Bugün Sincan Kadın Cezaevi ve Sincan L4 Cezaevi’nde, “Ailem Güvende” operasyonuyla tutuklanan LGBTİ hakları savunucusu yol arkadaşlarımızı ve gazeteci Tuğba Tekerek'i ziyaret ettik. Moralleri iyi, soran herkese yürekten selamlarını iletiyorlar.
Dışarıda hakları ve özgürlükleri için mücadele eden arkadaşlarımız şimdi cezaevinde de hak mücadelesi veriyor.
Özgürlüklerinden mahrum bırakılmaları yetmiyor; cezaevinde sağlık hizmetlerine, tedaviye, avukatlarına ve adalete erişimde yaşadıkları sorunlarla da baş etmek zorunda bırakılıyorlar. Birlikte kaldıkları adli mahpusların yaşadığı sorunları kendi yaşadıklarından daha çok gündem ettiler görüşmelerimizde.
Bunların hiçbirini görmezden gelmeyeceğiz. Arkadaşlarımızın cezaevi koşullarını, sağlık durumlarını ve adalete erişimlerini yakından takip edeceğiz. Yaşanan her hak ihlalinin karşısında olacağız.
LGBTİ’leri hedef göstererek, hak savunucularını tutuklayarak, gazetecilere gözdağı vererek, örgütlenme ve dayanışmayı suç haline getirerek kimse toplumu kendi istediği kalıba sokamaz.
“Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonlarla özgürlüklerinden edilen arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır.
Onlar içerideyken biz dışarıda susmayacağız.
Yol arkadaşlarımızı yalnız bırakmayacağız.
🔵 KHK ile ihraç edilmişti: Betül Havva Yılmaz, Berlin Eyalet Parlamentosu’na seçildi
“Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisinin imzacılarından olduğu için 2017’de Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’ndeki görevinden KHK ile ihraç edilen Betül Havva Yılmaz, Die Linke’nin Neukölln listesinden Berlin Eyalet Parlamentosu’na girdi. TİP Almanya üyesi de olan Yılmaz; göçmen hakları, konut sorunu ve işçi mücadelelerini parlamentoya taşıyacağını açıkladı.
https://t.co/JhE8pwVpXi
Bize kurtuluşu hep tek kişilik anlattılar: Oku, çalış, kendini geliştir, kendini kurtar.
Oysa aynı güvencesizliği yaşayan milyonlar varken mesele hiçbir zaman tek başına kurtulmak değildi.
Herkes için kurtuluş, birlikte mümkün.
Tiyatro oyuncusu Ercan Kesal’ın Kaleminden,
Yerde Yatan Ulaş Değil, Ömrümüzdür!
Deniz Gezmiş yakalandığında ortaokul ikinci sınıf öğrencisiydim.
O gün okuldan erken çıkmış, babamın gazozhanesine gitmiştim.
Sol kulağım akıyordu. Müdür muavini saçlarım uzamış diye elindeki makasla önden arkaya traş etmişti ve henüz evimizde televizyon yoktu.
Siyah beyaz paket yayın yapan televizyonu komşumuz emekli astsubay Memiş Amca’ların evinde seyrediyordum.
Denizler asıldığında da ortaokuldaydım, demek ki çok uzatmamışlar mahkemeyi.
Hüseyin haklı çıkmış, Erdal Öz’e ‘’Bunlar bizi asacaklar’’ demişti.
Bizim kasaba Hacıbektaş’a çok yakındır.
Bu yüzden Ulaş Bardakçı’yı hemşehrimiz biliriz. 19 Şubat 1972’de Ulaş’ı, İstanbul Arnavutköy’de vurdular.
Bu fotoğraf Ulaş’ın öldürüldükten sonra evin önünde çekilen fotoğrafıdır.
Aynı yılın 30 Mart’ında Mahir’leri de öldürdüler.
Bu tarihten üç yıl sonra Nevşehir Lisesi’ni bitirdim, Üniversite sınavlarının sonucunda Mahir’in okuluna gittim, Siyasal’a. Yıl 1976 idi… Yeni okulumun öğrenci derneği başkanı Hakan Yurdakuler’i ben okula kayıt yaptırmadan beş ay önce öldürmüşlerdi.
1977’nin sonlarında Bornova’daydım.
Ege Üniversitesi’nde. Küçük Kantin’de çadırlarda kalıyorduk ve boykottaydık.
1 Mayıs 1977 katliamı yaşanmış, 34 kişi katledilmişti.
1978-79 çok ağır geçti.
16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt kapısında bekleyen öğrencilerin üzerine bomba atıldı. 7 öğrenci öldü.
O sırada Bornova Öğrenci Yurtlarında kalıyordum.
16 Mart saldırısında bombayla öldürülen çocukların failleri hiç ceza almadılar.
En son bir gazetede gördüm, ölen gençlerden birinin avukat olan kız kardeşi, hala sürdürüyormuş davayı.
1979’da Tıp Fakültesi ikinci sınıftaydım. Artık her gün üç beş kişi ölüyordu.
Tariş Direnişi olmuştu İzmir’de ve direniş başlayınca biz de hastaneyi işgal etmiştik.
Sonra, malum darbe. 12 Eylül askeri darbesinden sonra cezaevlerinde 299 kişi yaşamını yitirdi.
14 kişi açlık grevinde, 16 kişi kaçarken, 95 kişi çatışmada öldü. 144 şüpheli ölüm bildirildi, 43 kişinin de intihar ettiği söylendi.
Öyle böyle derken okulu bitirdim, tuhaf ama doktor olmuştum işte.
Mecburi hizmete gittim.
1990’lı yıllarda İstanbul’daydım ve artık ülkemizde faili meçhuller vakay-ı adiyeden sayılıyordu.
1993’de, Uğur Mumcu’nun da öldürüldüğü yıl, Sivas’ta bir oteli güpegündüz, saatlerce, herkesin gözleri önünde kuşatıp içindeki otuz beş kişiyle birlikte yaktılar.
Devrin başbakanı, televizyonda yaptığı konuşmada, ‘’otelin etrafındaki insanlara bir şey olmadığı’’ müjdesini(!) verdi.
1995’de Fransa’ya (Paris’e) gittim, on beş yıl önce kaçarak canını kurtaran mülteci bir arkadaşımın yanına. Derdim Fransızca ve sinemaydı. Fransızca öğrenemedim ama Paris’i iyi bilirim.
Ben Paris’teyken Gazi Mahallesi’nde uzun namlulu silahlarla 22 kişiyi öldürdüler.
1996’da döndüm Türkiye’ye.
Faili meçhuller hiç bitmedi. 2007’de bir halkın en soylu evlatlarından birini, Hrant’ı sırtından kalleşçe vurdular.
Roboski’de, sınırdan mazot taşıyan otuz altı kişi bombalarla parçalandı.
Yetmedi, (şahit falan kalmasın diye herhalde) olaydaki katırları da öldürdüler.
Gezi oldu sonra. Üşüdükçe kendini yakan çocukların canı erik yemek istemişti. Fakat, Berkin’i, Ethem’i, Ali İsmail’i ve diğerlerini aldılar elimizden.
Şahsi tarihim, ülkemin siyasi cinayetler tarihiyle yanyana sürdü gitti.
Benim ömrüm bitti; ama ne öldürmeleri, ne de faili meçhulleri bitti ülkemin.
Bu fotoğraf canına okunmuş bir gençliğin ortak hatıratıdır.
Bu yüzden, orada, yerde yirmi beş kurşunla delik deşik edilmiş yatan delikanlı Ulaş Bardakçı değil, bir kuşağın ömrüdür…
Ercan Kesal
#CANLI - TİP Genel Başkanı Erkan Baş, T24'te:
💬 "Ben ana muhalefetin, Yeni Parti’nin de yüzünün esas olarak sağa dönük olduğunu düşünüyorum. 'Türkiye toplumu sağcıdır ve asla değişmez' algısı üzerinden, Türkiye'de iktidar olmak için mutlaka sağcılık yapmak gerektiğine dair bir fikri, kendisine 'solcuyum' diyenlere de dayatıyorlar, kabul ettiriyorlar, ben bunu kabul etmiyorum"
💬 "Altılı Masa'da da sosyalistlerin ya da Kürt demokratlarının adı anılmazdı. 'Onlar desteklesin ama pek ortalıkta da görünmesinler' algısı daha hâkimdi"
https://t.co/jivABb1kEA
Smart Güneş işçilerinin sendikal örgütlenme hakkı için Enerji-Sen öncülüğünde verdiği bu mücadele işçi sınıfının içinde olduğu kuşatılmışlığı yarmak için örnek mücadelelerden biri olacaktır. Kazanacaklarına eminiz.
Yanlarındayız!
Hakan Tosun için adalet çağrısı.
Hakan Tosun'un dostları 10 Ekim gecesi sokak ortasında dövülerek öldürülen gazeteci Hakan Tosun’un davasında adaletin yerini bulması için herkesi mahkemeye, adalet mücadelesine sahip çıkmaya çağırıyor.
#HakanTosunİçinAdalet
Fransa'da MeToo hareketinin de önde gelen isimlerinden sinemacı Adèle Haenel, devlet televizyonunda İsrail'in soykırım yaptığını, Fransa'nın da bu soykırımın işbirlikçisi olduğunu söyledi. Tabii yaşanan tartışmalar sonrasında bu yayın derhal tüm mecralardan kaldırıldı.
"Makbul" olanın dışında söz söyleme cesareti örneği olarak bu etkileyici videoyu çevirisiyle birlikte paylaşıyorum.
Geçtiğimiz günlerde, şirketlerin kafes balıkçılığı projesiyle zenginleşmesi uğruna yaşamlarıyla oynanan Zelek köylülerinin direnişini ziyaret etmiştik.
Bir balıkçı köyünün, denizin ve uçuş güvenliğinin nasıl tehdit edildiğini tane tane anlatmışlardı. Özellikle kadın balıkçıların anlattıkları çok önemli. Tamamını şuradan izleyebilirsiniz: https://t.co/kmS2nkx6GH
Bu talana karşı mücadele eden köylülerin ortaya koyduğu bilimsel ve hayati öncelikleri Tarım ve Orman Bakanı @ibrahimyumakli’ya sorduk:
🔴DHMİ tarafından verilen ve olası uçak kazalarının sorumluluğunu özel bir firmanın yazılı taahhüdüne devreden onay yazısıyla yurttaşların can güvenliği özel şirketlerin insafına nasıl terk edilebilir?
🔴Projenin 8.000 tonluk aslan payına sahip olan Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı’nın yönetiminde Rize Valisi ve Güneysu Belediye Başkanı gibi kamu görevlilerinin yer alması ve arkasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlunun olduğunun söylenmesi, kamu gücünün bu projede şirketler ve vakıf lehine bir baskı aracı olarak kullanıldığının kanıtı değil midir?
🔴Projenin denize bırakacağı yıllık 4.000 tonluk balık dışkısı ve yem atığının yol açacağı ekolojik tahribat, deniz kirliliği ve geçimini balıkçılıkla sağlayan 400 hanenin uğrayacağı gelir kaybını kim giderecek?
🔴Zelek köylülerinin, kadınların ve küçük balıkçıların ekmeklerini, denizlerini ve yaşam alanlarını korumak için yürüttüğü haklı direnişe karşı uygulanan jandarma ablukasına son verilecek mi? Proje iptal edilecek mi?
🗣️BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen:
🔹İşçi sınıfı ve sendikalar daha örgütlü olsa her yıl 50-70 çocuk işçinin hayatını kaybettiği, MESEM adı altında devlet güvencesinde çocukların patronlara peşkeş çekildiği bir sistemi hayata geçiremezsiniz
🔹Göz göre göre bu kadar kitlesel iş cinayetleri işlenebiliyorsa, bu cesareti işçi sınıfının örgütsüzlüğünden ve örgütlü olanların başındaki sendikal bürokrasinin ihanetinden alıyorlar
@hilalinzraporu@mturkmenn27
Çorlu Cezaevi’nde Deniz Göktaş ile görüştüm. Romanlardan, şairlerden özellikle daha önce okuyup yeniden okumaya ihtiyaç duyduğumuz eserlerden söz ettik. Örneğin, Karamazov Kardeşler’i uzun süre önce okuduğunu şimdi tekrar okuma ihtiyacı hissettiğini anlattı. İnsanların romana, şiire, sanata duyduğu ihtiyaç biter mi diye birbirimize sorduk. Sanatı insanın hayatından bitirmeye çalışsalar da bitiremezler dedik. Aradan bunca yıl geçmesine rağmen William Shakespeare’i okuma ihtiyacı duyuyorsak bitmez dedik. Bitirmeye çalışsalar da bitmez dedik. Sığındığımız bir şeylerin bitmeyecek olmasından kendimize umut çıkardık.
Ardından Üsküdar Belediye Başkanı’mız Sinem Dedetaş ile görüştüm. Onunla da Üsküdar’ı konuştuk. Canını sıkmamak için ne belediyedeki seçimleri ne de son dönemde yaşanan haksızlıklardan söz ettim. Üsküdar’ın tarihi dokusundan, sokaklarının güzelliğinden, sakinlerinin çeşitliliğinin kültürel zenginliğinden konuştuk. Üsküdar sözcüğünün geçtiği her cümlede Sinem Başkanımın gözlerinin içi sevgiyle parladı, kısacık görev süresinde hiçbir ayırım yapmadan yaptığı hizmetleri anlattı. İkimiz de günün sonunda yaptığımız işlerde hiç kimseye zararımız dokunmamış ise vicdanımız rahattır dedik. Vicdanı olmayanlar, düşünsün.
#DenizGöktaşaÖzgürlük #SinemDedetaşSerbestBırakılsın
Bu yıl tespit edebildiğimiz 61. çocuk işçi ölümü..
Tunç Ç..
14 yaşında..
Hatay Samandağ'da çalıştığı oto tamir atölyesinde meydana gelen patlama sonucu hayatını kaybetti..
*Bize ulaşan ilk bilgiye göre MESEM kapsamında staj yapıyordu..
**Şu ana kadar ulaşabildiğimiz tek fotoğraf, firma isimleri kapatılmış..
v/Yerel Haberler
#ÇocukİşçiliğiİleMücadeleye
Timur Soykan: "Ama burada çok net bir tablo ortaya çıkıyor; Profesyonel siyaset.
Bu transferler sadece bu tehditlerle, bu vaatlerle açıklanamaz. Bu 21 kişinin birlikte görev yaptığı belediye başkanı cezaevinde yatıyor. Bütün bu süreçlere onlar tanık oldular.
Onların birlikte görev yaptığı meclis üyeleri cezaevinde, bunlar tanıklık ettiler ve ona rağmen onlar da gidip AKP'ye, AKP'nin başkan vekiline oy verdiler. Bu konuda muhalefetin kendine gerçekten de bir ayna tutup bakması gerekiyor.
Bu isimler neden davalarına bu kadar inanmıyorlar? Neden oy veren seçmenden çok geri bir noktadalar? Çok daha inançsız bir noktadalar. Niye fedakarlık yapamıyorlar? Niye onurlu ve omurgalı duramıyorlar?
Çünkü siyaset artık bir işe dönüşmüş. Siyaset onların profesyonel kazanç kapısına dönüşmüş."
Sevgili dostlar yaklaşık dört yıldır benim gönderilerimi okuyup ağladınız,bana iyi dileklerde bulundunuz destek oldunuz. Artık sona geldik,yarın karar duruşması var.Sanıkların olası kastla en ağır cezayı alması için sesime ses olun,sizler de gönderilerimi paylaşın lütfen.
#EzgiApartmanıKararBekliyor