Uzun bir araştırma sürecinin ürünü olan bu yazıyı dimağınıza sunuyorum:
Kantçı Nesne Teorisinin Deneysel Eleştirisi: James J. Gibson ve Ekolojik Görsel Algı Kuramı
https://t.co/6UPPHm0HAW
Evet birkaç sene öncesine kadar “metafiziğin bize vereceği yeni bir bilgi yok, metafiziğe herhangi bir noktada ihtiyaç yok, varsa da henüz ispatlayamadık çünkü modern bilimsel metod ibni sinanın metafiziğini ezdi geçti” gibi şeyler söyleyen, modern bilimsel devrim sayesinde bugün dünyanın ibni sinacı metodla anlaşılamayacağını iddia eden bir hekim, kırıkçı çıkıkçı güzelliyor ve onların kendi iddiasına göre henüz bilimselleştirilmemiş tecrübelerini bilimselleştirmekten bahsediyor.
Kendisinin ibn sina metodu (ne demekse) için kullandığı cümlesiyle cevap verelim: bu metod ile dünya ne derece anlaşılır göstermeniz lazım. O metod çok ciddi düzeyde tenkid görüyor ve dünyada pratik sahada şu an geçerli olan paradigma o değil.
Altay harbi yeter
Sen bilerek mi bu kadar abartı derecede saçmalamaya başladın, yoksa farkında değil misin??
Felsefe okuyan çocuğa Sodyum-Potasyum pompası üzerinden evrim açıklattırmaya kalkıp GÜYA tartışma kazanmış havalarına girdin ya Altay
Senin gibi moleküler temel üzerinden evrim tartışması yönetip galip gelen bir bilgin, çıkıp burada şimdi çıkıkçı güzelliyor.
Altay, sen modern ve gelişmiş her şeye mi karşısın?
Amacın nedir, ne yapmaya çalışıyorsun?
Çıkıkçının sözde beş bin yıllık birikimini yüceltip, tıbbın temelini sorgulamadığımızı, bu bilgiyi kendinin bilimsel hale getirebileceğini üfürüyorsun.
Gel bir kör deney yapalım ha?
Aslında haklısın Altay:
Kör deney yapalım, bilimsel hale getirelim. Doğru
Sıkıntı şu ki o deney çoktan yapıldı, sonucuna ortopedi deniyor.
Çıkıkçının elindeki gerçek sinyal hiçbir zaman çöpe atılmadı.
Çıkığı yerine oturt, traksiyon uygula, immobilize et. Bunların hepsi alındı; anatomiyle, görüntülemeyle, asepsiyle, anesteziyle saflaştırıldı.
Adına kapalı redüksiyon ve ortopedik biyomekanik dendi.
En temiz kanıtı da Ponseti yöntemidir:
Açık cerrahi gerektirmeyen, germe ve alçılamaya dayalı manuel bir teknik, dünyada doğuştan çarpık ayağın altın standardı oldu, çünkü test edildi ve açık ameliyatı vakaların yüzde 95'inde gereksiz kıldı.
Tıp manuel bilgiyi reddetmedi, aksine testten geçen manuel bilgiyi kucakladı.
Beş bin yılın ürettiği gerçek ne varsa zaten içeride. Dışarıda kalan, test edilince ya işe yaramadığı ya da sakat bıraktığı için dışarıda.
Madem kör deney istiyorsun, sonuçları literatürde duruyor Altay
Çıkıkçı kangreni (bonesetter's gangrene) tıpta adı konmuş bir antitedir mesela, bilir misin??
Gambiya serisi:
9 çocuk, yüzde 56'sının kolu omuzdan kesildi, biri sepsisten öldü.
Senegal:
21 çocuk, 16 amputasyon, üstüne tetanoz.
Endonezya, 2024:
Dört yaşında bir çocuğun yer değiştirmiş kol kırığı çıkıkçıya gidince ölü uzva döndü, omuzdan dezartiküle edildi.
Neden oldu bunlar Altay??
Sıkı sargı ve ot lapası, ardından kompartman sendromu, damar tıkanması, kangren.
Dahası, Ponseti serilerine hastalar zaten önce çıkıkçıya gidip sonuç alamadan geliyor.
Senin yapalım dediğin deneyin amputasyon oranı çoktan belli Altay, sen ise tuhaf şekilde çağdışı kalmış yöntemlere hayranlık duyuyor, defalarca denenip rüştünü ispat etmiş yöntemleri sınanmamakla suçluyorsun.
Şimdi özellikle şundan bahsetmek istiyorum:
Senin konferansına gelenlerin cevaplarından yaptığın saçmasapan çıkarım var ya Altay; ortopedi başaramadı, çıkıkçı iyileştirdi, memnunum hikayesi...
Hah o işte tek başına hiçbir şey kanıtlamaz.
Bir, doğal seyir.
Burkulmaların, kaymamış kırıkların, yumuşak doku yaralanmalarının, hatta birçok çıkığın çoğu kendiliğinden toparlar.
İki, ortalamaya gerileme.
İnsan çıkıkçının kapısını ağrının zirvesinde çalar, zaten tabana ineceği anda son dokunduğu şeye minnet eder.
Üç, plasebo ve özgüvenli şovmenlik.
Adam yanlış kaynamış bir kemiğin üstünde memnun memnun gezer, faturayı on yıl sonra artrozla öder. Memnuniyet; kemik doğru dizildi mi, eklem uyumu döndü mü, avasküler nekroz gelişti mi, hiçbirini ölçmez. Bak bununla ilgili çok güzel bir veri var elimizde, sen okumaya zahmet etmezsin tabii, mikrofonların karşısına aklına geleni sallamak daha kolay ne de olsa var dinleyenin.
Ama doğrusu şöyle:
51 bin kişilik ulusal kohortta en memnun çeyrek, en memnuniyetsiz çeyreğe göre daha çok hastaneye yatış, yüzde 9 daha çok harcama ve yüzde 26 daha yüksek ölüm gösterdi.
Memnuniyet bazen iyi sonucu değil, kötü sonucu gölge gibi takip eder.
Ayrıca bunun aynası da senin lehine değil
Bir hastanın ortopediden memnun olmaması, ortopedinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Ortopedist çoğu kez zor ve dürüst olanı söyler:
Bu parçalı kırık altı hafta alçı, üç ay rehabilitasyon demek, ve omzun belki hiç eski performansına dönmeyecek.
Bu sonuçta biyolojik bir sınırı olan sonuç, her şeyi düzelteceğim diye güven yayan çıkıkçıdan daha az memnun eder insanı.
Memnuniyetsizlik çoğu zaman tedavinin değil, asıl yaralanmanın ağırlığının ve beklentinin doğru yönetilmesinin sonucudur.
Sen aynı bozuk cetveli iki yöne birden kullanıyorsun: Çıkıkçıyı taçlandırmaya, ortopedisti mahkum etmeye çalışıyorsun yani.
Ancak Altay, o cetvel ne kemiği ölçer ne sonucu. Bu yaptığının felsefede de adı var. Ben söylemiyim, söylediğine göre okuduğun bir şeyler var felsefede. Bunu da sen anla.
Kapatırken iki şey.
Bir, eğitimin hiçbir cüzünde tıbbın temel mekaniğini sorgulamadığımız iddian düpedüz yanlış.
Patofizyoloji, kırık iyileşme fizyolojisi, biyomekanik, kanıt değerlendirme, humoral teoriden moleküler patolojiye nasıl geçildiğinin tarihi, müfredatın farklı zamanlarını oluşturan parçaları zaten
İki, bilimsel hale getirelim, kör deney yapalım diyen adam, hayatında tek bir deney kurmak yerine bir televizyon programında oturup test edilmemiş versiyonu romantize ediyor, hem de çıkıkçı tıbbı ilerletir mi başlıklı bir klip için.
Önerdiğin o deneyi keşke kendin yapsaydın.
İşte o zaman Gambiya'nın amputasyon oranını ve Senegal'in tetanozunu bulurdun.
Sonra da onlardan kaçınmanın adını koyardın: Ortopedi.
Altay harbi yeter
Sen bilerek mi bu kadar abartı derecede saçmalamaya başladın, yoksa farkında değil misin??
Felsefe okuyan çocuğa Sodyum-Potasyum pompası üzerinden evrim açıklattırmaya kalkıp GÜYA tartışma kazanmış havalarına girdin ya Altay
Senin gibi moleküler temel üzerinden evrim tartışması yönetip galip gelen bir bilgin, çıkıp burada şimdi çıkıkçı güzelliyor.
Altay, sen modern ve gelişmiş her şeye mi karşısın?
Amacın nedir, ne yapmaya çalışıyorsun?
Çıkıkçının sözde beş bin yıllık birikimini yüceltip, tıbbın temelini sorgulamadığımızı, bu bilgiyi kendinin bilimsel hale getirebileceğini üfürüyorsun.
Gel bir kör deney yapalım ha?
Aslında haklısın Altay:
Kör deney yapalım, bilimsel hale getirelim. Doğru
Sıkıntı şu ki o deney çoktan yapıldı, sonucuna ortopedi deniyor.
Çıkıkçının elindeki gerçek sinyal hiçbir zaman çöpe atılmadı.
Çıkığı yerine oturt, traksiyon uygula, immobilize et. Bunların hepsi alındı; anatomiyle, görüntülemeyle, asepsiyle, anesteziyle saflaştırıldı.
Adına kapalı redüksiyon ve ortopedik biyomekanik dendi.
En temiz kanıtı da Ponseti yöntemidir:
Açık cerrahi gerektirmeyen, germe ve alçılamaya dayalı manuel bir teknik, dünyada doğuştan çarpık ayağın altın standardı oldu, çünkü test edildi ve açık ameliyatı vakaların yüzde 95'inde gereksiz kıldı.
Tıp manuel bilgiyi reddetmedi, aksine testten geçen manuel bilgiyi kucakladı.
Beş bin yılın ürettiği gerçek ne varsa zaten içeride. Dışarıda kalan, test edilince ya işe yaramadığı ya da sakat bıraktığı için dışarıda.
Madem kör deney istiyorsun, sonuçları literatürde duruyor Altay
Çıkıkçı kangreni (bonesetter's gangrene) tıpta adı konmuş bir antitedir mesela, bilir misin??
Gambiya serisi:
9 çocuk, yüzde 56'sının kolu omuzdan kesildi, biri sepsisten öldü.
Senegal:
21 çocuk, 16 amputasyon, üstüne tetanoz.
Endonezya, 2024:
Dört yaşında bir çocuğun yer değiştirmiş kol kırığı çıkıkçıya gidince ölü uzva döndü, omuzdan dezartiküle edildi.
Neden oldu bunlar Altay??
Sıkı sargı ve ot lapası, ardından kompartman sendromu, damar tıkanması, kangren.
Dahası, Ponseti serilerine hastalar zaten önce çıkıkçıya gidip sonuç alamadan geliyor.
Senin yapalım dediğin deneyin amputasyon oranı çoktan belli Altay, sen ise tuhaf şekilde çağdışı kalmış yöntemlere hayranlık duyuyor, defalarca denenip rüştünü ispat etmiş yöntemleri sınanmamakla suçluyorsun.
Şimdi özellikle şundan bahsetmek istiyorum:
Senin konferansına gelenlerin cevaplarından yaptığın saçmasapan çıkarım var ya Altay; ortopedi başaramadı, çıkıkçı iyileştirdi, memnunum hikayesi...
Hah o işte tek başına hiçbir şey kanıtlamaz.
Bir, doğal seyir.
Burkulmaların, kaymamış kırıkların, yumuşak doku yaralanmalarının, hatta birçok çıkığın çoğu kendiliğinden toparlar.
İki, ortalamaya gerileme.
İnsan çıkıkçının kapısını ağrının zirvesinde çalar, zaten tabana ineceği anda son dokunduğu şeye minnet eder.
Üç, plasebo ve özgüvenli şovmenlik.
Adam yanlış kaynamış bir kemiğin üstünde memnun memnun gezer, faturayı on yıl sonra artrozla öder. Memnuniyet; kemik doğru dizildi mi, eklem uyumu döndü mü, avasküler nekroz gelişti mi, hiçbirini ölçmez. Bak bununla ilgili çok güzel bir veri var elimizde, sen okumaya zahmet etmezsin tabii, mikrofonların karşısına aklına geleni sallamak daha kolay ne de olsa var dinleyenin.
Ama doğrusu şöyle:
51 bin kişilik ulusal kohortta en memnun çeyrek, en memnuniyetsiz çeyreğe göre daha çok hastaneye yatış, yüzde 9 daha çok harcama ve yüzde 26 daha yüksek ölüm gösterdi.
Memnuniyet bazen iyi sonucu değil, kötü sonucu gölge gibi takip eder.
Ayrıca bunun aynası da senin lehine değil
Bir hastanın ortopediden memnun olmaması, ortopedinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Ortopedist çoğu kez zor ve dürüst olanı söyler:
Bu parçalı kırık altı hafta alçı, üç ay rehabilitasyon demek, ve omzun belki hiç eski performansına dönmeyecek.
Bu sonuçta biyolojik bir sınırı olan sonuç, her şeyi düzelteceğim diye güven yayan çıkıkçıdan daha az memnun eder insanı.
Memnuniyetsizlik çoğu zaman tedavinin değil, asıl yaralanmanın ağırlığının ve beklentinin doğru yönetilmesinin sonucudur.
Sen aynı bozuk cetveli iki yöne birden kullanıyorsun: Çıkıkçıyı taçlandırmaya, ortopedisti mahkum etmeye çalışıyorsun yani.
Ancak Altay, o cetvel ne kemiği ölçer ne sonucu. Bu yaptığının felsefede de adı var. Ben söylemiyim, söylediğine göre okuduğun bir şeyler var felsefede. Bunu da sen anla.
Kapatırken iki şey.
Bir, eğitimin hiçbir cüzünde tıbbın temel mekaniğini sorgulamadığımız iddian düpedüz yanlış.
Patofizyoloji, kırık iyileşme fizyolojisi, biyomekanik, kanıt değerlendirme, humoral teoriden moleküler patolojiye nasıl geçildiğinin tarihi, müfredatın farklı zamanlarını oluşturan parçaları zaten
İki, bilimsel hale getirelim, kör deney yapalım diyen adam, hayatında tek bir deney kurmak yerine bir televizyon programında oturup test edilmemiş versiyonu romantize ediyor, hem de çıkıkçı tıbbı ilerletir mi başlıklı bir klip için.
Önerdiğin o deneyi keşke kendin yapsaydın.
İşte o zaman Gambiya'nın amputasyon oranını ve Senegal'in tetanozunu bulurdun.
Sonra da onlardan kaçınmanın adını koyardın: Ortopedi.
Nietzsche’s “God is Dead” & the Religion of Scientism
When Nietzsche said God is dead, he wasn’t celebrating.
He was warning.
The full statement is almost never quoted. “God is dead. God remains dead. And we have killed him. How shall we comfort ourselves, the murderers of all murderers?”
His concern was not theological. It was psychological. He understood that human beings cannot live without a source of ultimate authority, ultimate meaning, ultimate certainty. Remove one, and they will construct another.
The question was never whether people would have a god.
The question was what form the next one would take.
In 2020, it wore a lab coat and held a press conference.
Understand the distinction Nietzsche would have drawn, the one that matters here. Science is a method. A rigorous, self-correcting, uncertainty-tolerant process for testing claims against evidence. It is among the most valuable intellectual achievements in human history.
Scientism is a religion. Vaccines became a religion. It is the transference of theological deference onto scientific institutions, the treatment of institutional consensus as sacred text, of credentialed authority as priesthood, of dissent as heresy.
Trust the science was never a scientific statement. Science doesn’t ask to be trusted. It asks to be tested.
Trust the science was a theological statement. It meant: submit to the authority of those who speak in science’s name.
The rituals were religious in structure.
The masks as visible markers of faith. The social exclusion of the uncompliant as excommunication. The language of “following the guidance” as liturgical recitation. The designated experts as an infallible magisterium.
And like every religious institution, it dealt with heterodoxy not through evidence but through authority.
Scientists who questioned were not refuted. They were deplatformed, defunded, and destroyed professionally.
Heresy is not answered with argument. It is answered with punishment.
Nietzsche’s challenge is the same one he always issued: have the courage to live without a guaranteed certainty. Tolerate the discomfort of not knowing. Resist the comfort of handing your judgment to any authority that promises to carry it for you.
That is harder than faith. It requires more strength.
Which is exactly why Nietzsche recommended it.
İsa aleyhisselamın şöyle dediği rivayet edilmiş:
Suyun ve ateşin bir kapta bir arada bulunamayacağı gibi dünya ve ahiret sevgisi de müminin kalbinde bir arada bulunmaz.
It's rewarding when a case brings together cerebrovascular, spine, and endovascular surgery. Great work by @EvaWuMD and @MMotiwalaMD on publishing this unique case and highlighting the value of multidisciplinary neurosurgical care. @cvsection@NeurosurgeryCNS
Microsurgical Resection of a Type IVb Perimedullary Spinal... : Operative Neurosurgery https://t.co/NXeWQMWbjH
Neuroanatomy teaser: This patient presents w/atypical face pain unresponsive to microvascular decompression & C1 spinal cord stimulator. Weird!? Turns out a cuneate medullary cavernoma was triggering spinal trigeminal nucleus on its descent to C3 & its resection cured her…
Allah ilminizi ziyade etsin abi. Yazdıklarınıza harfiyen katılmakla beraber biraz daha açmak faydalı olur diye düşünüyorum. Tartışılan bağlamı alemdeki yönetimi deruhte etmekten ziyade alemdeki yönetimden asgari behre sahibi olmak şeklinde ele almak daha isabetlidir diye düşünüyorum. Münakaşanın herhangi bir taraf’ından alemdeki yönetimin tamamen deruhte edildiğine dair bir iddia ya da itikad beyanına şahsen rastlamadım.
Vefat edenlerin ervahı ile alem-i şehadetin münasebeti muhalliği veya doğruluğu veya sıdkı kizbinden maada burada doğrudan doğruya “ehli sünnet itikadına aykırılık” söz konusu ediliyor. Bunu iddia edenler tasarrufun Allah’ın irade ve kudretinden azade olarak gerçekleştiğine inanıldığını ima ederek bunu söylüyorlarsa, bu yersiz bir ithamdır. Çünkü tasarrufu savunan muhatabın Allah’ın irade ve kudretinden azade olarak gerçekleştiğine dair iltizam-ı mezhebini göstermeleri gerekir.
Yahut ehli sünnet itikadına aykırı olduğunu söyleyenler, velev Allah’ın irade ve kudretinin dahliyle olsun, vefat edenin tasarruffunun söz konusu olmadığını ve ehli sünnet itikadının bu hükm üzere olduğunu ispat etmelidir. Lakin biz cümle ehli sünnet büyüklerinin müellefatından tasarrufun ehli sünnete aykırı değil, bilakis ehli sünnete muvafık olduğunu görüyoruz.
Burada calibi dikkat olan yer, günümüze değin Hâlidîlik ile tevarüs etmiş Nakşiliğin herkes tarafından bilinen ve kabul edilen, itikaden de sakınca taşıdığı hiç hatra gelmemiş duruşu ve kabulü bir anda itikada aykırı hale getirildi. Yakın geçmişe kadar bu itirazları duymazdık hiç. Tasavvufta bir çizgi değişikliği çabası olduğu muhakkak ve bunu fark etmemek neredeyse mümkün değil. Belki de politik okumalıyız biraz.
Saygı ile.
sırf mukallid olur, molla zannettiği her kimseye tâbi bulunur ve onları hak olsun bâtıl olsun herhangi bir şeyle tefsîr eden sahte mollaları dinler hâle gelir.
Münazara İlminden ma‘rifet melekesi bulunmayan kimse, ilimlerde vâki‘ olan bahisleri, husûsan kelâm ve usûl-i fıkıhtaki bahisleri neredeyse anlayamaz. Artık i‘tikâdı vâcip olan hak akîdeleri ve kat‘î delîlleri başkalarından temyîze kâdir olamaz;
Avamın hikmet, tarikat ve din tasavvurundan daha yüksek bir hikmet, tarikat ve dine talip olan kimse, avâmî-umumî konuşma tarzlarından istinbat etmek suretiyle kendisini rezil ü rüsvay eder.
Elon Musk’ın beyin-bilgisayar arayüzü şirketi Neuralink, kör şekilde doğan bebeklerin görme yetisini yeniden kazandırmaya yardımcı olacak bir cihaz test ediyor.
İnsan testlerine bu yılın sonunda başlanması bekleniyor.