“Her şeyin herkese anlatılmayacağını öğrenene kadar çok tanışacak, çok konuşacak, çok yanılacaksın.” Demişti birisi. İnsanlar hakkında ne kadar az şey bilirlerse, sen o kadar özgür oluyorsun. Hayat boyunca bazı şeyler sır kalmalı. Anlatmak rahatlatıcı bir eylem ama çok tehlikeli.
İnsanın en büyük sınavı, kimsenin görmediği yerde kim olduğudur." der Stefan Zweig. Alkışın olmadığı, övgünün sustuğu, kimsenin şahitlik etmediği o anlarda ortaya çıkan hâl, insanın gerçek "ben"idir.
Güzelliğine güvenme demiyorum. Ama artık kimse bu konuda özel değil. Herkes biraz güzel, biraz havalı, biraz gösterişli. Filtreler, estetikler, pozlar çağındayız. Gerçek fark; saygınlıkta, zekâda, insanlara dokunuşta. Parlak görünen çok, ama ışık veren az.
Üstada sormuşlar “Bu bayram Ne keselim?” Diye,
Önce gıybeti kes,
Yalan konuşmayı kes,
Kul hakkı yemeyi kes,
Haram lokmayı kes,
Kötülüğü kes,
Sonra kurban kes.
“ Eğer bunları kesmezsen, ne kesersen kes!”
Mutlu bayramlar …
Dengi olmayan birini hayatına alıp huzurlu olanı görmedim. Bir taraf, ulaşamadığı seviyenin hıncını çıkarır; diğer taraf ise sürekli anlaşılmamaya mahkum kalır. Denklik, statü ya da parayla değil, vizyon, karakter ve dünya görüşüyle ölçülür.
Çok iyi bir insan olduğumu iddia edemem ama içim rahat. Kimsenin umutlarını çalmadım, hiç kimsenin iyiye olan inancını yitirmesine sebep vermedim.
Kimseyi bulutların üzerine çıkarıp oradan yere bırakmadım. Ben hep oldugum yerde durdum; iyiliğim dokunmayacaksa, kötülügüm de dokunmasin diye sadece durdum. İçim rahat. İçi rahat olmayanlara sabırlar dilerim.