İngiliz romancı Jane Austen'in bahçelerini, bahçecilik sevgisinin edebiyatında nasıl yer bulduğunu konuştuk Botanitopya'da bugün🌿Romanlarında ve mektuplarında bitki yetiştirmenin ona verdiği mutluluğa dair birçok göndermesi var yazarın🌿https://t.co/mlkS05uMTW
Fransız yazar Mathieu Belezi’nin 4 yayınevi tarafından reddedildikten sonra yayımlatabildiği kısa romanı Toprağa ve Güneşe Saldırmak, ülkesinin işgal ettiği Cezayir’e gönderdiği ailelerin yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla anlatan, çok sert ve sahici bir yüzleşme anlatısı.👇
"görünmeyen bir şey nasıl acır?" ataerkil düzenin yankıları, kuşaklar arası dönüşümler ve hiç bitmeyen sancılar. İzlerken zorlansam da çok sevdim bu filmi atmosferi bambaşka iyi ki izledim.. @mubiturkiye de
Erich Fromm, Sevme Sanatı’nda insanın içine yavaş yavaş işleyen bir hakikati anlatır: Sevmek, kendiliğinden olan bir şey değildir. Bir anda olup bitmez. Sevmek, öğrenilen bir şeydir. Ve çoğu insan bu kısmın farkında değildir. Herkes sevilmek ister. Daha çok ilgi görmek, daha çok değer hissetmek ister. Ama dönüp de kendine şunu soran çok azdır: Ben gerçekten sevmeyi biliyor muyum? Çünkü sevmek, sadece hissetmek değildir. Sevmek, birine yönelmek, onu görmek, onu duymak, onunla gerçekten ilgilenmektir.
Birini seviyorsan, onun hayatına dokunursun. Sadece güzel anlarda değil, zor zamanlarda da orada olursun. Onu değiştirmeye çalışmadan kabul edersin. Anlamaya çalışırsın. Bazen hiçbir şey söylemeden yanında durursun. Çünkü sevgi, en çok da böyle zamanlarda kendini belli eder. Gürültüde değil, sakinlikte anlaşılır. Ama insanın en çok yanıldığı yerlerden biri şudur: Yalnız kalmamak için kurduğu bağlara sevgi demek. İçindeki boşluğu biri doldursun diye yaklaşmak… Bu sevgi değildir. Bu, eksikliği başkasıyla kapatma çabasıdır. Gerçek sevgi ise birine tutunmak değil, onunla yan yana yürüyebilmektir. Onu kaybetme korkusuyla sıkmak değil, olduğu gibi bırakabilmektir.
Ve işin en derin yeri şu: İnsan kendine ne kadar yaklaşabiliyorsa, başkasına da o kadar yaklaşabilir. Kendine yabancı olan biri, sevgiyi de yarım yaşar. Kendini sürekli eksik hisseden biri, karşısındakinden tamamlanmayı bekler. Oysa sevgi, tamamlanmak değil; paylaşmaktır. Sonunda Fromm’un söylediği şey çok nettir: Sevmek bir sanattır. Emek ister. Sabır ister. Farkında olmayı ister. Ve en çok da gerçekten istemeyi…
Balıklarla bezeli bu üç tabloyu birlikte çekmiştim.
Çünkü yanlarında Orhan Veli’nin Eyüboğlular ve balıklar üzerine çok güzel bir konuşması vardı…
“Deniz dibine şöyle bir bakacak
oldum, bir de ne göreyim; dibe kadar balık değil mi? En dipte çaçalar, nasıl geçiyorlar Boğaz'ı biliyor musun?
Gökyüzü dolusu gümüş para düşün, bir yerden bir yere durmadan aksın, tam öyle. Çaçaların üstünde hamsiler onlardan daha dehşet. Sürü sürü hem çaçaları yiyorlar, hem yollarına gidiyorlar; hamsilerin üstünde uskumrular; uskumrular hamsilerden de müthiş; hem hamsileri yiyorlar, hem yollarına gidiyorlar. Onların üstünde palamutlar, onların üstünde torikler, onların üstünde de yunuslar.
Bu kadar zengin bir dünyayı, iki oda içinde başka nerede görebilirsiniz?
Ben her gün, mektebe gider gibi,
Eyüboğluların sergisine gidiyorum."
Orhan Veli Kanık, "İstanbul'un En Güzel Yeri: Eyüboğluların Sergisi",
30 Ocak 1945
Muazzam ötesi bir uyarlama olmuş. Kitabı 2023 yılında okunuştum. Filmi de 2024 yılında festival kapsamında izleme şansım vardı ama malesef gidememiştim. Bunca zaman ötelemekle büyük bir hata yapmışım. Gariptir ki kasvetli ortam beni baya nezihleştirdi. Okuyun veyahut izleyin...
İlk filmi Öğretmenler Odası ile büyük beğeni toplayan İlker Çatak, Sarı Zarflar ile tekrar Berlin Film Festivali seçkisinde!
Özgü Namal ve Tansu Biçer'in başrollerini paylaştığı film, otoriter baskının özel hayatı etkileme biçimini anlatan siyasi bir drama.
Çok değerli meslek büyüğümüz Haldun Dormen'i kaybetmenin tarifsiz üzüntüsü içindeyiz. Biz meslektaşlarınıza, yetiştirdiğiniz oyunculara ve elbette tiyatromuza katkılarınızla her zaman hatırlanacaksınız. Başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerine sabır diliyoruz. Başımız sağ olsun.
Of, bu neydi böyle?! Dün geceden beri aklımdan çıkmıyor.
Külçe gibi ağır, hafızalardan silinmeyecek bir deneyim.
Çok farklı ! çabasız senaryosuna rağmen durumun kendisiyle çarpıcı.
#Sırat hakkında o kadar çok şey yazılır ki…
Buraya sığdıramayacağım ama çok, çok etkileyici 👏🥹
Nazım Hikmet’in doğum gününde onu Yeditepe İstanbul’da geçen şu tatlı diyalog ile anmak istiyorum.
Pembe: Bu fotoğraftaki adamlar yakınlarımız mı? Hiçbirini tanımıyorum.
Ali: Yakınlarımız ama akrabalarımız değil.
Pembe: Gerçi şu fotograftaki adam, Yunus dayıma çok benziyor. Kim o?
Ali: Nazım Hikmet, şair.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü bünyesinde oluşturduğu arşivdeki filmleri dijital ortama aktarıldı. Daha önce görmediğim siyah beyaz filmler, belgesel niteliğinde ilginç videolar vb. büssürü film var. Emeği geçenleri tebrik ederim.
https://t.co/2ZALPTxqtP
Bugün o gün.
Hoş geldin Afiş🌼 @afisdergi
Sevgili Latife Tekin’le dünden bugüne dili, edebiyatın ahvalini, şiirin dünyayı kurtarma ihtimalini, karşılaşmaları, para gürültüsünü ve öbür şeyleri konuştuk🌱
Nora çocukken evini konuşturur,evin acısını düşünürmüş.
Nora'nın,Agnes'in,babalarının, geçmişle acıtan bağlarını ve 3 kuşak anıların olduğu evi izlerken aklıma Şule Gürbüz'ün sözü geldi:
İnsan ara sıra evini yakmalı ve çıkıp seyretmeli.
Trier'in yavaş,derin,olgunluk filmi olmuş.
Anadolu halı motiflerinin bir zamanların ‘Vision Boardu’ olduğunu biliyor muydunuz?
Bugün yaptığımız manifestleri o dönemlerde kadınlar ilmek ilmek modiflere işliyordu. Bildiğiniz üzere tekrarlanan motifler beynin retiküler aktivasyon sistemini harekete geçirir.
Yani bugün “odaklandığın şey büyür” dediğimiz mekanizma.
Halıya her gün bakmak = Zihnin onu normal kabul etmesi.
Bu yüzden Anadolu’da denirdi ki:
“Halıya ne dokursan, eve o girer.”
Örneğin: Elibelinde, doğurganlığın ve anneliğin sembolü olarak kabul edilirdi. En eski “dişil güç” sembollerinden biri.
Kadının üretkenliği, özgüveni ve merkezi duruşu. Nazar, Hayat Ağacı, Koçboynuzu ve daha nice sembol halılara ilmek ilmek işlenirdi.
Bu bakımdan ikisi aynı kökün iki dalı. Bugün yaptığımız manifestler bir dönem halılara böyle dokunuyordu.