorlar filan. "Kimse yerinden kımıldamasın" filan dedi bize. Biz de böyle salonun ortasında pijamalarla duruyoruz. Kızlarım da haliyle ağlıyorlar ve ben yani bana sarılmak istiyorlar. "Sakın kimse birbirine dokunmasın" filan dedi. Dedim "Siz dedim mali suçlar için gelmediniz mi? Biz ne delili karartacağız?" Şey dedi polis; "Biz cinayet masadan geliyoruz" dedi. Öyle olunca benim kızlarım avaz avaz ağlamaya başladılar. Ben dedim "Ne cinayeti" dedim. Hayır dedim; "Şu an operasyon oluyor, polis kalmadı, biz geldik" dedi.
'ÇOCUĞUMA BİR BARDAK SU BİLE VEREMEDİM'
Yani hani delil karartma meselesi ve hani çocuğuma bir bardak su bile veremedim gerçekten ama o kadar hani tiyatro mu ya da kabus mu gibi desem o gerçekten polislerin gözlerindeki o şeyi hiç göremeyeceğim ama çok insani olan bir yanında polis memuru daha vardı. O hatta sonra beni sağlık kontrolüne götürdüğünde başına bir şey gelmeyecekse, annemi aradı iki kere, benim konuşmama izin verdi, "kızınız iyi" dedi, sonra tekrar aradı. Allah razı olsun kendisinden. Ben o şekilde çıktım evden. Küçük kızım da son kez okuluna uğramış oldum. O döneceğimi düşündü tabi akşam. 15 ay geçti üstünden. Vatan'a girdik, emniyete. Hakikaten ben oradan çıkamayacağım diye düşündüm ama sonra ben 2. girdim herhalde nezarete. Asistanım vardı. "Sen niye buradasın Canan" dedim.
EMNİYETTE ÇIPLAK ARAMA
“Beni de aldılar Pınar Hanım” dedi. Zaten sonra gerisi yağmur gibi yağdı, işte Fatoş geldi, Ceyda geldi. Tanımadığım bir sürü insan geldi. Sonra artık orada tabi hiç görmemişsinizdir muhtemelen görmeyin de inşallah nezarethaneyi ama zaman mefhumunuzu yitiriyorsunuz çünkü şeyin altında olduğu için Bodrum katı olduğu için hiç cam, pencere yok. Müthiş bir pislik var her tarafta. Artık kaçıncı gün ne şeyde, bir bilmiyorum. Bir kadın memur geldi, "Arama yapacağız" dedi. Sırayla götürüyorlar bizi. Geriye getiriyorlar. Ben de gittim. Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. "Soyun" dedi. "Nasıl yani" dedim. Eldiven taktı eline. Arkada böyle klasörler, çok küçük bir oda. "Üstünü çıkar" dedi, "Üstünü çıkardım". Ama üstünü çıkarmanın hani zaten çıplaksın, ne kontrol edeceksin ama kontrol yaptı, "Tamam" dedi. "Üstünü giyebilirsin."
“Peki” dedim, “gidebilir miyim?” “Hayır” dedi. “Eşofmanını da indir” dedi. İndirdim. “Çamaşırını da”. “Nasıl yani” dedim? “İndireceksin” dedi. Dolayısıyla ikisini de ayak bileklerime kadar indirdim. “Şimdi yere çömel” dedi. Ondan sonra, o tutanlar varsa çıkabilir, ben utanmıyorum ama yani hani bu onurunu gururunu insanların belki şeyini yıkmak için yapılıyormuş ama hani yapan utansın, ben utanmıyorum. “Cinsel organını aç” dedi. Başını, arkanı dön, eğil filan. “Tamam” dedi. Halbuki ben şimdi biz ne olduğunu anlamıyoruz hani, bu arada ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Diğer arkadaşlarımızın farklı polis memurları varmış, daha farklı uygulamalar olmuş olabilir. Ben kendi deneyimimi anlatıyorum. Bir de bunun biz şey olduğunu da anlamadık yani hani eldiven taktı ya eline, eldiveni kullanmadığı için biz mutlu olduk. Çünkü ben böyle jinekolojik muayene filan gibi bir şey olacak zannettim. Hani eldiven takınca biz sevindik nezarette sonra, tutuklandıktan sonra Fatoş'un çığlıklarıyla Elif'in ağlamasını hiç unutmuyorum. Çünkü şimdi biz tutuklandık her şey film gibi.
'FATOŞ ÇOK ÇIĞLIK ATIYORDU'
O an bir avukatın telefonuyla annemi aradım, kızlarımla konuştu. Hepsi ağlıyorlar filan. Sonra biz Silivri'ye geldik akşam vakti. Hakikaten film gibi. Çünkü insan cezaevine düşeceğini hani bir de böyle yedi sülalesinde böyle bir şey olmayınca, hiç suça bulaşmayınca filan hiç insanın aklının ucundan geçmiyor ama olabiliyormuş. Her şey insana dairmiş. Geldik, bize dediler ki sizi dediler merak etmeyin biz 5 kadınız. Bir de dışarıdan bir firma temsilcisinin eşiymiş o var. Siz dediler 6 kişilik koğuşa koyacağız. A biz çok sevindik filan. Sonra müdür hanım dedi ki Adalet Bakanlığı'ndan dedi talimat işte talimat geldi dedi. Sizi ayrı ayrı koyacağız dedi. Bizi götürdüler böyle ilk biz el eleydik Elif'le zaten. Elif de İtalya'da tatildeydi, sonra ona hani firar filan dediler de Elif kendi ayağıyla geldi duruşma salonuna ve sürekli şey diye ağlıyor kendisi, hatırlamıyorum. "Ama ben gelmek zorundaydım Pınar Hanım, kaçamazdım" diyor. El ele tutuşuyoruz biz Elif'le, ilk koğuşun kapısına geldik, "Burası sen" dediler. Açtılar koğuşu, koydular beni içine. Kapı kapandı. Ben hemen cama koştum. Cama koştum çünkü bir yanımdaki koğuşa "Elif, Fatoş seni koydular mı?" Sonra Fatoş'u sonra seni sonra Elif'i. Fakat biz sırayla Fatoş çok çığlık atıyordu.
SAVCI: FATOŞ ŞİMDİ AĞLARSIN BÖYLE KARŞIMDA
Fatoş çok çığlık atınca, ben ona bir şey olacak diye ben bari susayım dedim yani bütün gece şey diye geçti o gecemiz. Çünkü birimiz susuyoruz, birimiz ağlıyoruz. Bir de daha fenası ses gelmezse birbirimizi görmüyoruz, camdan konuşuyoruz. Orası da ağırlaştırılmış müebbet arkadaşlar yatıyormuş. Alt katta da cama çıktı başka kadınlar, dedi ki İBB geldiniz mi dedi. Bizim için hazırlık yapılmış, o koridor boşaltılmış, biz de sizi bekliyorduk dedi. Öyle ilk geceyi geçirdik. Sonra ertesi gün mazgal açıldı, şey dedi ki bana, infaz koruma memuru, "Fatoş" dedi. "Efendim" dedim. "SEGBİS" dedi. Dedim ki "O ne?" "Mahkemeye çıkacaksın" dedi. "Ben daha yeni tutuklandım" dedim. "Dün çıktım mahkemeye" dedim. "Yine çıkacaksın" dedi. Dedim ben herhalde idam edecekler ya da şey, müebbet verecekler hemen hüküm giyiyorum. Yine ağlamaya başladım. "Dur" dedi, "mahkemeden niye ağlıyorsun?" Dedim ki "Ben bilmiyorum, bu ne SEGBİS ne?" İşte dedi böyle online ekrana bağlanıyorsunuz. Ben gittim oturdum, karşımda bir ekran açık ama "Adalet mülkün temelidir" yazmıyor, bir ofis orası. Böyle gözüm de ısırıyor Allah Allah diyorum, en sonunda kırmızı espresso makinesi vardı çünkü Savcı Bey bana o makinede kahve ikram etmişti. İfademi alan savcı, başkanım. Savcım, size soracağım şimdi. Siz tabii ki şey, sizin şahsınızla hiç alakası yok konunun ama hani meslektaşınız ya böyle bir uygulama var mı, yok mu? Dedi ki: "Ya" dedi, "Fatoş şimdi ağlarsın böyle karşımda" dedi, "ben sana ne dedim" dedi.
SAVCI: Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını
"Ben sana ne dedim" dedi, "ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen bu adamlar sana" dedi "kumpas kuracak demedim mi" dedi. "Niye konuşmadın sen" dedi. "Verecektin ifadeni gidecektin" dedi. "Ama" dedim, "Sayın Savcım ben bildiğim her şeyi anlattım." "Bak şimdi" dedi, "sen git" dedi, "eşyalarını topla. Ben "dedi, "sana Çağlayan'dan araba göndereceğim" dedi. "Geleceksin" dedi, "burada" dedi, "bana" dedi "ifadeyi vereceksin, buradan" dedi "çocuklarına gidersin." Ben de dedim ki: "Savcım" dedim, "ben yeniden ifade veririm, vermemi istiyorsanız" dedim. "Bir avukatıma sorayım." Şimdi karşımdaki savcı ya, "Yok efendim" diyecek halim yok, ben bilmiyorum bir de hakikaten, ilk kez tutuklanmışız. Dedi, dedim ki "Tamam" dedim, "ben avukatıma bir danışayım" dedim. Böyle yaptı: "Hâlâ" dedi, "avukat diyorsun bana" dedi. "Sen" dedi, "bu kafayla bir daha" dedi "çocuklarını asla göremeyeceksin" dedi. "Sen bekârsın, değil mi?" dedi. Evet. "Velayetleri de sende?" Evet. "Senin çocukların" dedi, "reşit de değildi, değil mi?" dedi. Değil dedim. "Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını" dedi. Ha, bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Az evvel şeyle söyledim ya size hani mal varlığı, "Sen bakıyordun, değil mi?" dedi. Evet. "Bak" dedi, "mal varlığı tedbiri için" dedi, "karar var benim elimde" dedi. "Ama ben" dedi, "28 Mart Cuma günü mesai bitimine kadar sana süre" dedi. Savcım bunu dedi. Ve o gün tebliğ edildi. "Ya bana gelir konuşursun" dedi, "ya da" dedi "malını mülkünü de alacağım" dedi.
'BEN HİÇ KİMSEYE HAKKIMI HELAL ETMİYORUM'
Yani bir şey söyleyeceğim. Şeyi anlayamıyorum. Hani mesela birisinin birisiyle husumeti olur... Hiç beni tanımıyor ki. Tanımadığı bir insandan insan nasıl nefret eder ki? Hani nasıl bunu söyle... Mesela annesi yok mu bu insanların? Hepimiz zıbın giymedik mi? Ben hiç kimseye hakkımı helal etmiyorum. "
TÜRK vatanında 793 TEMİZ TÜRK çocuğunun kanına sebep olan Hendek Barikat çatışmaları öncesinde ter*ristlerle beraber ter*ristlik yaparak şehirlerini Mehmetçik şehit etmek için hazırlayan siviller(!)
Sizce bu görüntüdekiler tespit edilip yargı eliyle cezalandırıldı mı?
@saborz767676 "Dünya pazarının %60'ı" verisini nereden teyit ettiniz?
Resmi verileri bizlerle de paylaşırsanız seviniriz.🇹🇷
Bizlerde paylaşıp çoğaltalım!
Bilgi paylaştıkça ......
Rıza Kocaoğlu'nun kürt aşireti sandığı ŞIHBIZIN Aşireti "TÜRKMEN AŞİRETİ"
XVI. yüzyılın Osmanlı kayıtlarında TÜRKMEN olarak adı geçen ve bugün kendini Kürt sanan bazı aşiretler:
Barzan Aşireti,
Hörmekli Aşireti,
Karaballı Aşireti,
Pınarlı Aşireti,
Kubatlı Aşireti,
Delibudak Oymağı,
Karagüne Aşireti,
Şıhbızın Aşireti,
Şarran Aşireti ,
Aykut Oymağı,
Çemişgezeklü Aşireti,
Kureyşan Aşireti,
Beskan Aşireti,
Milli Aşireti,
Modanlı Aşireti,
Şavak Aşireti,
Abbasan Aşireti,
Ağuçan Aşireti,
Bekiran Aşireti,
Zerikan Aşireti,
Karakeçili Aşireti,
Avşarlu Aşireti,
Begdili Aşireti,
Hınıslu Aşireti,
Küresinli Aşireti,
Lek Aşireti,
Batıkan Aşireti,
Herkili Aşireti,
Kılıçlı Aşireti
Mukri Aşireti,
Türkan Aşireti,
Şadıllı Aşireti,
Çapanoğlu Aşireti,
Ertuşi Aşireti,
Rışvan Aşireti,
Burukan Aşireti,
Babat Aşireti,
Dersimli Aşireti,
Karaçoban Aşireti,
Tanas Aşireti,
İzzeddinli Aşireti.
Osmanlı arşivlerinde Türkmen olarak kaydı bulunan bir çok aşiret baskı, etnik dışlanmışlık, aşırı vergi alınması gibi etkilerde kalarak kendini Kürt saymıştır. Çünkü Osmanlıda Türkmenler Alevi olduğu için ağır vergiye tabi tutulur hem de askerler Türkmenlerden toplanırdı.
Kürtler ise Sünni idi. Kürtler askerlikten ve de vergiden muaf idi...
Maaşla birikim yapmak gerçekten mümkün mü?
Hep aklımızda olan ama çoğu zaman ertelediğimiz o soru Yatırım Odaklı Podcast’te yanıt buluyor.
Ekonomi Gazetecisi Zeliha Saraç’ın yeni bölümdeki konuğu Yatırım Bankacısı Attila Köksal.
Bölümü dinlemek için tıklayın.
@KayaSerhan_ Vatandaşın bedduası bazende, muhalif vekillere...
Yeterince seslerini duymuyoruz.
Sadece top çeviren vekillerinde, aldıkları maaşlar haram olsun.
Ayrıca emekli mv.lerin istinasız hepsinin aldığı maaşlar haram olsun.
Birde Müslüman ülke diyorlar ya, kafayı yersin. Alayı haram yer
@KayaSerhan_@qualiaTC Haram olsun...
Benzer binlerce dosya var. Tüm muhalefetin; mecliste vekillere, meclis dışında da halka anlatıp, yüz kere bin kere tekrar etmesi gerekiyor.
Hesap bilmez hesap vermez bir yönetim anlayışını, kendini yönetenlere 'hak gören vatandaşların' evlatları, aynı görmüyor.
Sağlık Bakanlığı'nın en büyük gideri artık sağlık değil.
Müteahhit payı.
Ocak 2026, resmi veri:
Şehir hastanesi kira ve hizmet ödemesi: 22.2 milyar TL
Halk sağlığı harcaması: 18.4 milyar TL
Aile hekimliği: 11.2 milyar TL
Müteahhide ödenen para, halkın sağlığına ayrılan bütçeyi geçti. Bir ayda.
Sen tomografi için 4 ay sıra beklerken müteahhide sadece Ocak'ta saniyede 8 bin lira aktı.
2018'de yılda 3.4 milyar TL'ydi bu.
2025'te 111 milyar.
2026 bütçesi 136 milyar.
7 yılda 32 kat. Dolar bazlı sözleşme.
Devlet aynı hastaneyi kendi yapsa?
Bin yataklı Denizli Şehir Hastanesi, devletin kendi eliyle: 12 milyar TL.
18 şehir hastanesine bugüne kadar ödenen toplam kira bedeli: 199.5 milyar TL.
16 tane yapılırdı. Garanti ödemesiz. Kirasız.
Ama 7 firmaya 25 yıllık sözleşme imzalandı. Dolar bazlı. Şartları 'ticari sır' sayılıyor, Meclis denetimine bile açılmıyor.
Buna sağlık politikası denmez. Gelir transferi denir. Senden, onlara.
Türk Dil Kurumu (TDK), Atatürk'ün kurduğu bir Cumhuriyet kurumudur.
Gelin görün ki bugün, Atatürk'ün kurduğu TDK'yı yönetenlerin "Fikir adamı" dediği Necip Fazıl ise kariyerini "Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı" üzerine fikirler üretmekle biçimlendirmiştir.
Necip Fazıl, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığı ile DP'ye yaranmak için Erken Cumhuriyet tarihini çarpıtmış; Menders'ten örtülü ödenekten sızdırdığı para ile laik Cumhuriyete saldırmıstır. Atatürk'e hakaret etmiştir.
Necip Fazıl yaptığı yayınlarla siyasal dinciliği de biçimlendirmiştir. Son 25 yılda Türkiye'de egemen siyaseti Necip Fazılcı çizgide yetişenlet biçimlendirmiştir.
AKP iktidarı, Atatürk'ün kurduğu bazı Cumhuriyet kurumlarını tamamen yok ederken bazılarının da içini boşalttı. İşte içi boşaltılan o kurumlardan biri de TDK'dır. Ancak haksızlık etmeyelim, TDK'nin içini önce 12 Eylül darbecileri boşaltmıştı.
CHP'ye yapılan operasyonun amacı da budur. CHP'nin içini tamamen boşaltarak bir Cumhuriyet kurumunu daha etkisizleştirmek.
Necip Fazıl için bkz. 👇
https://t.co/ny6MhOuCEG
https://t.co/h7OcRLqQKZ