Ben, yabancı kaynaklı hiçbir fikri benimsemeğe tenezzül etmeyecek kadar millî şuur ve gurura malik bir Türk‘üm. Siyasi, içtimai mezhebim Türkçülüktür.
#NihalAtsız
3 Mayıs 1944, sadece Hüseyin Nihal Atsız'ın yargılandığı ve mahkûm edildiği gündür. Türkçüler Günü, o günün yıldönümüdür.
O gün yaşanan olaylar, sonraki olayları tetiklemiş ve Atsız'a yapılan zulüm, çevresine genişleyerek devam etmiştir.
Başka günlerde, başka insanlara, başka zulümler yapılmıştır. O günlerin yıldönümünde isteyen, istediğini anabilir.
Türkçüler Günü, Türkçülerin günüdür.
Altın Ordu Cemiyeti Başkanı
Caner KARA
#3MayısTürkçülerGünü
#HüseyinNihalATSIZ
#AltınOrduCemiyeti
Yurdumuzdaki hoca kılıklı bazı müptezellerin, İran-İsrail savaşı bahanesiyle mezhep kini kusmalarına şahit oluyoruz.
Türkiye’de ve dünyada, İran’ı yönetenlerle mezhep dışında hiçbir bağı olmayan milyonlarca insan var. Bu hoca kılıklı müptezeller, İran’ı yönetenlerin seçmeni, destekçisi ya da suç ortağı olmayan milyonlarca insana, İsrail füzesi gibi hakaret ve lanet fırlatıyorlar.
Bir kız okuluna füze düşüyor. Milyonlarca Türk’ün yaşadığı Tebriz vuruluyor. Normal bir insanın ömrü boyunca kazanamayacağı paralar 1 tek füze olarak patlıyor.
Bu hoca kılıklılar, zevkten dört köşe oluyorlar. Ağızlarından kin, nefret, düşmanlık yayılıyor.
Ellerine imkân geçse, gözleri yese, yürekleri yetse, Rafızî diye Alevi, Şii, Caferi avlayacaklar.
Önlerine geleni İsrail ajanı ilan etmek için kendi aralarında yarışıyorlar ama aynı İsrail sadece İran’a vursa, bunlar gidip gönüllü asker olacak gibiler…
Yedi atası Sünni bir Türk olarak, bunlardan ve bunları konuşturanlardan beriyim. Mezhep diye sattıkları kin ve nefretten ibaret, fırsatçı ve fesatçı fitnelerini reddediyorum.
Sorumluluk makamında oturanları da göreve davet ediyorum.
Anasından, babasından, bozuk sülalesinden gördüğü ve cezasız kaldığına şahit olduğu her türlü pisliği “normal” karşılayıp kendi halindeki kuşlara bile tahammül edemeyen bir grup veledi zina. Şunların ilerde vatana, devlete bağlı olmasını beklemek düpedüz gerizekalılıktır.
GATA derhal açılmalı, askeri sağlık sistemi tekrar kurulmalıdır. Yaralı Türk askeri terör örgütü sempatizanlarının eline bırakılamaz. @zaferpartisi@tcsavunma
Tırı vırılar boş boş kardeşlik nutuğu atmaya devam ederken,
çeşit çeşit kürtçü partilerden, kürtçü barolardan, kürtçü derneklerden, kulüplerden ve kürtçü ünlülerden,
bayrağımızın yakılmasıyla ilgili bir ses çıkmadı.
İçten içe hepsi aynı hayali, aynı özlemi, aynı nefreti paylaşıyor.
Dünya meselelerini Müge Anlı izleyerek takip eden tırı vırı milliyetçilerini, ruhunu dolarla satmış liberal kurnazları tanıyor ve gündem değişsin diye bekliyorlar.
Bak bak milliyetçilere bak…
DEM Parti’nin gerçek yüzünü bugün yaşanan olaylar sebebiyle görmüşler.
Hep iyi niyetle el uzatmışlar ama onlar kıymetini bilmemiş.
Bunu da bugün farketmişler.
Kıçın kıçın kıvırıyorlar.
Yemeyin.
Vatanı için canını verecek olan gençleri twit attığı için tutuklayacağınıza bu teröristleri yakalayın bunlarla aynı havayı solumak zorunda değiliz görevinizi yapın!
IŞİD ülkenin her yerine sızıyor, saatlerce çatışabilecek mühimmat depoluyor, hücre evler oluşturuyor ve hepsi; polis, asker şehit edecek derecede tecrübeli.
Kim bilir kaç şehirde, kaç bölgede buna benzer yapılanmaları var? Zira kimsenin bilmediği kesin!
Babasızlık bence zaten yoksulluk demek. Babasını kaybeden, yarım kalan herkes bunu bilir. Defalarca paylaşırım. Yoksun ama diyemediklerini duyuyorum baba.
Spikerin buradaki yorumu basit bir kullanım değil, aslında hepimizin hafızasına işlemiş ve nesillerimizin birbirine aktardığı bir dil kodlaması.
I. Dünya Savaşı sonrası Türklere son darbeyi indirmek isteyen dönemin emperyalist gücü İngiltere, Yunanistan’ı aracı kılmıştı. Beraberinde Fransa ve İtalyanlar ve dahası…
Ancak hiçbiri Yunanistan kadar Anadolu’nun kodlarına işlemedi, hafızamızı karartmadı.
Köylerdeki çocukların, yaşlıların bile derilerini yüzdüler. Bir kere Anıtkabir’e gidip sadece müzeyi gezenler, 20-25 dakika içinde atalarımızın çektiği acıları en ağır tablosuyla görebilir zaten.
Kaybedeceklerini anlayıp kaçarken bile Ege’deki birçok şehrimizi yakıp yıktılar.
Türkler, İzmir’i geri alırken dört bir yandan dumanlar yükseliyordu. Şehri yakmışlardı çünkü…
Manisa’dan kaçarken köylerine kadar yaktılar mesela.
Türkler ise sadece kendilerine ait olan toprakları aldıktan sonra denize döktüler düşmanı.
Yapılanların yanında sakin bir gönderişti…
En büyük gururumuz, onurumuz oldu belki de bu söz “Düşmanı denize döktük.”
Aslında “namusumuzu, canımızı kurtardık, işkencelerinizi yıktık, vatanımızı geri aldık”diye bağırıyorduk.
Spikerin bir sözü değil, milletin hafızasına işlemiş tüm karanlıkların silindiği sözlerdi.
O günler bitti, yeni bir zaman, yeni bir dünyadayız diye de bunca yaşanan acıları “olmamış” gibi yapamayız.
Yeri geldiğinde söylemek kadar doğal, hatırlatmak kadar doğal bir eylem olamaz.
Merak edenler “Anadolu’da Yunan Mezalimi” ile ilgili yazılan, çok sayıda bilimsel eseri detaylarıyla inceleyebilirler.