Onlar’da yeni dönem başlıyor.
Yeni dosyalar, yeni sorular, yeni yayınlar…
Gündemin peşinde, belgelerin izinde yine buradayız.
31 Ağustos Pazartesi, saat 21’de buluşalım.
Partimizin içindeki demokratik süreçlere sahip çıkmak ve oy hakkımızı kullanmak, yarınları şekillendirmenin en somut yollarından biridir. Eleştirilerimiz, beklentilerimiz ve itirazlarımız elbette var; ancak bunları sadece konuşarak değil, elini taşın altına koyarak ve kararlara doğrudan katılarak dönüştürebiliriz.
Bugün saat 10.45 itibarıyla ben de resmen üyeliğimi tamamladım.
Öfkemizi veya kırgınlığımızı kenara çekilmek yerine, söz sahibi olmaya ve değişime dönüştürmek zorundayız. Partimizin yönünü, adaylarını ve politikalarını belirlemek istiyorsak masada olmalıyız.
“Söz hakkım olsun, geleceğimde ve partimin gidişatında benim de kararım bulunsun” diyen tüm dostlarımı üye olmaya ve değişimin aktif bir parçası olmaya davet ediyorum.
Süreç devam ediyor. Gelin, hep birlikte sesimizi ve irademizi resmiyete kavuşturalım!
@ozgurcelik1919@eczozgurozel
Murat Ağırel bu yaşananlardan sonra hala koltuğa oturma hayalleri kuranlara açtı ağzını yumdu gözünü!!
Tek kelimesi yanlış değil. Yüreğine kurban Murat Ağırel
@muratagirel@aydinsule1
Kartalkaya'daki otel yangınında bütün ailesini kaybeden Gültekin ailesinin babası Yüksel Gültekin, Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'a seslendi:
• Be merhametsiz yürek, biliyorum ki senin de 2 tane evladın var. 8 tane evladı toprağa verdim, 1 kere bile olsun adam gelir taziyede bulunur. Gelemedin yardımcını, genel müdürünü gönderirsin.
• Bu güne kadar bu merhametsiz yürek 1 kere bile bizi arayıp sormadı.
KAAN ARTIK YOK! 😢😢
Vasiyeti üzerine mektubunu herkese. iletelim. Kaan, bu mektubu yazmış,
sadece annesine vermiş.
(Neden sadece annesine olduğunu okuduğunuzda anlayacaksınız.)
“Bu mektup adresine ulaşmalı”
dedim kendi kendime..
Buyurun siz de okuyun.
Sağlık bürokrasisindeki herkes okusun. Noktasına, virgülüne dokunmadan aktarıyorum...
"Ben bundan 6 sene önce lösemi hastalığına yakalandım. Ankara’da LÖSEV’in LÖSANTE Hastanesi’nde çok zor olan tedavim başladı, 2 sene sürdü. Tam “İyileştim” derken hastalığım tekrarladı.
Tekrar başa döndük ve 3 yıllık tedaviye başladık. Hiç yıkılmadım, “Ben bu hastalığı yeneceğim” diye anneme, kardeşlerime söz verdim. Ama lösemi canavarı beni 3’üncü kez pençesine alıp lösemi tekrarlayınca tam umudum kırılmak üzereyken LÖSEV’in doktorları yine imdadıma yetişti
ve “Artık sana kemik iliği nakli yapacağız ve yaşatacağız” dediler.
3’üncü defa uzunca bir kemoterapi aldım, yine saçlarım döküldü, ateşler içinde yandım ama sonunda Kemik İliği Nakli Servisi’ne geçmeyi başardım. LÖSEV LÖSANTE Hastanesi’nin Kemik İliği Nakli Servisi tıpkı bir uzay üssü. Her tarafı havadaki gözle görülmeyen en küçük tozları, mikropları süzen hepafiltrelerle kaplı.
Doktorlar, hemşireler içeri girerken özel solüsyonlarla yıkanıyorlar, çok özel kıyafetler giyiyorlar.
Annemden başka kimse içeri giremiyor, o da dışarı çıkamıyor.
Adeta fanusta yaşıyordum. Kapıların birisi kapanmadan diğeri açılmıyor. Anlayacağınız, sağlığımız için dünyanın en steril Kemik İliği Nakil Merkezi’ndeydim.
Bir gün hematoloji uzmanı profesör doktor odamıza geldi ve “Artık radyoterapi (ışın tedavisi) alacaksın, sonra da sonra da kemik iliği naklini gerçekleştireceğiz. Ama radyoterapi için başka hastaneye gideceksin” dedi. Hemen,
- Bizim hastanemizde yok mu, dedim.
- Var, hem de dünyanın en iyi radyoterapi cihazları var ama kullanamıyoruz, dedi
- Neden, diye sordum.
- Çünkü Sağlık Bakanlığı ruhsat vermiyor, yani çalıştırmamız yasak.
- Neden, kötü bir şey mi yaptınız?
- Hayır, her şey yönetmeliklere uygun. Hatta Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’ndan (TAEK) ruhsat da alındı ama kullanamıyoruz
Bağışıklık sistemim çökmüşken ve bu servisten dışarı adım atmamam gerekirken hem sabah hem de akşam (günde 2 defa) başka bir hastanede radyoterapi almak için dışarı çıktım ve ışın aldım.
Düşünebiliyor musunuz, hem milletin tuğla bağışlarıyla satın alınmış dünyanın en mükemmel
5 milyon dolarlık aleti LÖSANTE Hastanesi’nde çürüyor hem de ben aynı hastanede 2 kat aşağıdaki bu özel merkezde ışın tedavisi alabilecekken dışarıya yani mikrop dolu ortama çıkıp hayatımı tehlikeye atıyorum.
En son olarak size şunu itiraf etmek istiyorum:
“Beni lösemi hastalığı öldüremedi ama bürokrasi canavarı öldürebilecek.” Belki de sayılı günlerim kaldı.
Ben görmedim ama bu mektubu herkese iletirseniz, sizin sayenizde başka lösemili çocuklar bu cihazın çalıştığını görebilirler.
Saygı ve sevgilerimle..
(Kaan Özelçam)