Yani 3 kuruş için çöp ithal ederek uzun vadede havadan sudan ve topraktan kanserojen maruziyeti sonucu aslında KANSER ithal etmiş oluyoruz.
Bilimin festivalde hukukun anayasada kaldığı bir ülkeye yakışır işler, devam.
Geri dönüşüm tesislerindeki plastik atık kütle dengesi, ton başına kayıp 100 ila 300 kg arasında değişir.
Plastik atık geri dönüşüm tesislerinde mikroplastiklerin çoğu, mekanik boyut küçültme, yıkama ve kurutma sırasında istem dışı olarak oluşur. Proses atıksularındaki konsantrasyonları çok yüksek olabilir (işlem öncesinde yüzlerce ila binlerce mg/L veya on binlerce parçacık/L). Birçok plastik parçacığı, arıtma işlemi yapıldığında nihai atıksu yerine çamurda kalır. Küresel tahminler, hacimler arttıkça mekanik geri dönüşümden kaynaklanan deşarjların artacağını öngörüyor, ancak iyileştirilmiş atıksu arıtma yöntemleri büyük bir kısmı filtre edilebilir.
Geri dönüşüm tesis aşamasına, plastik atık türüne, etiket, kapak ve içeriği gibi kirlilik seviyelerine ve teknolojiye bağlı olarak, genellikle ton başına yaklaşık 100-300 kg işlem kaybı oluşur; bu da genellikle %70-90 aralığında geri kazanım/verim oranlarına karşılık gelir.
Araştırmalardan ve sektör raporlarından elde edilen temel veriler:
•Temizleme/geri dönüşüm sırasında meydana gelen ağırlık kaybı: Bir ambalaj plastik geri dönüşüm tesisinde yapılan bir saha çalışmasında, yaklaşık %9,7'lik bir ağırlık kaybı raporlanmış ve ton başına yaklaşık 903 kg plastik granül (yani ton başına yaklaşık 97 kg artık) geri kazanıldığı belirtilmiştir.
•Toplanan/balyalanan plastikten (esas olarak geri kazanım tesislerinde) elde edilen verim oranları: Tek akışlı malzeme geri kazanım tesisi (MRF) malzemesi genellikle %68-70 oranında verim sağlanır; çift akışlı sistemler %75-78 oranında; depozito-iade sistemi (DRS) PET balyaları ise %85 oranında verim sağlanır. Bu, yaklaşık %15-32 oranında işlem kaybı anlamına gelir.
•Tesislerdeki gerçek geri dönüşüm oranları: Atık plastik geri dönüşüm tesislerinde yapılan araştırmalar, ortalama gerçek oranların %84-87,5 civarında olduğunu (bakiyeler (kalıntılar) yaklaşık %12,5-16) ve bu oranların gelen malzemenin kalitesine (kapak, etiket ve içerik), işlem türüne ve nihai ürünlere göre değiştiğini (gözlemlenen oranlar %70 ile %95 arasında) göstermiştir.
Journal of Hazardous Materials Advances dergisinde yayınlanan bir araştırma, mekanik geri dönüşüm süreçlerinin gelen plastik atıkların yaklaşık %6 ila %13’ünün mikroplastiğe dönüştüğünü, geri dönüştürülen her ton plastik başına yaklaşık 60 kg ila 130 kg mikroplastik ve her metreküp yıkama suyu başına 75 milyar adede kadar plastik parçacığının salınmasına neden olduğu tespit edilmiştir.
Plastik Atık Geri Dönüşüm Tesislerinde Atıksuda Mikroplastik Deşarjları
Filtreleme yapılmadığında: Filtrelenmemiş veya temel yıkama işlemleri, işlenen malzeme ağırlığının %13’üne kadarını atıksu akışlarında deşarj edilen minik mikro parçacıklar olarak kaybedebilir (~ton başına 130 kg).
Gelişmiş filtreleme yapıldığında: Modern, son teknoloji tesisler daha büyük parçacıkları yakalayarak, kayıp oranını gelen plastik hacminin yaklaşık %6’sına (~ton başına 60 kg) kadar düşürür.
Türkiye'deki plastik atık geri dönüşüm tesislerinde yapılan bir çalışmada, geri dönüştürülen plastik başına ton başına yaklaşık 4,6 kg mikroplastik alıcı ortama deşarj edilebildiği (işlem atıksularından geri kazanılabilir) bildirilmiştir. Yıkama/atık sularında konsantrasyonlar litre başına on binlerce parçacığa ulaşmaktadır.
İngiltere’de bulunan ve yılda yaklaşık 22.680 ton plastik işleyen bir karışık plastik geri dönüşüm tesisinde, etkili bir filtreleme olmadan, giriş plastik kütlesinin %6-13'üne eşdeğer miktarda mikroplastik içeren(en kötü senaryoda ton başına yaklaşık 60-130 kg) atıksu salabileceği tahmin edilmektedir. Filtreleme ile bu miktar önemli ölçüde mikroplastik miktarı azalmıştır (bildirilenlere göre yaklaşık yarısı veya daha azı), ancak çok küçük parçacıklar (<5-10 µm) yeterince uzaklaştırılmamıştır. Tesis ölçeğinde yapılan bir tahmine göre, yıllık olarak milyonlarca gram mikroplastik salınımı gerçekleşmektedir.
Parçacık sayısı: Atıksu konsantrasyonları metreküp başına 75 milyar plastik parçacığına ulaşabilir; filtreler daha büyük parçacıkların çoğunu (>10 μm) yakalasa da bu parçacıklar ağırlıklı olarak 10 mikrondan daha küçük mikroskobik polietilen ve polipropilen parçacıklarından oluşur. 10 mikronun altındaki (1,6 μm’ye kadar) ultra küçük parçacıkları genellikle tutamazlar.
Diğer yandan İngiltere’deki yukarıdaki geri dönüşüm tesisinde ham yıkama suyunda ~6 × 10⁶ ila 1,1 × 10⁸ partikül/m³; filtrelemeye rağmen, özellikle uzaklaştırılması zor olan daha küçük partiküllerin (<5–10 μm) önemli miktarda deşarjı gerçekleşmekte olup, yıllık olarak on tondan 1.000 tona kadar (aralıkların üst sınırı) potansiyel olarak salınan miktar tahmin edilmektedir.
Hava ve Çevresel Emisyonlar
Hava yoluyla yayılma: Parçalama ve mekanik sürtünme, geri dönüşüm tesislerinin içinde ve çevresinde havaya yüksek miktarda mikroplastik parçacıklarının salınmasına da neden olur.
Hava koşullarının etkisi: Plastik atıkların UV ışınlarına ve hava koşullarına maruz kalacak şekilde açık havada depolanması, malzemenin kırılganlaşmasına yol açar ve bu da parçalama aşamasında mikroplastik oluşumunu neredeyse iki katına çıkarır.
Eskimiş plastikler ise önemli ölçüde daha fazla plastik parçacığı üretir.
Türkiye'de yaşamak artık bir dolandırılmama mücadelesine döndü.
İnternet, telefon, banka, kapora, araç satışı... Adım attığımız her yer, ticaretin her alanı dolandırıcı dolu. Enerjimizi üretmeye değil, dolandırılmamaya çalışarak harcıyoruz.
Hayatımız onlardan kaçmakla geçiyor.
Evinde ruhsatsız silahlar, çelik yelek, milyonlarca lira para bulunan adama ev hapsi.
Deniz Göktaş'a kuyu tipi cezaevi...
Çünkü düşünen, sorgulayan, güldüren insanlar mafyatik tiplerden daha tehlikeli
Böyle adalet olmaz olsun.
Ben barışa karşı değilim.
Terörün bitmesini, silahların susmasını, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini istiyorum.
Ama barış istemek başka, AKP’nin getirdiği her düzenlemeye sorgusuz sualsiz “evet” demek başkadır.
Ben bu iktidara güvenmiyorum.
Çünkü bir taraftan “demokrasi ve toplumsal barış” diyorsunuz, diğer taraftan demokratik siyasetin alanını her geçen gün daraltıyorsunuz.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının diploması iptal edildi, kendisi cezaevinde.
Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor, görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Muhalefet partilerinin yöneticileri hakkında soruşturmalar ve fezlekeler gündemden düşmüyor.
Meşru, demokratik ve silahsız siyaset yapan insanlar ceza hukukuyla karşı karşıya bırakılıyor.
AYM kararlarının gereği yerine getirilmiyor.
AİHM kararları uygulanmıyor.
Kayyum uygulaması devam ediyor.
Sonra aynı iktidar bize “demokrasi”, “hukuk” ve “toplumsal barış” diyor.
Ben de soruyorum:
Mevcut hukuku uygulamayan bir iktidarın yeni hukuk vaadine neden güvenelim?
Ayrıca bu çerçeve yasanın gelecekteki seçimlerin, Meclis aritmetiğinin veya başka siyasi hesapların aracı olmayacağının güvencesi nedir?
Ben AKP’nin siyasi hesabına ortak olmayacağım.
Çünkü kalıcı barış siyasi hesaplarla değil; hukukla, demokrasiyle, adaletle ve toplumsal güvenle kurulur.
Önce AYM kararlarını uygulayın.
Önce AİHM kararlarının gereğini yerine getirin.
Önce sandık iradesine saygı gösterin.
Önce iktidara da muhalefete de aynı hukuku uygulayın.
Sonra bize demokrasi ve hukuk devleti anlatın.
Benim tavrım çok açık:
Barışa EVET.
Terörün bitmesine EVET.
Silahların susmasına EVET.
Demokratik çözüme EVET.
Ama hukuksuzluğa HAYIR.
Çifte standarda HAYIR.
Barışın siyasi ve seçim hesaplarına alet edilmesine HAYIR.
Benim HAYIR oyum barışa değil, bu iktidarın güven vermeyen hukuk ve demokrasi anlayışınadır.
Bu nedenle bu hâliyle çerçeve yasaya oyum nettir:
HAYIR.
783 bin kilometrekarelik bir ülken var; ama otoparklarda yer bulamıyorsun, kaldırımlarda yürüyemiyorsun. Parkların, çöldeki vahalar gibi insanlarla dolup taşıyor. Bir ağacın gölgesinde soluklanıp çay içebileceğin bir çayevi, bir kahvehane bulmak bile neredeyse lüks sayılıyor.
Üç tarafın denizlerle çevrili; ama balığa hasretsin. Denize girecek bir avuç suya, bir kova kuma, gölgesine sığınacak bir şemsiyelik plaja muhtaçsın.
Güneş senden sıcaklığını esirgemiyor. Toprağın bereketli; bir tohumdan bin ürün verecek kadar cömert. Ama sofranda lezzetli bir domatese, kokusu üzerinde bir bibere, dalından koparılmış gibi çıtır bir salatalığa hasret kalıyorsun.
Dağlarından dereler, ovalarından nehirler akıyor. Göllerin nazar boncuğu gibi parıldıyor ama musluğu cevirdiğinde gönül rahatlığıyla kana kana içecek sağlıklı bir su bulamıyorsun.
Her şeyin var gibi görünüyor ama en basit şeylere bile ulaşmak için sınırları zorluyorsun.
Bir ülken var, ama içinde nefes alacak yer arıyorsun. İnsanca yaşayabilmek için her gün biraz daha fazla mücadele ediyor, biraz daha fazla bedel ödüyorsun. Ve sonunda anlıyorsun:
Bir ülkenin büyüklüğü haritadaki yüzölçümüyle değil; insanına ayırdığı nefes kadar yerle, sunduğu huzurla ve en sıradan güzellikleri bile erişilebilir kılabilmesiyle ölçülür.
Özgür Özel’in söylemiyle ‘Yeni Parti’yi halk kurdu, ismini halk koydu, bütçesini halk sağladı ve söz, yetki ve kararın üyelerde yani halkta olacağını vaat etti. Yeni Parti, parti devletinin yoğun saldırısı altındayken tek gücü halkın desteği. Ve Yeni Parti’yi destekleyen geniş kesimler, barış sürecinde tüm yetkinin cumhurbaşkanına verildiği Çerçeve Yasa’yı bir tuzak olarak görüyor. Erdoğan’ın iktidarını kalıcılaştırmak için bu yetkiyi kullanarak DEM Parti ile Anayasa değişikliğinin yolunu açacağı konusunda genel bir kanaat var. Yeni Parti, Çerçeve Yasa’ya ‘Evet’ derse antidemokratik saldırılara karşı yalnızlaşacak. Yeni Parti büyük destek kaybı yaşayacak. Bu hataya düşülmemeli.
Kıroluk deyimi hâlâ kullanımda mı bilmem ama başka insanların da olduğu -ve evin olmayan- bir ortamda kulaklıksız bangır bangır video izlemek, görüntülü konuşmak büyük kıroluk ya. Artık o kadar normal gibi ve yaygın ki, ben anormalmişim gibi geliyor
İngiltere'de yayın yapan The Guardian gazetesinin haberine göre Türkiye'ye ihraç edilen plastik atıklar Adana'nın Çukurova bölgesindeki tarımsal sulama alanlarında ciddi mikroplastik kirliliğine neden oluyor.
Araştırmaya göre 2025 yılında sadece İngiltere'den Türkiye'ye 139.000 ton plastik atık gönderildi.
https://t.co/k2VZg9JbpF
Mikroplastik Kirliliğinin Kaynakları
Seyhan Nehri ve bağlantılı kanallar aracılığıyla taşınan kaçak deşarjların boyutuna ilişkin yalnızca tek bir kanaldan saatte yaklaşık 1,5 ila 2 milyar adet mikroplastik Akdeniz'e taşınmaktadır.
Bölgede yaklaşık 20 benzer kanal bulunmaktadır. Bu da yalnızca 1 metreküp suda saatte yaklaşık 20-25 milyar mikroplastiğin Akdeniz'e ulaşması anlamına gelmektedir.
Mikroplastiklerin önemli bölümünün Adana bölgesindeki plastik atık geri dönüşüm tesislerinde ileri kademe arıtılmadan ve mikroplastikler giderilmeden deşarj edilen atıksulardan kaynaklanmaktadır.
Bu yıl kış ve ilkbaharda yaşanan yoğun yağışlar, hem çevresel önlemler alınmadan açıkta depolanan ithal plastikler hemde tesisten oluşan mikroplastik içeren atıksuların kaçak deşarjları ve yasa dışı dökülen plastik atıkları Akdenize taşıdı. Akıntılar sayesinde bu kirlilik artık yalnızca Adana ve Mersin sahillerinde değil, Alanya, Kemer ve Fethiye kıyılarında da görülmeye başlandı.
Mersin ve Adana bölgesindeki plastik atık geri dönüşüm tesislerinin çok sıkı denetlenmesi ve denizlere hiçbir şekilde mikroplastik ulaşmayacak şekilde faaliyet göstermeleri gerekmektedir.
(Not: Buda tesislerin işletme maliyetini ciddi şekilde artırır).
https://t.co/7nt3AC7zXV
Antalya Konyaaltı Plajı Mikroplastik kirliliği kaplı.
Bu plajda yüzülmez.
Plastikle kirlenmiş sahillerde yüzülmez.
Mikroplastikler hastalık taşıyıcı mikroorganizmalar taşımaları kuvvetle muhtemel. Bu plajlarda kesinlikli yüzülmesi sağlıklı ve güvenli değildir.
Mikroplastiklerin yutulmaları veya ağızla temas etmeleri hâlinde özellikle çocuklar, yaşlılar ve yüzme bilmeyen kişiler için risk oluşturuyor.
Ve #mikroplastikler deniz canlılarının sindirim sistemlerini tıkar.
https://t.co/PrVlEV2nFV
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Marmaris Turunç Koyu'nda deniz yüzeyindeki kirlilik ve köpüklenme nedeniyle denize girilemiyor! Mavi bayraklı bu koyda arıtma tesisleri ve günübirlik tekneler acilen denetlenmeli, su numuneleri alınmalıdır. Turizme ve doğaya zarar veren bu durumun takibini istiyoruz.
#mavibayrak