İnternette dönüp dolaşan bu videoyu biliyorsunuz.
Werner Herzog’un kamerasının yakaladığı o "Arızalı" penguen.
Binlerce penguen, hayatta kalmak, yemek yemek ve üremek için okyanusa doğru yürürken; O tek başına duruyor. Kafasını çeviriyor.
Ve sürüyü reddedip, tam ters istikamete; okyanusa değil, 5000 kilometre boyunca buzdan ve ölümden başka hiçbir şeyin olmadığı DAĞLARA doğru yürümeye başlıyor.
Bilim insanları onu yakalayıp koloniye geri bıraktı. Ama o, arkalarını döner dönmez yine rotasını o "Hiçliğe" çevirdi. Neden?
Biz aslında bu pengueniz.
Bu video neden milyonlarca kez izlendi?
Neden içimizi titretti? Çünkü o penguen bize, bastırdığımız o en derin dürtüyü hatırlattı: "Sürüyü reddedip, kendini bilinmeyenin ortasına atma arzusu."
Her insanın, gerçekten insanım ben diyenin içinde bilinmeyene dair karşı konulmaz bir dürtü vardır.
Sen o perdenin arkasını hep merak edersin.
Okyanus, sistemin size sunduğu güvenli alandır.
Maaştır, sigortadır, sıcak yataktır.
Dağlar ise ölümdür ama aynı zamanda ÖZGÜRLÜKTÜR.
Biz de tıpkı o penguen gibi, bu sistemin kodundaki birer "Hata"yız.
Doğa bizden sadece hayatta kalmamızı ve genlerimizi aktarmamızı ister. Ama bazılarımızda bir "Bug" oluşur.
Yemeği reddederiz, konforu reddederiz ve ufuktaki o dağların ardında ne olduğunu merak ederiz.
Araştırırız, okuruz, öğreniriz.
Deneyimlemek isteriz.
Bilinmeyene yelken açmak, gerekirse bu yolda her şeyi arkamızda bırakmak isteriz.
Herkes "Oraya gidersen ölürsün" derken, biz "Burada kalırsam zaten yaşamıyorum ki" deriz.
Bilim insanları ona "Yönünü şaşırmış" veya "Deli" dedi.
Hayır. O gayet bilinçliydi.
O penguen, korkakların ve sürüye uyanların asla anlayamayacağı bir şeye sahipti: KENDİ SONUNU TAYİN ETME İRADESİ.
Güvenlik masalının götüne bir havai fişek sokup patlatmış bir penguen. Hepimiz de sempati uyandırdı.
İnsanın yapamadığını yapabildiği için.
NPC'ler okyanusta balık peşinde koşarken, o dağların sessizliğinde kendi kaderine yürüdü.
Belki de o penguen ölmemiştir?
Belki de o dağın ardında, sürünün vizyonunun yetmediği başka bir okyanus bulmuştur? Kim bilir...
Eğer bugün kalabalığın gittiği yöne gitmek içinizden gelmiyorsa, korkmayın.
Siz deli değilsiniz.
Siz sadece simülasyonun farkına varmış o yalnız penguensiniz.
Bilinmeyene duyulan hasret ve özlem.
Yürümeye devam.
HIRAETH.
Hayat seçimlerinizden ibarettir. Doğru seçimler yapın.
Ve iradenizle bugünün gücünü kullanın.
Antrenmanınızı yarın değil bugün yapmayı seçin.
Tüketmeyi değil üretmeyi seçin.
Karar vermeyi ve verdiğiniz kararla yüzleşmeyi seçin.
Bugünün işini yarına ertelemeyi değil bugün yapmayı seçin.
Eviniz de boş boş oturmayı değil dışarıya çıkıp insanlarla tanışmayı seçin.
Yoruldunuz diye ara vermeyi değil kendinizi zorlamayı seçin.
Sorumsuz olmayı değil sorumluluk sahibi olmayı seçin.
Düştüğünüz de oturup ağlamak yerine kalkmayı seçin.
Kaybetmeyi değil kazanmayı seçin.
Savsaklamayı değil işlerinizi bitirmeyi seçin.
Korkmayı değil cesur olmayı seçin.
Mutsuzluğu değil mutluluğu seçin.
Pes etmeyi değil mücadele etmeyi seçin.
Gafleti değil farkındalığı seçin.
Problemi değil çözümü seçin.
Bu liste uzar gider fakat siz; hayrınıza olanı seçin.
“Her sabah kalkıp çalışır, biraz disiplinli olur ve öğrenmeye devam ederseniz, işlerin ne kadar iyiye gittiğine siz bile şaşırırsınız.”
“Zengin olmayı hedeflemedim —sadece bağımsız olmayı istedim— ama hedefimin çok ötesine geçtim.”
— Charlie Munger
SİHİRLİ DEĞNEK YOK. SADECE KİRLİ ELLER VE UYKUSUZ GECELER VAR.
Gelen mesajlara bakıyorum, tablo korkunç. %80'iniz "Negatifteyiz" diye ağlıyorsunuz.
Ulan neyi denediniz de negatifte kaldınız? Hangi bedeli ödediniz?
Ot gibi yaşadığınızın farkındasınız ama değiştirmek için kılnızı kıpırdatmıyorsunuz. Buna "Bilinçli İntihar" denir.
Hala bir kitap, bir cümle, bir mentor, sihirli bir el gelip hayatınızı değiştirecek sanıyorsunuz. GELMEYECEK.
Sizi o zihin hapishanesinden kimse çıkarmayacak.
Kapı kilitli değil, sadece itmeniz gerekiyor ama siz yere oturmuş ağlıyorsunuz.
1. ZAMANIN MATEMATİĞİ (168 SAAT KURALI)
"Vaktim yok" yalanını çöpe atın. 9-6 çalışıyorsan, gece 12'ye kadar 6 saatin var.
Günde 6 saat = Haftada 42 saat = Ayda 168 saat. 168 saat ne demek biliyor musunuz? Bir ayda 168 saat bir konuya odaklansan, o konunun uzmanı olursun.
Bir iş kurarsın. Vücut yaparsın. Siz bu hazineyi sosyal medyada, boş muhabbetlerde çöpe atıyorsunuz. Sonra "Hayat zor" diyorsunuz.
2. OTEL KÖŞELERİNDEN İMPARATORLUĞA
Ben hayatı kitaplardan değil, 16 yaşında o otel barlarında, ayaklarım su toplayana kadar çalışırken öğrendim.
Günde 16 saat çalışıp, gece çaldığımız vodkalarla sabahlayıp, 3 saat uykuyla tekrar işe giderken bir şeyi fark ettim: "Böyle çalışırsam başkasını zengin ederim. Bu eforu kendime verirsem, kral olurum."
O gün yemin ettim. Mızmızlanmadım. "Yoruldum" demedim. İnşa ettim.
Daha bugün sabah 7'de yattım, 10'da kalktım. Neden? Çünkü açım. Başarıya açım.
3. KURBAN OLMAYI BIRAKIN
Markete gitmeye üşenen, spora gitmeye üşenen adamla; dünyayı fethetmeye çalışan adam aynı sonu paylaşamaz. Siz "Kurban" rolünü oynarken, biz "Hak Eden" rolünü oynuyoruz. Bir zahmet biz kazanalım.
Sihirli bir el gelip size enerji, titreşim, frekans yüklemeyecek. Enerji, eylemden doğar. Siz mücadele ettikçe, o kaslar (hem zihinsel hem fiziksel) şişecek.
Büyüklerin dediği gibi: Ya bu deveyi güdersiniz, ya da o deve sizi ezer geçer. Bu diyardan gidiş yok. Savaşmak zorundasınız.
Kalkın.
Başarılı insanlar hızlı karar verip hızlıca kararlarını uygulayan insanlardır.
Ve bu insanlar kolayca kararlarından dönmezler.
Başarısız insanlar ise çok yavaş karar verip çok hızlı kararlarından dönerler.
Çünkü korkuyorlar ve tereddüt ediyorlar.
Korku = kararsızlık.
Kararsızlık = erteleme.
Erteleme = başarısızlık döngüsü.
Bu döngü de olmadığından emin ol.
Hayatta hiçbir şeyden korkmaya gerek yok.
Hayatta hiçbir şeyi ertelemeye gerek yok.
Bu hayat hızlı olanlara göredir.
Uyuşuklar, yavaşlar ve savsaklananlar sıkıcıdır.
Hızlı ol.
Hızlı karar ver.
Hızlıca uygula.