Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Bir kimse istiğfârı dilinden düşürmezse, Allah Teâlâ ona her darlıktan bir çıkış, her üzüntüden bir kurtuluş yolu gösterir ve ona beklemediği yerden rızık verir.”
(Ebû Dâvûd, Vitir 26)
Sayın Bülent Arınç söylenmesi gerekeni söylemiştir.
#ToplumsalEnkazKHK
Siz de @Akparti
Lafı eveleyip gevelemeyin.
Sadece PKK’yı kapsayan bir düzenleme, toplum vicdanında büyük bir infial oluşturur.
Bir zamanlar sizin
Çocuklarınızın öğretmenlerini kapsam dışında bırakırsanız, yaptığınız bu işi ne yer kabul eder ne gök.
Bunun vicdani, hukuki ve ahlaki hiçbir izahı olamaz.
“Cemaate sımsıkı tutunun."
“Ayrılıktan zinhar sakının."
Şeytan, tek başına 'ben bana yeterim' diyen insanların refikidir."
M. FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİ
Again 128 Turkish citizens have been unlawfully detained over alleged links to the Gulen Movement.
For a decade, rights groups have ignored this witch hunt&the mass oppression of millions!
Human rights cannot be 'selective'!
@amnesty@hrw@aforgutu@ihdgenelmerkez@esinclairwebb
Bekir Çınar’ın yazısı üç noktada haklı. Ceza sorumluluğunun bireyselliğini merkeze koyuyor, mağduriyetleri birbirine rakip hâle getirmeyen bir hafıza anlayışını savunuyor, ihraçlar ve delil standardı gibi somut başlıkları adıyla anıyor. İtirazım bunlara değil, önerdiği sıraya. Sıra kendi içinde döngüsel duruyor.
Yazının birinci basamağı “hak ihlali iddialarının bağımsız mekanizmalarca incelenmesi”ni istiyor. Üçüncü basamağı “yargı bağımsızlığının pekiştirilmesi”ni vaat ediyor. Birinci basamağın ön şartı üçüncü basamakta duruyor. Bağımsız bir mekanizma yoksa birinci basamak boştur, varsa üçüncü basamağın esaslı bir kısmı zaten gerçekleşmiş demektir. Model, üzerinde durduğu zemini kendisi üretmeye çalışıyor.
Yazının ekseni şu cümle: “Siyasi çözüm, hak arayışının alternatifi değildir; onun uygulanabilir zemine taşınmasıdır.”
Cümle uzlaştırıcı, ama analitik olarak sorunlu. Hohfeld’in bir asır önce yaptığı ayrım burada belirleyicidir. Bir kazanımın hak sayılabilmesi için iki şey gerekir: karşı tarafın bir yükümlülüğü bulunmalı, ve devletin bu hukuki durumu tek taraflı değiştirme yetkisi bulunmamalı. İkincisi olmadan birincisi kâğıt üzerinde kalır. Vatandaş teknik olarak hâlâ pasaport talep edebilir, ancak talep edilen şey ikinci bir idari işlemle her an ortadan kaldırılabiliyorsa elindeki hak değil imtiyazdır.
Şimdi cümleye dönelim. Bir kazanımın hayata geçmesi siyasi iradenin onu taşımasına bağlıysa, birey hak pozisyonunda değil sorumluluk pozisyonundadır. Değişikliği yapma yetkisi karşı taraftadır. Bu tanımı gereği lütuftur. Yazı, lütfu hak diye adlandırdığının farkında görünmüyor.
Buna bağlı bir kategori sorunu var. Silahlı bir örgütün silah bırakması müzakere edilebilir, çünkü konusu fiilî bir güç ilişkisidir. Hiçbir silahlı eylemi bulunmayan kamu görevlilerinden idari kararla alınmış hakların iadesi müzakere konusu değildir, hukukilik konusudur. İkincisini birincisinin başlığı altına yerleştirmek, farkında olmadan devletin öncülünü kabul etmektir: bu insanlar hukuka aykırı işlem görmüş kişiler değil, çözülmesi gereken bir güvenlik meselesinin parçası. Bu kabul edildiğinde geriye kalan tartışma hakkın kapsamı değil, pazarlığın fiyatı olur.
Çınar, bireysel sorumluluk ile örgütsel aidiyet ayrımı konusunda “akademik ve hukuki tartışmalar devam etmektedir” diyor. Bu ifade 2023’ten bu yana geçerliliğini yitirdi.
Yalçınkaya Büyük Daire kararı, sorunu münferit bir hata değil sistemik bir sorunun tezahürü olarak nitelendirdi, sekiz bini aşkın bekleyen başvuruya atıf yaptı ve Türkiye’nin 46. madde uyarınca genel önlem alma yükümlülüğünü tespit etti. Yasak Büyük Daire kararı ise standardı formüle etti: kast her sanık bakımından ayrıca ispatlanmalıdır ve “çağrışım yoluyla suçluluk” mantığı Sözleşme ile bağdaşmaz. O dönemde tamamen yasal olan bir örgütlenmeye üyelik, bir bankada hesap açmak ya da bir eğitim kurumunda çalışmak tek başına kastın kanıtı sayılamaz.
Bir devletin bağlayıcı yükümlülüğünü akademik tartışma olarak tarif etmek, o yükümlülüğü fiilen askıya alır. Aynı sorun yazının “iki aşırı uç” kurgusunda da görülüyor: taraflardan biri hakkında bağlayıcı bir uluslararası mahkeme kararı varken simetri kurmak, kesin hükmü kanaate indirger. Metnin söz dizimi de bunu yapıyor. “Yakınlarını kaybeden aileler” olgu olarak kurulurken, “hukuka aykırı uygulamalara maruz kaldığını düşünen kamu görevlileri” epistemik askıda bırakılıyor. Bu tarafsızlık değil, cümle düzeyine yerleşmiş farklı bir ispat standardıdır.
Buradan pratik bir sonuç çıkıyor. Dosya bazlı yeniden inceleme gereklidir, ancak tek çözüm olarak sunulduğunda genel önlem yükümlülüğünün yerine geçer. Kılıçarslan serisi bunun neden yetmediğini gösteriyor: Yalçınkaya çizgisi seri kararlara dönüştü, çünkü genel önlemler alınmadı
Olayla hiç bir ilgisi olmayan 3 kadın, sırf eşleri itirafçı olsunlar diye tutuklanırken, resmi bir görevi olmayan ama olay yerine gelerek ekipleri yanlış yönlendirip aramayı geciktiren eski asker Ercüment Güler neden soruşturmaya dahil edilmemiştir?
Link: https://t.co/3fl2fnybbB
Anlamıyorsunuz, Gülen çıkıp "15TEM'i ben icra ettim" deseydi bile o gece sahadaki hiçbir askeri bağlamaz. Hukuk böyle bir şey değil, delil ve kasıta bakacaksın. Ayrıca Hulusi'nin yargılanmadığı bir davada herhangi bir askere verilen ceza KADÜKTÜR. Nokta.
- En son 29 Haziran'da "Fetö" diye havlamış
- 6 Temmuz'da "Bir süre yokum, inşallah iyileşip döneceğim" demiş ama dönemedi ve herkes lanetle anıyor çünkü nefret kusuyordu, masumlara "Terörist" diyordu
- Darısı Münafık-ı Ekber'e olsun
- Rejim köpeklerine ibret olsun
Ergenekon Çocuğu @ATuncayOzkan
Almanya'da 3 milyon civarı Türkiye kökenli insan var, bunun yarısı Türk vatandaşı. 2016'daki #DarbeTiyatrosu'ndan bugüne kadar 150.000 vatandaş Almanya'ya sığınma başvurusu yaptı ve bunların tamamı Gülenist değil. Egemen Bağış gibi sallıyorsun..
Cem Küçük, Hatay’dan çıkan tırlar CIA’nın kontrolü ve bilgisi altındaydı demeye getiriyor. Yani Coni, bizim Bayır bucak Türkler‘ne karşı çok duyarlı.
Bir de Urfa’dan çıkartmaya çalıştıkları Soğan tırları vardı. Sırf İşid’e silah göndermiyoduk algısı için, Soğan tırlarında yakayı ele veren Nuri Gökhan Bozkır’ı yıllardır içeride tutuyorlar. Oysa ki adamı suikast öncesi keşif yaptığını itiraf etmesine rağmen Necip Hablemitoğlu cinayetinden bile tahliye ettiler.