@pusholder Hayırlı olsun kardeş, mağaraya internet bağlatmışsınız.
Uçuş simülatörü 2008’den beri Google Earth’de olan bir özellik. Hatta 2007’de ilk çıktığında da vardı ama menüye eklenmemişti, tuş kombinasyonuyla açılabiliyordu.
Gemideki Hantavirüsün artık ne olduğunu biliyoruz. Gemide bulunan İsviçre’li bir vatandaşın numunesinden virüsün genom sekansı yapıldı ve önceki Hantavirüs genomlarıyla soyağacına yerleştirildi. Sonuç:
👉Önceki video ve tvitlerimde söylediğim gibi, yeni bir virüs değil,
👉2018 Hantavirüs salgınındaki aynı alt tür.
👉Kasım 2018 - Şubat 2019 tarihlerinde insandan insana bulaşab Epuyén Chubut Arjantin’de bir Hantavirüs salgını olmuştu. 34 vaka 11 ölüm olmuştu.
👉Kemirgenden insana tek bir seferde geçmiş, insandan insana yayılmış, 3 kişi semptomlu olduğu halde doğumgünü gibi sosyal etkinliklere katılmış ve oradan ne yazık ki bu salgın gerçekleşmişti.
👉İlk defa 1996’da keşfedilen Andes virüs isimli Hantavirüs türü 1996’da El Bosón Arjantin’de 16 vakaya sebep olmuştu.
👉Önemli: 1996 salgını da, 2018-19 salgını da pandemiye sebep olmadı çünkü temas takibi ve gerekli izolasyonlar gerçekleşti.
👉Şimdiki 2026 Hantavirüs salgını da bu tedbirlerle pandemi olmayacak. Ama temas takibi ve PCR testi yapılmalı ve bazılarına izolasyon gerekli olabilir.
👉Virolog hatırlatması: Virüsler modern insanların evrimleşmesinden önce de vardı. Salgınlar hep oldu ve hep olacak. Önemli olan bilim sayesinde halk sağlığına riski azaltabilmek.
👉kaynaklar: https://t.co/MEDkNgriog
https://t.co/KHcgUmIkXD
Tavuklara verilecek büyüklük ve kalitede yeşil salataya 80 lira verdik.
Skimpflasyon: Kaliteyi düşürüp fiyatı aynı tutmak.
Shrinkflasyon: Miktarı azaltıp fiyatı aynı tutmak.
Bizdekiflasyon: Kaliteyi düşürüp, miktarı azaltıp fiyatı da artırmak.
Şengül Hoca gibi konuya yaklaşan uzmanların, çözümü bilimsel olarak bulabilecek insanların yazdıklarını okuyorum. Sonra önüme birden milli eğitimsizlik bakanının videosu ve açıklaması düşüyor. Daha beter karamsarlık kaplıyor içimi. Öyle bir karanlık ki hiç bir ışık yetmiyor.
Yazık yitip giden canlara. Tüm ailelere sabır diliyorum.
Dün Şanlıurfa'daki failin hesabını saldırıdan sonra takip eden hesaplara bakınca, özellikle yine aynı yaşlarda olabilecek hesaplar diye düşünebiliriz. “İnsanlık düşmanı”, “beşeriyete düşman” gibi kimliklenmeler, önceki saldırganları yücelten içerikler var; bunlar bir ideolojik derinlikten çok, ergenlik döneminin kırılgan kimlik arayışının, aidiyet ihtiyacının radikal ve karanlık bir biçimde dışavurumu gibi duruyor. Başkalarına zarar verme fikri burada yalnızca yıkım değil, aynı zamanda “var olma”nın çarpık bir yolu. Bu çarpıklığı özendiren siyasetçiden ebeveyne, toplumdaki her bireyin sorumluluğu ve dahli var.
Türkiye bu tür saldırıların sık yaşandığı bir ülke değil; bu nedenle olay “bize ait değilmiş” gibi algılanıyor. Oysa bu şiddet biçimleri, gençlerin duygusal yüklerini taşıyacak ve onları fark edecek alanların zayıfladığı her yerde ortaya çıkabilir. Bu noktada okul sosyal hizmeti kritik bir rol oynuyor. Her ne kadar bu konuda Milli Eğitim bakanlığı konuyu gündemine bile almıyorsa da, biz hatırlatmak durumundayız. Risk sinyallerini erken fark eden; öğrenci, aile, okul arasında köprü kuran ve bu tür paylaşımları ciddiyetle ele alan sistemlerin güçlendirilmesi, benzer olayların önlenmesinde en önemli koruyucu alanlardan biri.
Eşim Tayfun Kahraman, yıllardır tedavisini üstlenen hekimlerin gözetiminde olacak.
Bu süreç boyunca bizlerin yanında olan tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Ayrıca bu zorlu süreçte her türlü kolaylığı ve bilgilendirmeyi sağlayan Marmara Kapalı Cezaevi idaresi ve Adalet Bakanlığı yetkililerine de teşekkür ederim.
Haklılığımız ve masumiyetimiz apaçık ortadayken, Anayasa Mahkemesi’nin kararı tartışmasız bir biçimde önümüze konmuşken tüm bunların yaşanmasından dolayı büyük bir keder duyuyorum.
Artık adalet bizim için bir yaşam hakkı meselesidir...
Sizi unutmayacağım, sizi ölümsüzleştireceğim
Sabah sayımı için mahkumlar çenelerini eşofmanlarına sıkıştırıp titreyerek avluya adımlarını attı birer birer. Hazır kıta “U” şeklini almış onlarca mahkum yağmur altında gardiyanları beklemeye koyuldu. Soğuk hava ve yağmur mahkumları yakınlaştırıyordu kendine. Omuzlar birbirine sürtüyor hem yalnızlık hem de sıcaklık paylaşılıyordu. Komutan edasıyla sayıma gelen gardiyanlar ipleri kestikten sonra muzaffer askerler gibi çeneleri yukarıda “Allah kurtarsın” diyerek kapıyı bir kere daha suratımıza kapadı. “Allah asıl sizi kurtarsın” diye fısıldadım Toso Dayı’nın yanına sokularak.
Sol elinde koğuşun en ağır tesbihini usul usul çeken Toso Dayı, sağ elindeki sigaradan bir nefes çekti, “Bak iki gözüm bu kapı bir gün hepimiz için açılacak ama diri ama ölü, önemli olan buraya nasıl girdiğimiz değil nasıl çıktığımız. Buradan çıkanların kimi anısıyla kimi anasıyla hatırlanır”, “Bir ölümlüye yakışan tek şey onurlu bir yaşam değil midir zaten dayı?”
Günün ilk sigarasını ciğerlerime boca ederek yaktım, nefesleri hızlı hızlı çektim, kahvaltılarını donuk suratlarla hazırlayan mahkumların arasından tesbihimden hızlı bir tur çekerek geçtim. Başkan sandalyesine oturmuş, seri nefesler çekiyordu sigarasından. “Bir şeyler daha yapmalıyım başkan, bir şey daha, öykü, haber, kitap… Yetmez bir şey daha lazım”, “Savaşta mermi hep namluda hazır bulunmalıdır doktor. Eğer silahtaki merminin yetmeyeceğini düşünüyorsan, silahı değiştir. Mesela pompalıyla keleş güçlü silahlardır, veryansın edersen karşı tarafı baskı altına alırsın ama bu baskıyı ve silah kullanmayı bilmezsen bir anlamı kalmaz”, “Eyvallah başkan.”
Öfkenin ve düşüncelerin ağırlığıyla gözlerim kapandı. “Mazgal açıldı hoca, seni çağırıyorlar, bir baksana gardiyana.” Atladım yataktan mazgala eğildim, temiz yüzlü iki gardiyan gülümsedi, “Hazırlan, sevk oluyorsun.”
Sevk haberi koğuştaki tüm bölmelere anında ulaştı. Kimi haftalardır güzel bir film için sakladığı kekini, kimi şampiyonlar ligi için fitilde tuttuğu cipsini, içeceğini getirdi, yanımda götürmem için hazırlanan poşete doldurdu. 5 dakika içerisinde eşyalarım ve erzağım hazırlandı. Başkanla göz göze geldik, “Vay be doktor, gönderiyorlar seni ama biz bir kere sevdiysek bir daha onu bırakmayız.”
Merdivenleri ikişer ikişer çıkıp vedalaşmak isteyen gençleri geçip Abdülhalit’i buldum. Kollarımı hissetmeden sarıldım Abdülhalit’e, “Hoca bırakma bizi, gitme, götürmesinler seni kıro” dedi. Tek kelime çıkmadı ağzımdan. Kollarımı hissetmiyordum, bırakamadım Abdülhalit’i, hiçbir akrabama böyle sarılmamıştım sanırım. Sen bir uyuşturucu baronusun Abdülhalit ama baba yarımsın. Toso Dayı kalktı yatağından apar topar, elini cebine attı, katladığı kağıdı elime tutuşturdu. Speedy kızgın, üzgün, utangaç tüm duyguları aynı anda barındırabilen gözleriyle köşede beni izliyordu. Sarıldık, “Dışarıda görüşeceğiz kardeşim” diyerek. Elimdeki tesbihimi bırakıp, “Bunu Ortodoks Aslan’a verirsin” deyip merdivenlerde sıralananlara “Hakkınızı helal edin” diye fısıldamasıyla kapıya yöneldim. Eser’in kaşlarının ortasına oturan merhametle bekliyordu, sarıldı, omzumu öptü, “Devam et, arkandayız” dedi.
Başkan gürledi o an “Doktoor” diye sarıldık, “Agaya selam söyle başkan” deyip kapı ağzındaki Toso Dayı’nın parlayan gözlerine baktım. Kapıya adımımı attım, arkamı döndüm, kalbi kırık, elleri nasırlı ve sıkı dimdik mahkumları gördüm. Sizi unutmayacağım, sizi ölümsüzleştireceğim…
Silivri Hapishanesi 9 Nolu Kapalı CİK A/80