Seni her zaman ziyafette görmek isterim. Bolluğun, başarının ve güzel günlerin içinde olmanı isterim. Yolun açık olsun, sofran bereketli olsun. Ama bazı insanlar vardır ki onlara iyi dilek beslesen de artık aynı masayı paylaşamazsın. Çünkü mesele nefret değildir; mesele huzurdur. İnsan bazen birini hayatından çıkarırken ona kötülük dilemez, sadece kendi sınırlarını korur. Ben de sana düşmanlık etmiyorum, kaybetmeni istemiyorum. Sadece artık hikayemin içinde yer almanı istemiyorum. Kazan, yüksel, mutlu ol, hatta benden daha iyi ol. Ama bunu uzaktan yap. Çünkü bazı vedalar öfkeyle değil, farkındalıkla edilir. Ve bazı insanlar için en doğru mesafe, birbirine zarar vermeyecek kadar uzak kalmaktır. Bu yüzden seni her zaman ziyafette görmek isterim; ama benim masamda değil.
Çok sakin bir insanım. Ben kimsenin hayatına karışmam, kimseye de ne yapması gerektiğini söylemem. Ama ilkelerim söz konusu olduğunda tavrım nettir. Sana ne yapacağını söyleyemem, fakat benimle neyi yapamayacağını çok iyi bilirim.
Hayat sana ne kadar sıradan görünmeyi bırakıp derin anlamlar taşımaya başlıyorsa, ruhun da o kadar çok şey yaşamış demektir. Çünkü gerçek öğrenme sadece kitaplardan değil; düşe kalka yürümekten, hata yapmaktan, sevmekten, kaybetmekten ve yeniden ayağa kalkmaktan gelir. En büyük sevinçler kadar en ağır hayal kırıklıkları da insanı olgunlaştırır. Cesaret, çoğu zaman korkunun olmadığı yerde değil, korkuya rağmen atılan adımlarda ortaya çıkar. Bazı insanlar hayatı yüzeyde yaşar; duygularını derine indirmez, yaşadıklarından ders çıkarmaz. Bu yüzden her şey daha kolay görünür. Ama derin hisseden insanlar için hayat, sadece yaşanan günlerin toplamı değil; ruhun her deneyimle biraz daha büyüdüğü uzun bir yolculuktur.
Milyonlar bilmesin beni, yeter ki etrafımda gerçek insanlar olsun. Beni bir çıkar için değil, gerçekten sevdikleri için sevsinler. İçimde bir şey buldukları, samimiyet kattığım ve onlara örnek olabildiğim için değer versinler bana, karakterime. Olsun… sadece gerçekten kıymet verenler kalsın yanımda.
Karanlığın en koyu olan anında, ruhumun derinliklerinde hiç sönmeyen bir şafak buldum. Fırtınanın tam ortasında, içimde kırılmaz bir pusulanın varlığını sezdim. Çölün kuraklığında, derinlerimde saklı gürül gürül akan bir kaynak keşfettim. Ve anladım ki, hayatın tüm ayazına rağmen kalbimin kuytusunda mağlup edilemez bir bahar gizliymiş. Bu beni güçlü kılıyor. Çünkü dışarıdaki dalgalar ne kadar hırçın olursa olsun, içimde o dalgaları göğüsleyen, kıyıya çarpıp dağıtan yıkılmaz bir kayanın olduğunu biliyorum. Ne zaman düşecek gibi olsam, o kaya beni dimdik ayağa kaldırıyor.
Bir gün gerçekten kalbinize soracaksınız: “Hak etmediği halde birini nasıl bu kadar üzdüm?” O an bahanelerinizin, öfkenizin ve gururunuzun hiçbir anlamı kalmayacak. Çünkü bazı insanlar size kötülük yaptığı için değil, iyi olduğu için unutulmaz. Siz ise belki bir anlık sinirle, belki dikkatsizlikle, belki de değerini geç fark ettiğiniz için kırdığınız o insanı düşüneceksiniz. “Böyle olmasını istemedim” diyeceksiniz. Ama insan bazen en büyük zararları istemeden verir. Ellerinizle yaktığınız köprüleri, söylememeniz gereken sözleri, göstermemeniz gereken tavırları hatırlayacaksınız. Keşke biraz daha anlayışlı olsaydım, keşke biraz daha sabretseydim diye içinizden geçecek. Çünkü bazı pişmanlıklar zaman geçtikçe azalmaz; insanın içinde büyür. Ve en şey, kaybettiğiniz bir insan değil, onu kaybetmenize sebep olan kendi davranışlarınız olur.
Hayatta bazı insanlar, bazı anlar var; giderken sadece onları değil, kendinden de bir şeyleri geride bırakırsın. Ben de biliyorum ki içimdeki parçayı, artık geri dönemeyeceğim bir yerde bıraktım. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin, eksikliği hep benimle yürüyecek.
Dünyadaki en zor şeylerden biri, seni yalnız hissettiren insanlarla aynı hayatın içinde yürümektir. Çünkü sen, kendi dertlerini taşırken bile başkalarını düşünecek kadar ince ruhlu birisin. Kırgın olsan da sorarsın, yorgun olsan da dinlersin, canın sıkkınken bile bir başkasının derdine yer açarsın. Ama herkes aynı kalbe sahip değildir. Bazıları sadece kendi ihtiyaçlarını görür, kendi duygularını önemser ve karşısındaki insanın verdiği emeği fark etmez. İşte insanı asıl yoran da budur; fedakarlık yapmak değil, verdiği değerin görünmez olmasıdır. Çünkü yalnızlık, etrafında insan olmaması değil; seni anlayan, düşünen ve değer veren insanların eksikliğidir. En çok da iyi niyetli insanlar bu yüzden yorulur. Çünkü onlar sevgiyi görev gibi değil, karakterlerinin bir parçası gibi yaşarlar.