Devlet hastanesinde çalışan bir Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon uzmanıyım.
Şu anda randevu aralarım 15 dakika. Saat 15.00’ten sonrasını da mümkün olduğunca sonuç gösterecek ve randevu dışı bekleyen kontrol hastalarıma ayırıyorum. Buna rağmen polikliniğim çoğu zaman mesai saatleri içinde bitmiyor.
Eskiden 10 dakikada bir randevu açılıyordu. Randevuların tamamı dolduğunda öğle arasına bile çıkmadan çalıştığım, buna rağmen hastaneden akşam 19.00 civarında çıkabildiğim günler oluyordu.
Bu şekilde çalışmak zamanla çok tüketici hâle geldi. Ne kadar zorlandığım görüldüğünde çalışma düzenimi daha farklı planlamama izin verildi. Bunun önemli bir imkân olduğunun farkındayım.
Ama bugün 15 dakikalık randevu aralıklarıyla ve kendi poliklinik akışımı daha fazla düzenleyebildiğim hâlde bile yetişmekte zorlanıyorum.
Çünkü bir polikliniğin gerçek iş yükü, MHRS ekranında görünen randevu sayısından ibaret değil.
Randevu listesinde görünmeyen hastalar, sonuçlar, işlemler, yatan hastalar, telefonlar, kapıdaki akış, bilgisayar sistemi, hasta yakınları, güvenlik sorunları ve gün boyunca defalarca bölünen bir dikkat var.
Biraz da devlet hastanesinde her gün poliklinik yapmanın bu görünmeyen tarafını anlatmak istiyorum.
GÜSODER çetesinin zehirlediği kamuoyunun geldiği son noktayı şuraya iliştiriyorum. 📎
Önce “başıboş köpek” diyerek başladılar. Ardından kedilere yöneldiler. Şimdi ise “başıboş kuş”, “başıboş güvercin”, “başıboş martı” diyerek yaban hayvanlarını dahi hedef gösteren bir dil kullanıyorlar. Bununla ilgili ayrıca sayfalar oluşturup martıları ve güvercinleri hedef gösteriyorlar.
Şimdi de çakallar hedefte.
Bu kavramı sürekli genişletiyorlar:
Köpek → kedi → güvercin → martı → çakal…
Her hayvanın başına “başıboş” kelimesini koyarak, o hayvanı kendi yaşam alanından koparıp “kontrol edilmesi ve ortadan kaldırılması gereken bir sorun” gibi göstermeye çalışıyorlar.
Oysa kuşların, çakalların, tilkilerin ve diğer yaban hayvanlarının yeri doğadır.
Bir martıyı, güvercini, çakalı veya tilkiyi eve alıp veterinere götürerek evcil hayvan gibi besleyemezsiniz. Bunlar yaban hayvanlarıdır. Dolayısıyla “sahibi kim?” sorusunun cevabı zaten doğadır.
Bu nedenle kendi doğal yaşam alanında yaşayan bir çakalı “başıboş çakal”, bir martıyı “başıboş martı”, bir güvercini “başıboş güvercin” diye etiketlemek yalnızca anlamsız değil, aynı zamanda son derece tehlikelidir.
Çünkü kelimeler masum değildir.
“Başıboş” dediğiniz anda, hayvanı ait olduğu doğadan koparıp “kontrol edilmesi, toplanması veya ortadan kaldırılması gereken bir tehdit” olarak kodluyorsunuz.
Köpeklerde bunun nelere yol açtığını zaten gördük.
Şimdi aynı zihniyet kedilere, martılara, güvercinlere ve diğer hayvanlara doğru genişletiliyor.
Bir hayvanın insan tarafından sahiplenilmemiş olması, onun “başıboş” olduğu anlamına gelmez.
Hele ki yaban hayvanları için bu kavram tamamen çarpıktır.
Bir çakal doğada yaşar.
Bir tilki doğada yaşar.
Bir martı gökyüzünde ve deniz kıyısında yaşar.
Bir güvercin kendi doğal yaşam alanında yaşar.
Bunların “sahibi” olmaması bir sorun değildir. Çünkü bunlar zaten bize ait değildir.
Doğanın kendi dengesi vardır. Çakalların, tilkilerin, kuşların ve diğer yaban hayvanlarının ekosistemde bir görevi vardır.
İnsan, doğanın dengesine sürekli müdahale edip sonra ortaya çıkan sonuçlardan yine doğayı sorumlu tutamaz.
Doğaya çomak sokamazsın. Sokmaya kalkarsan, bozduğun ekolojik denge eninde sonunda yine insanın karşısına çıkar.
GÜSODER’in ve aynı çizgide hareket eden yapıların hayvanları sistematik biçimde “başıboş” olarak etiketleyen, hedef gösteren ve toplumsal tepkiyi hayvanlara yönlendiren bu dili artık ciddiyetle incelenmelidir.
GÜSODER’in faaliyetleri, yöneticileri ve bağlantıları yetkili makamlar tarafından incelenmeli; provokatif ve hukuka aykırı içeriklerin üretimi ve yayılması konusunda sorumluluğu bulunan kişiler hakkında gerekli idari ve hukuki işlemler uygulanmalıdır.
Bu tür içerikler “sosyal medya paylaşımı” denilerek geçiştirilemez.
Çünkü bugün “başıboş köpek” diyerek başlayan dilin, yarın hangi hayvanı hedef göstereceğini artık biliyoruz.
Sıra çoktan kedilere, martılara ve güvercinlere geldi. Şimdi çakallar da hedefte.
Mesele tek bir hayvan türü değil.
Mesele, insan dışındaki tüm canlıları “sorun” olarak gören bu zihniyet.
@mustafaciftcitr@TC_icisleri@SiberayEGM
#GÜSODERKapatılsın #GÜSODER #Dezenformasyon
Camide küçücük cana tekme atan milyonlarca kez namaz kılsa ne olur insan olamadıktan sonra
Bir de bu nur yüzlü dedeye bakın
Seni yaradana kurban olayım diyor ♥️
Hangisi biziz?
Hangisi bizim gerçek kültürümüz?
kıyamam yaa mamalara dokunmuyor, alması için doğru insanı bekliyor, minik patisiyle mavi paketli olan mamayı gösteriyor. 🥹
Markete gittiğimizde onlara mama almayı unutmayalım …aç, susuzlar …🙏
🎥 semaceran
Atatürk'ün Kızları Akdeniz Oyunları Şampiyonu🥇🇹🇷
İtalya’yı 3-0 mağlup ederek altın madalyanın sahibi olan, turnuvayı namağlup tamamlayan kızlarımızı yürekten kutluyorum.
Gururumuzsunuz #FileninSultanları 👏
"Kediye eziyet etmeyiniz!
Kedi öldürenin sonu hüsrandır. Evlatlarına bile intikal eder. Kedi edep ve sabır timslidir. Kediye HAKK'ın bir mahluku olarak bakarsanız, onun nankör olmadığını anlar, çok şeyler öğrenirsiniz".
Dr. Münir Derman
Türk ismi hep Asya'da bengütaşlarda olacak değil ya ... Roma İmparatorluğunda bir politikacı Lucius Turcio (342 – 362 ) Aristokrat Turcia ailesinin bir üyesi ... Aile de Türkiye ailesi... "Tesadüf" diyeceklere şimdiden söyleyeyim. Yüzlerce var
Hepsini tek tek çıkarıyorum: https://t.co/5Ezj0aK7Fu
Burdur'da yamaç paraşütü sporcularının atlayış yaptığı Avşar Tepe'de 20 metrelik direğe asılı Türk bayrağına kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından av tüfeği ile ateş edilerek zarar verildi.
🔴 Köpeklerden sonra şimdi de kediler hedefte!
Sosyal medyada köpeklerin hedef alınmasının ardından, sıra şimdi de kedilere geldi... "Başıboş Köpek Tehlikesi" isimli X hesabı, kedileri hedef gösterdi, "kamusal alandan" toplatılmalarını istedi. Öte yandan X'te "Başıboş Kedi Sorunu" isimli bir hesap da açıldı. Söz konusu paylaşıma tepki yağdı.
Ayrıntılar... 👇
https://t.co/bvdFz2qMP0
Keklik insan için önemli bir kuş türüdür.
Çünkü sadece 1 keklik hayati boyunca 1.000.000 tane 'Kene' yer.
Avlanma yüzünden ülkemizde 'Keklik' nüfusu yok olmak üzere. Keklik yemezsen ölmezsin, ama keklik olmazsa kırım kongodan ölebilirsin.
#AvCinayettir
Keklik insan için önemli bir kuş türüdür.
Çünkü sadece 1 keklik hayati boyunca 1.000.000 tane 'Kene' yer.
Avlanma yüzünden ülkemizde 'Keklik' nüfusu yok olmak üzere. Keklik yemezsen ölmezsin, ama keklik olmazsa kırım kongodan ölebilirsin.
#AvCinayettir
Bugün Kıbrıs’ta soydaşlarımızın yaşadığı korkunç bir katliamım yıldönümü; ATLILAR, MURATAĞA, SANDALLAR. Bu tarihe kadar soykırım kapsamında işlenen katliamı yapan Rumlar hesap vermedi. Barışsever insan hakları savunucusu olduklarını her fırsatta ifade eden Batılı emperyalist ülkeler gözlerini kapadı, kulaklarını tıkadı. Kıbrıs Türk halkına bu ve benzeri yapılan katliamlar ortada dururken Ada’a Rumlarla barış içinde yaşanması için baskı yapılıyor. Kıbrıs’ta tek çözüm yolu vardır; EGEMEN EŞİT İKİ DEVLET ve ULUSLARARASI EŞİT STATÜDE KKTC.
Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı uğruna hayatını kaybeden soydaşlarımızı saygı ve minnetle anıyorum.
Rumların İFESTOS PLANINI hatırlamanız için daha önce yazdığım makaleyi okumanızı öneririm.
https://t.co/KzzupXaDkb
#kktc
#KıbrısTürktür
📢 MEMNUNİYET ARTIYOR, HEKİMİN TEŞVİK ÖDEMESİ AZALIYOR!
2025 verilerine göre sağlık hizmetlerinden memnuniyet;
🏥 Devlet hastanelerinde %64’ten %71,2’ye,
🏥 Üniversite hastanelerinde %64,5’ten %70,3’e,
🏥 Şehir hastanelerinde %65,6’dan %70,7’ye yükseldi.
Bu başarının arkasında; her geçen gün daha fazla hastaya bakan, ağırlaşan iş yüküne ve artan sorumluluklarına rağmen sağlık hizmetini fedakârlıkla sürdüren hekimler ve sağlık çalışanları bulunmaktadır.
Ancak aynı dönemde teşvik ek ödemelerinin geçen yılın gerisinde kalması kabul edilemez.
Artan hasta sayısı…
Artan iş yükü…
Artan sorumluluk…
Artan memnuniyet…
Ama azalan teşvik ödemesi!
Sağlık hizmetlerindeki başarının karşılığı, hekim ve sağlık çalışanlarının emeğinin değersizleştirilmesi olmamalıdır.
Bizler; performans baskısını artıran değil, emeği ve sorumluluğu esas alan, öngörülebilir, adil ve emekliliğe yansıyan sürdürülebilir bir ödeme sistemi istiyoruz.
Güçlü bir sağlık sistemi, ancak emeğinin karşılığını alan ve çalışma motivasyonu korunan hekim ve sağlık çalışanlarıyla mümkündür.
Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs özel temsilcisi atamasına KKTC dışişleri bakanlığı gayet güzel bir cevap vermiş ve bu temsilciyi muhatap almayacaklarını açıklamış.
Fevkalade isabetli; ancak bugüne kadar yapılan bütün müzakerelerde BM veya AB tarafları KKTC hükümetleriyle zaten muhatap olmuyorlardı çünkü bunun KKTC'nin tanınması şeklinde yorumlanmasına izin vermek istemiyorlardı.
Müzakereler/görüşmeler her defasında KKTC cumhurbaşkanları ile yürütülüyordu; ancak onlar müzakere ettikleri/görüştükleri KKTC cumhurbaşkanlarını 'Kıbrıs Türk Toplumu Lideri' olarak görmekteydiler/görüyorlar.
Hatta Güney Kıbrıs Rum Kesimi lideri ile KKTC cumhurbaşkanları adadaki Türk ve Rum toplumlarının liderleri olarak müzakere ediyorlar ama müzakere masasından kalktıkları anda KKTC cumhurbaşkanı Kıbrıs Türk Toplumu lideri olarak kalırken Rum lider ise 1960'da kurulmuş bulunan ve Rumlar tarafından şiddete başvurulmak suretiyle yıkılan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne dönüşüveriyorlardı. Bu durum hala devam ediyor.
Dolayısıyla şimdi KKTC Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklama fevkalade yerinde olmakla birlikte esas açıklama yapması gereken KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman'dır. Ayrıca Türkiye'nin de bu maskaralığa izin vermeyeceğini açıklaması çok doğru olur.
Rezerv Alan yapmalarının 2 nedeni var:
@SelenSaydag
1-ÇŞB eliyle özel imar vermek. Yani rantı yükseltmek. (Özel plan notları ile müteahhitlere daha çok inşaat hakkı vermek, daha fazla kat vermek, daha fazla emsal dışı alan sağlamak)
2- 6306 sayılı yasaya göre çoğunluk imzası ile anlaşma yapmayanların hisselerini veya arsalarını satmak için, riskli yapı raporu almak zorunlu. Arsada tek malik varsa, binadan karot almak için mal sahibinin izni gerekiyor.
Ama rezerv alan ilan edildiğinde, artık karot almak gerekmiyor. Çünkü bina riskli yapı olmasa da rezerv alan "Riskli Alan" sayılıyor. O binanın sağlam olup olmamasına bakmıyorlar. Oysa ki arsadaki mevcut bina pekala sağlam olabilir ve kesin daha az katlıdır.
Yıkım baskısıyla önce çoğunluğa sözleşme imzalatıyorlar. Direnenlere ise "payını satma baskısıyla" zorla sözleşme imzalatıyorlar. Evsiz kalmaktan korkan vatandaş, daha düşük paylaşım oranına ve daha kötü bir bağımsız bölüme mecbur ediliyor.
➡️Rezerv Alan yasası, müteahhitlerle işbirliği yapan AKP'nin, vatandaşın malına zorla çökmesidir‼️
Bu yasa TBMM'de oylanırken red oyu vermeyen, çoğu da hiç oy kullanmayan muhalefet partilerinin milletvekilleri, AKP kadar suçludur...