DİSTOPYA — Son 48 saatte polis dronları, açık alanda alkol tüketen insanlara “Bu bir polis dronudur. Bu bölgede alkol içmek yasaktır. Derhal ayrılın.” anonsu yapıyor.
Önce Fatih, ardından Üsküdar sahili… Bu konu, “teknoloji kullanıyoruz” denilerek geçiştirilemeyecek kadar problemli: Hoparlörlü, spot ışıklı, termal ve gece görüşlü gözetleme cihazları…
— Baştan belirtelim, “Alkol yasağı” diye bir kanun yok.
2023’te 4250 sayılı kanun üzerinden “hatırlatma genelgesi” çıkartılarak yasak denenmeye çalışıldı fakat çok sürmeden İstanbul Valiliği’nin park, piknik alanı, sahil bandı ve plajlarda alkol tüketimini “önleme” genelgesi iptal edildi.
Gerekçe: Temel hak ve özgürlükler ancak kanunla, ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun şekilde sınırlanabilir (Anayasa m.13).” oldu.
Genel, orantısız, yaşam tarzına müdahale niteliğindeki bir yasak hukuka aykırıdır.
Somut bir rahatsızlık, gürültü veya kamu düzenini bozan davranış yoksa, yalnızca biranın varlığı tek başına suç veya kabahat oluşturmaz.
— Ek olarak, Türkiye’de kolluğun drone kullanımını özel olarak, sınırlarını, kayıt sürelerini, silme yükümlülüğünü, hâkim denetimini ve amaç sınırlamasını düzenleyen ayrıntılı bir kanun yok.
CMK m.140’taki “teknik araçlarla izleme” ise belirli bir suça ilişkin kuvvetli şüphe, hakim kararı ve son çare şartlarına bağlıdır. Genel asayiş, “alkol içenleri uyarmak” veya “şehir gözetimi” bu şartları karşılamaz.
— Şimdi asıl meseleye gelelim.
Bugün hedef “açık alanda içki içenler”
Peki ya yarın?
Sahilde el ele oturan bir çift, parkta öpüşen iki genç, gece yarısı bankta oturup konuşanlar, “uygunsuz” bulunan kıyafetler, “şüpheli” toplanmalar…
Bir kez “kamu düzeni ve ahlak” gerekçesiyle havadan müdahale meşrulaştı mı, sınır çizmek çok zorlaşır.
Çünkü sınır artık kanunda değil, o anki operatörün veya talimatın “yorumunda” durur.
Kaldı ki, “müstehcenlik” maddesi gibi tanımı net olmayan bir kanun maddesi üzerinden istenildiği gibi hareket edilebiliyor.
“Kötü bir şey yapmıyorsan korkma” oto-kontrol cümlesidir.
Özgürlüğün ölçüsü, devletin sizi izlerken ne kadar nazik davrandığı değil; sizin izlenmeden, uyarılmadan, aydınlatılmadan kamusal hayatı yaşayıp yaşayamamanızdır.
— George Orwell’ın Big Brother’ı da önce suçluları izlemek için gelmemişti. Önce “düzeni” izledi.
İstanbul gibi milyonların yaşadığı, sahillerinin, sur diplerinin, parklarının sosyalleşme alanı olduğu bir kentte, gökyüzünden hoparlörle “derhal ayrılın” demek, yalnızca alkol denetimi değildir.
Kamusal alanın kimin olduğunu, orada kimin nasıl durabileceğini devletin tek taraflı belirlediği bir rejim işaretidir.
— Hukukun işi tam da buradadır: Teknolojiyi yasaklamak değil, onu anayasa, kanun, ölçülülük ve yargı denetimi altına sokmak.
Aksi halde dronlar sadece alkol içenleri değil, şehirde “uygun” bulunmayan herkesi uyarır. Ve o uyarıya itiraz edebilecek bir yer kalmaz.
Şehrin güvenliğinin bu şekilde sağlanacağı iddiası gerçekçi gelmemektedir.
Yer: Tunceli…
AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nda bir vali, aynı zamanda başmüfettiş…
İddiaya göre;
Milletin parasıyla yapılmış bir Gençlik Merkezi’nde oğluna “özel bir oda” tahsis ediyor.
Uyuşturucu kullanan oğlu, uyuşturucu kullanmayı reddeden Gülistan Doku’ya bu odada tecavüz ediyor.
Daha sonra Gülistan’ı Sarı Saltuk Viyadüğü yakınlarında, Uzi marka bir silahla kafasından vurarak öldürüyor ve Pertek ilçesine bağlı bir köyde gizlice gömüyor.
Valinin koruma polisi de katile yardımcı oluyor.
Bu korkunç cinayetin izlerini yok etmek için devletin tüm imkânları devreye sokuluyor.
Vali, aileyle görüşüp Gülistan’ın SIM kartını alıyor. Bir bilişimci polise SIM kartın şifresini kırdırıp tüm mesajları sildiriyor.
Cinayet delilleri yok edilirken 10 bin dolar harcanıyor; bu da valilik bütçesinden ödeniyor.
Gülistan’ın gömüldüğü yeri bilen vali, kolluk kuvvetlerini farklı bölgelere yönlendirerek aylarca yanlış yerlerde arama yaptırıyor.
Dönemin emniyet müdürü de tüm kamera ve istihbarat verileri elinde olmasına rağmen, aramanın doğru yerde değil, ısrarla baraj gölünde yapılmasını istiyor.
Gülistan’ın tecavüze uğradığına dair hastane kayıtları, hastane başhekimi tarafından siliniyor.
Ve bu doktora Sağlık Bakanlığı “Yılın Doktoru” ödülünü veriyor.
Vali de kendisini, yaptığı “başarılı hizmetlerden dolayı” İl Sağlık Müdürü olarak atıyor.
Bu arada Türkçe Olimpiyatları’na da katılan vali, “Gülüm Benim” şarkısını söyleyen Bangladeşli kıza övgüler yağdırıyor.
Valinin oğlu ise, babasının koruma polisiyle birlikte işlediği cinayetin devlet gücüyle örtülmesinin verdiği güvenle hayatına kaldığı yerden devam ediyor.
Altında BMW 420, lüks tatiller, eğlenceler ve uyuşturucu partileri…
Tunceli’ye kayyım belediye başkanı olarak da atanan vali, bir yandan da çok sayıda ihaleye imza atmaya devam ediyor.
Bu korkunç hikâye, aslında AKP’nin Türkiye Yüzyılı’nın bir özeti.
“Dicle’nin kıyısında bir kuzuyu kurt kapsa, ondan Ömer sorumludur” diyerek samimi insanların oyunu alıp iktidara gelenlerin inşa ettiği kokuşmuş, hatta topyekûn çürümüş düzenin küçük bir resmi…
Bu korkunç cinayetin üzerinin devlet gücüyle örtüldüğü yıllarda görev yapan Adalet Bakanları, İçişleri Bakanları, savcılar ve diğer tüm yetkililer bugüne kadar tek bir kelime etmediler.
Gülistan’ın ailesinin ahı arşa ulaştı, gözyaşları pınar oldu aktı.
Siz ey sorumlular, gece başınızı yastığa nasıl koyuyorsunuz?
Bir gün hesap vermeyeceğinizi mi sanıyorsunuz?
Bu nasıl bir rezalet açıklama,
kadını - çocuğu koruyamamışsınız bir de “annenin reddedici” tutumları diye kadını suçluyor koskoca bakanlık!
Yahu bu kadın tecavüzcüsü ile evlendirilmiş, yıllarca tarikat - koca şiddeti görmüş, çocuğunu babası taciz etmiş, tacizci serbest bırakılmış, kadının çocuğu ciddi risk altında hastaymış, bu kadın size “reddedici” davrandı ha?
Bakanlıkta böyle durumlarla ilgilenecek, ne yapılacak, nasıl yapılacak, anne nasıl, çocuk nasıl güvende hissettirilecek, bu insanlar nasıl yatıştırılır da koruma ve güvenlik sağlanır, can güvenliği sağlanır, ne bilgisi olan ne deneyimi olan kimse yokmuş ama basın açıklamasına gelince yazmışlar biz aslında gittik de geldik de, kadın istemedi de.
Biz bu kadını çocuğu koruyamadık kimsesizin kimsesi olamadık deyin de bir utanın, kusuru kabulde bile bir şeref vardır.
Sadece düşünün !
26 yaşında 2 üniversite bitirmiş, 4 dil bilen, sporcu , aynı zamanda hafız... Belli ki kendini geliştirmiş saygın ve vatansever oğlunuz ; gürültü yapmayın , çevreyi kirletmeyin diye uyardığı 3 tane katil tarafından kalbinden bıçaklanarak öldürüldü !
Evet sadece düşünün !
İnsanların sadece iyi ve kötü olarak ayrıldığı bu dünyada iyiler bir evlat kaybetti.
HAKKINI ARAMAK İÇİN SUSMAYIN! #AbdurrahmanaSesOl
Özlem hanımın aşağıdaki konuşması çok haklı. AKP Atatürk düşmanı bir parti değil.
AKP kendi çıkarları söz konusu olursa gerekirse Atatürk düşmanlığı da yapabilecek, gerekirse Atatürk’ü benimseyecek, gerekirse Özlem hanım gibi vitrinde çok hoş gözüken insanları öne koyup, arkada onbinlerce kadını ve kız çocuğunu tarikatlara teslim etmekte beis görmeyecek, gerekirse en kadın düşmanı, halk düşmanı oluşumlarla da ilişki kuracak, işine gelmezse anayasa mahkemesini, insan hakları mahkemesini tanımayacak, gerekirse o tabloyu, gerekirse bu tabloyu, hatta gerekirse, Trump tablosu bile asacak pragmatik ve makyavelist bir parti.
@ozlemvgurzel Özlem hanım sizin artık korkunuz kalmadığına göre Epstein davasında adı geçen Mücahit Ören hakkında haberlere yayın yasağı geldi, artık sizi kız bellemiş Cumhurbaşkanımıza sorar mısınız neden “yaramaz Ahmet” konulu bir e posta konusunda yayın yasağı olmuş, o bağlantı araştırılmayacak mı, Türkiye’den fuhuş amaçlı çocuk kaçırma olayları olmuş olabilir mi, bu araştırabilir mi (Epstein in pilotu şüpheli şeyler söylemişti mahkemede) Kartalkaya faciasında 78 kişi öldü, turizm bakanlığı sorumluluk alacak mı?
Ben sizin gibi bir “korkma sen artık benim kızımsın” koruması alamadığım için ve ülkemizde şu anda düz vatandaş hakları bu soruları sormaya yeterli olmadığı için korkuyorum, soramıyorum.
Okuduğunuz için teşekkür ederim 😌
Şimdi anladınız mı yahudi lobisinin neden Atatürk’ü “dinsiz, imansız, yahudi/ingiliz uşağı.” diye pazarladığını. Çünkü dünyada başka hiçbir lider yoktur ki bunların kurmaya çalıştığı dünya düzenini yıkıp; istismar ettikleri çocuklara “milli egemenlik ve çocuk bayramını” armağan etmiş olsun. Elbet bir gün gerçeği göreceksiniz.
Yazmayayım, ne nedir belli, işime gücüme bakayım diyorum ama gönlüm razı gelmiyor.
Komplo teorileri ne yazık ki gerçeği bulandırıyor, gerçek ve yaygın, her gün burnumuzun dibinde olan kötülük ile mücadeleyi zorlaştırıyor.
Olayların arkasında şeytan, ritüel, ayin komplo falan aramanıza gerek yok.
Dünyanın başarılı, zengin, ayrıcalıklı, nüfuzlu kesiminden bir sürü insanın kendi çıkarları ve keyifleri uğruna binlerce çocuğu ve kadını istismar etmiş olmaları, ya da bu yapılırken önemsememiş olmaları yeterince kötü. Bu yeterince kötü.
Epstein’ın 2006-2007’de çocuklara ve kadınlara cinsel saldırıdan hüküm giymiş ve hapse girmiş çıkmış biri olduğunu bildikleri halde (bu ilk soruşturmada 34 çocuğun saldırıya uğradığına dair somut bilgi var) bu adamla işe, güce, ahbaplığa devam etmiş “saygın, elit, güçlü” insanların olması yeterince kötü değil mi?
Epstein 90 lı yıllardan beri binlerce çocuğu, kadını istismar etmiş ve bunu bilen ve durdurabilecek güçte yüzlerce, binlerce insan varmış ve hiçbiri durdurmamış. Aksine çıkar ve güç ilişkileri içinde durumu idare etmiş, göz yummuş, yeri gelmiş onlar da istismar etmiş.
Epstein para ve iş konuşmak, birilerini zengin etmek, birilerine karşı bilgi toplamak, biri adına casusluk yapmak, birilerini birilerine bağlamak, insider info, manipülasyon vb. gibi en klasik iş ve derin devlet dünyası aracılık işlerini yaparken insanları etkilemek için partiler, davetler, bağışlar, etkinlikler, şovlar, lüks, ihtişam gibi en klasik pazarlama araçlarını kullanmış ve bütün bu sistemin yapıştırıcısı olarak da çocuk ve kadın istismarını kullanmış. Akıllı, nüfuzlu, güçlü, makam mevki sahibi insanlar da buna iştirak etmiş.
Bu yeterince kötü. Komplo teorisiz yeterince kötü.
Gerçek yeterince basit ve kötü. Bazı insanlar kötüdür, bazıları kötülüğe meyillidir, güç ve kendi arzu doyumları uğruna başkalarını önemsemezler, grup dinamikleri bunu kolaylaştırır, yanlış kolayca normalleşir, kanıksanır, sistemde fren olmak zorundadır. O fren de sensin, benim.
15 yaşında, bunca yıl kimseye zararı dokunmamış köpeği, ısınmak için girdiği metro istasyonunda, sopayla döverek öldürdüler.
Yazacak çok şey var… binlerce beddua, küfür…Bittim. Kan ağlıyorum.
Tek diyeceğim, sesini duyurmaya çalışalım, olabildiğince.
#matmazeliçinadalet
Lütfen paylaşın
BİZ NELER YAŞADIK,KİMSE BİLMİYOR
O gün sıradan bir pazar günüydü. Sabah Fatih yanımdaydı. Gülüyorduk. Yan yanaydık.
Akşamına ben kardeşimi kaybettim.
Saat 20:03’tü. Babamın telefonu çaldı. Arayan canım oğlum Fatih’ti.
“Fatih arıyor baba” dedim.
Babam açtı.
“Efendim oğlum” dedi.
Ama konuşan Fatih değildi.
Bir polis memuruydu.
“Oğlunuz bıçaklı saldırıya uğradı, hastaneye götürülüyor.”
O an ayakta duramadım. Vücudum boşaldı. Titredim.
Hastaneye nasıl gittiğimizi bilmiyorum.
Fatih’in kalbi ambulansta durmuş. Geri getirmişler.
12 kez bıçaklanmıştı.
Bir insan buna nasıl dayansın?
Babamı gözlem odasına aldılar.
Bir süre sonra çıktı.
Bir hastane duvarına yaslandı.
Sonra yavaşça yere çöktü.
Ağlamaya başladı,hüngür hüngür
Hayatımda babamı ilk kez öyle gördüm.
“Ne oldu?” dedim.
“Ne oldu baba?”
“Her yeri bıçak yarası…” delik deşik olmuş dedi.
“Çırılçıplak yatıyor…”
O an aklım durdu.
Kriz geçirdim. Serum verdiler. Kaç tane bilmiyorum.
Saatlerce bekledim.
Bir umutla.
Sonra Fatih’in eşyalarını verdiler.
Siyah bir poşetin içindeydi.
Kanlar içindeydi .
Ben de orada dağıldım.
Saatler sonra doktor çıktı.
Bu çocuğu öldürmek için bıçaklamışlar
Biz kanamayı durduramıyoruz 8 ünite kan verdik dedi
2.Ameliyatta bir böbreği alındı
Bir umut kanama durur diye ama
orada… gitti.
Sabah saçını nasıl yaptıysa öyleydi.
Eve gittiğimde jölesine baktım.
Kokusunu almak için.
Sabahki parmak izleri hâlâ duruyordu.
Ama Fatih yoktu.
Bir başkası yüzünden…
Benim kardeşim 12 kez bıçaklanarak öldü.
Fatih’i son öpüşüm…
Kefenli halindeydi.
Daha yazsam çok şey yazarım.
Ama bazı acılar anlatılmıyor.
Biz neler yaşadık…
Bize neler yaşattılar…
Fatih geri gelmeyecek.
Bunu biliyoruz.
Ama bu yaşananın üstü örtülürse,
bu sessizlik bir başkasının başına geleceklerin de başlangıcı olur.
Biz intikam istemiyoruz.
Biz unutulmasını istemiyoruz.
12 bıçak darbesiyle öldürülen 15 yaşında bir çocuğun dosyası
rakamlara, raporlara, ertelenen duruşmalara sıkışmasın.
Adalet gecikirse, bu sadece bizim acımızı büyütmez;
başka ailelerin de kapısını çalar.
Fatih için adalet istiyoruz.
Başkaları yaşamasın diye.
#FatihEmsalOlsun #deprem #Elazığ
#BizBüyükBirAileyiz #Trump
#Fatihcaciicinadalet
Matmazel, 15 yaşındaydı.
Ankara’da.
Sokakta.
15 kış, 15 yaz.
Ne doğru düzgün insan
şefkati gördü,
ne devletin korumasını.
Ama en soğuk günde
karşısına çıkan
belediye işçileri oldu.
Isınmak için girdiği metrodan
“çıkarılması” gerekti.
Çünkü onun orada olması
kimseye zarar vermese de
kendine insan diyenleri
rahatsız ediyordu.
Çünkü bu ülkede
insan kaynaklı
şiddet, pislik,
her şey normal ama
zor şartlarda
yaşayan bir sokak hayvanı
tahammül edilemezdi.
Çünkü hükümetinden
yerel yöneticisine,
ekran yüzlerinden
klavye tetikçilerine kadar
hemen herkes
ona ve türüne
açık açık savaş ilan etmişti.
Peki, nasıl çıkarıldı?
Dövülerek.
Sürüklenerek.
İşkence edilerek.
Ve 15 yıl direnmiş
yaşlı bedeni
bu “şiddeti” kaldıramadı.
Öldü.
Bu bir anlık öfke değil.
Bu bir kontrol kaybı değil.
Bu, yıllardır yukarıdan aşağıya
özenle öğretilmiş
bir davranış biçimi.
Önce kelimeler verildi:
“Tehlike.”
“Toplayın.”
“Temizleyin.”
“Uyutun.”
“Öldürün.”
“Zehirleyin.”
“Katledin.”
Sonra o kelimeler
elde sopa, silah oldu.
Matmazel’in ölümü
tek bir kişinin suçu değil.
Bu; nefretin sıradanlaştırıldığı,
şiddetin talimat sayıldığı,
hayatın değersizleştirildiği
bir düzenin açık belgesi...
Kimse üzülmek zorunda değil.
Ama kimse masum da değil.
Çünkü bir toplum,
en savunmasız olanı
nasıl yok ettiyse
öyle hatırlanır.
Bugün Matmazel.
Yarın hangimiz?
#ZulmeOrtakOlmayacağım
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
#MerhametKazanacak
Şu anda Hatay'da trajikomik bir durum yaşanıyor.
Sayın Cumhurbaşkanımız kentimize geleceği için konteyner kentlerin önü panolarla kapatılıyor. Cumhurun her gün gördüğü, içinde yaşadığı konteynır kentleri neden Cumhurun Başkanından gizliyorsunuz? Gerçekliğin örtülmesi makyajlama değil kamusal bir aldatma değil midir?
Göz hizasına asfalt dökülüyor, ama yollar delik deşik, yağmurda çamur deryasına dönüşüyor, elektrikler sık sık kesik, su kesik.
On binlerce insan hala konteynerlerde, geçici denilen yaşam kalıcı bir sefalet rejimine dönüşmüş durumda.
Esnaf isyanda, gençler işsiz, umutsuz, borçla ve umutsuzlukla ayakta kalmaya çalışıyor.
Hatay bir vitrin değildir. İnsanlar dekor değildir. Kameralar kapandığında kalan tek şey elektrik kesintileri, işsizlik ve unutulmuşluk. Ama en önemlisi herkesin sinirleri çok gergin. 6 Şubat'ın yıldönümü yaklaştıkça bizdeki yaygın duygu "bitse de gitseler." Bizim insan onuruna yaraşır bir hayata ihtiyacımız var. Kimsenin kadrajına güzel görünmenin derdinde değiliz. #HatayGerçekleri
Gerçek er ya da geç ortaya çıkar.
6 Şubat’tan sonra yaptığım “Kızılay, deprem telaşında AHBAP’a çadır sattı” haberine inanmadılar.
Yalan dediler, hedef aldılar, her zaman olduğu gibi linç ettiler.
Bugün bilirkişi raporu çıktı.
Raporda haberim ve adım açıkça yer alıyor.
Belgeleriyle yazmıştım.
Savcılık dosyasında da teyit edildi.
Gerçek değişmez.
Sadece inkâr edenlerin maskesi düşer.
Günaydınlar arkadaşlar. Durum ciddi, o yüzden paylaşalım.
Boğaz ağrısı nedeniyle dün hastaneye sevk edilen tutuklu Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın boyun bölgesinde kitleye rastlandı! Kitle üzerinden biyopsi işlemi gerçekleştirildi.
Bu olay Ela Rümeysa Cebeci kadar gündeme gelmedi. Bir insanın hayatı söz konusu!
2 kanser teşhisi olan ve cezaevinde epey kilo veren Mehmet Murat Çalık, hastalığı daha da ilerlemeden derhal tahliye edilmelidir!
TBMM Genel Kurulu’nda kendi bakanlığının bütçesini savunmak yerine İzmir’deki okullara ilişkin gerçek dışı iddiaları dile getiren Sayın Yusuf Tekin’e cevabımızdır:
• İzmir’de okullarda eğitim-öğretim saatleri içinde su kesintisi yoktur.
• Okullardaki temel hijyen ve temizlik malzemeleri uzun süredir İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanmaktadır.
• Okullar, hastaneler ve kritik kamu kurumları kesintilerden muaf tutulmaktadır.
• Uygulama, yalnızca 23.00–05.00 saatleri arasında yapılan gece dengelemesidir.
• DSİ’nin 10 Aralık 2025 tarihli resmi yazısı, meselenin yerel değil ülke genelinde bir kuraklık ve içme suyu krizi olduğunu ortaya koymaktadır.
Sayın Bakan, CHP’ye iftira atarak algı üretmek yerine; ısınamayan sınıfları, temizlik personeli olmayan okulları, bir öğün yemeğe muhtaç bırakılan çocukları ve savunamadığınız eğitim bütçesini anlatın!
#İzmir
Bu Cuma,Evlatlarımı kaybettiğim Ezgi apt 10.duruşması var. Bana destek olmak isteyen birçok insan var biliyorum ;yoğun iş temposu veya mesafeler sebebiyle duruşmalara katılım az olsa da sosyal medyadan paylaşımlarınız için şimdiden teşekkür ederim. Adliyeye hiç yolu düşmeyenler için, herhangi bir duruşmaya katılım bile stres sebebidir.ben de 3 yıl önce sizin gibiydim,mahkeme nedir duruşma nedir pek bilmezdim .nereden bilirdim ki evlatlarımın avukat olarak görev yaptığı duruşma salonlarında onların adaleti için çırpınacağımı. Adalet mücadelemiz devam ederken, bu mevsimler gelince evlatlarıma özlemim katlanıyor, yine 6 Şubat yaklaşıyor.Lütfen deprem davalarına sahip çıkın,paylaşın,duyun ve duyurun.
Haftalardır Orduluların verdiği bir mücadele var? Kuş cenneti olmayı bekleyen bir alanı geri dönüşü olmayan bir inşaata dönmesin diye mücadele ediyorlar. Doğa için bir şeyler yapmak istiyorsanız en azından paylaşıp etiket yapın! Duyun, duyurun! Bu mücadeleye ortak olun! Lütfen🙏
BU MESELE GÜNDEMDEN DÜŞMEMELİ. • Beyoğlu’nda sokak ortasında genç bir kadına yönelik c*nsel saldırıda bulunan şahıslar tahliye edildi.
Her iki şahısta da; cinsel saldırı var, mukavemet var, uyuşturucu madde kullanmak var, gasp var, kasten yaralama var, oto hırsızlık var…
BU ŞAHISLAR NEDEN TAHLİYE?