Kadınların değersizleştirilmediği, erkeklerin duygusuzlaştırılmadığı, çocukların incitilmediği, yaşlıların görmezden gelinmediği, doğanın zarar görmediği bir ülke hayal ediyorum.
Gerçekleşir mi, bilmiyorum.
Hayal etmesi güzel…
Polis memuru Şeyda Yılmaz'ı şehit eden Yunus Emre Geçti, siyah poşet giydirilerek kadın polisler tarafından Hayvan Büro Amirliği’nin aracına bindirilerek adliyeye sevk edildi.
https://t.co/MUDmLuL6Y7
“ATAM, İZİNDEYİM” DİYEBİLMEK ONURDUR
Bu onuru yaşayabilenlere ne mutlu
20y önce ‘Filenin Sultanları’ 10 Kasım saat 9.05’te Atamızı maç esnasında böyle👇anmışlar
Bu sene gelen dünya şampiyonluğu ve diğer başarılar işte böylesi bir zihin yapısının eseri
Ankarada Hukuk fakültesinde okurken, ilk yıl devletin öğrenci yurdunda kalmıştım. Yurdun ders çalışma salonunda hangi bölüm öğrencilerinin ne kadar kaldığını hiç unutamıyorum.
Bazı düşük puanlı bölümler, ders çalışma salonuna hiç uğramazdı. Onların bazıları politikacı oldu:(Beyni kendine zor yeten insanlar, ülke yönetmeye çalışıyor şimdi.)
Biz hukukçular gece 11.00-12.00 gibi kitapları toplayıp uyumaya giderdik. En son tıpçılar kalırdı.
Çıkarken gözlerim onlara takılırdı. Acaba kaçta yatıyorlardı? Tıp kazanacak kadar zeki, çok çalışacak kadar iradeliydiler. Başarının dört bileşenine sahiptiler: Zeka, emek, yetenek ve disiplin. Her şeyin en iyisini bunlar hak ediyordu.
Sınav zamanları biz de “sabahlamaya” başladık. Bu sefer tıpçıların bitirme zamanını görebildik. Bütün yıl gece 1 ila 2’ye kadar çalışıyorlardı. En yüksek puanlı tıplarda okuyorlardı.
Tıp kazanmak için olağanüstü çalıştılar.
Tıp bitirmek için olağanüstü çalıştılar.
Asistan nöbetlerinde günlerce uykusuz kaldılar.
Uzmanlık sınavlarına hazırlanırken, yeniden öğrenci olup, 1500 sayfalık kitapları ezberlediler. (O kitapların parası bile inanılmaz yüksek.)
Uzmanlık sınavını kazanıp, taşraya “şark görevine” gönderildiler.
Meslekleri bütün hayatlarını işgal etti. Kendilerine ait düzenli zamanları çok azdı. Hastalar sürekli bir şey sordu. Mesai dışında da telefonlar ve acil durumlarda işlerine koştular.
Doktorların çilesi çok. İnanın lise öğrencilerine konuşma yaparken, artık tıp kazanmayı “başarı örneği” olarak anlatamıyorum. Sesim kısılıyor, boğazım düğümleniyor. Çocuklara kötülük yapacakmışım gibi geliyor. Bu kadar bedel, bu ödüle değmez. Doktorluğun bedeli çok ağır. Doktor düşmanı bir sağlık sistemi var resmen.
Şimdi de doktor vuracak noktaya geldi işler.
O yurttaki ders çalışma salonuna uğramayan adamların tasarladığı verimsiz, zekasız ve doktor düşmanı bir sağlık sisteminde çalıştıkça, bu sorunlar çözülmez.
Doktorlardan yana tarafım. Açık ve net bir şekilde, bu insanlara haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Ama’sız destekliyorum. Hem maddi hem manevi hakları en üst düzeyde verilmeli. Hiçbir meslek grubunun bedel ödül dengesizliği bu doktorluktaki kadar bozuk değil.
MS-Hukukçu Yazar
Sen rahat uyu
Yüreğimizdesin her an
Sen rahat uyu
Biz hep izindeyiz Atam
Sana olan bu aşk
Ebediyete kadar
Bizdeki bu yangın
Hiç sönmez hep yanar
Cumhuriyet’in 100. yılı ve de Atatürk için yazdığım marşın sözlerinden küçük bir bölüm paylaşmak, bugün yerinde olur dedim. #19Mayıs #Atatürk #SenRahatUyu