Bugünkü oylama, TBMM'deki milletvekillerinin ne ölçüde milletin iradesini, ne ölçüde parti merkezlerinde ve kapalı kapılar ardında kurulan siyasi mutabakatları temsil ettiğini bir kez daha göstermiştir.
Milletin önüne seçimde konmamış, toplumdan açık bir yetki alınmamış böylesine tarihî bir meselede 468 milletvekilinin aynı çizgide buluşması, benim için millî iradenin doğrudan bir tezahürü değil, siyasi aktörler arasında kurulmuş bir mutabakatın sonucudur.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletin açık iradesine başvurulmadan onun adına böylesine büyük kararlar alan siyasetin karşısında, milletin yeniden sözünü söyleme zamanı gelmiştir.
Meseleyi sadece ihtiyar bir adamın koltuk sevdasıyla CHP’yi Cumhur İttifakı’nın kucağına sürüklemek, belediyeleri CHP ve Cumhur arasında üleşip Yeni Parti’yi oyunun dışına itmek olarak okumamak lazım.
Türkiye, kapitalin talebiyle bir dönüşüm sürecine giriyor. AKP, MHP ve CHP gibi partiler tasfiye sürecine gidiyor.
Küresel güç odaklarının yükselen yeni dünya düzeninde Türkiye’ye yönelik stratejik planlarının en temel ayaklarından biri, Cumhuriyetin kurucu harcı olan ulus devlet modelinin kademeli olarak zayıflatılması ve dönüştürülmesidir.
Küreselleşme söylemleri ve bölgesel entegrasyon projeleri üzerinden yürütülen bu süreçte, ulusal egemenliğin sınırlarını belirleyen hukuki, kültürel ve idari yapılar esnetilmeye çalışılmaktadır.
Merkezi devlet otoritesinin yerini daha esnek, yerelleşmiş ve uluslararası finans ile güvenlik ağlarına bağımlı bir yapının alması hedeflenmektedir. Ulus devlet kimliğini ayakta tutan ortak tarih bilinci ve vatandaşlık bağı, küresel kimlik politikaları ve mikro-milliyetçilikler vasıtasıyla parçalanarak devletin kurumsal direnci kırılmak istenmektedir.
Bu dönüşümün siyasal kulvardaki yansıması ise klasik ideoloji tabanlı siyasi partilerin ve geleneksel siyaset kurumunun tasfiye edilmesidir. Sağ-sol, muhafazakar-sosyal demokrat gibi köklü ideolojik ayrışmalar üzerine kurulan partilerin toplumsal karşılığı, yerini daha pragmatik, proje odaklı ve küresel sistemle uyumlu aktörlere bırakmaya zorlanmaktadır. Doktriner yaklaşımı ve tarihsel mirası olan partiler işlevsizleştirilerek, lider odaklı ve hızlı manevra yapabilen teknokratik siyaset anlayışı öne çıkarılmaktadır. Böylece toplumsal talepleri ideolojik bir süzgeçten geçirerek devlete taşıyan mekanizmalar devre dışı bırakılmakta; küresel sermaye ve politikalarla çelişmeyecek, daha kolay yönlendirilebilir bir siyasal alan inşa edilmektedir. Bunun için de halk, parti siyasetinden soğutularak el çektirilmektedir.
Tüm bu idari ve siyasi dönüşümlerin nihai amacı, Türkiye’ye küresel pazar sisteminde tamamen ticaret ve lojistik eksenli bir rol biçmektir. Sanayi, teknoloji ve üretim alanlarında bağımsız bir güç olmasından ziyade, Doğu ile Batı arasında güvenli bir enerji koridoru, tedarik zinciri durağı ve pazar alanı olarak konumlandırılması hedeflenmektedir. Üretim gücü ve stratejik derinliği sınırlandırılmış, ekonomi politikaları uluslararası finans kuruluşlarının kontrolüne girmiş bir Türkiye'nin, bölgedeki ticari akışları yöneten ama kendi jeopolitik önceliklerini dikte ettiremeyen transit bir merkez olması arzulanmaktadır.
Küresel finans odaklarına ve uluslararası tahkim mekanizmalarına bağımlılığın derinleştiği bu yapıda, doğrudan yabancı yatırımları çekme ve ticari akışkanlığı sağlama adına hukuki ile ekonomik imtiyazların talep edilmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Ulusal yargı denetiminin sınırlandırıldığı, yabancı sermayeye özel muafiyetlerin tanındığı ve ekonomik egemenliğin aşındığı bu süreç, tarihsel hafızamızdaki ticari ve hukuki ayrıcalıklar düzenini çağrıştırmaktadır. Tam da bu nedenle, sistemin işleyişini ve dayatılan yeni bağımlılık ilişkilerini dikkate aldığımızda, yakın gelecekte kapitülasyonların modern biçimleriyle yeniden konuşulmaya başlanması hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.
1/
İstinaf mahkemelerinin, “eksik inceleme” veya “suç vasfında yanılgı” gibi gerekçelerle hükmü bozarak dosyayı ilk derece mahkemesine göndermesi, uzun süredir karşılaşılan bir uygulama. Ceza Genel Kurulu ise 30.04.2025 tarihli kararıyla bu uygulamanın kanuni dayanağının bulunmadığını açıkça ortaya koydu.
2/
Zira bölge adliye mahkemelerinin bozma yetkisi CMK m. 280’de tahdidi olarak düzenlenmiştir.
CMK m. 280/1-e kapsamında, m. 289’da belirtilen mutlak hukuka aykırılık hâlleri (g ve h bentleri hariç); m. 280/1-f kapsamında ise kovuşturma şartının gerçekleşmemesi, önödeme veya uzlaştırma usulünün uygulanmamış olması ve davaların birlikte yürütülmesinde zorunluluk bulunması bozma sebebidir.
Kanunun öngördüğü bozma hâlleri bunlarla sınırlıdır.
3/
Bu bentlerin dışında kalan hukuka aykırılıklar bakımından ise CMK m. 280/1-g uygulanmalıdır.
BAM, duruşma açarak gerekli incelemeyi yapmalı, delilleri değerlendirmeli ve CMK m. 280/2 uyarınca ya istinaf başvurusunu esastan reddetmeli ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmalıdır.
4/
Ceza Genel Kurulunun özellikle vurguladığı temel ilke şudur:
Bölge adliye mahkemesi bir “ıslah mahkemesi”dir; bozma mahkemesi değildir.
Dolayısıyla BAM, denetlediği hükümde tespit ettiği ve kanunda sınırlı olarak gösterilen bozma nedenleri dışında kalan hukuka aykırılıkları bizzat gidermekle yükümlüdür. Yargıtay gibi hareket ederek dosyayı ilk derece mahkemesine geri gönderemez.
5/
Bu tespitin usul hukuku bakımından sonucu ise oldukça ağırdır.
İlk derece mahkemesinin verdiği hükmün davadan el çekme (devretme) etkisi nedeniyle, o uyuşmazlık bakımından ilk derece mahkemesinin görevi sona ermiştir.
Bu nedenle, kanuni dayanağı bulunmayan bir bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince yeniden kurulan hüküm, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş hüküm niteliğindedir ve CMK m. 7 uyarınca hükümsüzdür.
Aynı hukuki sakatlık, kanunda öngörülmeyen bozma kararının kendisi bakımından da geçerlidir.
6/
Anayasa Mahkemesi de aynı meseleyi temel haklar perspektifinden değerlendirmiştir.
AYM, 9.1.2025 tarihli ve 2023/33667 başvuru numaralı kararında; kanunda sınırlı olarak sayılan hâller dışında verilen bozma kararının, sanığın hükmü temyiz edebilme imkânını fiilen ortadan kaldırdığı sonucuna ulaşmış ve mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Özetle; istinaf incelemesinde “eksik inceleme” veya “suç vasfında yanılgı” tespit edilmesi, tek başına dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesinin gerekçesi olamaz.
Kanunun bozma yetkisi vermediği yerde BAM’ın görevi dosyayı geri göndermek değil, hukuka aykırılığı bizzat gidererek uyuşmazlığı sonuçlandırmaktı.
YCGK, 30.04.2025, E. 2024/490 – K. 2025/197
Müddetname okuma. Kaydedin lazım olur!!
1-Müddetnameye göre tahliye tarihinin belirlemek için bihakkın tahliye tarihine değil koşullu salıverme tarihine bakılır
2-Koşullu salıverme tarihinden kural olarak denetimli serbestlik süresi düşülerek tahliye tarihi bulunur
3-Ancak denetimli serbestlikten yararlanmak için kurul tarafından iyi halli kararı almak zorunludur. Yani denetimli serbestlikten yararlanma mutlak değildir
4-Denetimli serbestlik tüm içtimalı cezalar için bir kere verilir. Bu sebeple koşulludan düşülecek denetim süresi hesaplanırken müddetnamenin mahsup bölümünde yer alan kullanılan denetim toplam denetim hakkından düşülerek geri kalan denetim hakkı bulunur
Örnek-1: 1 yıl denetim hakkı olan hükümlünün müddetnamesindeki mahsupta 8 ay denetim varsa geriye 4 ay denetim hakkı kalır. Tahliye tarihi hesaplanırken koşullu salıverme tarihinden 4 ay düşükecek
Örnek-2: hükümlünün 3 yıl denetim hakkı vardı ve bunun 2 yılını kullandı. 2024 yılında işlediği bir suç sebebiyle cezalar İçtima edildiğinde denetim 1 yıla düşeceğinden artık hiç denetim hakkı yoktur ve yeni müddetnamedeki koşullu salıverilme tarihinde çıkar
🚨Reuters: Trump, İran'da çıkışı olmayan bir savaşa saplandı.
🚨CNN: Trump'ın en üst düzey generali ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dan Caine, ABD'nin askeri seçenekleri sınırlı kalmaya devam ederken İran savaşından çıkış yolu arıyor.
🗣️Trump, iki cazip olmayan seçenek arasında sıkıştı.
1) İran ile Umman'ın müzakere ettiği, Tahran'a savaş öncesinde hiç sahip olmadığı biçimde Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol verecek geçici bir anlaşma.
2) Sert tırmanma tehditlerini uygulamaya koyup daha uzun süreli bir kriz riskini göze almak.
🗣️Trump bunun yerine mevcut gergin statükoyu korumayı da seçebilir. Bu, İran'ın limanlarına yönelik ablukayı sürdürmek ve deniz taşımacılığına yapılan saldırılara zaman zaman misilleme yapmak anlamına gelirdi. Ancak bu yaklaşım da Trump'a, Nisan ortasında biteceğini öngördüğü bir çatışmadan onurlu bir çıkış yolu sunmuyor.
🗣️ABD'de benzin fiyatları yüksek, Trump'ın onay oranları düşüyor ve savaş Amerikan kamuoyunda popüler değil. Böyle olunca başkanın manevra alanı giderek daralıyor.
🗣️Çatışma uzadıkça, Trump'ın gövde gösterisi İran'ı geri adım atmaya zorlamakta pek işe yaramadı ve İran'a en büyük ödünleri verecek ABD başkanının kendisi olma ihtimali artıyor.
Rutin Haber:
İran, Hürmüz Boğazı üzerinde bir ABD MQ-9 Reaper insansız hava aracını düşürdü.
İnsansız hava aracı, Hürmüz Boğazı'nın Umman tarafındaki gemilere yönlendirme yapıyordu; bu rota, İran Devrim Muhafızları tarafından yetkisiz geçiş olarak ilan edilmişti.
@aa_finans Vergi koymada ve denetlemede dünya standartlarının üstüne çıkmış olabilir ama devletin sunduğu temel hizmetler standartların çok altında özellikle adalet, eğitim ve sağlık hizmeti.
📌 Kirası devam eden ama o an boş bulunan daireyi satın alan yeni malik, çilingirle girip kilidi değiştirirse suç işlemiş olur mu?
Yargıtay 8. CD — E. 2023/2648, K. 2024/10059
Vaka: Yeni malik, satın aldığı dairenin kiracısına ihtarname gönderip boşaltmasını istedi; kiracı eşyalarının bir kısmını çıkarmış ama henüz taşınmamıştı. Yeni malik, dairenin o an boş olduğu bir aralıkta çilingirle girip kilidi değiştirdi. Savcılık "daire o an boştu, mülkiyete dayanılarak girildi" diyerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi; itiraz da reddedildi.
Gerekçe: Hakkı olmayan yere tecavüz suçu malik tarafından kiracıya karşı da işlenebilir. Dairenin o an boş görünmesi, kira sözleşmesinin yürürlükte olduğu gerçeğini ortadan kaldırmaz; malik tahliye için yasal yola başvurmalıdır.
Hüküm: Karar oybirliğiyle KANUN YARARINA BOZULDU — kovuşturma açılmalıydı.
"Hakkı olmayan yere tecavüz suçunun malik tarafından kiracıya karşı da işlenebileceği, tanığın yeni malikin çilingir marifetiyle eve girdiğini beyan ettiği, hakkı olmayan yere tecavüz suçu bakımından kamu davasının açılmasını gerektirir yeterli delillerin mevcut bulunduğu gözetilmeden itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
→ https://t.co/qFziSlAs21
#kiraHukuku #cezaHukuku
Tapuda resmi şekilde yapılmayan taşınmaz satışı geçersizdir; ifa imkânsız hale gelmişse ödenen bedel, güncel rayiç değer üzerinden değil, enflasyon, ÜFE, TÜFE, altın ve döviz kuru artışları gibi ekonomik göstergelerin ortalaması alınarak alım gücüne ulaştırılmak suretiyle iade edilir.
Yargıtay 3. HD 2026/3662 E. 2026/2712 K. 04.05.2026
UYAP evrak işlem kütüğünde bir belgenin "okundu" olarak görünmesi, Kanunda düzenlenen anlamda tebliğ veya tefhim niteliği taşımamaktadır. Salt bu kayda dayanılarak hak düşürücü sürelerin veya kesin sürelerin başladığının kabulü, 6100 sayılı Kanunda güvence altına alınan usuli haklar ile hukuki dinlenilme ve adil yargılanma hakkı ilkelerine açıkça aykırılık teşkil edecektir.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi
2026/356 Esas
2026/1760 Karar
Plajda şezlonglar ile kıyı çizgisi arasında bulunan kumsala eşyasını bırakan katılanları tehdit etmek suretiyle işletmenin hizmet ve eşyalarından faydalanmayan katılanın deniz kıyısında oturmasına ve eşyasını bu alana koymasına engel olan sanıkların eylemlerinin khyk suçu
Ankara BAM 32 HD. de aşağıdaki kararlar gibi; kiracının bir dönem yüksek kira ödemesi kira bedelinin artırıldığı anlamına gelmez demiş.
· Yargıtay 3. HD 2022/6076 E. 2022/7585 K. 11.10.2022 “davalının artırarak ödediği kira parasını ödemekten vazgeçip önceki dönem kira parasını ödemeye başlaması halinde davacı, hükmen tespit edilmiş ya da sözleşme ile kararlaştırılmış bir kira bedeli olmadığı sürece, davalı kiracıyı kira bedelinin arttırılmış halini ödemesi için zorlayamayacağı”
•Yargıtay 12. HD 2023/907 E. 2023/2083 K. “kira bedeli taraflar arasındaki yazılı kira sözleşmesi ve ek protokol ile yasal düzenlemeler çerçevesinde belirleneceğinden davalı kiracı yatırılan miktarın hesaplanan değerden fazla olması, kira bedelinin tadil edildiği anlamına gelmeyeceği”
Avukatlık yaparken beni en çok yoran husus; müvekkillerin korkularının, kaygılarının, tereddütlerinin fazla farkında olmak/onlarla biraz fazla empati yapmak.
Suçsuz olduklarından/ciddi bir haksızlığa uğradıklarından başka bir ihtimale kendimi inandırmadığım (maddi gerçeğin farklı olabileceği ihtimalini ise hiç düşünmediğim, ki bu tavrımın doğru olduğunu iddia etmiyorum) için bir duruşmanın kötü geçmesi veya bir başvurudan istenilen sonucun alınamaması beni gereğinden fazla mutsuz ediyor.
Diğer yandan olumlu sonuçlardan duyduğum mutluluğun süresi ise meslekte geçen her yıl biraz daha azalıyor.
Örneğin; mesleğin ilk yıllarında bir dosyamda verilen beraat yahut lehe bozma kararı o günümün şahane geçmesine yeterken ilerleyen yıllarda bu manevi haz 5-10 dakikaya kadar düştü. Hemen başka bir dosyanın/müvekkilin sıkıntısını düşünmeye başlamayı alışkanlık haline getirdim.
Özetle;
Elinizden geleni yaptığınızı biliyorsanız tavsiyem; mesleki mutluluğu da mutsuzluğu da başarıyı da başarısızlığı da abartmayın. Diğer türlü kendinizi çok yıpratırsınız.
Haketmedikleri bir geliri elde eden veya aldıkları maaşı hakedecek kadar çalışmayan kişilerin, hele ömür boyu himaye edilme ve geçimlerinin garanti edilmesi ayrıcalıkları varsa, bu kesinlikle toplumun ve ülkenin zararına sonuç doğurur.
Böyle tartışılmaz bir avantaja sahip bir kesim, politik popülizmin temel belirleyici olduğu bir toplumda; kolayca bir baskı grubuna dönüşür ve sürekli mevzi kazanarak konumunu güçlendirir. Çünkü statüleri gereği, işlerinden olma ve geriye düşme riskleri yoktur.
Böyle bir ülkenin ekonomisi güçlü, milli geliri ve kalkınma düzeyi yüksekse; bu çarpık durum bir dereceye kadar tolere edilebilir.
Ama ülkenin milli geliri düşükse, üretimi yüksek katma değerli değilse, hele kamuda pozisyon kapmanın getirisi piyasada yer almanın getirisinden çok daha yüksekse; bu yapının getireceği yükü toplum kolay kolay kaldıramaz.
Ortaya çıkan faturayı, tüm toplum ve ekonomik sistem birlikte öder.
@yunusulusoy4@CryptooSun Aynen hocam çağ paylaşım sorunu çağı. Artık pasta büyümüyor, küçülüyor. Önümüzdeki dönem artık bu tartışmaların çok fazla ayyuka çıktığı bir dönem olacak. Memurlar pastanın en iyi yerini almaya devam etmek istiyor ancak argümanları yok.
✅️Serbest meslek erbabı Avukat, SMMM,doktor vb için önemli bir karar❗️❗️
"Serbest meslek erbabının kendisi ve çalışanı tarafından banka hesabına nakit olarak yatırılan paraların serbest meslek kazancı olarak nitelendirilemeyecegi"
Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu K:2025/982
Arabulucunun aynı zamanda işverenin avukatı olduğu bir uyuşmazlıkta tarafların açık muvafakati olsa dahi arabuluculuk süreci geçersiz olup bunun ileri sürülmesi 1 senelik süreye de tabi değildir.
Yarg.9.HD
2025/5177 E. 6092 K. 9.9.2025
Meslektaş tüm tuşlara basmaya çalışmış :)
Ses kaydına dair hukuka uygun delil bir delilden söz edilebilmesi için, kaydın plan dahilinde mi yoksa ani gelişen bir durum nedeniyle mi alındığı belirlenmelidir.
Yargıtay 4. CD , 2015/25539 E., 2020/916 K.
❗️Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, arabuluculuk anlaşmama tutanağının düzenlendiği tarih işverenin temerrüde düşürüldüğü an olarak kabul ediliyor artık. Dikkat etmekte fayda var.
📌Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No: 2022/3222 Karar No: 2022/3813 Karar tarihi: 21.03.2022
Psikolog İlayda İnce, romantik ilişkilerde asla olmaması gereken ama toplumun kabul ettiği 3 şeyi sıraladı.
"Eğer ilişkinde bu üç şeyden biri varsa ve sen bunu normal görüyorsan bir psikologdan duymanı istediğim bazı şeyler var.
Üçgenleme dediğimiz bir kavram var.
Nasıl bir şey biliyor musun?
İki kişi arasındaki kaygı ve gerilim katlanılmaz bir seviyeye ulaştığında, taraflardan biri o kaygıyı tek başına taşıyamaz ve sistemi rahatlatmak için üçüncü bir kişiyi veya bir nesneyi araya sokar.
Tıpkı sallanan iki ayaklı bir masanın altına üçüncü bir ayak koyup dengelemek gibi.
Yani kişi gidip bir arkadaşına partnerini şikayet ettiğinde, aslında o anki bütün gerilimini arkadaşına boşaltır ve geçici bir rahatlama yaşar.
Partneriyle arasındaki asıl sorunu çözmez.
Ama duygusunu boşaltıp rahatlayabildiğinden sorunun çözülmesine gerek kalmadan hiçbir şey olmamış gibi davranıp devam etmek çok kolaylaşır.
Üçgenleme, ilişkiyi sinsice öldüren bir kaçış mekanizmasıdır.
Masaya üçüncü bir ayak aramayı meşrulaştırma.
İkinci meşrulaşmaması gereken şey; partnerinin öfke patlamalarını, bağımlılıklarını, narsistik eğilimlerini, ağır kıskançlıklarını 'zor bir çocukluk geçirmiş' diyerek sindirmeye çalışmak.
Kimse ilişkisinde terapist ya da kurtarıcı değildir.
Terapistler bile.
İlişkide tek bir rolün var; partner olmak.
Yani bir yetişkinin travmalarından büyüyebilmesi için öncelikle bunun sorumluluğunu kendisinin alıp, mesela iyileşmek için profesyonel destek almak gibi somut bir adım atıp, yanındaki insanın desteğini ondan sonra istemesi sağlıklıdır.
Bunları yapmayan birinin travmalarının faturasını kendi ruh sağlığıyla ödeyen partnerlerden biri olmayı meşrulaştırma.
Ve son olarak üçüncüsü; küserek cezalandırmak.
Biz buna sessiz istismar da diyebiliriz.
Bir tartışma çıktığında partnerle günlerce konuşmamayı, onu yok saymayı ve hatasını anlayana kadar duvar örmeyi meşrulaştırma."