Genel Başkanımız Seyit Aslan’dan mutlak butlan değerlendirmesi:
📌Kayyum düzeninin ardından gelen mutlak butlan kararı seçme ve seçilme hakkının ortadan kaldırılması için yeni bir eşik oldu.
📌Mesele CHP’nin iç meselesi olmadığı açıktır. Saray düzeni kendi geleceğini güvence altına almak için tüm toplum kesimlerini baskıyla susturmak istemektedir.
📌Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul eden bu düzeni korumak istiyorlar.
Teori ve Eylem yazarı Ender Şiar Argın ile Gençlik ve Seküler Milliyetçilik Üzerine Bir Tartışma yazısı üzerine konuşuyoruz.Milliyetçilik kimin yararına, Gençlik mücadelesinin ihtiyacı ne?” sorularına beraber cevap arayacağımız etkinliğimize bekliyoruz!
5 Haziran Cuma
19.00
📍DM
iktidarının aldığı bu karar, öğrencilerin eğitim hakkına açık bir müdahaledir. Gençleri mağdur eden bu uygulama kabul edilemez. Gençlerin hayatlarını ve eğitim haklarını görmezden gelen bu düzene karşı birleşelim! Haklarımız ve geleceğimiz için mücadeleye!
Soma Katliamı’ndan bu yana 78 Soma daha yaşandı!
Mezbaha düzenine karşı mücadelelerimizi birleştirelim.
301 madencinin hayatını kaybettiği Soma Katliamı’nın üzerinden 12 yıl geçti. Bu 12 yılda bir yandan işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle işçi katliamlarına yenileri eklendi; öte yandan işçi katliamlarına karşı verilen mücadelelere tanıklık ettik. Soma Katliamı, iktidar ve patron çevrelerinde kaza, facia benzeri ifadelerle anılarak suçu işleyenlerden soyutlanmak istendi. Ancak bu katliam da diğer iş cinayetleri gibi tedbirsizlik, denetimsizlik ve cezasızlık üçgeninde işlenmiş bir katliam olarak tarihe geçti.
Soma’da üretim baskısını belirleyen rödovans sistemi, “hadi hadi” düzeniyle dayatılan aşırı üretim ve maliyet düşürme politikaları madencilerin yaşamını hiçe saydı. Madendeki tüm riskler, göz göre gelen katliamı haber veren uyarılar, teknik raporlar ve denetimlerde ortaya çıkan eksikler ya görmezden gelindi ya da hasıraltı edildi. Devletin asli görevi olan etkin denetim mekanizması işletilmedi; şirketlerin kâr hırsı, işçilerin yaşam hakkının önüne geçirildi.
2000’li yılların başından itibaren ülke genelindeki madenlerde rödovans ve benzeri yöntemler ile özelleştirme hız kazandı, özel madenlerde üretimi artırmak için tedbirler göz ardı edildi. Kısa zamanda en fazla cevheri çıkarmaya odaklanan madencilik anlayışının toplu katliamların artmasına neden oldu.
Soma Katliamı davası sürecinde ise patronlara ve sorumlu kamu görevlilerine ödül gibi cezalara verilirken, süreç hafızalara madenci yakınlarının Yusuf Yerkel gibi bürokratlarca tekmelendiği görüntülerle kazındı. Dava süreçlerinde mahkeme ve yargıtay heyetlerinde değişiklik yapıldığına tanık olduk. Bu değişiklikler hükümet ve patronların istediği sonuçları beraberinde getirdi.
301 işçinin ölümünden sorumlu patron Alp Gürkan yargılanmazken, Cem Gürkan hayatını kaybeden her işçi başına yalnızca 8 gün cezaevinde kaldı. Kamu görevlilerinin önemli bölümü beraat etti; hüküm giyenlere ise aylarla ifade edilen sembolik cezalar verildi. Bu cezasızlık tablosu Türkiye’de işçi ölümlerinin neden durmadığını da açıklıyor. Patronlar ve kamu görevlileri korunuyor, işçiler ölmeye devam ediyor.
Bu katliam düzeni Soma ile sınırlı değil. Kozlu, Şirvan, Amasra, Ermenek, İliç gibi çok sayıda madende katliamlar yaşandı. İSİG Meclisi verilerine göre 2013-2025 yılları arasında maden işkolunda en az 1267 işçi hayatını kaybetti. Bu katliam davalarında da kamu görevlilerinin ve patronların korunduğunu görmekteyiz.
Bu katliam düzeni sadece madenlerde değil; diğer tüm iş kollarında da on binlerce işçinin ölümüne sebep oldu. AKP’nin iktidarda olduğu yıllarda en az 38 bin işçi çalışırken hayatını kaybetti. Soma Katliamı’nın yaşandığı Mayıs 2014’ten bu yana hayatını kaybeden işçi sayısı ise 23 bin 813. Bir diğer ifadeyle Soma Katliamı’ndan bu yana süren iş cinayetleri düzeni nedeniyle yaklaşık 78 Soma Katliamı daha yaşandı.
Öte yandan işçi ölümlerine karşı tedbir almayan devletin; konu işçilerin hak arama mücadelesi olunca en sert tedbirlere başvurduğuna tanık oluyoruz. Doruk Madencilik işçilerinin ücret ve tazminat alacakları için yaptıkları eylemlerde bunun en çıplak halini gördük. Yaşananlar devletin işçilerin ölmemesi için değil isyan etmemesi için tedbir aldığını gösterdi.
Soma’nın failleri bugün hayatlarına olağan biçimde devam ederken, Soma ailelerinin yanında duran avukatlar Can Atalay ve Selçuk Kozağaçlı hapiste tutuluyor. Fabrikalardaki insanlık dışı üretim koşullarını dile getiren, iş cinayetlerinin politik sorumluluğunu teşhir eden BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen’in tutuklanması da bu ülkede işçilerin değil patronların korunduğunun son göstergesi oldu.
Yıl dönümü vesilesiyle Soma başta olmak üzere iş cinayetlerinde hayatını kaybeden işçileri saygıyla anıyoruz. Daha fazla kâr elde etmek için mezbaha düzeninde çalışma dayatan patronlara, bu koşulları denetlemeyen siyasi sorumlulara ve iş cinayetlerinin faillerini koruyan yargı düzenine karşı insanca yaşam ve çalışma koşulları için tüm işçi ve emekçileri birleşmeye ve mücadeleye çağırıyoruz.
Ölenler için yas, kalanlar için mücadele!
Seyit Aslan
Emek Partisi Genel Başkanı
BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen, “mezbaha düzenine” itiraz ettiği, işçilerin maruz kaldığı baskı ve sömürüye karşı çıktığı için haftalardır tutuklu.
İş cinayetlerinin sorumluları, işçilerin haklarını gasbedenler, vergi kaçıranlar, sendikalaşmayı engelleyenler, kadın işçileri taciz edenler ise serbest!
1000’i aşkın sendikacı, temsilci ve işçi Mehmet Türkmen’in serbest bırakılması ve sendikal baskıların son bulması için çağrı yaptı. Bu çok önemli bir adımdır.
12 Mayıs’ta Antep’te görülecek duruşma yalnızca Mehmet Türkmen’in değil;
📌İkizköy’de tutukluluğu sürdürülen Esra Işık’ın,
📌Cezaevlerindeki gazetecilerin, siyasi tutsakların,
📌Ankara’da direnen Doruk Maden işçilerinin,
📌İzmir Temel Conta ve Digel Tekstil işçilerinin davasıdır.
12 Mayıs’ta duruşmada olacağız. Tüm emek ve demokrasi güçlerini bu hukuksuzluğa karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz!
İşçi sınıfı iktidarı olmadan, insanlık sömürü, baskı ve savaştan kurtulamaz!
1886 Mayıs’ında Chicago’da dökülen işçi kanı, bugün hâlâ dünya çapında yanmaya devam eden kapitalist sömürüye karşı mücadeleyi, işçilerin yaşama ve kurtuluşuna doğru sarsılmaz yürüyüşünü ateşledi. Bu 1 Mayıs’ta da dünyanın her köşesinde işçi sınıfı, yitirdiği yoldaşlarını bir inanç ya da teslimiyet göstergesi olarak değil, sermaye sömürüsüne karşı yankılanan bir mücadele çağrısı olarak anacak.
Bugün dünya işçi sınıfının ayağa kalkmak için fazlasıyla nedeni var: Fabrikalardan, tarlalardan ve şehirlerden, sömürünün derinleştiği ve yaşamın giderek güvencesizleştiği her yerden sayısız talep yükseliyor. Bu duygu ve talepler arasında, Amerikan emperyalizminin saldırganlığının yeniden tırmanışının mahkûm edilmesi güçlü bir şekilde yankılanıyor. Amerikan emperyalizmi, İsrail Siyonizmi ile birlikte, İran ve Lübnan’a yönelik saldırılar ve askeri müdahalelerle, bombalamalar ve asker sevkiyatlarıyla tırmanan çatışmayı körükleyerek Ortadoğu’yu savaşa sürükledi. Filistin halkına karşı soykırım uygularken, Venezuela ve Küba gibi ülkelere karşı baskı ve saldırı politikalarını sürdürüyor.
Amerikan emperyalizminin saldırganlığı münferit bir olgu değil, yıllardır yaşadığı gerilemenin bir belirtisi; bugün ekonomik ve jeopolitik gücüne meydan okuyan başlıca rakibi olarak gördüğü emperyalist Çin karşısında küresel hegemonyasını koruma yönünde çaresiz bir tepki. İttifakların yeniden şekillendiği ve çatışmaların yoğunlaştığı bu güçler arası mücadelede –tarihte defalarca olduğu gibi– krizin, savaşın ve sömürünün yükünü taşıyanlarsa işçiler, gençler ve halklar.
Bu gerçeklik karşısında işçi sınıfı ve halklar, herhangi bir emperyalist güçten yana saf tutamaz ve tutmamalıdır. Emperyalizm, doğası gereği yağmacıdır ve hangi biçime bürünürse bürünsün halkların düşmanıdır. Emperyalistler arası çelişkilerin keskinleştiği bu süreçte tutumumuz açıktır: Bizler herhangi bir güçten yana değil, direnen ve mücadele edenlerden yanayız.
Halkların kurtuluş mücadelesinin, onurlu ve egemen bir şekilde var olma hakkının yanındayız. İran, Lübnan, Filistin halkı ve dünyanın dört bir yanında kapitalist sömürüye, baskıya ve şiddete karşı direnen tüm halklarla dayanışma bayraklarımızı yükseltiyoruz. Onların mücadelesi bizim mücadelemizdir; çünkü her birinde farklı bir geleceğin sömürüsüz sınıfsız dünyasının imkânı yatmaktadır.
Bugünkü koşullarda, tüm antiemperyalist ve antifaşist güçleri halk düşmanlarına karşı birleşmeye çağırıyoruz. Onların yolunu kararlı ve güçlü bir birlikle kesmek gerekiyor. Bu yalnızca bir slogan değil, örgütlü ve bilinçli bir eylem olmalıdır.
Gücümüzü, işçilerin direndiği her alanda, sömürü ve adaletsizliğe karşı seslerin yükseldiği her ülkede, gündelik mücadele içinde somut olarak ortaya koyalım. Yürüttüğümüz yerel mücadelelerden beslenen, küresel ölçekte hareket eden, emperyalizme darbe vurabilecek ve kurtuluşun yolunu açabilecek bir cephe inşa edelim.
Kapitalist sistem bugün yaşamı güvence altına alma konusundaki yetersizliğini açıkça ortaya koyan kritik bir dönemden geçiyor. Servetin giderek daha dar bir kesimin elinde yoğunlaştığına tanık olunurken, işçi sınıfı ve emekçi halkın yaşam koşulları endişe verici biçimde kötüleşiyor.
Sermayenin hizmetindeki hükümetler tarafından uygulanan ekonomik uyum politikaları, yalnızca yoksulluğun artmasına, işsizliğin yükselmesine ve sömürünün daha yüksek düzeye tırmanmasına yol açmıştır. Kapitalizm, halklar için hiçbir zaman bir refahın yolu olmadı, şimdi de değil.
Gerçek kurtuluşu sağlamak için kapitalist-emperyalist sistemin yıkılması tarihsel bir zorunluluktur. Onun yerine, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirildiği; adalet, özgür ve onurlu emek temelleri üzerinde yükselen yeni toplumu, işçilerin toplumunu, sosyalizmi kuralım.
Yaşasın İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü 1 Mayıs!
Kahrolsun suçlu emperyalizm ve Siyonizm!
Uluslararası Marksist-Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML)
YTÜ’de öğrenci kulüplerinin “güvenli okul” çağrısı kaldırılmak istenmesine karşı YTÜ Emek Gençliği mücadele çağrısında bulundu:
"Kulüpler baskı ve tehdit altında"
https://t.co/uE1uKlBMa7
Siyonist İsrail devletinin hava savunma sistemi verilerini Kürecik radar üssünden alıyor! NATO'yla ortaklık soykırımla ortaklıktır! #SavaşÖrgütüNATODağıtılsın
Orta Doğu’yu kendi emperyalist hedefleri için kan gölüne çevirmekten çekinmeyenlere karşı; anti-emperyalist bir cepheyi büyütmek için Emek Gençliği'ne katıl. Emperyalist-siyonist saldırganlığa karşı duralım, geleceğimiz için mücadeleye!
4 Nisan Cumartesi
16.00’da
Taksim AKM önü
Marksizm Atölyesi, 2. oturumu olan Ekonomi-Politik ile devam ediyor! Toplumların tarihini ekonomik boyutuyla incelemek, sınıfların ortaya çıkışını konuşmak ve günümüzdeki boyutunu tartışmak için herkesi 2 Nisan’da buluşmaya bekliyoruz!
⏰16.30
📍DM
444D!
Savaş örgütü NATO’nun kuruluş yıldönümünde Denizlerden aldığımız mirasla NATO DAĞITILSIN! demek için buluşuyoruz! Savaşlara, emperyalizme karşı mücadelemizi büyütmek için Taksim AKM önünde buluşup Dolmabahçe’ye yürüyoruz!
🗓️4 Nisan Cumartesi
⏰16.00’da
📍Taksim AKM önü