Youtube kanalımda, Berlin’in meyhanelerini gezdiğim bir video serisine başladım. İlk bölümde İstanbul’dan bildiğimiz Müşterek Meyhane’nin Berlin’deki yeni şubesine gittim. İlgisini çekenler için link: https://t.co/6nfbhmlqDJ
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Erkeklerin eline ufacık bir güç geçtiği an ilk işleri kadınları susturmaya çalışmak oluyor.
Zeki Demirkubuz da bu iktidar bağımlılarından . Kendini, elindeki gücü o kadar seviyor ki doğru yerden tuttuğu mevzularda (Kader filminde mesela) bile, ataerkiden aldığı gücü ...
-Almanya Sol Parti’nin seçim başarısının sebeplerini
-Partinin yükselişini neden umut verici bulmadığımı
-BSW’nin baraj altında kalmasının sebeplerini ve
-Göçmenler arasında popülaritesini giderek artıran ırkçı parti AfD’yi yazdım. İyi okumalar dilerim.
Dört Ayaklı Şehir uzun yıllardır araştırma odaklı kent, hayvan, doğa savunuculuğu yürütüyor. Araştırma birikimini aktardığı ve paylaştığı artık bir radyosu da var.
Takip etmek ve dinlemek için:
https://t.co/YwmfB1SzvC
New Publication! 📢
On the second anniversary of the earthquake in Turkey, @cizenbayanelf and I published our chapter “Beyond the Disaster: Vulnerability of Governance in the Turkey-Syria Earthquake”.
Full chapter here: https://t.co/IGYXbYKuG2
Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası olarak iş güvencesi kırmızı çizgimizdir. Kadir Has Üniversitesi’nde işten çıkarmalara sessiz kalmayacağız! @khasedutr
2008’de asgari ücret 500 liraydı. İstanbul Üniversitesi’ne yeni girmişim. Cepte beş kuruş para yok. Yeni geldiğim bir metropol. Hemen iş bulamam. 160 lira öğrenim kredisi alıyorum. Yemekhane 50 kuruştu. Bir emekçi çocuğu olarak bu sayede iki öğün yemek yiyebiliyordum. Dolduruyordum karta parayı, bazen arkadaşlara bile ısmarlıyordum. Hayati pek çok gider aşırı pahalı olduğu için okulda ucuza yemek beni inanılmaz rahatlatıyordu. Sonraki yıllarda sırasıyla 75 kuruş, 1 lira, 1.25 oldu. Yanılmıyorsam 1.25 olduğunda büyük bir boykot örgütledik. Diğer okullarda 2.5’a yemek yendiği için yönetim bu argümanı sunuyordu. Biz ise öğrencinin durumunu anlatıyorduk. Kiraların arttığı, burslardaki artışın alım gücünde artışa neden olmadığını ve okulda yenilen 2 öğünün ne kadar hayati olduğunu… onlar dinlemedi, biz de dinlemedik. Okulda aşağıdaki fotolarda gördüğünüz boykotu örgütledik. O dönem de bazı insanlar “1.25 ucuz ya ne olacak” diyordu. Ama cevabını alınca da susuyordu. Şimdiki gibi arsız arsız sınav puanı hikayeleri sıralamıyordu. Çünkü o dönem üniversitelerde güçlü bir sol vardı. Ve bu sol, öğrencinin gerçek gündemlerinde doğru tavır aldığında diğer öğrencileri de harekete geçirebiliyordu. Yemekhane fiyatlarından tutun da akademik kıyıma kadar her şeyin yolu solu üniversitelerde yok etmekten geçiyordu. Bu nedenle özellikle Gezi sonrası üniversitelere muazzam bir saldırı gerçekleşti. Solcu öğrenciler uzaklaştırıldı. Böylece zamlar, tasfiyeler daha rahat yapıldı. Ama bakın bugün bile hala yemekhanelerde zamlara karşı direnenler var. Bugün bile okuluna sahip çıkanlar var. Saldırdılar ama yok edemediler. Asla da edemezler. Twitter’ın düşük profilli liberallerine bakmayın siz, yoksul insanların bir öğünü iki öğünü ucuza getirmesi ve bunu üniversite çatısı altında yapabilmesi önemli bir kazanımdır. Buradan geri adım atılırsa yarın bir gün parası olmayan okumasın saçmalığı da normalleşir. Sol varolduğu sürece Türkiye hiçbir zaman öyle bir ülke olmayacak!
Not: Fotolar için Didem Alptekin’e teşekkürler. İyi ki var da üniversite hayatımızı, mücadele hayatımızı kare kare hatırlayabiliyoruz sayesinde.
2012’de yürürlüğe giren Afet Yasasını ve sonrasında uygulanan kentsel dönüşüm projelerinin tanıtım filmlerini konu alan tezime aşağıdan ulaşabilirsiniz 🌸