"Bu kuyuda 83 şehidimiz yatmaktadır."
Takvimler 1919 yılını gösteriyordu. Bölgeye baskın yapan Ermeni çeteleri, köydeki tüm erkekleri zorla köy meydanına topladı. Orada bulunan masum insanların ellerini bağlayan çeteler, acımasızca bir katliama girişti; köylülerin bir kısmını meydanda şehit ederken, bir kısmını da canlı canlı bir su kuyusuna attılar.
Ancak katillerin hesap edemediği bir mucize gerçekleşti. Kuyuya atılan Hüseyin Duman, saatlerce şehitlerin arasında yaşam mücadelesi verdi ve sağ kalmayı başardı. Ermeni çetelerinin köyden çekilmesinin ardından kuyudan çıkıp kaçarak canını kurtaran Hüseyin Duman, hem bu büyük katliamı tarihe kazıdı hem de 83 şehidimizin ebedi istirahatgahının unutulmasını engelledi.
📌Mustafa Kemal Paşa, kırık kaburgası ve altı delik çizmesi ile tam 22 gün 22 gece Sakarya önlerinde direnirken "Hattı Müdafaa Yoktur, Sathı Müdafaa vardır, O satıh da bütün vatandır" demişti.
Başkomutan bunları söylerken Osmanlı Padişahı Halife Vahdettin düğün yapıp genç karısı ile gerdeğe giriyordu.
📌Türk Milleti Anadolu'nun bağrında boğulurken kendisinden tam 42 yaş küçük Nimet Nevzad Hanımefendi ile düğün yapan Vahdettin, sırtını işgal ordularına dayamış güvenli hissediyordu.
Anadolu'nun Yunan çizmesi ile çiğnenmesi hiç de umurunda değildi.
‼️İşte Sakarya Önlerinde tam 224 yıl süren geri çekilme ve bozgunun durdurulmasının adı bu yüzden Kurtuluş Savaşı'dır.
Çünkü bu Milletin işgalcilerden ve işgal işbirlikçisi hainlerden kurtulmaktan başka yaşama şansı yoktur o yıllarda...
Biz hala Mustafa Kemal gibi, Sakarya Önlerinde Mücadele ediyoruz...Nasıl yeneceksiniz ki, YENEMEZSİNİZ...!
#pazartesi #Tarih #MilliMücadele #KurtuluşSavaşı #YusufTekinİstifa
Erzurum'da 90'lı yıllarda pek çok köyde toplu mezar alanı bulundu.
Ermeniler "işte Ermeni soykırımının ispatı, Türklerin topluca katlettiği Ermenilere ait toplu mezarlar" diye "sevinçle" yaygara kopardı.
Bilimsel kazı çalışmaları başlatıldı.
İstisnasız TÜM toplu mezarların, Ermenilere değil, Ermeniler tarafından katledilen Müslüman Türklere ait olduğu ortaya çıktı.
İncelemeye gelen Ermeni heyeti olayın üzerini örtüp gitmişti.
Ermeni soykırımı koca bir yalandır.
Türkiye, tüm kazıları ve Ermenilere ait olduğu iddia edilen toplu mezar alanlarını tamamen şeffaf bir şekilde yabancı bilim insanlarına, uluslararası gözlemcilere, Amerikalı, Avrupalı tarihçilere ve dünya basınına (BBC, Reuters vb.) sonuna kadar açtı.
Ermeni soykırımı diye bir şey yok. Hepsi propaganda. Asıl soykırım ve ihanet Türklere yapıldı. Tanrı bu yalanın ortağı olanları affetmeyecek.
Türkiye'de "iktidar" x "ana muhalefet" çekişmesi yok; Küreselci emperyalizmin Türk Devrimi'ni, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerini ve Ulus-Devleti geride en küçük bir iz dahi kalmayacak biçimde yok etmek üzere anlaşıp aralarında işbölümü yapmış yerli işbirlikçileri var.
İstanbul'dan Kars'a kadar tüm vatan işgal altındaydı. Düşmandan kurtulduk.
Bu yüzden savaşın adı Türk KURTULUŞ SAVAŞI.
Okulda hiç mi ders dinlemediniz, hiç mi kitap okumadınız, yoksa niyetiniz mi kötü? Türklerin düşmandan kurtuluşundan mı rahatsızsınız?
EGE'NİN TÜRK MİRASI: İZMİR'İN KURUCUSU VE ADI AMAZON KRALİÇESİ SMYRNA
Ege’nin incisi İzmir’in kuruluşu ve isminin kökeni, binlerce yıl öncesine, atlı savaşçı kadınlar olan Amazonlara dayanır. Antik Çağ’ın en büyük coğrafyacısı Strabon, İzmir’i (Smyrna) kuranların ve şehre adını verenlerin Amazon Kraliçesi Smyrna ve onun savaşçı kadınları olduğunu açıkça yazar.
Yıllarca Batı dünyası tarafından birer masal karakteri gibi sunulan Amazonların, aslında Avrasya bozkırlarından gelen atlı-konar göçer ön Türk boyları (İskitler/Sakalar) olduğu günümüzde bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yani İzmir’in ilk harcını koyan Kraliçe Smyrna, bizzat Ege kıyılarına kadar ulaşmış kahraman bir Türk kadınıdır.
Antik Çağ'da Smyrna olarak anılan kentin ismi, asırlar boyunca süren ses değişimleri ve Türkçe dil kurallarına uyum süreci neticesinde şu aşamalardan geçerek bugünkü halini almıştır:
İsmin Öz Türkçe Ses Yapısına Dönüşümü
Kraliçe Smyrna'nın adı, Türklerin kenti fethiyle birlikte asıl kimliğine kavuşmuş ve Türk dilinin ses uyumu kurallarına göre evrilmiştir:
Smyrna (Σμύρνα): Antik İskit-Türk kökenli kraliçenin isminin Grekçe kayıtlarındaki yazılışı.
Ismirna / Smirnis: Doğu Roma (Bizans) dönemindeki yerel telaffuz biçimi.
İzmir: Türklerin Anadolu'ya gelişi ve şehri yurt edinişi sonrasında, kelime başındaki çift ünsüzü ("Sm") yumuşatmak ve Türkçenin fonetiğine uydurmak amacıyla başına "İ" harfi getirilerek yapılan son dönüşüm. Şehir, adını öz Türkçe kurallarla sabitlemiştir
Tarihsel coğrafya (Strabon), antik tarih (Herodot), modern genetik/arkeoloji (Dr. Davis-Kimball) ve dilbilim kuralları bir araya getirildiğinde; İzmir isminin, Avrasya steplerinden Ege'ye gelerek kenti kuran İskit-Türk kökenli Amazon Kraliçesi Smyrna'dan miras kaldığı ve bu adın Türk dilinin kurallarıyla yoğrularak bugünkü halini aldığı akademik olarak doğrulanmaktadır.
Kaynaklar
Strabon – Geographika (Coğrafya):
İçerik: Antik Çağ'ın en büyük coğrafyacısı Strabon, İzmir'in (Smyrna) kuruluşunu doğrudan bir Amazon kraliçesine bağlar. Eserinde, kentin adını bu savaşçı kadınların lideri olan "Smyrna"dan aldığını açıkça belirtir.
Kanıt Niteliği: İzmir isminin ve kurucu figürünün tarihsel olarak tescillendiği ilk ve en güçlü antik yazılı kaynaktır [Strabon, 1.2.5].
Türk Dil Kurumu (TDK) ve Akademik Fonetik Çalışmaları:
İçerik: Türkçenin yapısal ve fonetik (ses bilgisi) kurallarına göre, kelime başında iki ünsüz harf (örneğin "S" ve "M" harfleri) yan yana gelemez.
Kanıt Niteliği: Türklerin Anadolu'ya yerleşmesi ve kenti fethiyle birlikte, dil kurallarına uymayan Smyrna ismi, kelime başına türeme bir "İ" harfi getirilerek önce İsmirna/İsmir biçimine sokulmuş, ardından sert ünsüzlerin yumuşatılmasıyla tamamen Öz Türkçe ses yapısına uygun olarak İzmir şeklinde sabitlenmiştir.
Derleme :
Yeliz Kılıçaslan
.........
@halkkursusu01@HKWebTv@HKursusu@NerminSekin1@KonrulUrug@RSevinc44693@CandarCandar10@41HURGENERAL@CatAgressive@asumanunlu1@Umitfturkmengm1@aydinyurtseven@gulknnur@ALAKPINAR182668@bozdogansahin@Blnt77d@EEsenar@Ulutasomer61@kitapkeyfim1@SeckinNerm58868@Filizna15086083@gulcan_1190@GrbzKoak10@Mehmeta06309251@PixelDrama@RessamSinanITIR@samil3545
Menderes Hükümeti, 5 Mart 1959'da imzaladığı antlaşma ile Amerikan ordusuna hükümeti korumak üzere Türkiye'ye silahlı müdahelede bulunma hakkı tanıdı.
Hükümetlerin çoğu Menderes'in varisi olmakla övündü. Bugün NATO KOLORDUSU vs. tartışılıyor.
Dünü unutma, bugünü iyi anlarsın.
Birisi İskandinavya mı Dedi ?
Ezberbozan Keşif Sunar
İSKANDİNAVYA'NIN KÖKLERİNDE BİR TÜRK LİDERİ: ODİN VE TYRKLAND
İskandinav mitolojisinin en büyük tanrısı olan Odin’in kökenleri, kadim İzlanda ve İsveç kaynaklarına göre "Tyrkland" (Türkeli) adı verilen coğrafyaya ve Türk kavimlerine dayanmaktadır. Tarih boyunca milletler göç dalgalarıyla yer değiştirirken kültürel ve mitolojik miraslarını da beraberinde taşımışlardır. Kuzey Avrupa halklarının en büyük efsanesi olan Vikinglerin ataları, sanıldığı gibi İskandinavya'nın yerlisi değil, Doğu'dan gelen büyük bir kitledir. 13. yüzyılda İzlandalı tarihçi Snorri Sturluson tarafından kaleme alınan Heimskringla ve Edda destanlarında bu açıkça ifade edilir. Bu eserlerde Odin, doğaüstü bir tanrı olmadan önce Tyrkland’dan (Türklerin ülkesinden) kuzeye göç eden, asil, bilge ve savaşçı bir Türk lideri olarak betimlenir. Bu göç efsanesi, İskandinavya'nın medeniyet harcında Türk karakterinin, asaletinin ve şamanik köklerinin bulunduğunun en somut göstergesidir.
İsveç tarihinin kurucu babası kabul edilen Prof. Sven Lagerbring, 1764 yılında yayımladığı dil ve tarih çalışmalarında "Bizim atalarımız Odin’in yoldaşları olan Türklerdir" diyerek tarihi bir gerçeği ilan etmiştir. Odin’in ve onunla birlikte göç eden As (Asyalılar) halkının Türk olduğunu kanıtlayan detaylar şunlardır:
Mitolojik Göç Kayıtları:
Snorri Sturluson’un Edda eseri, Odin’in Tyrkland'dan yola çıkarak Avrupa'yı geçtiğini ve İskandinavya'ya yerleştiğini yazar. Yanındaki Türk savaşçılarla birlikte Kuzey Avrupa'ya göç eden Odin, buradaki topluluklara adalet, kanun ve medeniyet götürmüştür.
Karakteristik Türk Kurt Kültü:
Odin, Türk destanlarındaki Oğuz Kağan veya Göktürk hakanları gibi tasvirlerinde daima kurtları (Geri ve Freki) eşliğinde gösterilir. Türklerin kutsal sembolü olan kurt, Odin’in de en büyük yoldaşıdır.
Şamanik İnanç Benzerlikleri:
Odin’in "Her Şeyin Babası" (Allfather) ve bir bilge olarak doğaüstü güçlere sahip olması, Türk kültüründeki "Baş Kam" (Yüce Şaman) ve "Öden Ata" figürleriyle birebir örtüşmektedir. İskandinav mitolojisindeki dünya ağacı Yggdrasil, Türk mitolojisindeki "Hayat Ağacı" (Ulukayın) ile aynı tasvirdir.
Dil ve Yazı Bağlantısı:
Lagerbring, Türkçe ile İsveççe arasında yüzlerce ortak kelime bulmuştur. Odin'in İskandinavya'ya getirdiği kutsal Runik alfabe, Orta Asya'daki Orhun Yazıtları ile neredeyse birebir aynı karakter yapısına ve oyma tekniğine sahiptir.
İsim Kökeni ve Edebiyat:
İsveçli dilbilimcilere göre Odin kelimesinin kökeni Türkçe "Od" (Ateş) ve "İn" (İnen) kelimelerinin birleşiminden (İnen Ateş / Güneş gibi parlayan) gelmektedir. Odin'in oğlu Thor’un ismi ise doğrudan Türk isminin varyasyonu olan "Tur" kelimesiyle ilişkilendirilir.
Bu detaylar, Hristiyanlaşma sürecinde Kilise tarafından unutturulmaya çalışılsa da İskandinav halkının kökeninde sarsılmaz bir Türk egemenliğinin ve asil ruhunun var olduğunu kanıtlar.
Kral Odin’in Tyrkland’dan İskandinavya’ya uzanan büyük göçü, Türk milletinin sadece Asya ve Anadolu’da değil, Avrupa’nın en kuzeyinde bile medeniyetin kurucu unsuru olduğunu gösterir. İskandinav destanlarında tanrılaştırılan bu büyük lider ve onun asil Türk tebaası, Kuzey Avrupa'nın diline, kültürüne ve devlet yapısına silinmez bir Türk damgası vurmuştur. Bugün gururla sahiplenilen bu tarihi miras, nerede olursa olsun Türklerin liderlik vasfını, savaşçı ruhunu ve kültürel zenginliğini zamansız kılan en büyük kanıtlardan biridir.
KAYNAKLAR
Sven Lagerbring - "Bütün Tanrıların Babası Odin'in Türk Kökeni" İsveç Tarih Çalışmaları
Snorri Sturluson - Heimskringla ve Düzyazı Edda Destanları (13. Yüzyıl İzlanda Masalları)
DergiPark - "Odin and the As People in the Light of Turkic Culture and History" Makalesi
Dutluk Dergi - İskandinav Mitolojisinde Türk İzleri ve Odin Analizi
Bahtiyar Aydın
KONFÜÇYÜS'ÜN "EJDERHA"SI LAO TZU: ÇİN'İN KÖKLERİNDEKİ TÜRK İZİ
YANG VE YİN KAVRAMLARI
“Taoizm Çin’de 5 bin yıllık bir felsefe. Tao Te Ching kitabı da 2.500 yıllık bir kitap. Çin’de kitabın ortaya çıktığı İ.Ö. 6. ve 4. Yüzyıllar Çu Hanedanı diye bilinen Hanedan’ın çöküş dönemi.⬇️
"Arap erleri savaşmaktan korktukları için isteğim üzerine geri alındı. Çanakkale'de eğer başarı kazanmışsam bunu onların yerine gelen Türk soyundan yiğitlere borçluyum. Bu da bana sadece Türk askerine güvenmek gerektiğini ispat etmiştir."
(Sabiha Gökçen, Atatürk'le Bir Ömür)
"Arap erleri savaşmaktan korktukları için isteğim üzerine geri alındı. Çanakkale'de eğer başarı kazanmışsam bunu onların yerine gelen Türk soyundan yiğitlere borçluyum. Bu da bana sadece Türk askerine güvenmek gerektiğini ispat etmiştir."
Mustafa Kemal ile Mazhar Müfit (Kansu) arasında Erzurum Kongresi yapıldığı dönemlerde geçen bir konuşma:
"Mazhar not defterin yanında mı?",
"Hayır paşam."
"Zahmet olacak ama bir merdiveni inip çıkacaksın. Al gel."
Mazhar Müfit Kansu'nun aşağıya gidip elinde not defteriyle geldiğini görünce, sigarasından bir iki nefes çektikten sonra: "Ama bu defterin, bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir ben, bir sen, bir de Süreyya (Kalem Mahsus Müdürü) bileceksiniz, şartım bu..."
Paşa'nın şartı kabul edildi. Bundan sonrasını olayın şahidi Mazhar Müfit Kansu'nun ağzından dinliyoruz: "Öyleyse tarih koy" dedi. Koydum: 8 Temmuz, 1919 Sabaha karşı.
"Pekâlâ, yaz" diyerek devam etti.
Bir
"Zaferden sonra Hükümet biçimi Cumhuriyet olacaktır”...
İki
Padişah ve Haneden hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır.
Üç
Örtünme kalkacaktır.
Dört
Fes kalkacak, uygar milletler gibi şapka giyilecektir."
Bu anda kalem elimden düşüverdi. Yüzüne baktım. O da benim yüzüme bakıyordu. Bu, gözlerin bir takılışta birbirlerine çok şey anlatan konuşuşuydu. Paşa ile zaman zaman senli benli konuşurdum.
"Neden duraksadın?" dedi.
"Darılma ama paşam, sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var" dedim.
Güldü...
"Bunu zaman gösterir, sen yaz" dedi.
Beş
“Latin harflerini kabul edilecektir."
"Paşam yeter, yeter..." dedim. Biraz da hayal ile uğraşmaktan bıkmış bir insanın davranışı ile:
"Cumhuriyet ilanını başarmış olalım da üst tarafı yeter" dedim. Defterimi kapattım. "Paşam sabah oldu. Siz oturmaya devam edeceksiniz, hoşça kalın" dedim. Yanından ayrıldım. Gerçekten gün ağarmıştı.
O anda olayların beni nasıl aldattığını ve Mustafa Kemal'i doğruladığını ve Mustafa Kemal'in beni nasıl bir cümle ile yıllar sonra susturduğunu tarih önünde açıklamalıyım...
Aradan yıllar geçmişti...
Çankaya'da akşam yemeklerinde birkaç defa:
"Bu Mazhar Müfit yok mu, kendisine Erzurum'da örtünme kalkacak, şapka giyilecek, Latin harfleri kabul edilecek dediğim ve bunları not etmesini söylediğim zaman, defterini koltuğunun altına almış ve bana hayal peşinde koştuğumu söylemişti" demekle kalmadı, bir gün önemli bir ders daha verdi.
Şapka devrimini açıklamış olarak Kastamonu'ndan dönüyordu. Ankara'ya geldiği zaman da otomobille eski meclis binası önünden geçiyordu. Ben de kapı önünde bulunuyordum. Manzarayı görünce gözlerime inanamadım!
Kendisinin yanında oturan Diyanet İşleri Başkanı'nın başında da bir şapka vardı. Kendisi ne ise? Fakat kendisini karşılamaya gelenler arasında bulunan Diyanet İşleri Başkanına da şapkayı giydirmişti. Ben hayretle bu manzarayı seyrederken otomobili durdurdu. Beni yanına çağırdı ve şöyle dedi:
"Azizim Mazhar Bey, kaçıncı maddedeyiz? Notlarına bakıyor musun?"
Mazhar Müfit KANSU
Erzurum’dan ölümüne kadar ATATÜRK’le beraber.
Cilt bir Sayfa 130
"Etrüskler Türk'tür" kitabını yazdı
ne Türkçeye çevrildi ne İngilizceye.
20. yy en büyük dilbilimcisi
İtalyan Prof. Mario Alinei
Roma medeniyetinin kurucusu Etrüsklerin Türk olduğunu yazdı, yüzüne bakan olmadı.
Kitabın çevirisinin hâlâ olmaması
akademik vizyonsuzluk ve utançtır.
Prof Dr Yusuf Halaçoğlu:
Abdullah Öcalanın köyü Ermeni köyüdür.
Saidi Nursinin köyü de Ermeni köyüdür, Fetullah Gülenin köyü de Ermeni köyüdür.
Bakın konuşmayı yaptığı yer de Adana Kozan'da ermenilerin Türkleri cayır cayır yaktığı Fırının önü!
Türkiye'yi Türkler yönetmeli 🇹🇷
Zamanında Kılıçdaroğlu gitti, Özgür Özel geldi diye CHP değişti sananlar... Aşağıda Özgür Özel döneminin kararlarına, raporlarına iyi bakın. CHP dün neyse bugün de o! Kemal Kılıçdaroğlu da, Özgür Özel de, Ekrem İmamoğlu da aynı zihniyetin adamları... Değişen sadece vitrin, öz aynı!
"Eşit yurttaşlık" süslemesiyle Dersim arşivlerini açıp Atatürk'ü yargılamaya kalkan, yer isimlerini değiştirip feodalizmi hortlatan, koruculuğu kaldırmak isteyen o 29 maddelik raporu hazırlayan kimdi?
Özgür Özel...
Sanmayın ki AKP, MHP ve CHP birbirinden farklı yapılar. Hepsi birbirini besleyen aynı sistemin parçaları... Özgür Özel'den medet uman CHP'lilere sesleniyorum: Selahattin Demirtaş'a selam gönderip, alkışlattırıp, özgürlük temennilerinde bulunan, ana dilde eğitim çığırtkanlığı yapan bu ajandası muğlak adamları desteklerken, bari Atatürk'ü kendinize kalkan yapmaktan vazgeçin. Bu politika Atatürkçülük falan değil, düpedüz onun hatırasının ardına sığınıp, kurduğu devleti ve ilkelerini parça parça tasfiye etme, Cumhuriyet'in temellerini dinamitleyenlere alan açma ve işbirlikçilik politikasıdır! 👇👇👇
Milli Mücadele sırasında çıkan isyanlar. Bunların çoğu saray tarafından desteklendi ve pek çok askerin şehit olmasına sebep oldu.
Yani saltanat yıkılırken Türk askerinin kanını döktü ve kurtuluşu en az bir yıl geciktirdi.
HENÜZ BİTMEDİ
13 Kasım 1918'de Mustafa Kemal Paşa, Haydarpaşa Garı'nda trenden iner.
Tren ve peron cepheden gelen subay ve askerlerle doludur.
Osmanlı teslim olmuş ordular dağıtılmış, Komutanlar Istanbul'a çağrılmıştır.
Mustafa Kemal'i tanıyan ve trenden inişini izleyen bir çavuş, gür bir sesle perondaki askerlere komut verir:
-Dikkaaat, gelen Mustafa Kemal Paşa'dır, selaam duurr!
Tüyler ürperten bir an yaşanır.
Haydarpaşa Garı'ndaki tüm subay ve askerler bir anda yerinde çakılır, hazır ola geçip askerce selam verirler.
Mustafa Kemal Paşa, yavaş adımlarla çavuşun karşısına yürür, durur ve sorar:
-Nerede beraberdik?
Cevap çok şey ifade eden tek kelime ile gelir:
-Çanakkale!
Mustafa Kemal çavuşa şöyle der:
-Emir geçir, herkes köyüne memleketine silahı ile gitsin, bir şekilde silahını götürsün. Henüz bitmedi...
Emir geçirmek, askeri bir terimdir.
Emrin yüksek sesle değil, yavaşça kulaktan kulağa sessizce tekrarlanması demektir.
Çanakkale'den, yakın siperlerden, cephe günlerinden kalma bir önlemdir.
Çavuş emir geçirir, peron bir anda boşalır.
Yüzlerce asker silahı ile birlikte ortadan kaybolur, memleketine doğru yola koyulur.
Mondros Teslimiyet Anlaşması'nın öngördüğü, Türk Ordusu'nun tüm silahları teslim etmesi şartının aksine Mustafa Kemal daha İstanbul'a ayak bastığı anda ilk emrini vermiştir;
-Silahlarınızı vermeyin! Çünkü yarın her bir silah milli mücadelede bize lazım olacaktır.
Mustafa Kemal, İstanbul'a adımını atar atmaz, Milli Mücadele ruhunu da geldiği trenden adeta Haydarpaşa Gar'ındaki her bir neferin kalbine, şah damarına mühürlemiştir.
Kaynak: Taylan Sorgun, İmparatorluktan Cumhuriyet'e