Müvekkilimiz Hüda Kaya'nın tekrar hapsedilmesi siyasi bir intikamdır.
Bu karar, 28 Şubat'ın gölgesinde verilmiş, akıl ve hukuk tutulması niteliğindedir.
Sürecin takipçisi olacağız.
AYM'nin Hüda Kaya kararı ardından bu kararın benzer tüm hukuksuzluklar için emsal olacağı değerlendirilmişti.
Bugün müvekkilim @cihadebrari ile ilgili AYM kararı da tarafımıza tebliğ edildi.
AYM, Hüda Kaya kararını emsal göstererek Cihad Ebrari'ye de tazminat ödenmesine hükmetti
Müvekkilimiz Sayın Hüda Kaya'nın baştan sona hukuksuzluklarla dolu tutuklanma sürecine dair yaptığımız başvuru sonucunda AYM kararı Resmi Gazete'de yayınlandı.
Adalet yerini buldu diyemesek de AYM bu sürecin hukuksuz olduğunu tasdik ederek tazminata hükmetti.
İlgili yazılar:
Kürtler 3.Dünya Savaşında Türkiye ile Birlikte mi Olacak?
https://t.co/vaZWIyYrnU
Batı’dan doğan iktidar Doğu’dan batacak mı?
https://t.co/aEWk7m7a8A
Batı’dan doğan iktidar Doğu’dan batacak mı? – 2
https://t.co/8lOZ0PDqZP
Çözüm ve kurtuluş dışarıda ve savaşta değil, içeride ve barıştadır.
15 Temmuz sonrasında resmen Rusya-Çin himayesi/kontrolüne giren Türkiye iktidarının son süreçte Asya ittifakı tarafından İran'ı kurtarma karşılığında sahipsiz bırakıldığını ve ABD/Yunanistan(Batı)/İsrail'e peşkeş çekildiğini söylemiştik.
Muhalefet inanmak istemese de Türkiye -özellikle 7 Ekim'den sonra- 'dış güçlerin' namlusunun ucunda. Ve bu tehdit bugüne kadar yaşananların aksine sadece müvekkilleri (ve halkları) değil doğrudan vekilleri ve devlet yöneticilerini de hedefleyen bir tehdit.
'Dostum Esad'a Ankara davetine', BRICS hamlelerine rağmen Asyacılarca kapı dışarı edilen Türkiye artık hamisiz.
'Çözüm sürecinin' akamete uğraması IŞİD'in Kobani'ye saldırmasına, (tarafların bu tuzağa düşmesi neticesinde), ağır yıkımlara, kayıplara, akabinde 15 Temmuz'a ve işte günümüze yani müflis Türkiye'ye kapı aralamıştı. Yerel ve bölgesel açıdan Türkiye eski Türkiye ama Kürtler artık eski Kürtler değil. İçeride 'ezdik, bitirdik, imha ettik, hapsettik, kapattık, kayyum atadık, bittiler, bitmek üzereler, Kürt sorunu yok terör var' naraları atılsa da dövüle dövüle sertleşen, ezile ezile büyüyen bir Kürt gerçekliği kendini her alanda dayattı. 'Kürt sorunu yoktur' diyenler bile ağızlarından Kürt düşmez oldu. Çözümsüzlüğün yol açtığı binlerce siyasi, ahlaki, ekonomik, toplumsal kriz içerisinde debelenen ülke Kürtlerle yatar Kürtlerle kalkar hale geldi. Türkiye'nin en büyük sorununun Kürt sorunu olduğu, bu sorunun 'terörle mücadele' ile çözülemeyeceği, bu sorunun haklar sorunu olduğu ve anayasal güvence ile çözülmediği sürece Türkiye'nin toparlanamayacağı tartışmasız, bilimsel bir gerçek. Saltanat, makam, mevki, çıkar uğruna bu gerçekliğe savaş açanlar için de yolun sonu görülüyor.
Asyacılarca kapı dışarı edilen hamisiz ve hedefte olan Cumhur İttifakı (Cİ) bu nedenlerle bir süredir yeniden 'dış güçlere' yaranmaya çalışıyordu ki yaranma yerini yalvarmaya bıraktı desek yeridir.
İşte İsrail'e parmak bile kaldırmayıp, taş bile atmayıp, bilakis soykırım boyunca etini, sütünü eksik etmeyen ama Netenyahu'nun emri ile saatler içerisinde Halep'e aslanlar gibi tüm ordu gücüyle hücum edenlerin bu 'cihadı', İran'ı korumak için Türkiye'yi yarı yolda bırakan, adeta kurban eden Asyacılara cevabı ve daha da önemlisi İsrail'e ve ABD'ye yaranışı ve hatta yalvarışıdır. İşe yarayıp yaramadığını hep birlikte göreceğiz.
Batıdan doğan Cİ doğudan batmak üzere.
Türkiye iç barışını sağlamak yerine, muktedirlerini zenginleştirme hazzı ile kendini kaybedip bir Atlantik'e bir Asya'ya atıp hem yerel hem bölgesel krizleri derinleştirip durdu.
Çözüm ve kurtuluş 'dışarıda' ve savaşta değil, içeride ve barıştadır.
sevgili eşit özgür kardeş, önceki yazılarda çözüm sürecini "ilk ve tek yerli-milli hamle" olarak ifade etmiştim. Örgüt içi bazı klikler Asya'ya bazı klikler Batı'ya sapsa bile Öcalan bu hattan sapmaz. ABD ve Rusya bu girişimin hiçbir yerinde olmaz. Ama bu girişim ABD ve Rusya'ya cephe alarak, onları korkutarak da olamaz. İllaki dengeler dikkate alınacaktır. Ne kadar dikkate alınsa da illaki darbelemeleri, sabatojları, karşı operasyonları da olacaktır hem içeride hem dışarıda.
Türkiye uzun zamandır ABD ve Batı'ya yeniden yaranmaya, "Asya'ya yüzümü dönsem de senin de işlerini görürüm, bak Ukrayna'da Rusyacı olmadım" diyerek bu haliyle kabullendirmeye çalışıyor. Ama Türkiye'yi artık Rusya/Çin de ABD/İsrail de kurtaramaz. AKP-MHP ortada kalakaldı ve ne yapsa durumu kurtaramıyor. 'Yerli milli' eksene, yani çözüm sürecindeki Anadolu-Mezopotamya eksenine dönmek isteyen, eksenler arası savrulan ve yolun sonuna gelen AKP-MHP'nin kendisi. Bunun için İmralı'dalar. Öcalan dediğim gibi çözüm sürecinde nerede duruyorsa orada duruyor, 'Eşme ruhu' ile 'Çanakkale ruhu' ile Türkler ve Kürtlerin Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu'da demokratik birlikteliğini savunuyor.
Kürtler artık çok ciddi bir güç, bölgede oyun kurucu olabildikleri bilimsel bir gerçek ve bölge güçleri kabullenmiş durumdalar. Türkler ve Kürtler bir olmadan, bölgede birbirlerine düşman olarak tek başlarına 'yerli-milli' olmaları mümkün değil. Filistin halkı ve örgütleri İsrail'e karşı mücadele etmek için Asya ekseninde olmak zorunda. Çeçenistan halkı özgürlük sürecinde Rusya'ya karşı direnirken Batı ekseninde olmak zorundalardı, ki oldular. Kürtler Türkiye tam bir NATO ülkesi iken İran ve Suriye'yi arka bahçeleri yapmışlardı doğal olarak. İran-Irak savaşında şuan çok ABD-İsrail güdümünde görünen KDP Irak'a karşı olduğu için güney Kürtleri İrancı oldu. Halepçe bunun bedeliydi. Filistinliler Saddam İsrail'e tek kafa tutan Arap lideri olduğu için sevdiler, sevindiler kısa bir süre. Arafat'ın hem Saddam'la hem İran'la arası iyi olmak zorundaydı mesela ki öyle de oldu. Halk özgürlük hareketlerinin paradigmaları ne olursa olsun sosyalist-islamcı vd. dünya ve bölge siyasetine uygun davranmak zorundalar. Halk özgürlük hareketleri halklarının çıkarlarını gözetmek zorundalar. Çeçenistanlı direnişçiler hepsi Hamas hayranı olmasına rağmen Hamas'ın Rusya ile dost olmalarını sindirdiler, sindirmek zorundalardı. Aynı şekilde Dudayev de ABD ile Türkiye ile hatta derin devleti ile dahi işbirliği yapmak zorundaydı ve yaptı. Dudayev Türkeşi günahı kadar sevmemesine rağmen elini sıktı, Aliya yüzüne tükürmeyi bile çok gördüğü Suudilerle yıllarca anlaştı, silah ve para desteklerini aldı. Almak zorundaydı ve aldı. Almaması hata olurdu. Örnekler çok uzar gider. Bunlar çok normal şeyler. Halk özgürlük hareketi isen öncelikli görevin ve borcun halkınadır. Kısacası tüm bu işbirlikleri anlaşılırdır, tarih boyunca peygamberlere kadar onca örneği vardır.
Türkler de Kürtler de, ya Batı ya Asya eksenine uymak, girmek zorundadır. Ancak bir ve beraber olurlarsa bölgede yeni bir yerli eksen inşa edilebilir ve emperyal eksenlerden bağımsız bir siyaset yürütebilir. Aksi halde çiğ çiğ yerler. Ki Erdoğan ile kontrolden çıkmış, ne yapsa hiçbir yere yaranamayan Türkiye'yi çok fena yemek için ciddi hazırlıklar tamamlanmış, Türkiye her açıdan kuşatılmış durumda. Rusya ve Çin başlı Asya bloku, İran'a bile sahip çıkamadı. İran'ı da kaptırmamak için 'tamam Türkiye sizin olsun ne yaparsanız yapın, biz işimizi gördük kullanıp attık' diyebilirler, ki neredeyse dediler, demek üzereler.
Perinçek önceki çözüm sürecine de tamamen aynı şekilde 'bu proje ABD projesidir' dedi. Ki önceki süreç tamamen ABD karşıtı olduğu buram buram kokan bir hamleydi. Bu nedenle Cemaat AKP üzerine gitmeye başladı, darbeler devreye girdi. Buna rağmen Perinçek çözüm sürecine ABD projesi diyebilmiş biri. Perinçek'in Öcalan'a karşı ayrı zafiyeti, kıskançlığı, çekememezliği var. Ayrıca Perinçek'e göre, Çin'e ve Rusya'ya biat etmeyen herkes ABD ajanıdır. Çin ve Rusya'nın onayı olmayan her proje ABD projesidir. Onların tek çizgisi, hayattaki tek ilkesi budur. Öcalan Rusya ve Çin'in adamı olsun, PKK İran güdümlü bir örgüt olsun Perinçek tüm kıskançlığına rağmen, bir numaralı Apocu kesilir. Yani onu çok dikkate almamak lazım, iman ettikleri tek şey Rusya-Çin çıkarı. Perinçek 15 Temmuz sonrası Türkiye'nin Rusya ve Çin'in uydusu olma sürecinde hayatının en mutlu günlerini yaşamış, Türkiye'nin medyasından, ekonomisine Rusya-Çin 'müfettişi' olarak atanmış birisi. Şu an AKP-MHP paçasını kurtarmak için, Rusya-Çin kendilerine hakkıyla sahip çıkmadığı için Perinçek'i de çok takmıyorlar, eskisi gibi kale almıyorlar. Artık devlet ve hükümet Perinçek'i protokollerin onur konuğu yapmıyor bir süredir. Onun kuyruk acısını yaşıyor. Hükümet uzun süredir ABD ve Yunanistan ile müzakere yürütüyor. Kıbrıs başta olmak üzere çok ciddi tavizlere rağmen ve geri adımlara rağmen razı edemiyorlar, karşı taraflar namluları indirmiyorlar. AKP MHP'yi tasfiye ederek genel seçim öncesi bir barış süreci istiyordu. Ancak MHP devlet içindeki gücünü AKP'ye net bir şekilde gösterdi, karşılıklı operasyonlar çektiler. Sonra MHP'li bir şekilde Öcalan'a nasıl gidilir, çözümün yol haritası çizilmeye başlandı. Erdoğan'ın, Putin desteğiyle yürüttüğü genel seçim başarısı biraz daha süre kazandırdı AKP-MHP'ye. Ancak süre dolmak üzere dediğim gibi.
AKP, ABD ile kafasına silah dayanmış halde müzakerelere devam ederken, ABD'nin yeniden gönlüne girmeye çalışırken böyle bir çözüm girişimine ABD'ye karşı ve ABD'ye rağmen onu dışlayarak yapmaları elbette inandırıcı olmaz. Ancak doğrudan ABD'nin projesi olması mümkün değil. ABD
projesi İmralı'dan başlamaz. ABD, TC'ye el uzatmışsa bir haftada 'barış' olurdu. Bir ay içinde önce Türk muhalifler başta olmak üzere tahliyeler başlar, iki aya Kıbrıs ve dolar/euro düşmeye başlar. Şimdilik uzun tutamıyorum cevabı : ) Teşekkürler katkılar için.
Ben aslında uzunca hem TC tarafları hem Kürt taraflar açısından oraya buraya eklemlenmeler, yanaşmalar, uyumlanmalar olsa bile bu girişimin 'yerli-milli' olduğunu ifade etmeye çalıştım. Lafı gelince dolaylı hususlara da bilerek değindim. Bu çözüm Öcalan'ın çözümüdür, yol haritasıdır. Devlet ve hükümet elbette hak ve özgürlükler konusunda samimi değil, çıkmaza girdikleri için mecbur kalıyorlar. Gerek Bahçeli gerek Erdoğan çıkışları boş değil , bugüne kadar çok yol kat edildi. Ancak elbette devlet ve hükümet sonuna kadar bu girişimin arkasında duracak diye bir şey yok. Belki de birilerini korkutmak için, "bakın bizle uğraşmayın yoksa başınıza bela olurum, bırakın sizin işlerinizi görmeye devam edeyim" mesajı vermek ve bu konuda çok ciddi olduklarını göstermek için sahte el uzatılıyordur, bunlar çok küçük ihtimaller olsa da bunları bilemeyiz ve taraflar bunları hesap eder, yoğurdu üfleyerek yer. Sonuçta önceki süreçte de her iki taraftan da bozulmasını isteyenler, didinenler, direnenler oldu. Başarısız olmuş çok barış girişimi ve görüşmeleri oldu. Bir başarısız girişimi de ne devlet ne hükümet ne halklar kaldıramaz.
ABD ile ilgili yaklaşımına katılıyorum. Ancak dediğim gibi bu çözüm devletin değil. Öcalan'ın çözümüne devlet ve hükümet yanaşmak durumunda kaldı. Önceki çözüm sürecinde masada konuşulan şeyler epey kapsamlıydı. Sadece yerel yönetimlerin güçlenmesi, anadil, af vd Kürt meseleleri değil, kadın özgürlüğü, Hasankeyf başta olmak üzere ekolojik mutabakatlar, vicdani ret, aleviler gibi pek çok sorun tartışılıp belirli mutabakatlara varılmıştı. Şu an elbette bu kadar kapsamlı bir yol haritası çizilemez. Türk-Kürt ilişkileri hak temelli demokratik bir çözüm konusunda asgari bir mutabakat var belliki. Bu ülkeyi Kürtlerin de ülkesi, cumhuriyeti Kürtlerin de cumhuriyeti yapma iradasi/kabülü var. Bunu AKP de MHP de kaldırır. Çıkarları varsa MHP Kürdistanı bile kurar, ki şu an çıkarları var.
Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı ciddi tehdit sadece halka bedel ödetmez. Artık liderlerin de doğrudan hedefte olduğu, vekalet savaşlarının bittiği doğrudan egemenleri ve müvekkilleri etkileyen bir gerçeklik var. RTE zaten 'dış güçler' tarafından 2012'den beri indirilmek istenen ama indirilemeyen bir lider. Kapıdaki savaş AKP-MHP'nin işine gelecek bir savaş değil doğrudan hedefte oldukları şakası olmayan bir savaş.
Bu girişim sahte de olsa 'samimi' de olsa, çok ufak bir güven verse de, çok küçük bir ihtimal olsa da barışa güç vermek gerek. Bakın biz elimizi uzattık onlar istemedi diyememeleri gerek. Onlar bir adım geliyorsa, şaşırtıyorlarsa diğer tarafların on adım gidip daha da şaşırtması gerek.
E tabi Kürtler kalkıp "biz büyük direndik büyük kazanacağız. Türkiye'nin kardeşliğine güvenimiz yok, bu ülke Kürdün ülkesi olamaz. Üçüncü dünya savaşı kapıda, Türkiye hedefte, İran zaten sallantıda, haritalar değişecek gibi görünüyor. Geçti borun pazarı, bağımsız Kürdistan'a karar kıldık" derlerse o da Kürtlerin bileceği bir şey. Hangi yolla daha çok kazanımları olur, hangi tercihle daha az kan dökülür, Kürdistan daha meşru bir zemine oturur, riskler nelerdir, bu doğru mudur yanlış mıdır bunları zaten tartışıyorlar uzun zamandır. Halkın ezici çoğunluğunun Öcalan'ın çözümünü benimsediği görülüyor.
sevgili eşit özgür kardeş, önceki yazılarda çözüm sürecini "ilk ve tek yerli-milli hamle" olarak ifade etmiştim. Örgüt içi bazı klikler Asya'ya bazı klikler Batı'ya sapsa bile Öcalan bu hattan sapmaz. ABD ve Rusya bu girişimin hiçbir yerinde olmaz. Ama bu girişim ABD ve Rusya'ya cephe alarak, onları korkutarak da olamaz. İllaki dengeler dikkate alınacaktır. Ne kadar dikkate alınsa da illaki darbelemeleri, sabatojları, karşı operasyonları da olacaktır hem içeride hem dışarıda.
Türkiye uzun zamandır ABD ve Batı'ya yeniden yaranmaya, "Asya'ya yüzümü dönsem de senin de işlerini görürüm, bak Ukrayna'da Rusyacı olmadım" diyerek bu haliyle kabullendirmeye çalışıyor. Ama Türkiye'yi artık Rusya/Çin de ABD/İsrail de kurtaramaz. AKP-MHP ortada kalakaldı ve ne yapsa durumu kurtaramıyor. 'Yerli milli' eksene, yani çözüm sürecindeki Anadolu-Mezopotamya eksenine dönmek isteyen, eksenler arası savrulan ve yolun sonuna gelen AKP-MHP'nin kendisi. Bunun için İmralı'dalar. Öcalan dediğim gibi çözüm sürecinde nerede duruyorsa orada duruyor, 'Eşme ruhu' ile 'Çanakkale ruhu' ile Türkler ve Kürtlerin Anadolu, Mezopotamya ve Ortadoğu'da demokratik birlikteliğini savunuyor.
Kürtler artık çok ciddi bir güç, bölgede oyun kurucu olabildikleri bilimsel bir gerçek ve bölge güçleri kabullenmiş durumdalar. Türkler ve Kürtler bir olmadan, bölgede birbirlerine düşman olarak tek başlarına 'yerli-milli' olmaları mümkün değil. Filistin halkı ve örgütleri İsrail'e karşı mücadele etmek için Asya ekseninde olmak zorunda. Çeçenistan halkı özgürlük sürecinde Rusya'ya karşı direnirken Batı ekseninde olmak zorundalardı, ki oldular. Kürtler Türkiye tam bir NATO ülkesi iken İran ve Suriye'yi arka bahçeleri yapmışlardı doğal olarak. İran-Irak savaşında şuan çok ABD-İsrail güdümünde görünen KDP Irak'a karşı olduğu için güney Kürtleri İrancı oldu. Halepçe bunun bedeliydi. Filistinliler Saddam İsrail'e tek kafa tutan Arap lideri olduğu için sevdiler, sevindiler kısa bir süre. Arafat'ın hem Saddam'la hem İran'la arası iyi olmak zorundaydı mesela ki öyle de oldu. Halk özgürlük hareketlerinin paradigmaları ne olursa olsun sosyalist-islamcı vd. dünya ve bölge siyasetine uygun davranmak zorundalar. Halk özgürlük hareketleri halklarının çıkarlarını gözetmek zorundalar. Çeçenistanlı direnişçiler hepsi Hamas hayranı olmasına rağmen Hamas'ın Rusya ile dost olmalarını sindirdiler, sindirmek zorundalardı. Aynı şekilde Dudayev de ABD ile Türkiye ile hatta derin devleti ile dahi işbirliği yapmak zorundaydı ve yaptı. Dudayev Türkeşi günahı kadar sevmemesine rağmen elini sıktı, Aliya yüzüne tükürmeyi bile çok gördüğü Suudilerle yıllarca anlaştı, silah ve para desteklerini aldı. Almak zorundaydı ve aldı. Almaması hata olurdu. Örnekler çok uzar gider. Bunlar çok normal şeyler. Halk özgürlük hareketi isen öncelikli görevin ve borcun halkınadır. Kısacası tüm bu işbirlikleri anlaşılırdır, tarih boyunca peygamberlere kadar onca örneği vardır.
Türkler de Kürtler de, ya Batı ya Asya eksenine uymak, girmek zorundadır. Ancak bir ve beraber olurlarsa bölgede yeni bir yerli eksen inşa edilebilir ve emperyal eksenlerden bağımsız bir siyaset yürütebilir. Aksi halde çiğ çiğ yerler. Ki Erdoğan ile kontrolden çıkmış, ne yapsa hiçbir yere yaranamayan Türkiye'yi çok fena yemek için ciddi hazırlıklar tamamlanmış, Türkiye her açıdan kuşatılmış durumda. Rusya ve Çin başlı Asya bloku, İran'a bile sahip çıkamadı. İran'ı da kaptırmamak için 'tamam Türkiye sizin olsun ne yaparsanız yapın, biz işimizi gördük kullanıp attık' diyebilirler, ki neredeyse dediler, demek üzereler.
Perinçek önceki çözüm sürecine de tamamen aynı şekilde 'bu proje ABD projesidir' dedi. Ki önceki süreç tamamen ABD karşıtı olduğu buram buram kokan bir hamleydi. Bu nedenle Cemaat AKP üzerine gitmeye başladı, darbeler devreye girdi. Buna rağmen Perinçek çözüm sürecine ABD projesi diyebilmiş biri. Perinçek'in Öcalan'a karşı ayrı zafiyeti, kıskançlığı, çekememezliği var. Ayrıca Perinçek'e göre, Çin'e ve Rusya'ya biat etmeyen herkes ABD ajanıdır. Çin ve Rusya'nın onayı olmayan her proje ABD projesidir. Onların tek çizgisi, hayattaki tek ilkesi budur. Öcalan Rusya ve Çin'in adamı olsun, PKK İran güdümlü bir örgüt olsun Perinçek tüm kıskançlığına rağmen, bir numaralı Apocu kesilir. Yani onu çok dikkate almamak lazım, iman ettikleri tek şey Rusya-Çin çıkarı. Perinçek 15 Temmuz sonrası Türkiye'nin Rusya ve Çin'in uydusu olma sürecinde hayatının en mutlu günlerini yaşamış, Türkiye'nin medyasından, ekonomisine Rusya-Çin 'müfettişi' olarak atanmış birisi. Şu an AKP-MHP paçasını kurtarmak için, Rusya-Çin kendilerine hakkıyla sahip çıkmadığı için Perinçek'i de çok takmıyorlar, eskisi gibi kale almıyorlar. Artık devlet ve hükümet Perinçek'i protokollerin onur konuğu yapmıyor bir süredir. Onun kuyruk acısını yaşıyor. Hükümet uzun süredir ABD ve Yunanistan ile müzakere yürütüyor. Kıbrıs başta olmak üzere çok ciddi tavizlere rağmen ve geri adımlara rağmen razı edemiyorlar, karşı taraflar namluları indirmiyorlar. AKP MHP'yi tasfiye ederek genel seçim öncesi bir barış süreci istiyordu. Ancak MHP devlet içindeki gücünü AKP'ye net bir şekilde gösterdi, karşılıklı operasyonlar çektiler. Sonra MHP'li bir şekilde Öcalan'a nasıl gidilir, çözümün yol haritası çizilmeye başlandı. Erdoğan'ın, Putin desteğiyle yürüttüğü genel seçim başarısı biraz daha süre kazandırdı AKP-MHP'ye. Ancak süre dolmak üzere dediğim gibi.
Bir kaç noktada oğlum @cihadebrari ile farklı düşünüyorsam da Ortadoğu denkleminde tespitleri önemlidir.
“Barış süreçlerinin ne kadar riskli, hassas olduğu dünyadan, tarihten ve son tecrübeden pek çok örnekle biliniyor. Bu nedenle artık büyük ölçüde pişirilmiş, çok uzatılmayacak, zamana yayılmayacak hızlı bir geçiş bizleri bekliyor olabilir.”
“Ne kadar doğru yanlış tartışılır ama hiçbir gelecek güvencesi olmadığı halde çocuklarına ekmekten çok özgürlük miras bırakmak için çaba veren bir anne oldu.”
@cihadebrari’nin annesi Hüda Kaya ve yaşadıkları…
https://t.co/cQ5l6uAjo8