🚨Acil Yuva🚨
Bayrampaşa’da dokumacılar sitesinde demir araba ezmiş bu yavruyu. Bir şekilde kliniğe gitmelerini söyledim ama kendileri baticon ile pansuman yapmışlar. Çok ufak ve sakin bir yavru. Orda mikrop kapma ihtimali var. Geçici bir yuvada tedavisi devam ederse kurtulur bu çocuk. Lütfen paylaşır mısınız.
🚨ACİL YUVA🚨 BEYOĞLU
4 yaşında bu çocuk. Sahibi evlenmiş bir siteye taşınmış oraya götürmemiş sokağa bırakmış. Sokakta dayak yiyormuş. Sessiz sakin çok uysal bir çocuk. Durumu çok acil. Belediye aranmak istenmiş ama arkadaşlar süre istemişler. Geçici ya da kalıcı yuva aranıyor. Lütfen paylaşır mısınız
🚨ACİL YUVA🚨İSTANBUL
Bu 4 yavru bir okulda şuan da. 1,5 aylıklar. Veliler tarafından şikayet edilmişler. 4 gün sonra okullar tatile giriyor ve bakacak kimse kalmıyor. O yüzden acil geçici yuva aranıyor bu bebeklere. Lütfen paylaşır mısınız? Naklini ben sağlayacağım.
🚨 ACİL TEDAVİ ve YUVA🏡
Bu yavru Beyoğlu’nda. Videoda durumu anlatılıyor.Perişan halde.Büyük ihtimalle kemik yemiş ve tıkamış bağırsağını. Acilen tedaviye alınması gerekiyor. Çipi varmış galiba. Bir ayağı sakat. Kaka yapamaması kısa sürede ölmesi demek. Lütfen paylaşır mısınız?
Bir neslin güvenliği ve bekası için aldığı tedbir, sonraki neslin gözüne baskı ve aşırılık gibi gelebilir. Bir neslin kendini savunmak için yaptığı savaşlar, bir sonraki nesle anlamsız veya boşuna gelebilir.
Ancak bu tedbirlerin ve savaşların doğruluğu, sadece geçmiş üzerinden değil, bugünün gerçekliği üzerinden de sınanabilir. Tedbir varken şikâyet edenlerin, tedbir kalkar kalkmaz yeniden çatışmaya yönelmesi; yapılanların keyfi değil, zorunlu olduğuna işaret eder.
Tedbir varken ağlayıp, tedbir kalkar kalkmaz silaha sarılanlar tedbirin doğruluğunu; “tarihle yüzleşelim” deyip samimi olarak sen kendi sorumluluğunu anlamaya çalışırken, kendi tarihiyle yüzleşmeyip olmadık yerlerde şikâyet edenler savaşınızı haklı gösterir.
Uzun süren meselelerde asıl sınav şudur: Kendini mağdur ilan eden taraf, engeller ortadan kalktığında ne yapar? Eğer gerçekten bir haksızlık varsa, bu durum bir yüzleşme doğurmalı, hatalar düzeltilmeli ve yeni bir ortak zemin kurulmalıdır. Aksi halde mağduriyet söylemi, çözüm değil, yeni sorunlar üretir. Hendek meselesi bunun örneğidir.
Türkler olarak henüz bu yüzleşme denemelerinde karşı tarafın tutumu sebebiyle sadece bizden öncekilere mahcup olabildik. Kendini mazlum ilan edenin, en az 1000 yıl önceden başlayan yalan yanlış hesaplarıyla oyalandık.
Şahsen atalarımıza mahcup olmayı, problemlerin muhataplarına mahcup olmaya tercih ederdim. Ne yazık ki hep atalarımıza mahcup olduk.
Kendi sorunlarımızın çözümünü erteledik, hatta konuşmadık. Mesela devlet okullarında kaliteli eğitim alamayan gençlerin sorunlarını konuşmayıp, Andım��z’ı konuştuk. Andımız’ı kaldırıp yerine ortak bir doğru dahi koymaya, herkesi memnun edecek bir and, şiir, ortak bir öyküyü koymaya dahi çalışmadık. Ortak duygumuzu yitirmiş bir nesil olarak kaldık.
Ne için? Bir “yanlışı” “doğru” yapmak için. Yanlış dediğimizi kaldırıp, yerine bir doğru kuramadık. Yanlış dediğimizin yanlışlığını dahi kanıtlayamadık. Ve sayısız ertelediğimizpronlemlerimizi, başka problemin çözümüne feda ettik.
Kendimizi hatırlamalıyız. Kendi problemlerimizi hatırlamalı, çözümüne odaklanmalıyız. Çoğunluğun problemlerini çözemediği bir Türkiye’de azınlıklar sorunlarını çözemez.
Sn. Çandar şu an hâlâ bir umuda sarılıyor, kendine ilişkin problemleri çözmeyi erteliyor, bir fedakârlık yapıyor. Yaşayacağı travmayı şimdiden görüyor ve çok iyi anlıyorum.
Umarım kendi sorunlarımıza eğilmeyi akleder, bunu ülkenin en önemli siyasi malzemesi haline getiririz.
🚨ACİL YUVA🚨- İSTANBUL
Önce şehir değiştirecekmiş ailesi dendi, sonra kızı hastaymış onunla ilgileneceklermiş o yüzden 10 yıldan beri yanlarında olan bu candan vazgeçmişle. Edilecek çok laf var ama biz bu çocuğa yuva bulmalıyız öncelikle.
*KISIR DEĞİL!
*Erkek
*10 yaşında
Hayatımda duyduğum en saçma sapan demagoji fırtınası!
1-Ülke,devlet ve millet unsurlarından hangisini başa alsan anlam aynı olur. Böyle saçma sapan laf cambazlarıyla 3. Madde değişse sonuç yine aynı şey olur.
1-1 Devlet, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.
1-2 Ülke, milleti ve devletiyle bölünmez bir bütündür.
1-3 Millet, ülkesi ve devletiyle bölünmez bütündü.
E hepsi aynı anlamda bunların! Anlam mı değişti?
2-Devletin milleti olmazmış, ülkesi olmazmış! Lafa bak!
Devlet milletlerin kendilerini idare etmek için kurdukları tüzel kişiliklerdir. Milletlerin devleti olur, devletlerin de milleti olur. Devletlerin ülkesi olur, ülkelerin devleti olur. Devletin ülkesi de olur milleti de olur.
Onca yıl devlet idare etti, hâlâ devlet nedir öğrenememiş.
İhtiyaç varsa yeni anayasa yapılabilir fakat bu anlayışla yapılmaz. Laf ebeliği yapılır ama!
🚨ACİL YUVA🚨
Bu çocuk 10 aylık erkek. Maddi durumu iyi olmayan bir öğrencinin evinde şuan da. Dün sahiplendirmişler. Cins köpeği gören bir tuhaf ablamış gelmiş almış. Çok havlıyor diye geri getiriyormuş. Öğrencinin annesi de istemiyor maalesef. Çok acil yuva arıyoruz.
Erbil – Dubai
Zaho – Cizre
Erbil’deki evimin balkonundan, İran’dan ve Irak içindeki vekil güçler tarafından atılan füzelerin ve kamikaze dronların Amerikan hava savunma sistemleri tarafından imha edilmesini çıplak gözle izlemek artık günlük rutine dönüşmüşken, bir Dubai seyahati icap etti.
Karayoluyla Antep’e, oradan havayoluyla İstanbul’a ve altı saatlik bir uçuşla Dubai’ye ulaşmak zahmetliydi. Ancak yağmurun bir doğal afete dönüştüğü Dubai’de, havalimanından otele ulaşmak da bundan daha az zahmetli olmadı.
Her gece saat üç sularında telefonuma düşen saldırı uyarıları ve ardından gelen patlama sesleriyle bölünen uykulara üç haftadır alışmıştım. Bu yüzden yaşananları pek yadırgamadım. Zira Erbil’de, evimin yalnızca birkaç kilometre ötesinde meydana gelen ve kimi zaman beni yataktan sıçratarak kaldıran patlama seslerinin yanında, Dubai’de duyulanlar oldukça cılız kalıyordu.
Oteldeki resepsiyon görevlisinden ve ertesi akşam davet edildiğimiz ultra lüks restorandaki karşılama görevlisinden öğrendiğim kadarıyla, doluluk oranları neredeyse %90 düşmüştü. Bu düşüşün doğal bir sonucu olarak, dünya çapında bir beş yıldızlı otelin kahvaltısında, taze hazırlanan omlet dışında yalnızca birkaç çeşit peynir, akşamdan kalma soğuk Levant mezeleri ve vasat hamur işleri sunuluyordu.
Neyse ki, seyahat arkadaşımın tavsiyesiyle, Cezayir’de kış günlerimin vazgeçilmezi olan haşlanmış bakla–nohut karışımını tahin, domates ve zeytinyağıyla harmanlayarak beni akşama kadar tok tutacak o basit ama kusursuz formülü yeniden keşfettim.
Sokaklarda insan ve araç hareketliliği son derece azalmış olsa da, Dubai tüm şatafatıyla hâlâ oradaydı. Akşam üzeri kanal boyunca yaptığım yürüyüşte, İspanyolcadan Fransızcaya kadar birçok Avrupa dilinin kulağıma çalınması, on binlerce yabancı Dubai’yi terk etmiş olsa da yüz binlercesinin hâlâ orada kaldığını gösteriyordu.
Savaş bugün bitse toparlanmanın en az iki yıl süreceğini söyleyen kötümserlerin aksine, ben Dubai’nin altı ay gibi kısa bir sürede toparlanacağını düşünüyorum. Çünkü Dubai’de her şey yerli yerinde duruyor.
Erbil’e dönüşümüz yine geliş güzergâhı üzerinden oldu. Bu defa gece yarısı ulaştığımız Antep’te, bu zorlu yolculuğun bitişini, meşhur takım ciğer kavurması yiyerek kutladık.
Ertesi sabah yeniden yola koyulduk ve Suriye sınırındaki beton duvarları izleyerek Cizre üzerinden Habur’a ulaştık. Türkiye’nin bu kesiminde gördüğüm manzaralar, Erbil’den Bağdat’a seyahat ederken gördüklerimden çok da farklı değildi: Bakımsız kasabalar, insansız topraklar…
Sınırı geçip Zaho’ya ulaştığımızda ise pırıltılı ve estetik dolu bir şehirle karşılaştık. Habur Çayı üzerine inşa edilen kemerli köprü ve çay kenarındaki yürüyüş yolunda gezinen insanların bakımlı giyim kuşamı beni oldukça etkiledi. Cizre ile Zaho’yu karşılaştırdığımda, Zaho’nun sahiplenildiği, Cizre’nin ise ihmal edildiği yönünde güçlü bir izlenim oluştu bende.
Eve vardığımda saat gece on bir civarıydı. Önce çiçekleri suladım, sonra evi havalandırmak için balkon kapısını açtım. Tam o anda, gökyüzü imha edilen dronlar ve füzelerle aydınlanırken, kulaklarım patlama sesleriyle bir kez daha çınladı..
Bu arkadaş Kemerburgaz’da ve maalesef doğum yapmak üzere. Bir kaç kez doğum yapmış öncesinde. Güzel kedinin güzel yavruları olunca yavrular alınmış ama anne kısırlaşmamış. Bu çocuğa doğum ve sonrası için geçici yuva gerekiyor. Çıkarsa ben getireceğim. Sonra kısırlaştıracağım.
🚨 İstanbul–Acil Yuva🚨
2,5 yaşında, kısır erkek kedi. Çok hareketli, oyuncu ve enerjik bir karakteri var. Bulunduğu evde yaşlı kediler olduğu için onları biraz fazla yoruyor. Bu yüzden daha uygun mutlu olabileceği bir yuva arıyoruz. Tek kedi olabileceği bir ev daha iyi olacaktır
Vatandaşlarla konuşurken, yabancı bir ülkenin diplomatik temsilciliğine yazar gibi muğlak, anlaşılmaz, nereye çeksen oraya gelecek ifadelerle dolu bir metin kaleme almak doğru değil.
Böylesine hassas bir konuda, o ülkede mukim vatandaşlara doğrudan sms göndermek yerine (öyle bir veritabanınız olmadığı anlaşılıyor), sosyal medyadan 3-5 bin kişinin göreceği bir paylaşımla mesaj iletmeniz de hatalı bir yöntem.
@HakanFidan@TC_Disisleri
Türkiye’nin İran-İsrail-ABD savaşından zarar görmesi için ana karasında doğrudan saldırıya uğramasına gerek yok. İran’ın saldırdığı ya da belki de İsrail’in provoke etmek amacıyla saldırdığı bölgelerde yaşayan Türk vatandaşlarının kaybı durumunda Türkiye bu savaştan etkilenecektir.
Erbil’de yapılan saldırılarda Türk vatandaşlarının sıkça gittiği yerler de hedefler arasındaydı.
Ancak hâlâ bir uyarı mesajı bile yayımlanmadı. Aynı durum Dubai, Bahreyn, Katar ve diğer ülkelerde de geçerli.
@HakanFidan@TC_Disisleri@TC_ErbilBK
https://t.co/ALchDcbD6W
İran’ın füzeleri Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının yaşadığı yerlere düşüyor. Türk konsoloslukları ve elçiliklerinden vatandaşlara hiçbir haber verilmiyor.
Türkiye Cumhuriyetinin buraları boşaltma planı var mı diye soruyorlar, “sosyal medya hesaplarımızı takip edin” diyorlar.
Normal konsolosluk telefonları cevap vermeyince, acil hattı arayan arkadaşıma “burayı niye aradınız” diye fırça atıyorlar. Konosolosluk normal hattına cevap bile vermiyor.
Tüm ülkeler vatandaşlarını uyarmış tahliye planları yapmış, bizim vatandaşlar şimdi sosyal medya takip ediyor. Dışişleri personelimiz vatandaşlarını korumayı ve gözetmeyi bir görev olarak dahi görmüyor.
Bu hengamda burnu kanayacak olan vatandaşlarımız Türkiye’yi ne durma düşürür diye belli ki bu arkadaşların hiçbir fikri yok.
Savaşın sıfır hattında Erbil’de ve diğer şehirlerde burnu kanayacak herkesin vebali bakalığınızın sırtında sayın bakanım. Bu hususta vatandaşlarınızı dışişleri teşkilatınız derhal rahatlatmalı. @HakanFidan@TC_Disisleri
Altın Varaklı Küvetteki Erkek Aslan ve Şark Kurnazlığı
Dubai’ye ilk gidişim 15 sene önceydi. Seyahatten aklımda kalan iki şey; havada uçuşan toz ve dönen kule vinçlerdi. Dubai Mall ve Burj Khalifa o zaman daha genç olsalar da bugünkü ışık ve müzik gösterileri henüz yoktu.
İzleyen yıllarda Dubai’ye tekrar tekrar gittim ve şehrin dönüşümünü gözlemleme imkânım oldu.
Dubai’deki şehirleşme çevre ülkelere örnek oldu; bu model daha sonra “Dubaileşme” ya da “Körfezleşme” şeklinde kavramsallaştırıldı.
Son beş senedir yaşadığım İstanbul ve Erbil bu akımın etkisini yoğun biçimde hisseden iki şehir. Erbil’i gururla “küçük Dubai” diye sunmaya çalışan görgüsüz zihniyetle mücadele etmenin mümkün olduğunu düşünmüyorum. İstanbul içinse o nedamet en üst makamdan terennüm edileli epey oldu!
Dubai durmak bilmiyor. On beş yıl sonra kaldığım otel odasının penceresinden gördüğüm manzara bilim-kurgu filmlerinden farksızdı. Sadece bir bölgede devam eden inşaatta yirmiden fazla kule vinç saydım.
Şehrin sakinleri artan trafikten ve konut kiralarından şikâyetçi olsa da her gelir grubuna uygun konutlar inşa edilmiş. Gerçekten de yedi şeritli çevre yollarında dahi çoğu zaman dur-kalk ilerliyoruz.
Önceki hafta, bu kez Abu Dhabi’ye gittim. Henüz yeterince “dubaileşememiş” olduğundan olsa gerek, Abu Dhabi daha sakin ve dengeli bir şehircilik örneği sunuyor. İnşaat daha az, karmaşa yok; ancak belli mekânlardaki lüks tasarım anlayışı Dubai’yi bile geride bırakabilecek nitelikte.
Körfez’deki yaşam tarzını uzun süre “rüküşlük” olarak nitelendirmiştim. Bu kez başka bir açıdan bakma fırsatı buldum.
Ganalı bir taksi şoförüyle yaptığım sohbet bu bakışı değiştirdi. “Çok şey öğrendim burada” dedi. Kendi ülkesinde işe gitmeye üşendiği günlerden söz etti. Çalışmanın bir erdem olduğunu anlamıştı. Burada herkesin uymak zorunda olduğu kuralların varlığını övdü. Afrika’nın farklı ülkelerini görmüş biri olarak ben de görüşlerimi paylaştım. Fakirliğin ve gelir adaletsizliğinin bir toplumdaki çürümenin ve sistemik yolsuzluğun temel sebeplerinden biri olduğu konusunda hemfikir kalarak ayrıldık.
O an şunu fark ettim: Eleştirdiğim Dubai, aslında kamusal alanda bir Ganalı ile bir Amerikalı’yı aynı kurallara tabi kılan bir düzen kurmuştu. Trafik kuralları herkes için geçerliydi. Çöp atmamak bir tercih değil normdu. İhlal eden, kim olursa olsun cezalandırılıyordu.
Havalimanına dönüş yolunda bir reklam panosu dikkatimi çekti: Altın varaklı küvette oturan bir erkek aslan. “İşte Dubai” dedim içimden. Güç ve şatafat vaat ediyordu. Bunun bir pazarlama stratejisi olduğunun farkındaydım elbette. Ama aynı zamanda başka bir şeyi de simgeliyordu:
Savanadan gelen bir aslanı ya da Pamir Dağları’ndan gelen bir Marco Polo koyununu ehlileştiren bir sistem… Aynı zamanda dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca insanı kurallar içinde tutabilen bir düzenin metaforu.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin 1975’te 500 bin olan nüfusu bugün 10 milyonu a��mış durumda. Gayrisafi millî hasıla 3 milyar dolardan yaklaşık 600 milyar dolara çıkmış. Petrol gelirleri ve coğrafi konum bir sıçrama tahtası olmuş; vergi avantajları ve öngörülebilir bir hukuk sistemi ise yabancı sermaye için cazibe üretmiş. Petrol gelirleri, dünya ticaret yollarını degiştirecek nitelikte limanlar ve serbest ticaret bölgelerinin inşaası için kullanılmış. Batı’dan alınan hukuk çerçevesi, Doğu’nun pragmatizmiyle meczedilmiş.
Turizm yatırımlarıyla Dubai küresel bir marka şehir haline geldi. 4,5 milyonluk bir şehri geçen yıl 18 milyon kişi ziyaret etti. “Kumdan medeniyet” diye küçümsenen yapı, aslında işleyen bir hukuk düzeni üzerine inşa edilmiş.
Dubai Uluslararası Finans Merkezi bunun en somut örneği. Dünyanın en büyük bankalarının ve yatırım fonlarının tamamı burada. Bu başarının arkasındaki en büyük sebep, binalardan önce kurgulanmış olan finansal mimari ve hukuk altyapısıdır.
🚨 İSTANBUL ACİL YUVA/KORUMA 🚨Ev sahibi, 6 kedisi olan yaşlı bir teyzeyi mahkeme kararıyla evden çıkardı. Teyzemiz şu an geçici olarak idare edebiliyor ancak kedileri için acil destek istiyor. Kedilerin tamamı evde büyüdü, sokağa hiç alışkın değiller. Maalesef kısır değiller
🆘 ACİL YUVA ARANIYOR 🐾 Beyoğlu
Bu minik yavru sokakta bulundu. Henüz 4–5 aylık ve kalacak hiçbir yeri yok. Kucağa gelmeyi seven, gözleriyle yardım isteyen çok masum bir can…
Sokakta şansı yok. Bir yuva, biraz sevgi onun hayatını kurtarabilir. Bir evin tek kedisi olabilir. Büyük kedilerden çok dayak yiyor. O yüzden sokağa bırakılamıyor ama alıp tedavi ettiren arkadaşın evinde kedisi olduğu için çok zorlanıyor. Arkadaşımız çocuğa yeni bir hayat sunmak için eve almış hayatını kurtarmış. Biz de ona yuva bulalım. Sahiplenemiyorsanız bile lütfen paylaşır mısınız🙏