Artvin'de ayılarla yaşıyor. Sorun yok.
Üstelik nesli tehlike altında olduğu için tüm Türkiye de olduğu gibi koruma altındalar...
Urfa'da çizgili sırtlan yok olma noktasına gelmişti.Kırmızı listeye girdi. AB destekli koruma çalışmaları ile sayıları artmaya başladı. Görüldüğünde herkes seviniyor. Çünkü sırtlan bilenin aksine leş yer , canlı hayvana saldırmaz...
Bu konu eğitim ile aşıldı...
Münferit bir kaç olay dışında kimse dokunmuyor..
O ayının görüldüğü yerde eskiden leoparlar da yaşardı..
Çok değil 80-90 yıl önce...
Vurulan son leoparın kürkü de ne ilginçtir ayının görüldüğü Doğanbey'de sergileniyor....
O bölge milli park. Hayvanın gidebileceği tek yer..
Milli parkın kıyısı ise site dolu...
Milli Parkın giriş kapısına sitelerin içinden geçerek giriş yapıyorsunuz..
Sahiller , dağlar , dere kenarları villa , doldu...
Ormanlar yok edilmiş , tarla, bağ, bahçe olmuş...
Dereler de su değil kimyasal akıyor...
ŞİMDİ;
İzmir gibi aydını bol şehirde hale bak... "Alarm" - "Yok Edin" - "Can Güvenliğimiz Kalmadı" - "Şimdi de Sırtlan "...?????
İzmir'de yaban hayat eğitimi şart....
Yaban hayata o kadar uzaklar....
İyi ki Anadolu Leoparı Ege'den çok uzak bir yerde orta çıktı. Yoksa yok ederlerdi...
Yaban hayatı iki kedi köpek bir domuz sanıyorlar o kadar mevzudan uzaklaşmışlar....
Ayı sırtlan görülmesi ,yaban hayatın canlılığı , eko sistemin devamı için çok önemli...Sevinmemiz lazım...
Uyuşturucu iğne ile yakalanır uzak bir yere götürülür. Koruma altında ki ayı izin olmadan vurulmuş. Bu suç ...Cezası var...
Kaç ayı var , hangisi saldırmış , neden bu ayılar buraya geri dönmüş sorularının cevabı yok...
#İzmirdeayıvar
@milliparklar@ibrahimyumakli@TCTarim@izmirvaliligi
🍃 #YeşilVatan, bayram neşemizi paylaştığımız en büyük ve en güzel yuvamız.
✨ Bu eşsiz yuvada misafirken, geride sadece güzel anılar bırakalım; sönmemiş ateş, toplanmamış çöp değil.
Orman bakımı, ilk bakışta "ağaç kesmek doğaya zarar verir" gibi algılansa da aslında ormanların hayatta kalması için hayati bir öneme sahip.
Tablodaki o 17 yaşındaki ağaçların farkı bize çok net bir şey söylüyor: Ormanı kendi haline bıraktığımızda ağaçlar güneş ışığı, su ve topraktaki besin için amansız bir yarışa giriyor. Bu sıkışıklıkta hiçbiri tam büyüyemiyor, hepsi cılız ve çelimsiz kalıyor.
İşte seyreltme bakımı burada devreye giriyor. Zayıf ve hasta ağaçlar aradan çıkarıldığında, kalan sağlıklı ağaçlar derin bir nefes alıyor. Güneş ışığını ve toprağın gücünü arkalarına alarak hızla kalınlaşıyor, devasa gövdelere ulaşıyorlar. Bu sayede sadece daha kaliteli ağaçlar elde etmekle kalmıyor; aynı zamanda fırtınaya, kara ve hastalıklara karşı çok daha dirençli, yıkılmayan güçlü ormanlar inşa ediyoruz.
Dahası, sıkışık ormanlarda yerdeki kuru dallar ve sık doku, yangınların bir anda parlayıp her yeri sarmasına yol açar. Bakımı yapılmış bir ormanda ise ağaçların arası açık olduğu için yangının yayılması zorlaşır. Kısacası orman bakımı, ağaçları kurtarmak, doğayı korumak ve geleceğe nefes alan, sağlıklı yeşil alanlar bırakmak demektir. Tabi tekniğine uygun yapılırsa.. Bu noktada Orman Mühendislerinin hassas olması çok önemli. Bakım adı altında ormana zarar vermemek lazım.
Soma, sadece Türkiye tarihinin değil dünyanın da en büyük maden kazalarından biriydi.
Uzman raporları bu felaketin “kader” değil; denetimsizlik, ihmal ve maliyet odaklı üretim anlayışının sonucu olduğunu ortaya koydu.
301 madencimizi saygıyla anıyoruz...
Krizi yönetecek 3 enstrüman
Dondurulmuş gıda, seracılık ve dondurarak kurutulmuş gıda gibi alanlar stratejik çıkış kapıları olabilir
İrfan Donat yazdı
Gıda enflasyonu yüzde 20.3’ü görerek şimdiden yıl sonu hedefini aştı. Meyve ve sebzede arz kırılganlığı ortada. Dondurulmuş gıda, seracılık ve dondurarak kurutulmuş gıda gibi alanlar stratejik çıkış kapıları olabilir.
İrfan Donat'ın (@irfandonat) haberi Oksijen’de.
https://t.co/TZuJFL8vDD
🌧️Yağışlar 7 aylık dönemde son 6️⃣6️⃣ yılın en yüksek seviyesini gördü!
💧Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün 2026 Su Yılı yağış değerlendirmelerine göre; geçen yıl yağışlarının %72 üzerinde gerçekleşti.
⛈️Nisan ayında en fazla yağışı Güneydoğu Anadolu bölgesi aldı.
Kuraklığın şiddeti azaldı.
🌡️2026 yılı Nisan ayı sıcaklık ortalaması geçmiş yıllara göre 0,6°C daha düşük gerçekleşti.
@meteoroloji_twi
Yumurtalar açılıyor, kelaynaklar çoğalıyor… 🐣
Nesli tükenme tehlikesi altındaki kelaynakların sayısı, yürüttüğümüz koruma çalışmaları sayesinde artıyor.
Kabuklarından çıkan minik yavrular, gözlerini dünyaya açarak annelerinin kanatları altında büyüyüp hayata tutunuyor.
Her yeni yavru, doğaya bırakılan bir umut demek.
📍Birecik / Şanlıurfa 🌿
@TCTarim
❝Depozitosu Olan Ambalajlar ile Türkiye genelinde güçlü bir geri dönüşüm seferberliği başlatıyoruz❞
♻️Türkiye Çevre Ajansı tarafından yürütülen Depozitosu Olan Ambalajlar uygulaması, 1 Temmuz 2026 itibarıyla Türkiye genelinde başlayacak
👉Sistemin ülke genelinde yaygınlaşmasıyla ekonomiye yıllık 30 milyar lira doğrudan katkı sağlanması öngörülüyor
#Yeşilhat🌱
https://t.co/5axz5k4oZp
🫘Bitkileri az çok tanıyanların bildiği gibi baklagillerin köklerindeki simbiyotik bakteriler (rhizobium) aracılığıyla havadaki azotu toprağa aktarmak gibi bir marifetleri var. Acı bakla baklagiller arasında azot bağlama kapasitesi en yüksek olanlardan biri.
Başlangıçta hobi bahçelerinin yıkılmasına karşı çıkan CHP, bu stratejisinden vazgeçerek sorunu AK Parti içinde bir krize dönüştürmek için harekete geçti.
Özgür Özel ve arkadaşları, sorunu AK Parti MKYK’da gündeme getiren Osman Gökçek üzerinden tartışmanın fitilini ateşledi.
Gökçek’in Ankara Akyurt bölgesindeki onlarca hobi bahçeleri ve kaçak villaları nedeniyle yıkıma karşı çıktığını iddia etti.
Gökçek’le konuştum, iddiaların tamamının yalan olduğunu belirterek, Özel’e ‘ispat etmeyen şerefsizdir’ diye seslendi.
Hadi, ‘CHP muhalefet yapıyor’ deyip geçelim.
Buradaki asıl problem, yeni düzenlemeye karşı olan Tarım ile Çevre Bakanlıklarındaki bazı bürokratların CHP üzerinden süreci zehirlemeleri.
Uzadıkça tartışmalar daha da alevlenecek gibi görünüyor.
Hükümetin bir an önce risk alarak karar vermesi gerektiği kanaatindeyim.
Yıkılacaksa yıkılsın, revize edilecekse edilsin, ne yapılacaksa yapılsın.
Çünkü.
Tartışma bağlamından koptu, küçük hesaplara meze oldu.
Bir de bürokratlar…
Bir zamanlar küle dönen orman alanı… bugün yeniden #YeşilVatan’a umut oldu.
#Menderes Deliömerler’de 1 Temmuz 2017’de yangından etkilenen 1.168 hektarlık alan, yürütülen çalışmalar kapsamında 1 milyon 19 bin fidanla yeniden hayat buldu.
#OrmanlarımızıKoruyalım#GeleceğeNefes
❄️ Sıcaklıklar düşüyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğümüzün verilerine göre, 1 Mayıs 2026 Cuma gününden itibaren ülke genelinde serin ve yağışl�� hava etkili olacak.
❗Vatandaşlarımızın sıcaklıklardaki düşüşle meydana gelebilecek buzlanma ve don olaylarına karşı dikkatli olmaları önem taşımaktadır.
@meteoroloji_twi
Bazı ağaçlar vardır, hem göze hitap eder hem de işi gerçekten kolaylaştırır. Japon süs elması tam olarak böyle bir tür.
Bahar geldiğinde bu ağacı izlemek ayrı bir keyif. Yapraklar daha çıkmadan o kırmızı tomurcuklar bir anda pembeye, sonra da beyaza dönüyor. O yüzden parkta, bahçede ya da şehir içinde tek başına bile diksen hemen dikkat çekiyor.
Ama olay sadece görüntü değil. Bu ağacın asıl önemli tarafı genetik gücü. Elma yetiştiriciliğinde büyük problem olan Elma karalekesi hastalığına karşı doğal direnci var. Bu yüzden yeni elma çeşitleri geliştirilirken bu ağaçtan ciddi anlamda faydalanılıyor. Yani sadece süs değil, bilimsel olarak da baya değerli.
Boyu genelde 8–10 metreyi geçmiyor, dalları hafif sarkık ve tepesi yayvan oluyor. Bu da onu özellikle parklarda tek başına güzel bir odak ağacı yapıyor. Toprak konusunda da nazlı değil; killi olsun kumlu olsun çok sorun etmiyor. Soğuğa dayanıklılığı da yüksek, -30 derecelere kadar dayanabiliyor. Bu da sahada işimizi baya kolaylaştırıyor.
Sonbaharda ise küçük küçük kırmızı ve sarı meyvelerle doluyor. İnsan için çok lezzetli sayılmaz, biraz ekşi kalıyor ama kuşlar için tam bir nimet. Özellikle kışın yiyecek bulmak zorlaştığında bu meyveler onlar için ciddi bir besin kaynağı oluyor ve uzun süre dalda kalıyor.
Bağımsızlık mücadelemizin mihengi olan 18 Mart Çanakkale Zaferi, bu toprakların ne kadar kıymetli olduğunu ve bugün de korunması gerektiğini hatırlatıyor.
❗️Ormanları, su varlıkları, verimli tarım alanları ve zengin biyolojik çeşitliliğiyle ülkemizin en önemli bölgelerinden biri olan Çanakkale, bugün artan madencilik baskısı nedeniyle tehdit altında.
📊 MAPEG verilerine göre Kaz Dağları yöresinin %79’u IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış durumda.
❗️İşgale karşı savunulmuş, hepimize emanet olan bu topraklar, bugün doğasıyla birlikte korunmayı bekliyor.
Çanakkale Zaferi’nin 111. yıl dönümünde bölgenin doğal ve kültürel varlıklarının korunması için herkesi sorumluluk almaya davet ediyoruz.
#18MartÇanakkaleZaferi #ÇanakkaleGeçilmez
Point Bornova önünde ve çevresinde bulunan palmiye ağaçlarının içi çöp kutusu olmuş durumda. Çevresinde de çok fazla çöp vb bulunmaktadır. Bu konuda bir önlem alınırsa ve temizlik yapılırsa güzel olacaktır. @bornovabld@izmirhim@izmirbld
✅Ülkemizde 2,5 milyon hektar saf karaçam ormanı vardır.
Karaçam, ya da bilimsel adıyla Pinus nigra, aslında ormancılığımızın isimsiz kahramanlarından biri ve ülkemizin en karakteristik, en dayanıklı ağaçlarının başında geliyor. Ona baktığınızda ilk dikkatinizi çeken şey isminin hakkını veren görüntüsü olacaktır; gençken daha gri olan gövdesi, yaşlandıkça o derin çatlaklı, heybetli ve koyu "kara" rengine bürünür.
Yaprakları da diğer çam türlerine, örneğin Kızılçam’a kıyasla çok daha koyu yeşil, sert ve batıcıdır; üstelik bu ibreler ağacın üzerinde yıllarca dökülmeden kalarak ona her daim o dolgun görünümü verir.
Karaçamın en ayırt edici özelliklerinden biri de yaşına göre şekil değiştirmesidir. Genç bir fidan iken piramit gibi üçgen bir forma sahipken, yaşlandıkça tepesi düzleşir ve o klasik "şemsiye" formunu alır. Doğada tepesi şemsiye gibi açılmış ulu bir çam görürseniz, onun bir karaçam olma ihtimali çok yüksektir.
Yerin altında ise inanılmaz güçlü bir kazık kök sistemi geliştirir, bu da onu fırtınalara karşı ormanın en dirençli, devrilmesi en zor ağaçlarından biri yapar.
Bu ağaç için "kanaatkar" kelimesi gerçekten çok uygundur. Toprak seçimi konusunda hiç nazlı değildir; sığ, taşlı, hatta kayalık arazilerde bile köklerini kaya çatlaklarına sokarak hayata tutunabilir. Özellikle kireçli toprakları sevse de asıl başarısı zorlu koşullara uyum sağlamasıdır.
İklim olarak ne Kızılçam kadar sıcağa düşkündür ne de Sarıçam kadar soğuğu arar; tam bu ikisinin arasındaki geçiş bölgelerinin ağacıdır. Ayrıca hava kirliliğine karşı toleransı o kadar yüksektir ki, egzoz dumanının yoğun olduğu şehir merkezlerinde veya sanayi bölgelerinde bile onu sağlıklı bir şekilde görebilirsiniz.
Türkiye coğrafyasında Trakya’dan Doğu Anadolu’ya kadar çok geniş bir alana yayılmıştır ama asıl krallığını İç Anadolu ile kıyı bölgelerimiz arasındaki o geçiş kuşaklarında kurar. Bolu, Kastamonu, Kütahya ve Toroslar gibi bölgelerde uçsuz bucaksız saf karaçam ormanlarına rastlayabilirsiniz.
Hatta ülkemize özgü çok özel varyeteleri de vardır; mesela Bolu civarındaki top şeklindeki "Ebe Çamı" veya Kütahya taraflarında gövdesine yapışık dallarıyla serviyi andıran "Ehrami Karaçam" gibi endemik değerlerimiz de bu türün zenginliğidir.
Ekonomik ve ekolojik olarak da tam bir hazinedir. Odunu sert, reçineli ve suya karşı çok dayanıklı olduğu için maden direklerinden gemi yapımına, iskele ayaklarından parkeye kadar pek çok alanda kullanılır.
Derin kökleri sayesinde erozyonla mücadelede üzerine tanınmaz; bozkırın ortasında toprağı tutan en güvenilir dostumuzdur. Kısacası karaçam; kayalık yamaçların, sert rüzgarların ve zorlu koşulların "siyah incisi" olarak, diğer ağaçların pes ettiği yerlerde inatla yaşamaya ve yaşatmaya devam eden çok kıymetli bir asli ağaç türümüzdür.