Beynin Asıl Şekillendiricisi: Sosyoekonomik Durum
Beyni asıl şekillendiren zekâ değil, çocuğun doğup büyüdüğü mahallenin sosyoekonomik koşulları.
Beyin görüntüleme çalışmaları onlarca yıldır zekâ (IQ) ile beyin yapısı arasındaki ilişkiyi ön plana çıkardı. Ancak bu büyük ölçekli yeni çalışma, o ilişkinin büyük ölçüde bir yanılsama olduğunu ortaya koyuyor: çünkü anlaşılıyor ki sadece beynin bağlantısal anatomisinin değil zekanın da yemem belirleyicisi çocuğun içinde büyüdüğü çevre.
Araştırmacılar, 9-10 yaş aralığındaki binlerce çocuğun MRI verilerini kullanarak 649 farklı davranışsal ve çevresel değişkeni beyin işlevi ve yapısıyla eşleştirilmiş. Sonuç çarpıcı: Tüm değişkenler içinde en güçlü ve en tekrarlanabilir beyin-geneli ilişkiyi yaratan tek faktör sosyoekonomik durum. Üstelik bu ilişkinin en belirgin göstergesi IQ skoru ya da ebeveyn eğitimi değil, çocuğun ikamet ettiği posta kodunun sunduğu sosyoekonomik fırsatlar.
Sosyoekonomik statünün beyindeki izi, beklenen bölgelerde değil, birincil motor ve duyusal kortekslerde belirginleşiyor — yani yüksek düzey bilişsel işlevlerin yürütüldüğü frontal ve parietal korteksler değil. (Bu örüntü, norepinefrin reseptör yoğunluğu, uyku süresi ve uyarıcı ilaç etkileriyle güçlü bir uzamsal benzerlik taşıyor. Bu da şunu düşündürüyor:) Sosyoekonomik yoksunluk, beyni öncelikle kronik stres ve uyku yoksunluğu mekanizmaları aracılığıyla etkiliyor olabilir.
Peki ya IQ-beyin ilişkisi? Çalışmanın en sarsıcı bulgusu burada yatıyor. IQ’nun beyin haritası, sosyoekonomik statünün haritasıyla neredeyse örtüşüyor. Sosyoekonomik durum istatistiksel olarak kontrol altına alındığında beyin-IQ ilişkisi büyük ölçüde ortadan kalkmış ve motor-duyusal örüntüden uzaklaşarak bilişsel örüntüye kaymış görünüyor. Dahası, yüksek sosyoekonomik kesimden derlenen örneklerle eğitilen beyin-IQ modelleri, düşük SES’li çocuklara genellenemiyor. Modeller IQ’yu değil, aslında sosyoekonomik durumu öngörüyor — bu, “kısayol öğrenmesi” olarak adlandırılan bir yapay zekâ hatasının biyolojik veriye yansımasıymış.
Bağlantısallık biliminin perspektifinden bakıldığında bu bulgular derinden anlamlıdır: Beyin, izole bir biyolojik organ değil; uyku, stres, çevre ve ekonomik olanakların işlediği bir ilişkisel ağdır. Bir çocuğun nöral bağlantı örüntüsü, “posta kodunun” bir yansımasıdır. Varlık, ilişkiler ağı içinde anlam kazanır — ve bu çalışma, o ağın en belirleyici düğümünün de “sosyal adalet” olduğunu gösteriyor.
Science, 11 Haziran 2026 — Marek ve ark.
Viyana Doğa Tarihi Müzesi’ni gezmeden önce, binanın yapımında kullanılan doğal taşların (yapı ve kaplama) ve bunların nerede kullanıldıklarına dair rölövesinin sergilendiği bir stand mevcut.
Ülkemizdeki kültürel miras yapılarında da böyle bir uygulama olsaydı güzel olurdu.
Bakın TC, uluslararası başarı kazananı nasıl cezalandırıyor anlatayım.
Dünyanın en prestijli drone yarışması Sky Pixel’de, büyük ödülün (Grand Prize) ardından seçilen 'En İyi 10 Fotoğraf' arasına seçildim. Üstelik bu başarıyı, bugün satışa çıksa kimsenin yüzüne bakmayacağı bir drone ile elde ettim.
Sonuç? Başarı ödülüm olan yeni dronu, yeni gümrük mevzuatı yüzünden bedelinin %80'ine yakın vergi istendiği için teslim alamayacağım! Destek verdikleri isimler yerinde sayarken, kendi tırnaklarıyla dünya listesine girenleri böyle ödüllendiriyor TC!
Başarıyı cezalandıran, başarısızlığı ödüllendiren sisteminiz batsın!
BAŞSAĞLIĞI
Milli sporcumuz Feyza Keskin’in vefat haberini büyük bir üzüntüyle almış bulunuyoruz.
Kıymetli sporcumuza Allah’tan rahmet; başta ailesi olmak üzere tüm yakınlarına ve spor camiamıza sabır ve başsağlığı diliyoruz.
Cenaze Bilgileri:
18 Nisan Cumartesi günü öğle namazına müteakip Burdur/Kozluca köyünde son yolculuğuna uğurlanacaktır.
Oğlan hastalanmış, okula gitmek istemedi. Olur dedim. Baktım bilgisayarımda oyun açıyor. Kapattırdım. Baba oğul ders çalışma saati yaptık, birikmiş ödevlerini bitirdik. Sonra baba oğul kitap okuma saati yaptık. Sonra piyano çaldırdım, ben de dinledim. Hatalarını düzelttik biraz. Saat 11’e doğru diyor ki okula gidebilir miyim. Gidemezsin. Seninle çok mutluyum.
İskoçya'da fırtına yüzünden 75.000 çiftlik somonu doğaya karışıyor ve uzmanlar neden endişeli? Çünkü sadece ticari olarak yetiştirilen bu balıkların doğadaki somonlarla çiftleşince onların bağışıklığına da zarar vereceğini düşünüyorlar. Biz ise tam göç döneminde Karadeniz çıkışına ağları kurup geçiş hakkı vermeden katlederek, onbinlerce yıldır burada yaşayan dünyanın en değerli balıklarından Boğaz lüferinin soyunu sopunu üç beş günlük çıkar için yok ediyoruz.
Dünyada yepyeni bir meslek doğdu.
Henüz 3 yıldır var ama gelecekte değil, şu anda hayatlarımızı şekillendiriyor.
Yapay zekayı sadece “metin yazdırma” aracı sananlar için değil, onu hikaye anlatımıyla, sinema diliyle, görsel kompozisyonla, kurguyla birleştirebilen insanlar için bambaşka bir çağ başladı.
Ben de bu alanın tam kalbinde bir kreatif AI reklam ajansı kurdum.
Ve şunu net söyleyebilirim, bu sadece bir trend değil, yepyeni bir yaratıcı endüstri.
Ama açık konuşayım, hâlâ bu işi gerçekten anlayan insan sayısı çok az.
AI bilen çok ama sinema gözü olan, ışığı hisseden, kurguda duyguyu yakalayabilen kişi bulmak çok zor.
Bu bir sitem değil, bir çağrı aslında.
İster kendi markanızı kurun, ister bir ajansın içinde olun, fark etmez.
Bu becerilere sahip olan herkesin önünde büyük bir kapı var.
Hem yaratıcılık hem de gelir açısından.
Kısacası kamera arkasıyla prompt satırının ortasında yepyeni bir meslek doğdu.
Ve kim bu dili erken öğrenirse, geleceği de o yazacak.
Ha bu arada tüm bu konularda kendine güvenen varsa da bi CV’sini alırım :)
AİLE, OKUL VE MAHALLEDE KORKU YAŞAYAN ÇOCUKLARIN BEYİN YAPISI FARKLI GELİŞİYOR👇
Makalenin üç temel bulgusu şu şekilde özetlenebilir:
1.Sosyal tehdit algısı ve ruh sağlığı
Çocukların aile, okul ve mahalle ortamında algıladıkları sosyal tehditler, 6 ay ve 30 ay sonraki ruh sağlığı sorunlarıyla anlamlı biçimde ilişkilidir. Bu algılar, depresif duygudurum, kaygı ve dikkat sorunlarının artmasına yol açmaktadır. Etki büyüklüğü küçük-orta düzeyde olsa da, uzun vadede bu tür sosyal tehditler gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkileyen önemli bir risk faktörü.
2.Beyin ağları üzerindeki etkiler
Yüksek sosyal tehdit algısı, beynin büyük ölçekli ağlarında işlevsel bağlantı farklılıklarıyla ilişkilidir. Özellikle, default mode (DMN) ve frontoparietal (FPN) ağlarında düşük içsel bağlantı; DMN-DAN (dorsal attention), DMN-CON (cingulo-opercular) ve FPN-CON arasındaki bağlantılarda ise daha yüksek (yani daha az negatif) etkileşim gözlenmiştir. Bu durum, ergenlikte duygu düzenleme ve bilişsel kontrol süreçlerinin tehdit algısından doğrudan etkilendiğini göstermekte.
3.Aracı mekanizma: Beyin bağlantısallığı
Bulgular, sosyal tehditlerin ruh sağlığı sorunlarına etkisinin, büyük ölçüde bu değişmiş beyin bağlantısallıkları üzerinden gerçekleştiğini göstermektedir. Özellikle DMN ve FPN içi düşük bağlantılar ile DMN-DAN ve DMN-CON arasındaki yüksek bağlantılar, sosyal tehdit ile depresif belirtiler ve dikkat sorunları arasındaki ilişkiyi aracılık etmiştir. İlginç biçimde, bu etkiler içselleştirme (depresyon, kaygı) ve dikkat sorunlarında belirginken, dışsallaştırıcı (davranışsal) sorunlarda görülmemiş.
Sonuç olarak, ergenlik döneminde algılanan sosyal tehditler hem beyin ağlarının gelişimsel bağlantısallığını hem de ruh sağlığını olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle, aile, okul ve toplum düzeyinde sosyal güvenliği artırıcı müdahaleler ergen ruh sağlığı için kritik önemde.
Bu konu önemli. Olanı kaybetmemek lazım. İnanın alternatifi yok. Ve bu sadece doğaya değil şehre ve insanlara da değer katacak. Gazeteci arkadaşlarım lütfen konuyu medyaya yansıtsınlar. Fotoğrafları dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz. Çok kolay ama çok büyük bir iş var burada. Sesimizi birlikte duyuralım
Türkiye'de ve dünyanın farklı şehirlerinde kariyer günlerinde bana gençler tarafından en çok sorulan soruyu ve buna daima verdiğim cevabı tüm içeriğiyle paylaşmak isterim.
Soru:
Kendimizi insan kalabalıklarından nasıl ayrıştıracağız?
Cevap:
Zamana yaya yaya, vakitlice, planlı programlı verilmiş emek sonucunda olgunlaştırılmış derinlikli ve içerikli bilgiyle. Tek ihtimal, tek yakıt, tek cephane, bu. Kısa yol yok. Bu durumu çabuk kabullenmek ve "önce emek" konusunu bir an evvel reflekse dönüştürmek en kısa yol. Şu satırları okurken "bu da cevap mı yani?" refleksi gösterenler, içinden "keşke bana bunu birisi vaktinde söyleseydi, artık benim için çok geç" diye geçirenler var. Işte kendinizi onlardan ayrıştıracaksınız.
Bugün benden tez konusu isteyen bir öğrencime "o senin işin, işini iyi yap, bol bol okuyup araştırıp düşünüp tez konusu alternatifleri bulmak sana bu eğitim süreci sonunda vereceğimiz derecenin sinyallediği eğitimin bir parçası" dedim. Onu o anda hayal kırıklığına uğratmış olabileceğimi anlıyorum, ama -eğer söylediklerimi anlamayı seçerse- hayatta geç kalmış önemli bir uyanışı yaşayabileceğini umdum. Önemli olan karneler, diplomalar, dereceler değil. Emek sonucunda oluşturulup içselleştirilmiş bilgi.
Sonra "kendimizi bu insan kalabalıklarından nasıl ayrıştıracağız?" diye soranlardan olmamak ve kendi ayrıştırıcısına -yani doğru ve içerikli bilgiye- kavuşmak ancak sistemli ve zamana yayılan emekle mümkün.
Insan çok. Işini yapmamayı marifet sayan insan da çok. Işini yapan insan az. İşini iyi yapmayı dert eden insan daha da az. Işini hakikaten iyi yapan insan ondan da daha az. En son iki grupta olmayı tercih ederseniz, pozitif ayrıştınız demektir.
Bu tercihi bugün kullansanız, tek bir gün tavsatmasanız, birkaç seneye bu tercih DNA'nıza girer. Sizin için bir refleks olur. Kendi işinizi iyi yapmadan ve bir işin iyi yapıldığını görmeden rahat edemezsiniz. Bir tercih olmaktan çıkar. Sizin kimliğiniz olur.
O noktadan sonra, etrafınızdaki insanlar size etiketler verebilirler. Dipsomaniac. Intense. Micro manager. Controlling. Detaycı. Bana benim bulunduğum ortamlarda verilebilen etiketlerden bazıları bunlar. Hiçbiri "cool" değil. Ama başları sıkıştığında da insanlar yanlarında beni ister. Insanlar birini işe alacaklarında benim yanımda yetişmiş insana öncelik verir. Kötü günde akla ben gelirim. Ben de kritik konularda etrafımda böyle insan isterim. Ameliyat olacaksam doktorumun bana "detaycı, kontrolcü ve bir konunun dibini bulana kadar rahat etmeyen biri" olarak tarif edilmesini tercih ederim. "Çok geniş, gamsız, tasasız, pamuk gibi adamdır" dense, "gitsin başka yerde rahat etsin" diye düşünürüm.
Bugün dünya üzerinde 6.2 milyar yetişkin insan var. Bu gezegen üzerindeki insan tecrübesini şekillendirenler, iyi iş yapmayı dert edenlerdir. Herhangi bir alandaki herhangi bir ilerleme, onlar eliyle gelir. Sanatta da, edebiyatta da, hukukta da, tıpta da, mühendislikte de, iş dünyasında da, sporda da, kendiyle derdi olmayan tek bir insan bile toplu haldeki insan tecrübesine etki edemez. Hepimiz cool, rahat, uyumlu ve dingin arkadaş veya sevgili isteriz. Akıllıysak, yeterince olgunlaştıysak, arkadaş veya sevgili olarak kendimiz de o en üst seviyeye kendi kimliğimizi de kaybetmeden gelebiliriz. Ancak "kariyer günleri" bağlamında, profesyonel kimliğimizi inşa ederken, ileride dünyanın lokomotifinde mi vagonunda mı olacağımızı belirleyen, bilgiye ve beceriye erişmek için samimi bir gayret göstererek ne süreyle debelendiğimizdir. O gayreti samimi kılan kişinin kendisini gayretine tatbik etmesi, sonucu değil süreci baş tacı etmesidir. O süreyi katma değere dönüştüren, gayretin sistemli ve ısrarlı olmasıdır.
Kendisini kalabalıklardan ayrıştırmak isteyen genç, bu arzuyu ortaya koyarak zaten yolu yarılamıştır. Bir derdi, hedefi, telaşı vardır. Yolun kalanını, kısa yol arayışını bırakıp gençliğin enerjisiyle yoğun sistemli emek vermeye odaklanmak yürür.
Size veya etrafınızda bu soruyu soran gençlere faydalı olabileceği ümidiyle.
Şanlıurfalı bir vatandaş, müziklerini beğenmediği kafeye müzik önerdi:
“Bob Marley çal, Madonna çal. Don’t cry for me, bir şarkısı daha vardı.
Frank Sinatra’nın ‘I did it my way’i bunların kafasına soktur. André Rieu…”
https://t.co/MEWesd9F7q
BU BİR UYARIDIR!
3 gündür cep telefonumdan arayarak Türk Telekom'un altyapısının değiştiğini, yeni modem yollayacaklarını, 4900 lirayı kapıda ödeyebileceğimizi söylüyorlar. 2 yıl boyunca da kampanyalı fiyattan faydalanabilecekmişiz. böyle bir aramak yok! Biraz da salaklık var sanırım. İçime düşen kurtla Superonline'ı aradım, Türk Telekom altyapısı kullandığımı, böyle bir çalışma olup olmadığını sordum. Bingo! Bu bir dolandırıcılık yöntemiymiş ve çok sayıda kişi mağdur olmuş. AMAN DİKKAT, kapıda bir de kredi kartı bilgilerinizi alıyorlar.