İslam’ın kamudaki ölçüsü imtiyaz değil adalettir. Aksini iddia edenler bunu sloganlarla, ucuz ithamlarla değil, Kur’an’ın adalet ölçüsüyle açıklamak zorundadır.
@gulistankilick vekil, her Müslümanın ve adaletten, özgürlükten yana herkesin söylemesi gereken hakikati söylemiş; hatta az bile söylemiş.
Kamusal okulda mescit bulunması tek başına yanlış değildir; yanlış olan, haram olan, haksız olan herkese ait kamu imkânını tek bir çoğunluğun ya da bir kesimin ibadet biçimine tahsis ederek, devlet standardına dönüştürmektir. Kimse mescitleri, namazı, ibadet hakkını eleştirmiyor, karşı çıkmıyor.
Devletin hazinesi her kesimden her inançtan, düşünceden milyonlarca insanın alın teridir.
En ağır haramlardan biri kul hakkıdır; daha da vahimi, bu haksızlığı Allah’ın adıyla meşrulaştırmaktır.
Bütün yurttaşlardan toplanan vergilerle oluşturulan Diyanet bütçesinin sadece tek bir din ve mezhep anlayışına hizmet etmesi de adalet ve helallik bakımından ciddi bir sorundur. Müslümanların önce buna karşı çıkması gerekir. Çürümüş, yozlaşmış, çökmüş eğitim sisteminde, okullarda yapılması gereken nice acil iş ve ihtiyaçlar varken, eğitim kalitesi ve çocuklarımızın hali ortadayken kalkıp bu haksız uygulamaya karşı çıkmak yerine sürekli kendini, başka bir hareketi dinsiz imansız diyerek var etmeye çalışmak, başka varlık sebepleri olmayan politikara mahkûm olmak demektir.
Tek bir dini kimlik üzerine bir bütçe, bir siyaset, bir uygulama islami de değildir hak ve helal de değildir. Kimse Allah adına Allahçılık yapmamalıdır.
Bazı sol-seküler çevrelerin zaman zaman halkın manevi değerlerinden, tarihsel referanslarından ve hassasiyetlerinden kopuk bir tutum sergilemesine ben de karşı çıkıyorum. Ancak;
Hak olan, helal olan her okula mescit ya da cemevi, kilise ve havra yapmak değildir. Bütün inançlara ve düşüncelere açık, tarafsız bir ibadet–düşünce alanı oluşturulabilir. Cuma, cem, öğrenci kulüpleri veya başka etkinlik ihtiyaçları için çok amaçlı bir salonu objektif kurallarla kullandırılabilir. Ama her okula mescit uygulamasını kimse Allah adına adalet adına savunamaz.
Bu konuşmayı yapmak 28 Şubatçılık değildir; asıl 28 Şubatçılık, bu haksızlığa her itiraz edeni ‘din düşmanı' diye yaftalamaktır.
Müslüman ilk önce, adaletsizliğe, haksızlığa, kul hakkına karşı çıkmalıdır .
Devlet namaz kılana, başörtüsüne engel olamaz, fakat herkese ait okulu tek bir inancın mülküne de çevirmez.
İslam’ın kamudaki ölçüsü imtiyaz değil adalettir. Aksini iddia edenler bunu sloganlarla, ucuz ithamlarla değil, Kur’an’ın adalet ölçüsüyle açıklamak zorundadır. Hodri meydan!
Zaman kardeşlik zamanı, barış zamanı, helalleşme zamanı. Artık bu önüne gelene '28 Şubatçı' diyen ucuz damgalama diline prim vermeyelim.
Bu hususta bu sakinliğin ve normalleştirmenin devam etmesi halinde şu andan bile daha sert haksızlıklarla mücadele etmek zorunda kalacağımız aşikar. Hiçbir meslektaşımız diğerinden daha az değerli değil, hiçbir meslektaşımızın görevi diğerinden daha az kutsal değil.
Cejna newrozê, ku tê wateya "rojeke nû", ne tenê mizgîniya biharê ye, lê di heman demê de rojeke bîranîn û hevgirtina kolektîf e ku tê de mafên çandî û nasnameyî têne xwestin.
Wekî Komeleya Mafên Mirovan, em cejna newrozê pîroz dikin.
Cejna Newrozê ji têkoşîna dîrokî ya Kawayê Hesinkar ya ku li dijî zilma Dehak ve, li gelek welatan bi kevneşopî tê pîrozkirin.
Cejna Newrozê, rabirdûyê heya niha wek bi teşekirina rojek têkoşîna bindestan hatiye pênasekirin.
Wekî gelek welatan, herêma me jî şahidiya têkoşînên dirêj ji bo pîrozkirina Cejna Newrozê kiriye; di salên 1990î de, pîrozbahiyên Cejna Newrozê hatin qedexekirin, nemaze bajarên Kurdan, û li gelek bajaran, welatiyên ku dixwestin Cejna Newrozê pîroz bikin hatin kuştin û gelekên wan din jî birîndar bûn.
Di encama têkoşîn û qurbaniyên dîrokî yên bi vî rengî de ye ku îro Cejna Newrozê bûye rojek ku bi awayekî girseyî tê pîrozkirin.
#NewrozPîrozBe
https://t.co/nDnt0bNBoN
Savaşa, Irkçılığa, Militarizme, Toplumsal Cinsiyetçi Ayrımcı Politikalara, Kadın Emeği Sömürüsüne Karşı Yaşasın 8 Mart!
Yaşasın Kadın Dayanışması!
Yaşasın Kadın Kurtuluş Hareketi!
Jin, Jiyan, Azadî !
https://t.co/EYck8pNy26
28 Şubat 2026 günü ABD ve İsrail silahlı kuvvetleri tarafından İran’a yönelik geniş çaplı bir saldırı başlatılmıştır.
Bu saldırıda İran rejiminin liderleri ve askeri komuta kademesinin hedef alındığı iddia edilmiştir. Ancak kamuoyuna yansıyan haberlere göre bazı sivil yerleşim birimleri, hastaneler, okullar hedef alınmış, bir okul da bombalanmış ve çok sayıda çocuk ve sivil insan bu saldırılarda yaşamını yitirmiştir.
Saldırıların kapsamı göz önüne alındığında yakın zamanda Filistin ve Suriye’de tanıklık ettiğimiz yeni bir insanlık trajedisi ile karşı karşıyayız.
Ortadoğu’daki otoriter ve totaliter rejimler emperyal güçlerin dışsal müdahaleleriyle birer birer yıkılmakta, bu savaşlarda binlerce insan yaşamını yitirmekte, milyonlarca insan yerinden edilmektedir.
Bu saldırıların amacı yeni ve demokratik bir rejim inşası değildir. Aksine itaatkar yeni otoriter rejimler inşa etmektir. Suriye’de yaşananlar bunun en güncel örneğidir.
Hiç şüphesiz savaşlarda ve çatışmalarda en çok zarar görenler, korumasız ve kırılgan grupların başında gelen çocuklar, kadınlar ve sivil insanlardır. Savaş koşullarında dahi bu gruplara yönelik saldırılar, Cenevre Konvansiyonlarına göre savaş suçu olarak kabul edilmektedir.
Bu bağlamda İran’a yönelik saldırıda çocukların ve sivillerin hedef alınmasını şiddetle kınıyoruz. İran rejimin insan hakları sicilinin ne kadar kabarık olduğunu ve kendi halklarına karşı işlediği suçların farkındayız. Nitekim yakın zamanda meydana gelen protesto olaylarında binlerce insanın katledildiği, binlercesinin de tutuklandığını ve işkenceye maruz kaldığını kamuoyuna yansıyan bilgilerden biliyoruz. Ancak bu güne kadar emperyal müdahalelerle demokratik bir rejim inşası da gerçekleşmemiştir.
Çünkü bu müdahalelerin odağında halkların demokrasi ve özgürlük talebi değil, emperyal çıkarlar yer almaktadır.
İHD, geçmişte olduğu gibi bugün de nerede olursa olsun savaşa karşıdır. Çünkü savaşlarda hukuk askıya alınmakta, yaşam hakkı başta olmak üzere insanlığın ortak değerleri olan temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaktadır.
Sonuç olarak İran’da çocuklara, kadınlara ve sivil altyapıya yönelik gerçekleştirilen saldırıları “savaş suçu” olarak değerlendiriyor ve kınıyoruz.
İnsan Hakları Derneği
Sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler tarafından Suriye’de yaşanan saldırıları protesto etmek amacıyla birçok kentte gerçekleştirilmek istenen yürüyüşler sırasında yaşanan engellemeler ve kolluk şiddeti, basın yayın organlarına yansıyan görüntülerle kamuoyunun bilgisine sunulmuştur.
Söz konusu müdahalelerde kolluk görevlilerinin orantısız güç kullandığı; aralarında şube eş başkanlarımızın, üyelerimizin, baro başkanlarının, belediye eş başkanlarının ve siyasetçilerin de bulunduğu çok sayıda yurttaşın gözaltına alındığı görülmüştür.
İnsan Hakları Derneği olarak; barışçıl şekilde gerçekleştirilmek istenen gösterilere yönelik müdahaleleri ve işkence ile kötü muamele boyutuna varan gözaltı uygulamalarını kabul etmiyoruz. Uluslararası sözleşmeler ve yerleşik hukuk teamülleri; toplanma, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini birlikte güvence altına almaktadır. Anayasa’nın 34. maddesinde de açıkça, “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir” denilmektedir.
Bu çerçevede yurttaşların barışçıl gösteri ve yürüyüş hakkını kullanmalarının keyfi ve hukuka aykırı biçimde engellenmesi, evrensel hukuk kurallarının açık bir ihlalidir.
Yetkili makamları; bölge kentlerinde yapılmak istenen yürüyüşler sırasında gözaltına alınan yurttaşları derhal serbest bırakmaya, ifade özgürlüğünün bir tezahürü olan barışçıl gösterilere yönelik tehdit ve engellemelere son vermeye çağırıyoruz.
Unutulmamalıdır ki barışın ve müzakerenin ön koşulu ifade özgürlüğüdür.
Kürt Meselesinin barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümünün gündemleştiği 9 Ocak 2013 tarihinde, Paris’te üç Kürt siyasetçi kadın Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez katledilmiştir. Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan bu katliamı, “çözüm sürecinin dinamitlenmek istendiği” şeklinde değerlendirmiştir. Cinayetin faili olarak tutuklanan Ömer Güney’in MİT ile bağlantılı olduğu ortaya çıkmış, Güney ise yargılama süreci tamamlanmadan, tutuklu bulunduğu cezaevinde şüpheli bir şekilde yaşamını yitirmiştir.
Aradan geçen 13 yıla rağmen, ne Fransa makamları ne de Türkiye yetkilileri bu ağır suçun tüm yönleriyle aydınlatılması ve faillerin ortaya çıkarılması konusunda etkili bir soruşturma yürütmüştür. Bu cezasızlık politikası, benzer suikast ve katliamların sonraki yıllarda da devam etmesine zemin hazırlamış; o dönemde başlatılan çözüm süreci akamete uğramış ve binlerce insan yaşamını yitirmiştir.
Bugün gelinen aşamada, Kürt Meselesinin barışçıl ve demokratik çözümü yeniden tartışılmaktadır. Ancak geçmişte olduğu gibi, bu sürecin de katliamlar ve siyasi suikastlarla sabote edilmesi riski ne yazık ki ortadan kalkmış değildir. Paris Katliamının 13. yılında ve çözüm tartışmalarının yeniden gündemde olduğu bu dönemde, söz konusu katliamın faillerinin ve arkasındaki güçlerin açığa çıkarılması, yeni sürecin sağlıklı işlemesi açısından hayati önemdedir. Bu adım, aynı zamanda topluma güven verecek gerçek bir yüzleşmenin de kapısını aralayacaktır.
İHD'li kadınlar olarak, Fransa makamlarını ve Türkiye Devleti’ni Paris Katliamında hakikatin ortaya çıkarılması, sorumluların tespit edilmesi ve adaletin sağlanması için yükümlülüklerini yerine getirmeye bir kez daha çağırıyoruz.
*İHD MERKEZ�� KADIN KOMİSYONU*
Halep’te Kürt Yerleşimlerine Yönelik Saldırıları Kınıyoruz: Uluslararası Toplumu Müdahaleye Çağırıyoruz
Li Helebê Êrîşên Li Ser Wargehên Kurdan Tên Kirin Em Şermezar Dikin û Bang Li Civaka Navneteweyî Dikin Ku Divê Demildest Destwerdanê Bikin.
Coğrafyamızda yeni bir barışın konuşulduğu bugünlerde, HTŞ’ye bağlı cihatçı grupların Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı Şeyh Maksut bölgesine y��nelik başlattığı saldırılarda, sivil halkın yaşamını doğrudan tehdit eden saldırıları endişe verici buluyoruz.
Binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olan Suriye iç savaşında, yaşanan büyük acılar sonucunda nispi de olsa sağlanan barış ortamının yeniden çatışma sürecine evrilmesinden endişe duymaktayız.
Suriye’de ihtiyaç duyulan yeni bir savaş değil, Suriye’de yaşayan tüm halkları temsil eden yeni ve demokratik bir rejimin inşa edilmesidir.
İnsan hakları savunucuları olarak, en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin savaşı değil barışı destekleyen bir tutum olduğuna dair inancımızı bir kez daha vurguluyor; Türkiye Cumhuriyetini ve koalisyon güçlerini Suriye’de yaşayan halkların kararına uygun bir siyasi tutum sergilemeye davet ediyoruz.
Barış Kazandırır, Savaş Kaybettirir.
Yaşasın Barış !
📌Roboski Katliamı’na dair hukuki süreç tarafsız ve bağımsız bir şekilde yeniden başlatılmalı, failler tespit edilerek, kasıt kusur veya ihmali olan tüm kamu görevlileri yargı önünde hesap vermelidir.
📌Devam eden barış sürecinin gerçek anlamda barışa evrilmesinin ve kalıcı hale gelmesinin yolu, devletin bizatihi faili olduğu ya da ihmali sonucu yaşanan katliamlarla yüzleşmesinden geçmektedir.
📌Öncesinden planlanmış ve çok sayıda savaş uçağının katıldığı bir hava operasyonunun neticesi olan Roboski Katliamının “kaçınılmaz hata” olarak kabul edilip üstünün örtülmesini kabul etmiyoruz.
📌Yıllardır tanığı olduğumuz cezasızlık politikalarının bir sonucu olarak soruşturmanın takipsizlikle sonuçlanması, mağdur yakınlarının ve kamuoyunun nezdinde bir anlam ifade etmemektedir. Aksine gerçekler ortaya çıkmadan bu yara kanamaya devam edecektir.
#Roboski14YılOldu
Açıklamanın tamamı: https://t.co/MaPhn7amzZ
Tahir Elçi, endam û rêveberê Komeleya Mafên Mirovan, dostê me yî hêja, heval û hogirê me yê têkoşînê, deh sal berê di 28ê Mijdara 2015an de, li navçeya Sûrê ya Amedê, li bin Minareya Çar Pê, dema ku xwest rûxandinên sedemî pevçûnan bîne ber çavan, hat qetilkirin.
Em İHDyî û hevalên Tahir Elçi yên têkoşinê, heta failên rastîn bên dîtin, berpirsiyar hesab bidin û dîwarên bêcezabûnê hilweşin, em ê têkoşîna xwe bidomînin. Em deyndarê Tahir Elçi ne: xuyakirina rastêqînîyê, bicîanîna edaletê û geşkirina têkoşîna aştiyê deynê me ye.
Heta ji bo #TahirElçi edalet bicî bê emê nesekinin.
Emê Tahir Elçi ti car ji bîr nekin.
#TahirElçisiz10Yıl
https://t.co/Ag7XiR0QS4
İHD 2024 Yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporu:
En az 6094 kişi yaşam hakkı ihlalleri sonucu hayatını kaybetti
Irkçı ve ayrımcı saldırılarda en az 14 kişi öldü
Hapishanelerde 335’i ağır, 1412 hasta mahpus var
https://t.co/yRRrXzJfB9
Dokümantasyon Merkezi’mizin hazırladığı 2024 Yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporu, Türkiye’deki fiili OHAL rejimini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Rapora göre 2024 yılında,
📌 24 ilde toplamda 458 gün her türlü eylem ve etkinlik yasaklandı.
📌 Toplantı ve gösterilere yönelik kolluk müdahalesinde en az 1811 kişi gözaltına alındı.
📌 En az 127 kişi sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle tutuklandı.
📌Muhalif siyasetçilere ceza yağdı. 2 belediye başkanı tutuklandı.
📌8 belediyede seçilmişlerin yerine kayyum atandı.
Ayrıntılar web sitemizde…
Ayrıntılar: https://t.co/yFSTs7VJqm