2006 doğumlu AKP Gençlik Kolları MKYK üyesi Halil Efe Tunç’un Türkiye’ye et ithal eden firmasına 20,8 milyar TL ödeme yapıldı.
Son 4 yılda ülkeye ithal edilen etlerin %51’inin, Tunç'un da ortak olduğu Polonya’daki “Polonia Beef” firmasından yapıldığı belirlendi.
(Sözcü)
Mekânın Ruhu / Bozkırda bir Yunan Havaalanı...
Bir fotoğraf karesinden yola çıkarak, Kurtuluş Savaşı yıllarına ait bilinmeyen bir havaalanını keşfetmek güzel bir süreçti. Fotoğraf 2023 yılında yaptığım fotoğraf keşfimden bir kesit.
Sakarya Savaşı öncesinde Ankara'ya taarruza hazırlanan Yunan ordusunun Eskişehir'in Hamidiye Kasabasinda kurduğu havaalanı.
Fotoğraftaki Caudron G.3. modeli keşif uçağı, birliklerimizin hareketlerini gün gün kontrol ederek istihbarat toplamakta.
#kurtulus #eskişehir #havacılık #fotoğrafçılık #tarih #hamidiye #ankara #sakarya #polatli #cifteler #alpu #muze #kesfet #ucak #bozkir #kahverengitabela
Tuncer Bakırhan, nisan ayında Paris’te yaptığı konuşmada, ‘Bizim Türkiye’de sahip olduğumuz haklar, özerk bölgelerde insanların sahip olduğu haklarla eşit. Çok hakkımız var’ dedi...
Ahmet Türk ise 'Yok sayılıyoruz' diyor. Kendi feodal düzenlerini kurmak istiyorlar, dertleri bu..
Değerli kardeşlerim ve derneğimizin destekçisi olan asil Türk milleti, fiziksel ve duygusal sağlık durumum gayet iyi.
Bu saldırı sadece bana değil vatansever tüm Türk kadınlarına yapılmıştır.
İstiklal Kadınları Hareketi Derneği olarak mücadelemize devam edeceğiz.
@istiklalkadin
Bayramdan önce geldim Türkiye'ye. Bana 1 ay hoplaya zıplaya yeten para Türkiye'de 3 günde bitti gitti.
Devlet kazıkçı, onun altında üretici kazıkçı, bir altında satıcı kazıkçı. Devlet kazıklamaya başlayınca domino etkisi yaratmış.
Her yere kazık döşemişler. Nereye otursan kıçına kazık batıyor. Asgari ücretliler tez konusu olmalı; bu kazıkların üzerinde nasıl yaşayabiliyorlar diye.
2 kanada dolarına (66 TL) hamburger yiyorum yurtdışında. Hamburger yedim Türkiye'de 450 TL (13 ca dolar) hesap geldi.
Maaşlar dünyadan az, fiyatlar dünyadan yüksek. Bu nasıl bir orantı? Komple ülkeyi bir resetlemek lazım.
Yirmi dokuz yıllık yargıç ve yirmi yıllık bir sivil yargı aktivisti olarak yargıç ve savcı atamalarına ilişkin 2026 yaz kararnamesi hakkında bir değerlendirme yapmayı zorunluluk olarak görüyorum. Bu kapsamda:
- Teamüllerin değiştirildiğini, mesleğinde başarılı, işinden başka bir uğraşı olmayan, siyasetçiden ve ticaret erbabından uzak duran, meslekte 30 yılını doldurmuş birçok meslektaşın yerlerinin talepleri dışında değiştirildiğini görüyoruz.
- Yönetici yargıç ve savcı atamalarında kıdem, liyakat gibi faktörlerin gün geçtikçe ötelendiğine tanık oluyoruz.
- Büyük kentlerde başsavcı ve yardımcılarının atamalarının kamuoyunda ''yargının siyasallaştığı'' algısına neden olduğu ve özellikle siyasetçiler açısında hukuk güvenliği kaygılarını arttırdığını anlıyoruz.
- Meslekte yükselme açısından liyakat ilkesinin önemsenmemesi bir yana, ''üstada saygı'' ilkesinin ötelendiğini görüyoruz. Bu kapsamda, 65 yaşının dolmasına, dolayısıyla emekliliğine iki ay kalmış bir cumhuriyet savcısının Bölge adliye Cumhuriyet savcılığından alınıp, ilk derece mahkemesine atandığını, yine aynı kıdeme sahip yargıç ve savcıların uzak illere atandıklarını görüyoruz. Bu durum, mesleğine 30 yılını vermiş yargıçların deneyimlerinden yararlanmak yerine onları emekli olmaya zorlamak olarak değerlendiriliyor.
Sonuç olarak; yargıcın yer güvencesinin olmadığı sistemde, yurttaşın da hukuk güvenliği olmaz. Adaletsizlik sırası geldiğinde ''bana bir şey olmaz'' diyeni de vurur. Güvenli yarınlar dilerim.
Kıymetli arkadaşlar…
Konvansiyonel medyada zaten kendimize pek yer bulamıyoruz. Bu yüzden, fikirlerimizi milletimize ulaştırmanın tek yolu olarak sosyal medya mecraları kalıyor.
Son 2 aydır, X platformunda, her gün yeni gelen takipçiler olmasına rağmen 15/20 takipçim düzenli bir şekilde eksiliyor.
Paylaşımlarımın beğeni, RT ve yorumları başka benzer hesaplarla karşılaştırdığımda ise manzara şu şekildedir; paylaşımlarımın yarısı kadar beğeni, RT ve yorum alamayan hesapların paylaşımlarının görüntülenme/gösterilme sayısı benimkilerden daha yüksek.
Bütün bunlar bize, sesimizin duyulmasını isteyenlerin, tekno feodalller ile hakkımızda bir mutabakata vardıklarını gösteriyor.
Bu ambargoyu aşmak için zaten verdiğiniz desteği daha da yoğunlaştırmanızı rica ediyorum. Lütfen hem beğeni, hem RT ve hem de yorum yapın.
Ayrıca bu karartmayı aşmak için başka neler yapabileceğimiz hakkında fikirleri olanlar yorumlara yazsınlar.
@elonmusk
Evet.
Kürt sorunu bizzat Ahmet Türk’tür.
Vermekle kurtulamazsın.
9 köy, 21 yıl milletvekilliği, defalarca belediye başkanlığı alsın; Türk’ün elindeki kuru ekmekte gözü kalır.
Canını vermedikçe, dünyayı versen kurtulamazsın.
Bir de Türk sorunu var.
Bunlara tahammül etmek, normalmiş gibi davranma hastalığı.
Benim hakkımda asılsız iddialarda bulup bir de beni işimden ettirmeye kalkan, yok efendim Thy uçaklarına uçmamam gerektiğini söyleyen, “bu adam İstanbul’a geldiğinde bana haber verin” diye tehdit eden zat-ı namubterem, videomda yayınladığım Atc kayıtlarını çalmakta sakınca görmemiş. İnstagramda ve diğer ortamlarda şikayet etmeyi ve copyright violation şikayetinde bulunmayı unutmayın.
https://t.co/GuBFDfuZ3h
İşte o söz ve göreve güvenerek Türk Milletini aşağılayacak kadar cesur olabiliyorlar.
■Kilis’ten bir dostla konuştum. Bana dedi ki;
“Kilis artık bizim değil. Azınlık kaldık. Kilis esnafı, vergiye tabi olmayan Suriyeli esnafa yenildi.
■Tek tek kapandılar. Burada artık ticaret Suriyelilerin eline geçti.
■ Kilis eğitimde iller arasında 4. Olmuştu. Şimdi eğitim kalitesi sıfırlandı.
■ Okullar Arap okulu oldu.
■Çocuklarımız eğitim alamıyor.
■Suriyeli gençler 30’lu, 40'lı gruplar halinde geziyor. ■Kilisliler kızlarını, eşlerini eve kapattı. Dışarı çıkmaya, çıkarmaya korkuyorlar.”
■İşte size açık bir ihanet tablosu…
■Bu mandacı kafalar, bilerek, isteyerek ülkemizi işgal ettirdiler.
■Basının satılık kalemleri, lejyoner askerleri, Türk düşmanı devşirmeler bu işgale karşı çıkanları “faşist” olmakla suçlayıp, bastırmaya çalışıyor.
■Mütareke basını, devşirilmiş kalemler görevini yapıyor.
■Türk düşmanlıklarını, yani faşist duygularını “hümanist” ayaklarıyla kapatmaya çalışıyorlar. ■Bunlar Turuncu Darbenin kiralık askerleri, küresel çetenin lejyoner kalemleridir!. Emperyalizmin, Siyonizmin alanlarıdır. Sakın susmayın!. Düşmana asker olan hainlerin karşısına gururla dikilin!.
■Tükürülecek suratı olanları bir varlık yerine koymayın! Küçümseyerek bakın suratlarına(ki zaten çok küçükler)!
■Türk Milleti’nin düşmanı benim de düşmanımdır! Üstelik açık düşmandan bin beter, yaşadığı ülkeyi emperyalizme pazarlayan aşağılık kimliklerdir.
■Bu ülkede paralı paramiler oluşumlar yeşillik olsun diye kurulmadı.
■Kurmayı planladıkları, Türk’ü Anadolu’da yok edecek “Anadolu İslam Federe Devleti”ni ilan ederken bir dirençle karşılaşırlarsa, kullanacakları silahlı paralel yapılardır.
■1915 öncesi, Türkler yoksul ve cahil bırakılmıştı.
■Ağır vergiler altında inleyen bir Anadolu halkı vardı.
■ Parası yoktu, yönetimde söz sahibi değildi. Savaştan savaşa sürülen, insan ambarı olarak kullanılırdı. ■Anadoluda Türkler kıyıma varan şekilde erkeksizleşiyordu.
■Para ve silah azınlıkların elindeydi. ■Emperyalist ülkeler Gragoryan olan Ermenilerin dinini üçe böldü.
■Dini inanışları bölünen Ermenilerin bir çoğunu emperyalist hesapları için kullandılar.
■İngiliz, Fransız, Rus lejyonerliğine soyunan Ermeniler, silahsız ve erkeksiz, kadın-çocuk ve yaşlı erkeklerin olduğu köylere saldırdı.
■Kadın, çocuk… Hepsini samanlıklara doldurup yaktı.
■Canlı canlı kuyulara doldurdu.
■Tecavüz sıradan olaylardı.
■Yabancı bütün kaynaklarda bu kayıtlar var. ■Vahşetin boyutunu anlamak isteyen Karabağ Soy kırımına baksın.
■Doktor olduğunu söyleyen aşağılık bir yaratık, bir Türk çocuğunun derisini canlı canlı yüzüp, kaç dakika yaşadığına bakmış.
■Bu vahşet Rus ordusuna dayanarak yapıldı.
■O Rusya utanmadan “sözde soykırımı" meclisinden geçirdi.
■Gülerek ölmek sözünün ne anlama geldiğini biliyor musunuz?
■Lejyoner Ermenilerin el ve ayaklarından canlı canlı çivileyip güneşin altına koyduğu Türklerin ölürken yüzünün güler gibi gerilmesinden dolayı söylenmiştir.
■Emperyalizmin yeni lejyonerleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde Türk Milleti’ne iftira atacak kadar cesaretliler. Onlara bu cesareti veren "LEJYONER SİYASETÇİLERDİR"
■Mandacı kafaların Uzlaşmacı ve teslimiyetçi anlayışıdır.
■Bu isimleri asla unutmayın!
■“Tarihçi Ümit Doğan uyarıyor:
■Abdülhamid döneminde toprak satılarak Filistin'e yerleştirilen Yahudiler, işe ruhsatsız olarak ev, dükkan, fırın, mağaza vb. inşa ederek başlamışlardı.
■Bugün orada İsrail Devleti var.
■Tarih, ders çıkarılması gereken bir bilim dalıdır.
■Sığınmacı sorunu acilen çözülmelidir.”
■Bu uyarıya kulak vermek için Türk olmak gerekir!
■Kaderini, sevincini, acısını Türk Milletinin kaderi, acısı ve sevinciyle birleştirmek gerekir! Ülkü birliği gerekir!
■Sanmasınlar ki Türk Milleti teslim olacaktır. Sanmasınlar ki Türk Milleti kendine biçilen kefeni giyecektir.
■
Bahsettiğiniz gevşekliğin uluslararası bir havaalanında yaşanması büyük sıkıntı.Ulaştırma Bakanlığı gerçekten bu işi iyi yapamıyor.10 gün önce cuma günü Gayrettepe’den başlayan M11 metro hattının saat kaça kadar çalıştığına dair internette hiç bir uyarı bulamadım.TCDD müşteri ilişkilerini aradım. Oradaki hanımefendi bakayım dedi sonra da saat 20:17 de Gayrettepe seferi bitiyor dedi.Oğlum Kadıköy’den gelen metrobus’tan yakında inip metro’ya girmiş .Şansını denemiş.Saat 22:00 olmalı.M11 metro çalışıyor.Bu ne biçim bir iletişim hatası.Müşteri hizmetleri yanlış bilgi veriyor.Yorum yapmak zor.1 ay evvel Cimer’e M11 hattı çok kalabalık oldu.90 mio yolcusu olan havaalanı metrosunun sefer sıklıkları ( 20 dk) ve vagon sayısı artmalı,nefes alınmıyor diye şikayet yazdım.Halkalı seferleri başlayınca bakılır gibi bir cevap geldi.Yani daha da sıkışık olabilir.😞☹️
Kabul edelim Ulaştırma Bakanlığı metro işletemiyor. Havaalanı metrosu zaten bir sorun olmadığı durumda dahi 20 dakika da bir sefer yapıyor.
Şimdi de 5 günlüğüne metroyu kapatmışlar. Terminal ile metro istasyonu arası yürüyerek 12 dakika. İstasyona gelene kadar metronun çalışıp çalışmadığını anlayamıyorsunuz. Aradaki uyarılar gözünüzden kaçabiliyor.
İstasyon kapı duvar, ortada bir görevli yok. Değnekçiler taksi müşterisi peşinde. Turistler ne olduğunu anlamaya çalışıyor.
Gerisin geri döndüm. Baktım telefonuyla oynayan bir görevli. “Ya şuraya bir şerit çeksenize, düzgünce uyarsanıza” diyorum, “arada kaçabiliyor” diyor.
O sırada çalınan yarım saat.
Propaganda.
Bartholomeos daha 1 ay önce Yunan Parlamentosu'nda ayakta alkışlandı, Yunan çıkarlarına hizmet ettiği için.
Yanındaki sarıldığı kişi, sıkı bir Türk düşmanı olan Yunanistan Başpiskoposu'dur.
Osmanlı'ya ve Atatürk'e nefret kusan, Türklere "baskıcı", "barbarlar" diyen, Kıbrıs'ta Türkleri işgalci ilan eden biri.
Ayrıca Türkiye'den kaçarak Yunanistan'a sığınan bazı firari FETÖ mensuplarını da görüşmelere kabul etmiştir.
Batı Trakya Türklerine "Türk" değil "Müslüman Azınlık" denilmesini savunan, Türk varlığını inkar eden biridir.
İşte böyle biri Bartholomeos'un elini öpüyor.
Şimdi süslü laflara kanmak isteyen kansın.
Dernek Başkanımız Nursena Gür, arkasından “faşist” diye bağıran bir grup tarafından tekmeyle yere düşürülmüş ve başını sert zemine vurmuştur.
Kendisinin şu anda durumu iyi.
“OYAK 65’inci Yıl Koşusu’nda tek yürek oldu” deniliyor…
OYAK üyeleri de verilen düşük nema oranlarıyla zaten yıllardır maraton koşuyor!
Enflasyona karşı yetişmeye çalışan emekli astsubay, uzman çavuş ve çalışanlar için bu yarış çok daha zorlu…
Koşuda dereceye girenlere ödül var,
peki yıllarca aidat ödeyen üyelere ne var?
Bir yanda milyon dolarlık yatırımlar, diğer yanda üyeye “tasarruflu nema”…
Anlaşılan OYAK’ın gerçek dayanıklılık testi üyeler üzerinde yapılıyor !
#Astsubaylar
#UzmanÇavuşlar
Pazar sabahı “trafik cezası” gönderen sistem. Hafta sonu bari halkı üzmeseydiniz!
Aldım cezayı.
Emekli vekiller gibi “plaka yazdırıp” cezadan muaf değilim.
Sıkıntı yok.
Halkız.
Her cezadan payımızı alırız.
Don’t argue with people over sixty. Just don’t.
It’s not just an age; it’s a masterclass in survival.
They grew up without Google, without DoorDash, without therapy podcasts, and without an "undo" button. If something broke, they grabbed duct tape, WD-40, a hammer, and a look of sheer determination that made even the broken appliance second-guess itself.
As kids, they knew exactly what kind of mood their mom was in just by the sound of how hard she slammed the cast-iron skillet onto the stove.
They were the original latchkey kids — walking home from middle school with a house key tied around their neck, with strict orders to heat up lunch and not burn the kitchen down. By the time they were ten, they could bike to the corner store, buy a gallon of milk for the neighbor, feed the family dog, and still have time to play freeze tag in the yard until dark.
Their knees were a permanent canvas of scrapes, bruises, and rubbing alcohol. Their universal first-aid kit was just a quick wash under the garden hose and a Band-Aid. If a bone wasn't sticking out, you were fine.
They drank water straight from that same hose, ate Wonder Bread covered in butter and sugar, shared a single glass bottle of Coke among five friends, and somehow didn't die from a lack of sanitization.
This is the generation that knows how to rewind a cassette tape with a No. 2 pencil. They know the suspense of waiting all week for a movie to air on TV, because if you missed it, it was gone. They remember rotary phones, looking up a family in a massive paper phonebook, and the excitement of getting a color television.
They survived party lines, typewriter ribbons, early brick cell phones, and flip phones — and today, they might accidentally send you a 7-minute voice memo where the first 6 minutes are just them breathing and asking, "Hello? Can you hear me?"
And don't you dare laugh.
Because without a GPS, these people could drive halfway across the country using nothing but an old paper map, a cooler full of sandwiches, and the gut feeling that "the exit should be coming up somewhere around here."
They are the ultimate masters of household magic. They can stitch, tighten, glue, and fix just about anything. And somewhere in their pantry, they have a "bag of bags" that is literally older than half the gadgets you own.
Leave people over sixty alone. They saw the world before the internet, and they navigated the world after it. And through it all, they didn't just get by — they thrived.