Evren bize kıyak geçti. Avrupa hiç görmediği bir yaz sıcağıyla sınanırken İstanbul'da harika bir yaz mevsimi var, akşamları ince bir şal alacak kadar. Yaşadığımız cehennemle yarışmamaya kadar verdi herhalde hava.
demin bir psikolog dinliyordum “açıkcası daha iyi fikrinin iyiyi mahvetmesinden bıktım artık.” dedi, uzun zaman sonra sen her şeyin en iyisine layıksını dikte etmeyen birine denk gelmek iyi hissettirdi
Bir insanın ne dediğini anlamak zekâ işidir. Neden söylediğini anlamak empati işidir. Söylediklerinin başkaları üzerindeki etkisini önemsemek ise vicdan işidir. Bu üçünden biri eksik olduğunda iletişim teknik olarak gerçekleşebilir, fakat gerçek anlamda bir bağ kurulamaz.
Çoook yanlış bir çıkarsama.
Öncelikle nötralite kavramını açıklayayım. Psikiyatristin nötr olması, görüşme odasında hastayı açık ve tarafsız bir zihinle dinlemesi, hastanın hikayesinde de taraf tutmaması, ona kendi ideolojisini ya da yaşamla ilgili fikirlerini dayatmaması anlamına gelir, politik fikirleri ya da yaşama dair görüşleri olmadığı anlamına değil... Psikiyatristin politik ya da yaşamla ilgili görüşleri kendisiyle ilgilidir, görüşme odasına ve hastaya bir dayatma olarak seansa yansımadığı sürece nötralite kavramını etkilemez.
Gelelim branş dağılımındaki psikiyatri ve pediatri pozisyonuna... Bu grafik çok mantıklı geldi bana çünkü psikiyatrist ve pediatristler insanların deneyimlediği sosyal eşitsizlik, travma, yoksulluk, ayrımcılık gibi konuları diğer hekimlere kıyasla çok daha fazla dinler ve bu sosyolojik sorunların sonuçlarının, hastalarının klinik tablolarına etkilerini çok daha fazla görürler.
Bu nedenle psikiyatristler ve pediatristlerin sosyal eşitliği destekleyen bir politik bakışa sahip olması mesleki bir sorun değil, tanıklık ettikleri insan gerçekliğinin - bana kalırsa olumlu - bir sonucudur.
Hastaları sadece tanılardan ibaret görmeyen, yaşamlarındaki sosyolojik, politik, ekonomik gerçekleri de anlamaya çalışan tüm meslektaşlara selam olsun ❤️
"Çocuklarınızı yetiştirmek için önce kendinizi yetiştirmeniz gerek. Aksi halde, hayvani ihtiyaçlarınız ya da yalnızlığınız ya da içinizdeki boşlukları doldurmak için çocuk sahibi oluyorsunuz demektir."
- Irvin D. Yalom / Nietzsche Ağladığında
🎬 Azizler (2021)
ya n'olacaktı? her gün en az bir kadının öldürüldüğü, katillerin "iyi hal" indirimleriyle ödüllendirildiği bir ülkede şiddet sadece evde mi kalacaktı? elbette okullara, hastanelere, her yere sıçrayacaktı. hiçbiri diğerinden bağımsız değil; hepsi aynı çürümenin eseri.
allah belami versin kurulu duzenim olmasa su spotify aptalini birakip 5 dk dusunmeden youtube musice gecicem her gun ayni sarkilari dinliyoruz su aptal uygulama yuzunden duzgun karistirin sunu bi gun hepten kafam aticak usenmicem defolup gidicem
Bu diziyi övüp durmaları mide bulandırıcı. Liberal feminizm çizgisi kadınlar için gerçekten bir bela… Eşitsiz koşullarda üretilmiş rıza, özgürlük falan olamaz. Kadınların yoksullukla, güvencesizlikle ve erkek egemen düzenle kuşatılmış hayatlarını görmezden gelip; fuhuşu ve cinselliğin metalaşmasını “özgürlük”, “güçlenme”, “cool olmak” gibi süslü kelimelerle pazarlıyorlar. Sonra da bu yapısal meseleyi tartışmak yerine, her şeyi ahlak polisliğine indiriyorlar...
RTÜK tartışması da bu yüzden meselenin özünü yine yanlış yere sürüklüyor. Sorun dizinin “ahlaka aykırı” olması değil; düzenle tamamen uyumlu olması... Düzeni rahatsız etmiyor, teşhir etmiyor; onu estetikle (şüpheli) cilalıyor, dramatize ediyor ve bazıları için izlenebilir hale getiriyor...
" Güzel bir söz, kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.” İbrahim/ 24
Çocuklar bizim onlarla kurduğumuz dil dışında bir dil bilmiyor hayatlarının başında. Güzel konuşulan, güzel söylenen, güzel anlatılan çocuk bunun üzerinden kendini ve hayatı bilmeye başlıyor.
Çocuğa yönelik dilin saygı ve sevgi içermesi pek çok sorunun başlamadan çözülmesi demek. Bu ihtiyaç dile getirilince bu konunun ciddiyetine erinen, şakalarla konudan uzaklaşan, “evde erkek çocuk besleyen haha ha” diye şakalaşan zamane ebeveyni, genelde “dağda domuz evde kız” diye büyüyen çok daha yaralı bir kuşağın çocukları. Ebeveyn bazen kendisi de özenli bir sevgi dilini hiç tatmamış, bilmiyor. Düzgün bir dil sosyetik değil samimidir. Lüks değil hayatidir. Neden yan çizer bu konuda bazısı? Konuyu küçümseyerek çocuğa duyduğu öfkeyi örtebilir yahut daha yüzeysel nedenleri de olabiliyor. Mesela ebeveyni aşmak, onlardan ayrışmak bazen üzücüdür, orada bir şeylerin yanlış gittiğini kabul etmek demektir çünkü. Bu bizi üzse de daha iyiye yol almaya çalışmaktan vazgeçmemeliyiz.
“Mıç mıç o ne öyle” diyen yetişkinlerin de hemen daima öpülmemiş, kucaklanmamış çocuklar olduğunu görürüz. Yakınlığın keyfini sürmediğinden çocuğun veya sevgilinin yakınlığı çatışmalı duyguları uyandırır. Bulanık, yapış yapıştır şefkatli bir sarılma. Beden dili de aynı kaderi paylaşıyor ama o da değişebilir.
Sevgi dili, kuşaklar boyu meyve verir. Sevgi kendisi olağanüstü dayanıklıdır. Asla silinmez, sevgi dili de insandan insana temel iletişim aracıdır. Sevmediğin birine laf anlatman çok zordur. Sevmediğin birine verdiğin öğüt havada kalır, işitmez. Bir insan sevildiğini hissettiyse bunu hayatı boyunca unutmaz. Sevildiğini hissettiği yer, kişinin hatırası onunla saklı kalır.
Bir sevgi dili kurmak, bebek için güvenli bir yuva kurmak demek. Tatlı bir ninninin ezgisiyle toplumla tanışan çocuk, elbette içindeki kaygı ve öfkesi yatıştırılmış biri olarak hayata başlar. Ciddiye alan sürekli meyvesini toplar hatta farketmediği kadar çok.
Daha yeni 16 yaşında bir “çocuk işçi” gece fabrikada tenekedeki ateşle ısınmaya çalışırken yanarak hayatını kaybetti. Ve kamusal açıdan yüksek bir ses durup sormuyor: Niye bir çocuk gece yarısı bir fabrikanın içinde teneke ateşin başında yalnız?
Artık ölüm bile ucuzladı; çalışmak, yaşamak kadar tehlikeli. Birileri set ışıkları altında milyonlar sayarken birileri de karanlıkta yanıyor. Aradaki farkın para cinsini geçtim; değerin kimde kaldığı, kimin hiç değer görmediği “gören gözler” için çok şey anlatıyor.
@Cagdasvezirr Suç unsurlarına dair yorum yapmadım çünkü zaten bunlara karşı durmak bir erdem değil, gerekliliktir. Ben mevcut eşitsizlik ortamında, farklı çözümler varken kliniği şart koşmanızın tutarsız olduğunu söyledim. Yorum yaparken elimdeki verilerle çıkarımda bulunmam da en doğal hakkım