Hakem raporları gelmiş. Birisini ChatGPT, diğerini Gemini mı yazdı? Ya da aynı ChatGPT birini çarşamba diğerini perşembe günü mü yazdı? Editörler her şeye gözlerini kapar mı oldu? Babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi?
6-7 yıldır Yoksulluk dersini veriyorum. Bu yıl artık sınırlarımı zorlayarak her şeyi izlenceye sığdırmak için çok çaba gösterdim. Tüm konuları çok detaylı anlatamasam da en azından lafı geçsin, sözü edilsin istedim.
Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde yürüttüğümüz heyecan verici projemiz için yeni bir ekip arkadaşı arıyoruz! 🦴✨
“From Bones to Bonds” projemizde, Roma dönemi gen havuzunu ve sosyal organizasyon yapısını arkeogenomik yöntemlerle mercek altına alıyoruz. 🧬🏛️
#antikDNA
Finding out Gisèle Pelicot and her daughter don’t speak because she refuses to believe her daughter was also a victim of rape and drugging by her own father is so insane and further solidifies how victimization does not equal solidarity, even amongst family. It’s so awful
Ders bitiminde biri:
+Hocam, kediniz var mı?
-Evet, ama hiç bahsetmemiştim. Ellerimdeki çiziklerden mi anladın?
+Yok hocam, vibe’sal. :)
ODTÜ profili, beni artık sen de şaşırtmıyorsun.
"Söylemekten Dilimiz Damağımız Kurudu: Temiz Suya Erişim". Yeni eğitim-öğretim yılında temel talebimiz basit ama hayati: Okullarda temiz suya erişim bir haktır. https://t.co/IXlOXxHCw5 @PerspektifOn için yeni köşe yazım.
çocuklarla ilgili sahici bir pedagojik derdi olan çocuk işçiliğiyle, cocuk evliliğiyle, çocuk istismarıyla mücadele eder, en az bir öğün ücretsiz yemeği kural haline getirir, çocukların üzerinden tarikatın, cemaatin, yobazın elini çeker. o yüzden geçiniz bu masalları.
Köy enstitülerinin ders programlarını incelemiştim doktora tezim sırasında. Mandolin çalmaya indirgenmesinin tamamen safsata olmasını geçiyorum, kalkınma tam da yoksul köy çocuğunun mandolin çalmayı da öğrenmesiyle gerçekleşir.
Depremden iki ay sonra, isimsiz bir mezarı güçlükle açtırıp ablamın kendi kıyafetleriyle, kefensiz gömüldüğünü öğrendiğimde sevinç çığlıklarıyla ağladım. çünkü bir beden bulmak, yitirilenlerin en azından bir izine tutunmaktı.
Biz, Adıyaman’ın küçük bir mahallesinde, sokak aralarında büyüdük. Aramızda bir yaş vardı. Yemekler yerde, yataklar kömür sobasının başında. İkimiz de hayat mücadelesinin her türlüsüne dâhil olduk: ben halı yıkamadan kayısı işçiliğine kadar onlarca işte, o ise call center’dan giyim mağazasına uzanan bir zincirde çalıştı durdu.
Bilime ve aydınlığa ulaşmak için ödenebilecek bedellerin çoğunu ödedik; o ise bir kadın olarak, benim ödediklerimin kat kat fazlasını.
Ama onun bedeni, bir çöp torbasına bile konulmadan bir çukura bırakıldı. DNA’sı alınmadı, adı bir taşın yüzeyine bile kazınmadı. Bu, bir istisna değil, sınıfsaldır.
Üzülerek söylemeliyim, ir kişi bile istifa etmedi. Ya da biz ettiremedik.
Ama Ayşegül unutulmayacak. Onun mücadelesi ve hikâyesi, hayallerine ulaşması engellenen bütün kız çocuklarına, bütün kadınlara akacak.
Avusturya Bilimler Akademisi IQOQI'den aldığım 2024 yılı en iyi doktora tezi ödülü dediğim gibi Ayşegül adına depremzede bir kadın öğrenciye burs olarak verilecek.
Her sene bu bursu bir şekilde devam ettireceğim, umarım öyle ya da böyle ama bir şekilde.
Biz onunla her zaman her şeyin yarısını paylaşırdık. Ben ise iki buçuk yıldır, her gün onun payını çalıyormuşum gibi hissediyorum.
Ablam, babam, nenem, amcalarım, halalarım…
Benim yedi ceset torbası alacağım var.
“En azından sevdiklerimizin cesedini bulduk” dediğinizde, politikanın ve kültürün sınırlarının dışına çıkarsınız. Hayatta kalmış gibi görünürsünüz ama aslında araftasınızdır. Çünkü artık yaşam, ölümün içinde kıvrılan bir çizgiden başka bir şey değildir.
Not: ismini vermek istemek bir hocamızdan 10bin TL destek geldi. burs 60 bin TL oldu.